
Esas No: 2015/4223
Karar No: 2015/4223
Karar Tarihi: 11/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
REVAZİYE İNCİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/4223) |
|
Karar Tarihi: 11/9/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Selahaddin MENTEŞ |
Raportör |
: |
Selçuk KILIÇ |
Başvurucu |
: |
Revaziye İNCİ |
Vekili |
: |
Av. Mustafa Metin SEZGİN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu
kararına karşı yapılan itirazın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye
erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinde verilen kesin süre içinde başvurudaki eksikliğin tamamlanmadığı
gerekçesiyle başvurunun idari yönden reddine karar verilmiştir.
4. Başvurucu tarafından idari ret kararına itiraz edilmesi
üzerine Komisyonca itirazın kabulüne karar verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunulmasına gerek görülmediğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvurucu, çalıştığı işyerine ait servisle işe gittiği sırada
meydana gelen trafik kazası neticesinde yaralanarak malul kalmıştır.
9. Başvurucu, malul kalması nedeniyle uğradığı zararın tazmini
istemiyle çalıştığı Şirket aleyhine 28/8/2001 tarihinde Bursa 2. İş
Mahkemesinde (İş Mahkemesi) dava açmıştır.
10. İş Mahkemesinin davanın reddi yönünde verdiği karar Yargıtay
tarafından iki kez bozulmuştur.
11. İş Mahkemesinin bozma kararı doğrultusunda yaptığı yargılama
sonucunda davanın reddi yönünde verdiği kararın Yargıtay tarafından 1/6/2010 tarihinde
onanması ile birlikte yargılama sona ermiştir.
12. Başvurucu; makul sürede yargılama yapılmaması, yargılamanın
sonucu itibarıyla adil olmaması, kararın gerekçesiz olması nedenleriyle adil
yargılanma hakkının ve ayrıca yaşam, sosyal güvenlik ve mülkiyet haklarının
ihlal edildiği iddialarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
başvurmuştur.
13. AİHM; makul sürede yargılanma hakkının ihlaliyle ilgili
şikâyet hususunda başvurucuların 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle
Çözümüne Dair Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna (Komisyon) müracaat etmesi
gerektiğine, diğer şikâyetlerin ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nde
(Sözleşme) belirtilen kabul edilebilirlik koşullarının yerine getirilmediğinin
saptandığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
14. Başvurucu, AİHM kararı doğrultusunda Komisyona müracaat
etmiştir. Başvurucu; Komisyona sunduğu dilekçesinde makul sürede yargılanma
hakkının ihlal edildiği iddiasını belirtmiş, ayrıca AİHM’e
yaptığı başvurudaki diğer ihlal iddialarına yönelik taleplerini de yinelediğini
ifade etmiştir. Komisyon 15/7/2014 tarihli kararıyla başvuruyu
sonuçlandırmıştır. Komisyon, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
gerekçesiyle başvurucuya 5.800 TL tazminat ödenmesine karar vermiştir. Aynı
kararda başvurucunun diğer şikâyetleri hakkında AİHM tarafından değişik
nedenlerle kabul edilemezlik kararı verilmiş olduğu hatırlatılarak Komisyon
tarafından çözüme kavuşturulacak bir şikâyetin bulunmadığı gerekçesiyle 6384
sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince diğer talepler reddedilmiştir.
15. 15/7/2014 tarihli Komisyon kararında ayrıca başvurucunun
tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karara karşı Ankara Bölge İdare
Mahkemesine (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
16. Komisyon kararı 25/9/2014 tarihinde başvurucu vekiline
tebliğ edilmiştir.
17. Başvurucu anılan karara karşı 10/10/2014 tarihinde Bölge
İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur.
