
Esas No: 2015/3996
Karar No: 2015/3996
Karar Tarihi: 11/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
KURT SAFİR İNŞ. SAN. VE TİC. A.Ş. BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/3996) |
|
Karar Tarihi: 11/9/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Selahaddin MENTEŞ |
Raportör |
: |
Volkan ÇAKMAK |
Başvurucu |
: |
Kurt Safir İnş. San. ve Tic. A.Ş. |
Vekili |
: |
Av. Abdullah DEMİR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ihale yoluyla edinilen taşınmazların satış işlemlerinin
yargı kararı ile iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; satışa izni
verilmesi işlemine yönelik açılan davadan geç haberdar olunması ve satış
işlemini iptal eden yargı kararına karşı ferî müdahil sıfatıyla kanun yollarına
başvurulamaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. 2015/5804, 2015/15307, 2015/15804 ve 2016/8629 numaralı
bireysel başvuru dosyaları aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat
bulunması nedeniyle 2015/3996 numaralı bireysel başvuru dosyası ile
birleştirilmiş olup inceleme 2015/3996 numaralı bireysel başvuru dosyası
üzerinden yürütülmüştür.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
A. Yargısal Süreç Öncesi Dönem
7. Mersin ili Silifke ilçesine bağlı Taşucu Belediyesinin
mülkiyetinde bulunan 8425 ve 8469 parsel sayılı taşınmazların konut ve ticaret
alanı olarak değerlendirilmek üzere ihale yoluyla satışı için Taşucu Belediye
Meclisi tarafından 13/8/2012 tarihinde karar alınmıştır.
8. 6/12/2012 tarihli ve 28489 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanan 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi
ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un birinci maddesi hükmü gereği Taşucu
Belediyesi, tüzel kişiliği kaldırılarak Silifke ilçesine bağlı bir mahalle
hâline getirilmiştir. Ancak Kanun"un "Yürürlük"
kenar başlıklı 36. maddesinde, birinci madde hükümlerinin ilk
mahallî idareler genel seçiminde (30/3/2014) yürürlüğe gireceği ifade
edilmiştir. Ayrıca 6360 sayılı Kanun"un tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin
bazı tasarruflarının İçişleri Bakanlığı onayına tabi kılınmasını öngören geçici
1. maddesinin on ikinci fıkrası Kanun"un yayımı tarihi (6/12/2012)itibarıyla
yürürlüğe girmiştir.
9. Taşucu Belediyesinin yaptığı ihaleye katılan iki şirket
arasında en yüksek teklifi 6.500.000 TL ile başvurucu Şirket sunmuş ve İhale
Komisyonu bu teklifi uygun bulmuştur.
10. Taşucu Belediye Encümenin 27/12/2012 tarihli kararı ile
taşınmazların başvurucu Şirkete satışı kabul edilmiş ve ilgili birimlere gereği
için bildirimde bulunulmuştur.
11. Taşucu Belediye Başkanlığı tarafından anılan ihaleye konu
taşınmazların da aralarında bulunduğu bazı taşınmazların satışına izin
verilmesi için 15/1/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığından talepte
bulunulmuştur. İçişleri Bakanlığı 15/2/2013 tarihli işlemiyle, 6360 sayılı
Kanun"un geçici 1. maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca taşınmazların satışına
izin vermiştir.
12. İhaleye konu taşınmazlar, bedelin ödenmesinin ardından
18/4/2013 tarihinde başvurucu Şirket adına tescil edilmiştir.
B. Yargısal Süreç
1. Silifke Belediye
Başkanlığı Tarafından 27/12/2012 Tarihli Taşucu Belediye Encümeni Kararına
Karşı Açılan İptal Davası Süreci
13. Silifke Belediye Başkanlığı tarafından, yapılan satışın
hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin 1. İdare Mahkemesi nezdinde
27/12/2012 tarihli Taşucu Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle 7/1/2013
tarihinde dava açılmıştır. Başvurucu Şirket, davalı Taşucu Belediyesi yanında
müdahil olarak davaya katılmıştır.
14. Mersin 1. İdare Mahkemesi 26/11/2013 tarihli ve E.2013/14,
K.2013/1048 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir.
15. İptal gerekçesinde öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri
değerlendirilmiştir. Buna göre yasama organının tüzel kişiliğin kaldırılmasına
ilişkin hükümler yürürlüğe girene kadar bu hükümlere konu belediyelere ilişkin
olarak bazı tedbirler aldığı ve bu kapsamda tüzel kişiliği kaldırılacak
belediyelerin taşınmaz satışlarını İçişleri Bakanlığının iznine tabi kıldığı
ifade edilmiştir. Bu bağlamda 6/12/2012 tarihinden sonra uyuşmazlığa konu
taşınmazların satılabilmesi için öncelikle satışa dair 13/8/2012 tarihli ilk
Taşucu Belediye Meclisi kararının onaya sunulması gerektiği ancak bu
gerekliliğin yerine getirilmediği vurgulanmıştır. 15/1/2013 tarihinde İçişleri
Bakanlığı tarafından satışa izin verilmiş ise de taşınmazın ihaleye çıkarılması
için gereken ön koşulun daha sonradan edinilmesinin usulü eksikliği
gidermeyeceği ve bu iznin ancak daha sonraki tarihte yapılacak bir ihaleye esas
teşkil edebileceği belirtilmiştir. Sonuç olarak izin koşulu sağlanmadan yapılan
satış işleminin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiş ve iptal gerekçesi
oluşturulmuştur.
