
Esas No: 2015/4688
Karar No: 2015/4688
Karar Tarihi: 12/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ZELİHA İÇYER VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/4688) |
|
Karar Tarihi: 12/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan y. |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Mehmet Sadık YAMLI |
Başvurucular |
: |
1. Zeliha İÇYER |
|
|
2. Önder İÇYER |
|
|
3. Saadet KAYA |
|
|
4. Türkan GÜLBEZ |
|
|
5. Yıldız BIYIK |
|
|
6. Kader KULU |
|
|
7. İsmail İÇYER |
|
|
8. Elif ARTUT |
|
|
9. İbrahim İÇYER |
|
|
10. Gülseren BOZOOĞLU |
Vekilleri |
: |
Av. Meral HANBAYAT YEŞİL |
|
|
Av. Mehmet Ali KIRDÖK |
|
|
Av. Ümit SİSLİGÜN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik
tazmin edilmesi, manevi zararların ise tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet
hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede
sonuçlandırılmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurucu Aydın İçyer 14/7/2017
tarihinde vefat etmiştir.
6. Başvurucunun eşi Zeliha İçyer ve
çocukları olan diğer başvurucular 6/10/2017 tarihinde kayda giren dilekçeyle
başvuruya devam etmek istediklerini bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların murisi Aydın İçyer,
Tunceli"nin Ovacık ilçesi Eğrikavak köyünde ikamet
etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyünün
boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiş;
17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların
Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarının karşılanması talebiyle
Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna
(Komisyon) başvurmuştur. Komisyon 6/10/2009 tarihli kararıyla 14.653,23 TL
ödenmesine karar vermiştir.
9. Söz konusu tutarı yeterli bulmayan Aydın İçyer
dava açmıştır. Dava dilekçesinde, zararın Komisyonca belirlenen tutardan çok
daha yüksek olduğu belirtilerek Komisyonun 6/10/2009 tarihli işleminin iptaline
ve 5233 sayılı Kanun"daki esaslar çerçevesinde 95.000 TL maddi ve 5.000 TL
manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.
10. Elazığ 2. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 3/10/2012
tarihli kararıyla eksik incelemeye dayalı olduğu gerekçesiyle Komisyon
kararının iptaline, maddi tazminat istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine
yer olmadığına, manevi tazminat isteminin ise 5233 sayılı Kanun"da
düzenlenmediğinden reddine karar vermiştir.
11. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci
Dairesi (Daire), ilk derece mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu,
dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek
nitelikte görülmediğini belirterek kararı 12/12/2013 tarihinde onamıştır.
12. Karar düzeltme talebi de Dairenin 11/12/2014 tarihli kararı
ile reddedilmiştir. Bu karar 25/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucuların murisi 13/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
14. Bu arada iptal kararı üzerine anılan Komisyon tarafından
yeniden yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu 10/12/2013 tarihli kararla
32.764,33 TL ödenmesine karar verilmiştir.
15. Aydın İçyer, hesaplanan bu tutarı
kabul etmiştir. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile
birlikte gönderilen ve “Yukarıda ayni/nakdi
olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun
tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış
olduğunu kabul ve taahhüt ederim” beyanını içeren sulhname başvurucunun avukatı tarafından imzalanmış ve söz
konusu tutar başvurucunun avukatının hesabına 5/6/2014 tarihinde yatırılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun"un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,
geçici 4. maddeleri (Celal Demir,
B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
17. İlgili diğer ulusal hukuk için bkz. Ali Ekber Çeçi ve diğerleri, B. No:
2015/5463, 23/1/2019, §§ 18-25.
B. Uluslararası Hukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruya
benzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle
uğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhname
imzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararla
manevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan
bir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,
28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının
-taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki bu
uzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza
son verdiği gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
19. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözüm
beyanlarında (sulhnamelerde) manevi tazminattan söz
edilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeye
ilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru
sahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil
edildiğini, bu hâlde başvuranların 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının
manevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını da bu anlaşmaların
sonuçlarından habersiz oldukları iddiasını da ileri süremeyeceklerini
belirtmiştir. AİHM"e göre söz konusu düzenleme,
başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerini
gerektirmektedir. Sonuç olarak uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu
ödemeyle ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle
başvuranların şikâyette bulunamayacaklarına hükmedilmiştir (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
20. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besicilikten
elde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesine
ilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgili
yukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğu
kanaatinde olup AİHM"e göre sulhnamelerin
imzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı kalkmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).
