
Esas No: 2012/18839
Karar No: 2012/25949
Karar Tarihi: 17.12.2012
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2012/18839 Esas 2012/25949 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 30.070 TL alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davacı ve davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili, dava dilekçesinde davalılara ait taşınmazda kiracı olarak bulunduğu dönemde binaya yararlı imalatlar yaptığını, kira sözleşmesi sürerken davalıların taşınmazı ortaklığın giderilmesi yolu ile satışa çıkardıklarını, satış sebebi ile yeri boşaltmak zorunda kaldığını, imalatların sökülüp götürülemeyeceğini, mal sahiplerinin sebepsiz zenginleştiğini belirterek imalatlardan doğan 29.600 TL ve 470.00 TL keşif masrafı olmak üzere toplam 30.070 TL keşif tarihinden işleyecek yasal faizi ile tahisiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; yasal dayanaktan yoksun olan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davacı ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.Davacı temyizi yönünden,Mahkeme hükmü davacı vekiline 21.05.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi ise HUMK.nun 432.maddesinde öngörülen onbeş günlük yasal süre geçirdikten sonra 08.06.2012 tarihinde verilmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, Yargıtay tarafından da karar verilebilir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dava ehliyeti ve taraf ehliyeti dava şartlarındandır. Bu hususlar kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece re"sen gözetilmelidir. Her gerçek kişi yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahiptir, dolayısıyla gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade ehliyeti ölümle sona ereceğinden ölmüş olan kişinin taraf ehliyeti yoktur. Bir davada tarafların taraf ehliyetine sahip olmaları dava şartlarındandır. Bu nedenle davanın taraflarından birinin taraf ehliyetine sahip olmadığı mahkemece kendiliğinden gözetilir ve dava esasa girilmeden reddedilir.Öte yandan sıfat dava konusu subjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Bu subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) ilke olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı o hakkın sahibine ait olacaktır. Buna uygulamada aktif husumet denilmektedir. Bu noktada, husumet konusu davanın her safhasında ileri sürülebilir ve mahkemece re"sen karşı tarafın bu yollu bir savunmanın yapılmasına rızası olup olmadığına bakılmaksızın incelenerek gözönünde tutulur. Hemen ifade etmek gerekir ki davacı olma sıfatı, dava konusu hakkın sahibine ait olduğundan, mahkemece davacının gerçekten taraf sıfatına sahip olduğu tespit edildikten sonra ancak dava konusu hakkın esasına ilişkin inceleme yapılabilir. Taraf ehliyeti davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişi, taraf ehliyetine sahip olsa bile, bu kişinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yok ise, dava konusu hakkın esasına dair karar verilemez. Davanın sıfat yokluğundan reddine dair verilen karar, davanın dinlemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden esasa ilişkin bir karardır.Somut olayda, davaya konu edilen imalatların 1999 yılında yapıldığı, taraflar arasında çekişmesizdir. Dosyadaki belgelerden ilk kira sözleşmesinin 0106.1999 başlangıç tarihli, 17 ay süreli, kiraya vereninin ..., kiracısının ... (davacının babası) olduğu, ikinci kira sözleşmesinin 01.01.2007 başlangıç tarihli, 1 yıl süreli, kiraya verenin ... – ... – ..., kiracısının ... olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili 20.12.2011 tarihli duruşmada; davacının babasının bu yeri kiraladığını, sonrasında oğluna devrettiğini, babasından devralarak kiracı ilişkisini davacının sürdürdüğünü belirtmiştir.Davacının talebi 1999 yılında davaya konu kiralanan yere yapılan imalatların bedelinin ödenmesi olduğundan bu davada aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Yani, davacının 1999 yılında yapılan imalatların bedeline ilişkin olan sebepsiz zenginleşme davasının davacısı olma sıfatı yoktur. Kiralanan yere ilişkin olan ilk kira sözleşmesinin imalatların yapıldığı dönemi kapsaması, kiracı sıfatını davacının babasınıın taşıması karşısında; bu hakkı dava etme yetkisi o hakkın sahibine yani kiracıya ait olduğundan; davanın aktif husumet yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Mahkemece, aktif husumet ehliyeti bulunmayan davacının davasının kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.