
Esas No: 2017/37727
Karar No: 2017/37727
Karar Tarihi: 12/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ALİ EFENDİ PEKSAK BAŞVURUSU (2) |
(Başvuru Numarası: 2017/37727) |
|
Karar Tarihi: 12/9/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan y. |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
Üyeler |
: |
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Fatih
HATİPOĞLU |
Başvurucu |
: |
Ali Efendi
PEKSAK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,
tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme
önüne çıkarılmaksızın yapılması, özel soruşturma usulüne uyulmayarak yetkili
olmayan mahkemelerce tutukluluk incelemesi yapılması ya da itirazın
değerlendirilmesi, tutukluluk incelemelerinin süresinde yapılmaması ve tahliye
taleplerinin değerlendirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının; usule aykırı şekilde sorgu yapılması nedeniyle kötü muamele yasağının;
özensiz olarak yürütülen soruşturma sonunda iddianame düzenlenmesi ve savunma
hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/11/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle
karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde
olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son
bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu
teşebbüsün arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve
son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz
ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe
girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile
FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok
sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma
başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine
yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla
başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama
tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 51, 350).
8. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme
(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri
uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya
kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek
Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.
9. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda
FETÖ/PDY"nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul
etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde
(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz
mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde
verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir
[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY"nin
silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.
10. FETÖ/PDY"nin (genel özelliklerine
ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak
soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,
başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere
maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlere önceki kararlarda ayrıntılı
şekilde yer verilmiştir (Selçuk Özdemir,
§ 22).
B. Başvurucuya İlişkin
Süreç
11. Kocaeli Adliyesinde hâkim olarak görev yapan başvurucu
hakkında 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY"nin hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla
soruşturma başlatılmıştır.
12. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi
16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016
tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir.
13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden
uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı
üzerine başvurucu, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 16/7/2016
tarihinde gözaltına alınmıştır.
14. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni ortadan
kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından
tutuklanması istemiyle Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
15. Başvurucunun sorgusu Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince
20/7/2016 tarihinde yapılmıştır.
16. Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun silahlı terör
örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.
17. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Kocaeli 2. Sulh
Ceza Hâkimliği 25/7/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazı reddetmiştir.
18. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/4/2017 tarihli
iddianameyle başvurucunun anayasal
düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,Türkiye
Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye
teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini
yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması istemiyle
hakkında kamu davası açmıştır.
19.İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 22/5/2017 tarihinde
iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/143 sayılı dosya üzerinden yargılama
başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte tensiple birlikte başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına, Mahkemenin görevsiz olduğuna ve yargılamanın yapılması için
dosyanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesine
gönderilmesine karar vermiştir.
20. Başvurucunun anılan görevsizlik ve tutukluluk hâlinin devamı
kararına yaptığı itiraz İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından İstanbul
26. Ağır Ceza Mahkemesince ortaya konulan gerekçelere atfen 7/6/2017 tarihinde
kesin olarak reddedilmiştir.
21. Görevsizlik kararı üzerine yargılamaya Yargıtay 16. Ceza
Dairesinin E.2017/10 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur. Daire 19/6/2017
tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
22. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Yargıtay 17. Ceza
Dairesi tarafından 14/7/2017 tarihinde reddedilmiştir.
23.Başvurucu 15/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
24. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 18/7/2017 tarihinde Dairenin
görevsizliğine karar vererek görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için dosyanın
Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir. Daire görevsizlik
kararı ile birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar
vermiştir.
25. Başvurucu 2/8/2017 tarihinde tutukluluk hâlinin devamına
dair karara itiraz etmiş, Yargıtay 16. Ceza Dairesi 7/8/2017 tarihinde
kararında düzeltmeye yer olmadığına karar vererek dosyayı incelenmek üzere
itiraz mercii olan Yargıtay 17. Ceza Dairesine göndermiştir.
26. Yargıtay 17. Ceza Dairesi 14/8/2017 tarihinde itirazın kesin
olarak reddine karar vermiştir.
27. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10/10/2017 tarihinde İstanbul 26.
Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve ilk derece
mahkemesi sıfatıyla yargılamayı yapmak üzere dosyanın İstanbul 26. Ağır Ceza
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
28. Anılan görevsizlik kararı üzerine yargılamaya İstanbul 26.
Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/216 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuş,
Mahkeme 22/11/2017 tarihinde tensiben başvurucunun
tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
29. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 13/2/2018 tarihinde yaptığı
ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Mahkeme anılan duruşma sonunda
başvurucunun tutukluluk halinin devamına da karar vermiştir.
30. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 17/1/2019 tarihinde yaptığı
duruşmada terör örgütüne üye olma suçundan
başvurucunun 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme
anılan duruşma sonunda hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin
devamına da karar vermiştir.
31. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava
istinaf mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
32. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§
24-39.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Gözaltına Almanın
Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortaya konulmadan
ve hâkimler için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde yakalanıp
gözaltına alındığını ve üç gün boyunca gereksiz yere gözaltında tutulduğunu
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür. Başvurucu ek beyan
dilekçesiyle anılan şikâyete ilişkin olarak açtığı tazminat davasının
reddedildiğini bildirmiş ve buna ilişkin kararı dosyaya sunmuştur.
2. Değerlendirme
35. Başvuru konusu olayda ileri sürülen gözaltına almanın hukuka aykırı olduğu
iddiasıyla ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve
başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden
Birinci Bölüm Birinci Komisyon
tarafından yapılan inceleme sonunda başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilmezlik kararı verildiği
tespit edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru
niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca
başvurucunun ek beyan dilekçesinde sunduğu belgeler incelendiğinde başvurucunun
haksız gözaltı nedeniyle Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı davanın
Mahkemece 6/4/2018 tarihli kararla davanın bir yıllık hak düşürücü sürede
açılmadığı gerekçesiyle istinaf kanun yolu açık olmak üzere reddedildiği
görülmüştür. Başvurucunun yine haksız gözaltı nedeniyle Kocaeli 1. Ağır Ceza
Mahkemesinde açtığı bir diğer davayı ise Mahkeme 17/4/2018 tarihli kararıyla
istinaf kanun yolu açık olmak üzere henüz dava açma şartları oluşmadığından
bahisle usulden reddetmiştir.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine
karar verilmesi gerekir.
B. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller
olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma
tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolün
neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili olmayan
mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
2. Değerlendirme
38. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla
ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan
şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından
yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul
edilmezlik kararı verildiği tespit
edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır.
39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine
karar verilmesi gerekir.
C. Sulh Ceza
Hâkimliklerinin Yapısı ve Özel Soruşturma Usulü Uygulanmamasına İlişkin
İddialar
1. Başvurucunun İddiaları
40. Başvurucu, hâkim olması nedeniyle hakkındaki soruşturmanın
Kanun"da öngörülen özel soruşturma usulüne göre yapılması gerekirken buna
uyulmayarak tutukluluk incelemelerinin ve tutukluluk hâlinin devamına dair
kararlara yaptığı itirazlarının yetkisiz olan sulh ceza hâkimliklerince
değerlendirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca soruşturma usulünün
değiştirilmesine ilişkin kanun hükmünde kararname (KHK) düzenlemesinin de
Anayasa"ya aykırı olduğunu iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
41.Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini
sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa
itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun
bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine
ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda
sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu
iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:
2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, §§ 64-78, 94-97).
42. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak
anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum
bulunmamaktadır.
43. Öte yandan başvurucu; mesleğinden kaynaklanan usule ilişkin
bazı güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını, bu bağlamda hakkında
tutuklama tedbirinin uygulanmasına karar veren mercilerin yetkili/görevli
olmadığını ileri sürmüştür. Soruşturma ve/veya kovuşturma dosyasında yer alan
suçun niteliğine ve işleniş şekline ilişkin değerlendirmeler karşısında
başvurucu hakkında tutuklama tedbiri uygulayan mercilerin bu hususta
yetkili/görevli oldukları yönündeki kabullerinin, temel hak ve özgürlüklerin
ihlaline sebebiyet veren bariz takdir hatası ya da açık bir keyfîlik
içerdiği söylenemez (benzer yöndeki kararlar için bkz. Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, § 140), Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No:
2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, §§ 183-197).