21. Diğer taraftan AİHM, Ergezen/Türkiye (B. No: 73359/10, 8/4/2014) başvurusunda
başvurucunun başvuruda bulunduktan sonra ölmesi üzerine yakınlarının başvuruya
devam etmeyi istemeleri durumu ile başvurudan önce ölen kişi adına doğrudan
ölenin yakınları tarafından AİHM"e başvuruda bulunma
durumunun ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Ergezen/Türkiye, §§ 27, 28; benzer yöndeki karar
için bkz. Valentin Câmpeanu Adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], B.
No: 47848/08, 17/7/2014, § 97).
22. AİHM ilke olarak asıl başvurucu tarafından ölmeden önce
yapılan bir başvurunun ölenin yakınları tarafından takip edilebilmesi için bu
kişilerin başvurunun devamında yeterli menfaatlerinin olması gerektiğini
belirtmektedir (Hristozov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 47039/11
ve 358/12, 13/11/2012, § 71; Valentin Câmpeanu Adına Hukuki
Kaynaklar Merkezi/Romanya, § 97). Çünkü bu durumda asıl başvurucu
kişisel tercihini kullanarak Sözleşme"den doğan
haklarının ihlal edildiği yönünde ölmeden önce bizzat başvuruda bulunmuştur (Ergezen/Türkiye, § 29).
23. AİHM"e göre asıl başvurucu
tarafından ölmeden önce yapılan bir başvuruda belirleyici husus başvuruya konu
hakkın mirasçılara devredilip edilemeyeceği değil başvuruya devam etmek isteyen
yakınlarının bu konuda meşru menfaatlerinin bulunup bulunmadığıdır (Ergezen/Türkiye, § 29).
24. Ancak AİHM"e göre başvuru karara
bağlanmadan önce ölen kişinin başvuruya devam etmek isteyen yakınlarının
bulunmaması veya bu türden bir istekte bulunan kişilerin başvurucunun mirasçısı
ya da yeterince yakın akrabası olmaması yahut ölenin yakınlarının başvurunun
devamında meşru menfaatlerinin bulunduğunu ortaya koyamaması hâlinde düşme
kararı verilebilir (benzer yönde bir karar için bkz. Leger/Fransa [BD], B. No: 19324/02, 30/3/2009, § 50). Ancak
Sözleşme"nin uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve
sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı
hâllerde incelemeye devam edebilir (benzer yönde bir karar için bkz. Karner/Avusturya, B. No: 40016/98, 24/7/2003 §§
25-28).
25. AİHM Ergezen/Türkiye başvurusunda, başvuruda
bulunduktan sonra vefat eden başvurucunun yakınlarının başvuruya devam etme
isteklerini, ellerindeki belgelere göre yeterli menfaatleri bulunduğu
gerekçesiyle kabul etmiş ve yargılamanın makul süreyi aştığı sonucuna ulaşarak
Sözleşme"nin 6. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Ön Sorun
27. Somut olayda Aydın İçyer, başvuruda bulunduktan sonra 14/7/2017
vefat etmiştir. Mirasçıları 6/10/2017 tarihinde verdikleri dilekçeyle başvuruyu
takip etmek istediklerini beyan etmişlerdir.