16. İptal hükmü Taşucu Belediyesi ve başvurucu Şirket tarafından
temyiz edilmiştir.
17. Danıştay Onüçüncü Dairesi
1/12/2014 tarihli kararıyla iptal hükmünü gerekçeli olarak onamıştır. Onama
gerekçesinde 6360 sayılı Kanun"un geçici birinci maddesi uyarınca alınacak
onayın tapuda yapılacak devirden önce gerçekleşmesinin yeterli olduğu ve somut
olayda da ihaleden sonra fakat tapu tescilinden önce İçişleri Bakanlığından
onay alındığı belirtilmiştir. Ancak söz konusu onayın Mersin 1. İdare Mahkemesinin
6/3/2014 tarihli ve E.2013/525, K.2014/192 sayılı kararıyla iptal edildiği ve
bu nedenle gerekçesi hukuka uygun olmasa da temyize konu kararın sonuç
itibarıyla yerinde olduğu ifade edilmiştir.
18. Onama hükmüne karşı başvurucu Şirket tarafından karar
düzeltme isteminde bulunulmuştur. Mersin 1. İdare Mahkemesi 11/3/2015 tarihli
kararıyla ilk inceleme aşamasında talebi incelenmeksizin reddetmiştir. Ret
gerekçesinde 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun
31. maddesinin atıfta bulunduğu 12/12/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanunu uyarınca ferî müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan
bağımsız hareket edemeyeceği vurgulanarak başvurucu Şirketin tek başına yaptığı
karar düzeltme isteminin incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Karar düzeltme
isteminin incelenmeksizin reddi kararına yönelik temyiz istemi Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29/12/2015 tarihli kararıyla kabul
edilerek incelenmeksizin ret kararı bozulmuş ve karar düzeltme istemi yine
incelenmeksizin reddedilmiştir. Gerekçede derece mahkemelerinin temyiz veya
karar düzeltme istemlerine ilişkin olarak karar verme yetkisinin dilekçelerdeki
eksiklik veya süre aşımı hâlleri ile sınırlı olduğu vurgulanmış ve bu durumlar
dışında temyiz veya karar düzeltme istemlerine ilişkin karar verme yetkisinin
kanun yolu merciinde olduğu belirtildikten sonra müdahilin yanında davaya
katıldığı taraftan bağımsız talepte bulunamayacağı ifade edilmiştir.
2. İhaleye Katılan Diğer Şirket Tarafından
27/12/2012 Tarihli Taşucu Belediye Encümeni Kararına Karşı Açılan İptal Davası
Süreci
19. İhaleye katılan diğer Şirket tarafından, satışın hukuka
aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin 2. İdare Mahkemesi nezdinde 27/12/2012
tarihli Taşucu Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle 26/2/2013 tarihinde
dava açılmıştır. Başvurucu Şirket, davalı Taşucu Belediyesi yanında müdahil
olarak davaya katılmıştır.
20. Mersin 2. İdare Mahkemesi 1/4/2014 tarihli ve E.2013/190,
K.2013/285 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. İptal gerekçesi
Mersin 1. İdare Mahkemesi 26/11/2013 tarihli kararında yer alan gerekçe (bkz. §
15) ile aynı yöndedir.
21. İptal hükmüne karşı başvurucu Şirket tarafından temyiz
isteminde bulunulmuştur.
22. Temyiz talebi Danıştay Onüçüncü
Dairesinin 25/9/2014 tarihli kararıyla incelenmeksizin reddedilmiştir. Ret
gerekçesinde ferî müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan bağımsız hareket
edemeyeceği vurgulanarak başvurucu Şirketin tek başına yaptığı temyiz isteminin
incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucu Şirketin karar düzeltme istemi de
aynı Daire tarafından yine aynı gerekçelerle incelenmeksizin reddedilmiştir.
3. Silifke Belediye
Başkanlığı Tarafından 15/2/2013 tarihli İçişleri Bakanlığı İşlemine Karşı
Açılan İptal Davası Süreci
23. Silifke Belediye Başkanlığı tarafından, satışın hukuka
aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin 1. İdare Mahkemesi nezdinde İçişleri
Bakanlığının 15/2/2013 tarihli onay işleminin iptali istemiyle 29/5/2013
tarihinde dava açılmıştır. Taşucu Belediyesi, davalı İçişleri Bakanlığı yanında
müdahil olarak davaya katılmıştır.
24. Mersin 1. İdare Mahkemesi 6/3/2014 tarihli ve E.2013/525, K.2014/192
sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir.