18. Bölge İdare Mahkemesi 11/12/2014 tarihli kararıyla itirazı
süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, on beş günlük itiraz
süresinin Komisyon kararının tebliğ tarihinden itibaren başladığı
vurgulanmıştır. Komisyon kararının 25/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ
edildiği, bu itibarla en geç 9/10/2014 tarihine kadar itiraz edilmesi
gerekirken 10/10/2014 tarihinde kayda giren dilekçe ile yapılan itirazın
süresinde olmadığı belirtilmiştir.
19. Nihai karar 5/2/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
20. Başvurucu 6/3/2015 tarihinde ve süresinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
21. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Songül Akça ve diğerleri ([GK], B. No: 2015/2401, 19/7/2018, §§ 22-25)
başvurusuna ilişkin karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, geçirdiği iş kazasından dolayı uğradığı zararın
tazmini istemiyle açtığı davanın makul kabul edilemeyecek kadar uzun sürdüğünü
belirtmektedir. Başvurucu ayrıca söz konusu davada yargılamanın sonucuna etki
edecek deliller toplanmadan ve hükme esas alınan delillerin geçersizliğiyle
ilgili iddialar dikkate alınmadan eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye
istinaden verilen kararın adil olmadığından şikâyet etmekte, uğradığı tüm hak
ihlallerinin giderimi için başvurduğu Komisyondan da tatmin edici bir sonuç
elde edemediğini ifade etmektedir. Bu bağlamda başvurucu, Komisyon kararına
karşı yaptığı itirazın süre aşımından reddedilmesinin de adil olmadığını
belirtmektedir. Başvurucuya göre sürelere ilişkin genel esasların düzenlendiği
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 8. maddesi ile
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 92. maddesi
uyarınca tebliğ gününün hesaba katılmaması ve sürelerin tebliği izleyen günden
itibaren başlatılması gerektiğinden bu şekilde yapılacak hesaplamaya göre
itirazı süresindedir. Başvurucu yukarıda belirttiği nedenlerle yaşam, mülkiyet,
sosyal güvenlik ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmektedir.
B. Değerlendirme
24. Anayasa’nın "Hak
arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası
şöyledir:
"Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda yer verilen
şikâyetlerinin özü, geçirdiği iş kazası ve bununla ilgili olarak açtığı dava
nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü hak ihlallerinin giderimi için başvurduğu
Komisyon kararına karşı yaptığı itirazın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle
Komisyon kararının esasının incelenememesidir. Bu itibarla belirtilen ihlal
iddiaları, adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim
hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
27. Somut olayda başvurucunun itiraza konu ettikleri işlem
11/12/2014 tarihli Komisyon kararıdır. Söz konusu kararın 25/9/2014 tarihinde
başvurucuya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği hususunda herhangi bir ihtilaf
bulunmamaktadır. İhtilafın itiraz başvuru süresinin başlangıcı olarak hangi
tarihin (tebliğ tarihi/tebliğ tarihini izleyen gün) kabul edileceği noktasından
kaynaklandığı görülmektedir.
28. Bölge İdare Mahkemesi idari işlemin tebliğ edildiği günü de
sayarak on beş günlük itiraz süresini hesaplamıştır. Buna göre işlemin tebliğ
edildiği tarih de sayıldığında 10/10/2014 tarihinde gerçekleştirilen itirazın
on altıncı günde yapıldığı ve süresinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bölge
İdare Mahkemesi bu uygulamasını 6384 sayılı Kanun"un 7. maddesinin (3) numaralı
fıkrasına dayandırmıştır. Anılan fıkrada, Komisyon kararlarına karşı itiraz
süresinin tebliğ tarihinden itibaren
on beş gün olduğu hükme bağlanmıştır.
29. Başvurucu ise itiraz süresinin Komisyon kararının tebliğ
tarihini izleyen gün olan 26/9/2014 tarihinden başladığını ileri sürmekte; bu
iddialarını 2577 sayılı Kanun"un sürelerle ilgili genel esasların düzenlendiği 8.
maddesinde ve 6100 sayılı Kanun"un 92. maddesinde yer verilen, sürelerin tebliğ tarihini izleyen günden itibaren
başlayacağı yönündeki kurala dayandırmaktadır. Başvuruculara göre tebliği
izleyen günden itibaren on beşinci günde yaptıkları itiraz süresindedir.