44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Tutukluluğun Makul
Süreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
45. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini,
tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu
kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,
kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz
kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da
gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden
gösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür. Başvurucu ek beyan dilekçesinde ise uzun tutukluluk şikâyetiyle
ilgili olarak Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı tazminat davasının
reddedildiğini bildirmiş ve buna ilişkin kararı dosyaya sunmuştur.
2. Değerlendirme
46. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutukluluk süresinin makul süreyi aştığı iddiasıyla
ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan
şikâyetiyle ilgili olarak 2017/29428 sayılı dosya üzerinden İkinci Bölüm tarafından yapılan inceleme
sonunda başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle kabul edilmezlik kararı
verildiği tespit edildiğinden
başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine
karar verilmesi gerekir.
E. Tutukluluk
İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
48. Başvurucu; tutukluluk incelemelerinin, tutukluluk hâlinin devamına
dair kararlara yaptığı itirazlarının ve tahliye taleplerinin duruşmasız olarak
değerlendirildiğini ve uzun süredir hâkim önüne çıkmadığını belirterek kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
49. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiasıyla ilgili olarak daha
önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili
olarak 2017/29428 sayılı dosya üzerinden
İkinci Bölüm tarafından yapılan inceleme sonunda başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle kabul edilmezlik kararı
verildiği tespit edildiğinden
başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine
karar verilmesi gerekir.
F. Tutuklamaya Karşı
İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia
1. Tutukluluk
İncelemelerinin Süresinde Yapılmadığı İddiası
a. Başvurucunun İddiaları
51. Başvurucu, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin
ve buna bağlı olarak tutukluluk durumunun -4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu"nda belirtilen on beş günlük süreden- on yedi gün sonra
değerlendirildiğini, ayrıca 18/7/2017 tarihinden itibaren -dosyanın Yargıtay
Ceza Genel Kurulunda bulunduğu süre içinde- yaklaşık dört ay tutukluluk
incelemesi yapılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
52. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca
hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini
ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını
sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır.
Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla
hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra
tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı
yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir
(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).
53. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun"un 108. maddesine göre
şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi
durumunda, hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı
kapsamında bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:
2013/6160, 2/12/2015, § 24).
54. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun gözden geçirilmesi
yönünden resen yapılan bu incelemeler Anayasa"nın 19. maddesinin kapsamına
dâhil olmadığından başvurunun bu kısmının konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Tahliye Taleplerinin
Değerlendirilmediği İddiası
a. Başvurucunun İddiaları
55. Başvurucu, görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Yargıtayda bulunduğu süreçte8/8/2017, 7/9/2017, 5/10/2017
ve 3/11/2017 tarihli dilekçelerle tahliye talebinde bulunduğunu ancak Yargıtay
16. Ceza Dairesinin söz konusu talepleri değerlendirmeden işlemsiz olarak iade
ettiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
b. Değerlendirme
56. Anayasa"nın 19. maddesinde her ne sebeple olursa olsun
hürriyeti kısıtlanan kişinin kısa sürede
durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde
hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine
başvurma hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla tutukluluğa ilişkin
bir karara yönelik itirazın karara bağlanmasının gecikmesi, Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamındaki güvenceyle ilgilidir (Ç.Ö. [GK], B.
No: 2014/5927, 19/7/2018, § 45).
57. Somut olayda başvurucu, dosyanın Yargıtayda
bulunduğu sırada yaptığı bir kısım tahliye taleplerinin hiç
değerlendirilmediğini ileri sürmüştür.
58. Anayasa Mahkemesi söz konusu şikâyeti incelediğinde
-başvurucunun tutukluluk durumu devam ediyorsa- giderim olarak eğer başvurucunun
itirazı henüz değerlendirilmemiş ise derece mahkemesince itirazın veya tahliye
talebinin değerlendirilmesine ve tazminata hükmedebilecektir. Ancak
başvurucunun şikâyetine konu itiraz ya da tahliye talebi değerlendirilmiş,
başvurucu tahliye edilmiş ya da başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş
ise Anayasa Mahkemesi giderim olarak ancak tazminata hükmedebilecektir (benzer
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Salih
Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 164-177).