25. İptal gerekçesinde öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri
değerlendirilmiştir. Buna göre yasama organının tüzel kişiliğin kaldırılmasına
ilişkin hükümler yürürlüğe girene kadar bu hükümlere konu belediyelere ilişkin
olarak bazı tedbirler aldığı ve bu kapsamda tüzel kişiliği kaldırılacak
belediyelerin taşınmaz satışlarını İçişleri Bakanlığının iznine tabi kıldığı
ifade edilmiştir. Böylelikle tüzel kişiliği kaldırılacak belediye yönetimlerinin
sonuçları ve sorumlulukları kendi görev sürelerini aşacak nitelikte taşınmaz
satışı yapmalarının engellenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Kamu yararı ve
hizmet gerekleri gözetilmek suretiyle belediyelerin kendi mülklerinde olan
taşınmazları satmalarına yasal bir engel bulunmadığı ancak hukuki bir
zorunluluk olmadığı sürece mülk satışına yönelik bir uygulamanın tüzel kişiliği
kaldırılarak belirli bir süre sonra kapatılacak olan belediyeler için bu
durumun farklılık arz ettiği vurgulanmıştır. Satışa konu taşınmazların toplu
konut yapımı amacını taşıdığı, öngörülen 900 konutta ikamet edecek kişi
sayısının beldenin toplam nüfusu içinde, taşınmazların da beldenin konut
alanına ayrılan kısmı içinde önemli bir paya sahip olduğu hususlarına dikkat
çekilmiştir. Bu bağlamda taşınmazların satışının rutin bir işlem olmadığı, söz
konusu işlemin ileriye yönelik önemli sonuçlar doğuracağı, bu durumun ise
yönetimi devralacak Silifke Belediyesinin idari tasarruflarını önemli düzeyde
etkileyeceği belirtilerek taşınmaz satışına onay veren dava konusu işlemde
hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
26. İptal hükmü Danıştay Sekizinci Dairesinin 2/7/2014 tarihli
kararı ile onanmıştır. Onama kararına karşı İçişleri Bakanlığınca karar
düzeltme isteminde bulunulmuştur.
27. Karar düzeltme aşamasında başvurucu Şirket davaya müdahil
olmak istemiştir.
28. Danıştay Sekizinci Dairesi 27/12/2014 tarihli kararıyla
müdahale talebinin kabulüne karar vermiş ve karar düzeltme istemini de
reddedilmiştir.
4. Başvurucu Şirket
Aleyhine Açılan Tapu İptal Tescil Davası ile Başvurucu Şirket Tarafından Açılan
Alacak Davası Süreci
29. Satış işlemlerine ilişkin yargısal süreci takiben Silifke
Belediye Başkanlığı tarafından 2/1/2014 tarihinde başvurucu Şirket aleyhine
tapu iptal tescil davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, idari yargı mercileri
tarafından verilen kararlar sonucunda 8425 ve 8469 parsel sayılı taşınmazların
başvurucu Şirket lehine tescilinin hukuki dayanaktan yoksun hâle geldiği ve bu
nedenle anılan taşınmazların tapularının iptal edilerek Taşucu Belediyesi adına
tescil edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Dava dosyası Silifke 1. Asliye
Hukuk Mahkemesinin 2014/2 sayılı esasına kaydedilmiştir.
30. Buna mukabil başvurucu Şirket tarafından 20/10/2015
tarihinde Silifke Belediye Başkanlığı aleyhine alacak davası açılmıştır. Dava
dilekçesinde öncelikle satış işlemlerinin iptal edilmesi nedeniyle arazinin
mülkiyetinin kaybedilmesi ihtimali ile karşı karşıya kalındığı ifade
edilmiştir. Dilekçenin devamında arazilerin bedellerinin ödenmesi için kredi
çekildiği, bu kredinin masraflarına, faizine katlanıldığı, ayrıca tapu tescili
sırasında da harç ve diğer ücretlerin ödendiği ve planlanan yatırımların
yapılamadığı belirtilerek satışın hukuka uygun yürütülmesinden sorumlu olan
idarenin uğranılan zararı karşılamakla ve ihale bedelini iade etmekle yükümlü
olduğu ileri sürülmüştür. Dava dosyası Silifke 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin
2015/675 sayılı esasına kaydedilmiştir.
31. Belirtilen bu davalar aralarında hukuki ve fiilî irtibat
bulunduğu gerekçesiyle Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/2 Esas sayılı
dosyasında birleştirilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden
yapılan inceleme sonucu, tapu iptal ve tescil ile alacak davasının bir arada
görüldüğü uyuşmazlığın henüz sonuçlandırılmadığı, dava dosyasının derdest
olduğu ve duruşma yapılması için 19/11/2019 tarihinin belirlendiği görülmüştür.
32. Başvurucu Şirket yukarıda aktarılan iptal davalarına ilişkin
süreçlerin tamamlanmasının ardından her biri yönünden süresi içinde bireysel
başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
33. 2577 sayılı Kanun"un 31. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda;
... üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, ... hallerinde ...Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır.
Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re"sen yapılır."
34. 6100 sayılı Kanun"un "Yargılamaya
Hâkim Olan İlkeler" ana başlıklı İkinci Bölüm"ünde
yer alan 27. maddesinde "Hukuki
dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Anılan madde şöyledir:
"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve
yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki
dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu
hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi
olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak
değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,
içerir."
35. 6100 sayılı Kanun"un "İhbar
ve şartları" kenar başlıklı 61. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
"Taraflardan biri davayı kaybettiği
takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa,
tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir."
36. 6100 sayılı Kanun"un "İhbarda
bulunulan kişinin durumu" kenar başlıklı 63. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
"Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı
kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir."
37. 6100 sayılı Kanun"un "Fer"î müdahale" kenar başlıklı 66. maddesi şöyledir:
"(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında
hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat
sona erinceye kadar, fer"î müdahil olarak davada yer
alabilir."
38. 6100 sayılı Kanun"un "Fer"î müdahilin durumu" kenar başlıklı 68. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
"Müdahale talebinin kabulü hâlinde
müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil,
yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri
sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul
işlemlerini yapabilir."
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi
40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 6. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,
medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar
verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına
sahiptir..."
2. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi İçtihadı
41. İç hukuk yollarını tüketme kuralının varlık nedeni ulusal
makamlara ve öncelikle mahkemelere iddia edilen Sözleşme ihlallerini önleme
veya düzeltme imkânı vermektir. Bu kural Sözleşme mekanizmasının ikincillik
niteliğinin önemli bir yönüdür (Selmouni/Fransa
[BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 74 ).
42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme"nin 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine
erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak
birlikte dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı
sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§
28-36). AİHM"e göre mahkemeye erişim hakkı,
Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,
Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.
maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme"nin amaç
ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına
dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası,
herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme
hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).
43. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye
erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını
gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak
AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek
şekilde ve genişlikte hakkı kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade
etmektedir. AİHM"e göre, meşru bir amaç taşımayan ya
da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık
ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme"nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla
uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015,
§ 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones
March Gallego S.A./İspanya,
B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).
44. AİHM"e göre iç hukuktaki başvuru
yollarına erişimi engelleyen bir kanunun bulunmaması 6. maddenin (1) numaralı
fıkrasındaki gerekliliklerin yerine getirilmesi bakımından her zaman için
yeterli olmayabilir. Hukuk devleti ilkesinin demokratik toplumdaki işlevi gözönünde bulundurulduğunda kanun koyucu tarafından temin
edilen erişimin derecesinin aynı zamanda bireylerin mahkeme hakkının güvenceye bağlanması bakımından yeterli olması
gerektiği anlaşılmaktadır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin
hakkına müdahale teşkil eden eylem ve işleme karşı argümanlarını dile
getirebileceği açık ve pratik fırsatlara sahip olması gerekir (Bellet/Fransa, B. No: 23805/94,
4/12/1995,§ 36).
45. AİHM"in idari yargıda ihbar
müessesesini incelediği Menemen Minibüsçüler
Odası-Türkiye (B. No: 44088/04, 9/12/2008, §§ 4-14) kararına konu
olayda valilik tarafından belli kategorideki araçlara sigorta yaptırmak
kaydıyla geçici güzergâh yetki belgesi verilmesini öngören bir düzenleyici
işlem çıkarılmıştır. Bu düzenleyici işlem, Menemen-İzmir hattında faaliyet
gösteren Menemen Minibüsçüler Odasını doğrudan ilgilendirmektedir. Menemen
Yolcu Otobüsleri Motorlu Taşıtlar Kooperatifi tarafından söz konusu düzenleyici
işleme karşı valilik aleyhine açılan dava üzerine idare mahkemesi düzenleyici
işlemi iptal etmiştir. Valilik, kararı temyiz etmiştir. Menemen Minibüsçüler
Odası temyiz safhasında müdahale dilekçesi vermiştir. Danıştay 16/3/2004
tarihinde başvurucunun müdahale talebini kabul ettikten kısa bir süre sonra ilk
derece mahkemesi kararını onamıştır. Valilik 7/5/2004 tarihinde başvurucunun
araçlarına izin veren yeni bir düzenleyici işlem çıkarmış ise de bu işlem de
11/1/2005 tarihinde idare mahkemesince iptal edilmiştir. 23/5/2005 tarihinde
başvurucuya taşımacılık faaliyetine son vermesi hususu tebliğ edilmiştir.
46. AİHM, 2577 sayılı Kanun"un davanın ihbarı usulüyle ilgili
olarak 6100 sayılı Kanun"a atıfta bulunan 31. maddesinin özellikle davanın dava
konusu uyuşmazlık nedeniyle menfaati etkilenen üçüncü kişilere bildirilmesinin
mahkeme tarafından resen
yapılmasını öngördüğüne işaret etmiştir (Menemen
Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 25). AİHM, anılan maddenin açık
lafzına rağmen mahkemenin başvurucuyu ihtilaf konusu uyuşmazlıktan haberdar
etmediğini vurgulamıştır. AİHM"e göre sonuç olarak
başvurucu -ilk davada- ilk derece safhasında yargılamaya katılamaması nedeniyle
dinlenilme imkânından mahrum kalmıştır. Temyiz nedenlerinin sınırlı sayı
kuralına tabi olması nedeniyle başvurucu, esasa ilişkin itirazlarını Danıştayda da ileri sürememiştir. İkinci davaya ilişkin ise
2577 sayılı Kanun"un 31. maddesine uyulmaması nedeniyle başvurucu, uyuşmazlıkla
tamamen irtibatsız kalmış; asıl taraf olarak valiliğin kararı temyiz etmemesi
sebebiyle başvurucu, Danıştayda -sınırlı da olsa-
iddialarını öne sürme imkânı bulamamıştır (Menemen
Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 26).
47. Bu çerçevede başvuruyu değerlendiren AİHM, ulusal
mahkemelerin 2577 sayılı Kanun"un 31. maddesindeki gereklilikleri yerine
getirmede başarı sağlayamamalarının başvurucuyu hak ve yükümlülüklerini
doğrudan etkileyen uyuşmazlıkla ilgili olarak dinlenilmekten alıkoyduğu ve
başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, §§ 27,
28).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
48. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
1. Başvurucunun İddiaları
49. Başvurucu; satış işlemlerinin iptal edilmesi nedeniyle
arazilerin iadesi için tapu iptal ve tescil davası açıldığını, arazilerin
mülkiyetinin kaybedilmesi riski ile karşı karşıya kalındığını, planlanan
yatırımların yapılamadığını, katlanılan maliyetin ve yapılan masrafların
karşılıksız kaldığını, açık bir şekilde büyük çapta zarara uğranıldığını
belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
50. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi
şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır."
51. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil
nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği
gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,
B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).
52. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının
uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya
çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine
başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir
kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle
genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması
esastır. İddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde
giderilememesi durumunda bireysel başvuru yoluna başvurulabilir (Bayram Gök, B.
No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17, 18).
53. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddiası, satış işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesi sonucu arazilerin
mülkiyetinin kaybedilmesi riskinin ortaya çıkması ve yapılan masrafların
karşılıksız kalması hususlarına dayanmaktadır.
54. Olay ve olgular kısmında detaylarıyla aktarıldığı üzere
satış işlemlerinin iptali için başlatılan yargı süreçlerini müteakip Silifke
Belediye Başkanlığı başvurucu Şirket aleyhine arazilerin mülkiyetinin geri
alınabilmesi adına tapu iptal ve tescil davası açmış, buna mukabil başvurucu
Şirket de mülkiyet ihlali iddiasına konu ettiği zararlarının tazmini için
Silifke Belediye Başkanlığı aleyhine alacak davası açmıştır. Bu davalar
birleştirilmiş olup Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde devam eden
yargılama henüz sonuçlanmamıştır.
55. Başvurucu Şirket alacak davasını, uğradığı zararları tazmin
edebilmek adına etkili bir yol olarak görüp Silifke Belediyesine karşı ikame
etmiştir. Mevcut durumda satış işlemlerinin yargı kararı ile iptali sonucu
oluşan ve mülkiyet hakkının ihlali iddiasına esas alınan zararlar alacak
davasına konu edilmiş olup bu zararlara ilişkin iddialar arazinin mülkiyetine
ilişkin durumun da netleştirileceği tapu iptal ve tescil davası ile birlikte
değerlendirilecektir. Bu nedenle planlanan yatırımın yapılamamasına, arazi
üzerinde tasarruf edilememesine ve yapılan masrafların karşılıksız kalmasına
ilişkin zararların öncelikle Silifke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından
inceleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddiasına konu hususlara ilişkin olarak derece mahkemeleri tarafından henüz bir
karar verilmemiş, yargı yolu tüketilmemiştir.
56. Bu hâle göre uyuşmazlık konusu taşınmazların tapu iptal ve
tescil davası sonuçlanmadığı için hâlen başvurucu Şirket adına tapuda kayıtlı
olduğu ve satış işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesinden kaynaklandığı
ileri sürülen zararlara yönelik olarak açılan alacak davasının da derdest
olduğu dikkate alındığında mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının
incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereği mümkün değildir.
57. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddiasının başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
58. Başvurucu; satış işleminin iptaline yönelik olarak verilen
kararlara karşı kanun yollarına başvuramaması ve satış izni verilmesine yönelik
İçişleri Bakanlığı işlemine karşı açılan davanın ihbar edilmemesi, davadan geç
haberdar olması nedeniyle hak arama özgürlüğünün engellendiğini ileri
sürmektedir.
2. Değerlendirme
59. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Kanun yollarına ferî müdahil sıfatıyla
başvurulamaması ve davanın ihbar edilmemesi nedeniyle hak arama özgürlüğünün
engellendiğini ileri süren başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkının
güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında
değerlendirilmiştir. Birleştirilen başvurularda ayrı yargı süreçlerine yönelik
iki farklı ihlal iddiası bulunduğundan değerlendirme birden fazla başlık
altında yapılmıştır.
a. Taşucu Belediye
Encümeninin 27/12/2012 Tarihli Satış İşleminin İptaline Yönelik Kararlara Karşı
Kanun Yollarına Başvurulamaması Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
60. Başvurucu; davalı konumundaki Taşucu Belediyesinin tüzel
kişiliği kalktığından anılan Belediyenin kanun yollarına başvurmasının mümkün
olmadığını belirterek satış işleminin iptaline yönelik olarak verilen kararlara
karşı kanun yollarına müstakil olarak başvuru imkânı tanınmadığı için mahkemeye
erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
61. Anayasa"nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı
36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
62. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma
hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir
unsurudur. Diğer yandan Anayasa"nın 36. maddesine "... adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine
ilişkin gerekçede, Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de
güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği
vurgulanmıştır. Sözleşme"yi yorumlayan AİHM,
Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını
içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.
San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
63. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen,
B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
64. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi
ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi
için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.
Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden
yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:
2013/8896, 23/2/2016, § 33).
65. Bireylere menfaatlerini etkileyen işlemlere karşı dava
açabilmelerinin yanı sıra üçüncü şahıslarca açılmış ve doğrudan taraf
olmadıkları ancak sonucu itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve
savunmalarını dile getirebilmeleri amacıyla davaya katılma olanağının
sağlanması da mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken
güvencelerden biridir. Bu itibarla bir davanın sonucundan menfaati etkilenecek
olan kişilerin bu yargılama hakkında bilgi sahibi olabilmelerine, uyuşmazlığın
çözümü için gerekli ve sonuca etkili olduğunu düşündükleri hususlarda
açıklamada bulunabilmelerine, iddialarını ispata yönelik delil sunabilmelerine
imkân sağlanması gerekir. Bu husus aynı zamanda yargı mercilerinin tüm verileri
dikkate alıp değerlendirme yaptıktan sonra gerekçeli karar vermesini
sağlayacağından silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi ile de
ilgilidir. Nitekim 6100 sayılı Kanun"un 27. maddesinde, mahkemeye erişim hakkının
güvenceleriyle örtüşür nitelikte bir düzenleme getirilerek davanın taraflarının
yanı sıra müdahiller ve yargılamanın diğer ilgililerinin de kendi hakları ile
bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.