30. 2577 sayılı Kanun"un 8. maddesinde, sürelerin tebliğ tarihini izleyen günden itibaren
işlemeye başlayacağı hükme bağlanmaktadır. Benzer hükümler 5271 ve 6100 sayılı Kanunlar"da da yer almaktadır. Derece mahkemesinin tebliğ tarihinden itibaren ile tebliğ tarihini izleyen günden itibaren
lafızları arasında bir ayrım yapması ve bu iki kavrama farklı anlamlar
yüklemesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak derece mahkemeleri dava açma
süresine ilişkin hukuk kurallarını yorumlarken tüm hukuk sistemini bir bütün
olarak gözönünde bulundurmak ve başvurucuların
mahkemeye erişim haklarını aşırı kısıtlayacak biçimde katı ve şekilci
yorumlardan kaçınmak durumundadır. Özellikle muğlak ve yorumu gerektiren
ifadelerin başvurucular açısından -hukuk sistemi bir bütün olarak dikkate
alındığında- öngörülemez biçimde yorumlanması başvuruculara aşırı bir külfet
yüklenmesi ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurabilir (Songül Akça ve diğerleri, § 46).
31. Başvuru konusuna ilişkin ilkeler Anayasa Mahkemesince daha
önce Songül Akça ve diğerleri kararında
ortaya konulmuştur.
32. Anayasa Mahkemesi bu başvuruda 6384 sayılı Kanun"un 7.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan "tebliğ tarihinden itibaren" ibaresinin temel usul
kanunlarına ilişkin yerleşmiş uygulamalardan farklı olarak kararın tebliğ
edildiği tarihin de itiraz süresinin hesabında dikkate alınacak şekilde
yorumlanmasının -Komisyon kararının tebliğ edildiği tarihin de itiraz süresinin
hesabında dikkate alınacağı yolunda açık bir hükmün bulunmadığı da
gözetildiğinde- aşırı katı ve şekilci olduğunu değerlendirmiş, bu durumda
itiraz süresi öngörülmesiyle amaçlanan kamusal yarar ile başvurucunun mahkemeye
erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel menfaat arasındaki dengenin
başvurucu aleyhine bozulduğunu ve derece mahkemesinin öngörülemez yorumu
nedeniyle itiraz hakkından mahrum kalan başvurucunun mahkemeye erişim hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Songül
Akça ve diğerleri, §§ 47-49).
33. Somut olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum
bulunmamaktadır. Bu durumda derece mahkemesince kararın tebliğ edildiği tarihin
de itiraz süresinin hesabında dikkate alınacak şekilde -temel usul kanunlarına
ilişkin yerleşmiş uygulamalardan farklı olarak- yorumlanmasının öngörülemez
nitelikte olduğu ve başvurucunun itiraz hakkından mahrum kalması nedeniyle
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmak gerekir.
34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
36. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal
sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi
hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
37. Mehmet Doğan
kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın
bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
38. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi
amacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul
kanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak
yargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın
kaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi
bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin
gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını
tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek
üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet
Doğan, § 59).
39. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek
ihlalin giderilmesi ve uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine karar
verilmesi talebinde bulunmuştur.
40. Anayasa Mahkemesi 6384 sayılı Kanun"un 7. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının öngörülemez bir şekilde yorumlanarak başvurucunun
itirazlarının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının
ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme
kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
41. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun"un
50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken
iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet
ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın
bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesine
gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
42. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu
sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
43. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için Ankara Bölge İdare Mahkemesine
GÖNDERİLMESİNE (Karar, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 3. Kurulunun 11/12/2014
tarihli ve E.2014/1041, K.2014/1259 sayılı kararıyla ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.