59. Somut olayda başvurucunun söz konusu tahliye taleplerinin
hiç değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Ancak Mahkeme 17/1/2019 tarihinde
yaptığı duruşmada başvurucunun mahkûmiyetine ve hükmen tutukluluk durumunun
devamına karar vermiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi inceleme sonunda ihlal
sonucuna varması hâlinde giderim olarak sadece tazminata hükmedebilecektir.
60. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013,§§ 16, 17).
61. 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine
karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda
maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân
sağlamaktadır.
62. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir
olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun
şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla
mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da
etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış
olması gerekir (Ramazan Aras, B.
No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
63. Başvurucunun belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda
sadece bir kuşku duyması, kendisini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde
bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvurucudan yorum yetkilerini kullanarak
mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için uygun mahkemelere başvurması
beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk
yolunun gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı
durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması başvuru
yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız
olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir
şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu
bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk
yoluna başvurması hâlinde mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak
şekilde geliştirmeleri ihtimali her zaman vardır. (Cafer Yıldız, B.
No: 2014/9308, 9/1/2018, § 37).
64. Somut olayda başvurucu, ihlalin tespiti ve tazminat
talebinde bulunmuştur. Bu tespite bağlı olarak başvurucuya davanın esasının
sonuçlanmasından önce tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir başvuru yolunun
mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
65. 5271 sayılı Kanun"un tazminat isteminin düzenlendiği 141.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendine göre, yakalanan veya tutuklanan
kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru
imkânlarından yararlandırılmaması durumunda bu kişilerin maddi ve manevi her
türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır. Somut olayda
da başvurucu, tutukluluğun devamı kararına yaptığı itirazın geç
değerlendirildiğini ileri sürmüştür.
66. Somut olayda başvurucunun durumuna benzer bir durumda bu
hükmün başarıyla uygulandığını gösteren emsal davalar bulunmamaktadır. Ancak
böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya
koyacak bir durum da söz konusu değildir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin
6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116, K.2016/5826 sayılı kararında, yakalama işlemine
yapılan itirazın sürüncemede bırakılmasıyla ilgili bir davada asıl davanın
sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göre
tazminat talep edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla özel bir
amaçla kabul edilen ve bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik
taşıyan bir yasal düzenlemeye işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin
kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında yarar
bulunmaktadır. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre görevli
mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271
sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolu tüketilmeden yapılan
bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır (aynı yönde
değerlendirmeler için bkz. Cafer Yıldız, § 39).
67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
G. Kötü Muamele Yasağının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
68. Başvurucu, on dört saat boyunca yeterince beslenemeden ve
uykusuz şekilde sorguya çıkarıldığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Buna göre somut olayda başvurucunun
iddialarının özü kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin olup
başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa"nın 17. maddesi kapsamında
incelenmesi gerekir.
70. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini
öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak
iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara
sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni
göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
71. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve
Anayasa"nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna
ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın
yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).
72. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü
kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin
belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa
dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının
sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,
§ 25).
73. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu
görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.
Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bir bilgi veya belge sunmadığı da
gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel
başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
H. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği
İddiası
1. Başvurucunun İddiaları
75. Başvurucu, tutuklu iş olmasına rağmen savcılık tarafından
özensiz şekilde yürütülen soruşturma sonunda iddianame düzenlendiğini ve
soruşturma sürecinde -yeni olay ve olguların ortaya çıkması ve farklı
suçlamalar yöneltilmesi nedeniyle- ek ifadesinin alınması gereken durumlarda
savunma hakkı tanınmadığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
76. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
§ 16). Buna göre somut olayda başvurucunun iddialarının özü adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin
Anayasa"nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
77. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için
ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve
yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet
Yeşilyurt, §§ 16, 17).
78. Somut olayda başvurucu hakkındaki yargılamanın
sonuçlanmadığı (bkz. § 31), adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen bu
iddiaların yargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi imkânının bulunduğu
anlaşılmaktadır.
79. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki olmamasına,
tutukluluğun makul süreyi aştığına, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme
önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin şikâyetler yönünden başvurunun mükerrer olması nedeniyle REDDİNE,
2. Resen yapılan tutukluluk incelemelerinin süresinde
yapılmadığına ilişkin iddianın konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi dolayısıyla kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu"nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten
TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.