Dolayısıyla mahkeme davanın taraflarına, müdahillere, yargılamanın diğer
ilgililerine savunma hakkını kullanma imkânı vermeden davanın esasıyla ilgili
değerlendirme yapamayacaktır (Yusuf Bilin,
B. No: 2014/14498, 26/12/2017, § 44; benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Ali Bedir ve Tevfik Günay, B.
No:2013/4073, 21/1/2016, § 35).
66. Hukuk sisteminde bireye doğrudan taraf olmadığı ancak hak ve
menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını öne sürebilmesine
imkân sağlayacak nitelikte bir mekanizmanın bulunması ve bu mekanizmanın etkin
bir şekilde işlemesi adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul
edilmelidir. Nitekim Türk hukuk sisteminde de bu amaçla ferî müdahillik sistemi
getirilmiş, üçüncü kişinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf
yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla tahkikat sona erinceye kadar ferî
müdahil olarak davada yer alabileceği kurala bağlanmıştır. İdarenin işlem ve
eylemlerinin hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı idari yargıda görülmekte
olan davalar yönünden de uyuşmazlık konusu üzerinde hak iddia eden ya da
davanın taraflarından birinin davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan üçüncü
kişilerin davaya sadece şeklen değil etkili bir şekilde katılımının sağlanması,
adil yargılanma hakkının güvencelerinin sağlanabilmesi için önemli bir
müessesedir (Yusuf Bilin, § 59).
67. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının davanın doğrudan
tarafı olmayan ferî müdahile asıl tarafa sağlanan tüm imkân ve hakların mutlak
ve koşulsuz olarak tanınmasını zorunlu kılacak nitelikte bir güvenceyi
bünyesinde barındırdığı söylenemez. Bu bağlamda adil yargılanma hakkının ferî
müdahilin tüm usul işlemlerini yapabilmesini garanti altına almadığı ifade
edilmelidir. Dolayısıyla ferî müdahilin davayı sürdürebilmesine imkân tanınması
biçiminde adil yargılanma hakkından doğan anayasal bir zorunluluğun bulunmadığı
vurgulanmalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. Akdeniz İnşaat ve Eğitim
Hizmetleri A.Ş. [GK], B. No: 2015/2909, 19/7/2018, § 53).
68. Somut olayda başvurucunun hak ve menfaatini etkileyen
davalardan haberdar olduğu, uyuşmazlıkla irtibatsız kalmadığı, uyuşmazlığın
esasına ilişkin ve sonuca etkili olduğunu düşündüğü hususlarda görüşlerini dile
getirme ve iddialarını ispata yönelik deliller sunabilme fırsatını da bulduğu, dolayısıyla
gerek Mersin 1. İdare Mahkemesi gerekse Mersin 2. İdare Mahkemesi nezdinde
görülen yargılama sürecine etkin bir şekilde katıldığı anlaşılmaktadır.
69. Sonuç olarak başvurucunun mahkemeye erişim hakkının
sağladığı güvenceler kapsamında iki yargılama sürecine de etkin şekilde
katıldığı, iddia ve savunmalarını ileri sürebildiği, ayrıca mahkemeye erişim
hakkının müdahile asıl tarafa sağlanan tüm imkân ve hakların mutlak ve koşulsuz
olarak tanınmasını zorunlu kılacak nitelikte bir güvenceyi bünyesinde
barındırmadığı dikkate alındığında ferî müdahil olan başvurucunun tek başına
yaptığı temyiz ve karar düzeltme istemlerinin incelenmeksizin reddedilmesinin
mahkemeye erişim hakkına ilişkin anayasal güvencelere müdahale teşkil eden bir
yönü bulunmamaktadır.
70. Diğer taraftan başvurucu Şirket satış işlemine dair
uyuşmazlıkların davalı tarafı olan Taşucu Belediyesinin tüzel kişiliği
kalktığından iptal hükmü ile sonuçlanan yargılamayı başvurucu Şirket dışında kanun
yoluna taşıyacak taraf kalmadığını ileri sürmüştür. Başvurucunun mahkemeye
erişim hakkının ihlali iddiasına konu ettiği iki yargılama süreci de Taşucu
Belediye Encümeninin 27/12/2012 tarihli satış işlemine ilişkin olup iki iptal
gerekçesi de aynı hususlara dayanmaktadır (bkz. §§ 13-22). Bu iki yargılamada
da başvurucu Şirket ilk derece aşamasında yargılamaya etkin bir şekilde
katılmış hatta Mersin 1. İdare Mahkemesi nezdinde görülen uyuşmazlıkta Taşucu
Belediyesi ile birlikte temyiz yoluna başvurarak iptal hükmüne yönelik
itirazlarını dile getirmiş ve temyiz talebi Danıştay Onüçüncü
Dairesi tarafından esastan incelenmek suretiyle reddedilmiştir. Bu hâle göre
satış işleminin hukuki değerlendirmesinin yapıldığı yargılama sürecine dâhil
olan ve iptal hükmüne karşı da temyiz isteminde bulunma imkânı elde eden
başvurucunun anılan iddiası yönünden de yukarıda belirtilen ilkeler (bkz. §§
65-67) kapsamında varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir durumun olmadığı
kanaatine ulaşılmıştır.