28. Başvuru genel olarak terörle mücadele kapsamında Aydın İçyer"in köyünü terke zorlanması üzerine 5233 sayılı Kanun kapsamında
yaptığı maddi ve manevi tazminat talebinin kısmen kabul edilmesi nedeniyle
mülkiyet hakkının ve buna ilişkin açtığı davada adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
29. Anayasa Mahkemesi, somut olaya kısmen benzer şikâyetin
incelendiği Adile Melekoğlu ve diğerleri
(B. No: 2015/1630, 22/1/2019, §§ 44-49) kararında; başvuruya konu olayda
istenen manevi tazminatın köyden göç edilmesine ilişkin olaylar nedeniyle
mirasçıların değil murisin çektiği ileri sürülen ruhsal elem ve üzüntülerin giderimini amaçladığı, bu yönüyle mirasçıları doğrudan
etkilediğinin ileri sürülemeyeceği, murisin de hayatta iken manevi tazminat
yönünde iradesini ortaya koymadığı görüldüğünden başvurucuların manevi tazminat
istemi yönünden doğrudan veya dolaylı mağdur sıfatını taşımadıkları sonucuna
varmıştır.
30. Somut olayda ise başvurucuların murisi hayatta iken manevi
tazminata ilişkin şikâyetini derece mahkemeleri önünde dile getirdiği gibi bu
şikâyetinin karşılanmadığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine de taşımıştır.
Dolayısıyla somut olayda gerek manevi tazminat istemi yönünden gerekse diğer
şikâyetler yönünden başvuruya devam etmede yeterli menfaatleri bulunduğu
değerlendirilen mirasçılar yönünden başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik
bulunmamaktadır.
31. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, davayı takip hakkı kendine
geçenlerin başvuruya devam etmek istediklerine ilişkin taleplerini ölüm
tarihinden itibaren dört ay içinde Anayasa Mahkemesine iletmeleri gerektiğini
kabul etmektedir (T.G., B. No:
2017/21163, 9/1/2019, § 20). Mirasçıların başvuruya devam etme talebinin dört aylık süre içinde yapıldığı açıktır.
B. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Maddi Zararların Eksik
Tazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu; Komisyon kararında köyü terkten önceki hayvan
varlığının dikkate alınmadığını, mülkünden mahrum kaldığı sürenin yedi yıl
olarak kabul edildiğini, oysa bu sürenin dokuz yıl olduğunu belirterek eksik
tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
33. Somut olayda başvurucu, terör ve terörle mücadele kapsamında
yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233
sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tespit edilen zararları
öngörülen birim fiyatlara tabi tutarak bir tazminat miktarı belirlemiş, ancak
belirlenen tazminatı kabul etmeyen başvurucu konuyu yargıya taşımıştır. Açılan
davalar sonucunda idari yargı yeri maddi tazminat yönünden Komisyon kararını
hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Nihayetinde Komisyon tarafından yeniden
hesaplama yapılmış ve belirlenen tutar başvurucu tarafından kabul edilmiş,
yeniden yargıya taşınmamıştır. Bir başka deyişle başvurucu sulh teklifini kabul
etmiştir (bkz. §§ 8-15).
34. Bireysel başvuruda bir hakkın ihlal edildiğine karar
verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamu gücü
kullanımına dayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı anda mevcut olması ve başvuru
hakkında karar verileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk
statüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet
ettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut olup olmadığı ve
muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği incelenmelidir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, § 36).
35. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerinin
anlaşma ile karşılanması da mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder (Arman Mazman, B.
No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).
36. Başvuruya konu olayda eksik hesaplandığı iddia edilen
zararın miktarı üzerinde başvurucunun idareyle anlaşma sağlamış ve sulhnameyi imzalamış olması sebebiyle maddi mağduriyetinin
açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır.
Başvurucuların murisinin, Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının
tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağı tümüyle davalı idareden tahsil
etmesi sebebiyle mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak
yönünden mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir. Başvurucuların
murisinin, Komisyonun sulhname teklifini avukatı
aracılığıyla kabul etmesinden ve sulhnamenin muris
adına avukatı tarafından imzalanmasından dolayı murisin maddi tazminat
iddialarını sona erdiren sulhnamenin bu hukuki
sonucundan habersiz olduğu da düşünülemez. Öte yandan Komisyon tarafından
ödenmesine karar verilen tazminat tutarının ödenmediği ya da eksik ödendiği
yönünde bir iddia da yoktur.