71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Satışa İzin
Verilmesine İlişkin 15/2/2013 Tarihli İçişleri Bakanlığı İşleminin İptali
İstemiyle Açılan Davanın İhbar Edilmemesi Nedeniyle Mahkemeye Erişim Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
72. Başvurucu, satış izni verilmesine ilişkin İçişleri
Bakanlığının 15/2/2013 tarihli işlemine karşı açılan ve iptal hükmü ile
sonuçlanan davadan ihbar kurumunun işletilmemesi nedeniyle geç haberdar
olunması sonucu mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
73. Davanın ihbarı, bireyin tarafı olmadığı ancak sonucu
itibarıyla menfaatlerini etkileyen bir davadan müdahale ve diğer yollarla
haklarını kullanabilmesine imkân tanımak amacıyla haberdar edilmesini temin
eden bir usul hukuku müessesesidir. Ancak yargılamaların makul süre içinde,
düzenli bir şekilde ve gereksiz gider yapılmadan yürütülmesini temin etmek ve
bu suretle usul ekonomisi ilkesini gerçekleştirmek düşüncesiyle davanın ihbarı
belli koşullara ve usul kurallarına bağlanmıştır. Yargılama usullerinin
belirlenmesinde usul ekonomisinin gözetilmesi, bu suretle iyi adalet
yönetiminin sağlanarak kamu yararının gerçekleştirilmesi Anayasa"nın 2.
maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin gereklerindendir. Dolayısıyla
usul ekonomisi ve iyi adalet yönetimi ilkeleri gözetilerek davanın ihbarının
belli koşullara ve usul kurallarına bağlanması mümkündür (Yusuf Bilin, § 54).
74. Üçüncü şahıslarca açılan ancak sonucu itibarıyla bireylerin
menfaatlerini etkileyen bir davada iddia ve savunmalarını dile
getirebilmelerinin de mahkemeye erişim hakkının bir gereği olduğu gözden uzak
tutulmamalıdır. Böyle bir durumda kamu otoritelerinin usul ekonomisindeki kamu
yararı ile bireylerin mahkemeye erişim hakkından yararlanmalarındaki bireysel
yarar arasında makul bir denge gözetmeleri beklenir. Bireyin mahkemeye
erişimindeki bireysel yararının açık bir biçimde baskın olduğu hâllerde usul
ekonomisi gerekçesiyle mahkemeye erişimin kısıtlanmasının meşru bir amaç
taşıdığı hususu tartışmalı hâle gelebilir. Diğer bir ifadeyle bu gibi hâllerde
Anayasa"nın 2. maddesinin mahkemeye erişim hakkının sınırlanmasına izin
verdiğinin söylenmesi mümkün olmayabilir (Yusuf
Bilin, § 55).
75. Üçüncü kişilerin kendi menfaatlerini etkileyen bir davaya
katılmaları için belli koşullar ve usul kuralları öngörülmesi, bu koşullar ve
kurallar davaya katılmayı imkânsız kılmadığı ya da aşırı derecede
zorlaştırmadığı sürece mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak
yargı merciince bu koşul ve kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlış
uygulanması sonucunda, kendilerini etkileyen uyuşmazlıklarda menfaatlerini
korumak isteyen kişilerin davaya katılmalarına engel olunması mahkemeye erişim
hakkını ihlal edebilir. Bu nedenle mahkemelerin bu koşulların gerçekleşip
gerçekleşmediğini irdelerken ve usul kurallarını uygularken yargılamanın
hakkaniyetine zarar getirecek nitelikte tutumlardan, yorum ve
değerlendirmelerden kaçınmaları gerekir (Yusuf
Bilin, § 51).
76. 2577 sayılı Kanun"un 31. maddesinde üçüncü şahısların davaya
katılması ve davanın ihbarı konularında 6100 sayılı Kanun"nun
uygulanacağı belirtilmiş ancak davanın ihbarının mahkeme tarafından resen
yapılması öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun"un 66. maddesinde de üçüncü kişinin
davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak
amacıyla tahkikat sona erinceye kadar ferî müdahil olarak davada yer
alabileceği kurala bağlanmıştır. İdarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk
denetiminin yapıldığı idari yargıda görülmekte olan davalar yönünden de
uyuşmazlık konusu üzerinde hak iddia eden ya da davanın taraflarından birinin
davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerin davaya sadece şeklen
değil etkili bir şekilde katılımının sağlanması adil yargılanma hakkının
güvencelerinin sağlanabilmesi için önemli bir müessesedir. Bu hakkın
kullanılabilmesinin usul hukuku açısından en önemli sonucu ise davada verilecek
karardan menfaatinin doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenecek olması sebebiyle
davaya katılmakta hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerin davadan haberdar
edilmesinin gerekli olmasıdır (Yusuf Bilin,
§ 59).
77. Bu noktada 2577 sayılı Kanun"un 31. maddesinde yer verilen
ve davanın ihbarının mahkeme tarafından resen yapılmasını öngören düzenlemeye,
idari yargı merciinin bakmakta olduğu bir idari davayı ilgili tüm kişilere
resen bildirmesinin zorunlu olduğu şeklinde bir anlam yüklenemeyeceğini
belirtmek gerekir. Dolayısıyla davanın sonucundan etkilenme ihtimali bulunan
üçüncü kişilere kendi hakları ile bağlantılı olarak mahkeme huzurunda
argümanlarını öne sürebilmeleri amacıyla getirilen ihbar müessesesine ilişkin
usul hükümlerinin işletilmesindeki takdir yetkisi derece mahkemelerine aittir.