37. Diğer taraftan manevi tazminat 5233 sayılı Kanun"da
öngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açık
olup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevi
tazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
38. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklanan
mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucunun mağdurluk statüsünü
kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik
şartları yönünden incelenmeksizin kişi
bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Manevi Zararların
Tazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
39. Başvurucu, manevi zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle
mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
40. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi
tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel
başvuruya konu olmuş ve bu konuda verilen kararlarda başvurucuların terör
eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat ödenmesi ile
giderilmesine ilişkin olarak 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla birlikte
idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep hakkına
sahip olduğu belirtilmiştir (Özden Sayar ve
Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
41. Bir başka deyişle 5233 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi ve
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği
üzere maddi zararların giderilmesine ilişkin özel bir usul öngörmekle birlikte
manevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir
kanundur. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 12.
ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veya eylemlerinden dolayı hakları ihlal
edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233
sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan
zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas
Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).
42. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun
manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre
açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.
Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun
kapsamında değil 5233 sayılı Kanun"dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel
prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.
43.
Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları davaların niteliği ve
manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getiriş biçimleri özel önem taşır.
Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtilen içtihada uygun şekilde yani genel
hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun"un ilgili maddelerinde belirtilen
usullere göre mi açıldığının yoksa manevi tazminat talebinin 5233 sayılı
Kanun"a mı dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.
44. Aydın İçyer"in İdare Mahkemesine
sunduğu dava dilekçesinin incelenmesinden dilekçenin sonuç ve istem kısmında
5233 sayılı Kanun"daki esaslar çerçevesinde 95.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi
tazminat ödenmesine karar verilmesini istediği, bir başka deyişle başvurucunun
davasını 5233 sayılı Kanun kapsamında açtığı ve taleplerini anılan Kanun"a
dayandırdığı görülmektedir.
45. Başvurucuların murisinin dava dilekçesindeki talepleri ve
dayanakları bağlamında inceleme yapan İdare Mahkemesi, anılan iddialara yönelik
olarak 5233 sayılı Kanun"un sadece maddi zararların karşılanmasını düzenlediği,
manevi zararların tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer vermediği,
dolayısıyla talep edilen manevi zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında
karşılanmasına imkân bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat istemini
reddetmiştir. 5233 sayılı Kanun kapsamında talep edilen, 2577 sayılı Kanun"un
genel hükümlerine dayanılmayan manevi tazminat isteminin reddine ilişkin karar
Danıştay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
46. Somut olayda Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulu içtihatlarında belirtildiği şekilde manevi tazminat istemiyle
genel hükümlere göre tam yargı davası açılmadığından manevi tazminat istemiyle
5233 sayılı Kanun kapsamında açılan davada derece mahkemelerinin söz konusu
istemin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanmasına imkân bulunmadığı
değerlendirmesini yaparak reddetmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin
olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
48. Başvurucuların murisi; köyü terk etmeden önceki hayvan
varlığına ilişkin iddialarının dikkate alınmaması ve derece mahkemelerinin bu
konuda gerekçelerinin bulunmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının da
ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca 5233 sayılı Kanun kapsamında
başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede
sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddia edilmiştir.
2. Değerlendirme
49. Somut olayda sulhname imzalanarak
maddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiği konusunda yukarıda yer
verilen mülkiyet hakkıyla ilgili gerekçedeki değerlendirme ve varılan sonuç
gözetildiğinde usul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı
şikâyetlerin tekrar incelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu
nedenle bu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürülen benzer
mahiyetteki şikâyetlerin incelenmesine gerek görülmemiştir.
50. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin
şikâyet sulhname imzalanmasından bağımsız olduğundan
ve başvurucunun temel şikâyetlerinden ayrı olarak ele alınabilecek nitelikte
olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme yapılmıştır.
51. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra yürürlüğe giren 25/7/2018
tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek
Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
52. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi
ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından
incelenmesi öngörülmüştür.
53. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)
kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya
da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara
ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru
imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve
yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden
inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).
54. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun
kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi
olduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
55. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.