Bu bağlamda her bir somut olayın özel koşullarında üçüncü kişinin davanın
sonucundan etkilenip etkilenmeyeceğini ve davaya katılmasında hukuki yararı
bulunup bulunmadığını değerlendirmek esasen derece mahkemelerinin görevidir.
Derece mahkemesinin ihbar müessesesinin işletilip işletilmemesindeki takdirini
denetlemek, bu takdir yetkisinin kullanılmasında başvurucunun hak ve
yükümlülüklerini doğrudan etkilediği, dolayısıyla davaya katılmakta hukuki
yararı bulunduğu çok açık olan bir ihtilaf konusundaki argümanlarını ortaya
koyma imkânından yoksun bırakılarak yargılamanın hakkaniyetine halel getirecek
nitelikte bir yaklaşım sergilendiğine dair bir bulguya rastlanmadığı sürece
Anayasa Mahkemesinin görevi olmayacaktır (Yusuf
Bilin, § 60).
78. Olay ve olgular kısmında aktarıldığı üzere satışın Taşucu
Belediye Encümeni tarafından kabulüne dair 27/12/2012 tarihli işlem ile
İçişleri Bakanlığı tarafından satış izni verilmesine dair 15/2/2013 tarihli
işlemlerin birbirini takip eden süreçlere ilişkin ve aynı maddi olayı temel
alan idari tasarruflar olduğu açıktır.
79. Başvurucu Şirket satışın uygun bulunmasına ilişkin Taşucu
Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılan iki ayrı dava sürecine
etkin bir şekilde katılmış ve satışın hukuka uygun olduğuna yönelik iddia ve
savunmalarını ileri sürebilmiştir. Satışa izin verilmesine yönelik İçişleri
Bakanlığı kararına karşı açılan iptal davasında ise karar düzeltme aşamasında
yargılama sürecine dâhil olmuş ve bu aşamada yine yargılama süreci sona ermeden
iddialarını ileri sürebilmiştir. İki yargı sürecinin birbiriyle ilintili olduğu
ve başvurucu Şirketin bir bütün olarak satış işlemlerine yönelik hukuki
süreçten yargılamalara dâhil olmak suretiyle haberdar olduğu açıktır.
80. Söz konusu davada başvurucunun uyuşmazlığa konu işleme
yönelik verilecek karardan etkileneceği tartışmasızdır. Bununla birlikte dava
konusu edilen 15/2/2013 tarihli satış izninin iptalini gerektirecek herhangi
bir hukuka aykırılık unsuru bulunmadığıyla ilgili olarak başvurucu tarafından
da ileri sürülebilecek bazı hususların yargılama sürecinde İçişleri Bakanlığı
ve müdahil olan Taşucu Belediyesi tarafından zaten dile getirildiği
görülmektedir. Ayrıca derece mahkemesinin iptal kararına yönelik olarak yerindelik
denetimi yapıldığı, satış işleminin mahallî ihtiyaçlara yönelik olarak tesis
edilen rutin bir işlem olduğu ve usulüne uygun bir süreç izlendiği yönündeki
başvurucunun da müdahil dilekçesinde belirttiği argümanların İçişleri Bakanlığı
ve Taşucu Belediyesi tarafından gerek ilk derece yargılaması gerekse de temyiz
sürecinde dile getirildiği görülmektedir. Buna ek olarak başvuru formunda,
başvurucu Şirketin eğer dava ihbar edilseydi taraflarca ileri sürülmeyen,
mahkemece dikkate alınabilecek ve ilave değerlendirme/inceleme yapılmasını
gerektirecek nitelikteki hangi hususları dile getireceği yönünde bir açıklamada
bulunulmadığı görülmektedir.
81. Buna göre başvurucunun 27/12/2012 tarihli Taşucu Belediye
Encümeni işlemine yönelik yargı süreçlerine etkin bir şekilde katılmak ve satış
izni verilmesine yönelik 15/2/2013 tarihli işleme yönelik yargı sürecine de
sonuçlanmadan dâhil olmak suretiyle birbiriyle ilintili olan satış işlemlerine
yönelik hukuki süreçten haberdar olduğu; 15/2/2013 tarihli işleme dair iddialarının
davanın taraflarınca zaten dile getirildiği ve eğer dava ihbar edilseydi
taraflarca ileri sürülmeyen, mahkemece dikkate alınabilecek, ilave
değerlendirme/inceleme yapılmasını gerektirecek nitelikteki hangi hususların
dile getirileceği yönünde bir açıklamada bulunulmadığı hususları bir bütün
olarak dikkate alındığında başvuru şirketin ihtilaf konusundaki argümanlarını
ortaya koyma imkânından yoksun bırakılarak yargılamanın hakkaniyetine halel
getirecek nitelikte bir yaklaşım sergilendiğinden söz edilemeyeceği sonucuna
ulaşılmıştır.
82. Bu durumda derece mahkemelerinin 2577 sayılı Kanun"un 31.
maddesindeki davanın ihbarına ilişkin usul hükümlerini yerine getirmemesinin erişim
hakkına ilişkin anayasal güvencelere müdahale teşkil eden bir yönü
bulunmamaktadır.
83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir..
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkına ilişkin ihlal iddiasının başvuru yollarını tüketilmemiş olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.