
Esas No: 2015/18609
Karar No: 2015/18609
Karar Tarihi: 11/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MUSTAFA VURAL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/18609) |
|
Karar Tarihi: 11/9/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Selahaddin MENTEŞ |
Raportör |
: |
Fatih ALKAN |
Başvurucu |
: |
Mustafa VURAL |
Vekili |
: |
Av. Ulaş BALAMİR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; cinsel kimliğe yönelik gerçekleştirilen saldırılara
karşı etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle özel hayata saygı
hakkının, kamu güvenine karşı suç işlemesine rağmen üçüncü kişinin
cezalandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Eş cinsel olduğunu belirten başvurucu, Küçükçekmece
Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) sunduğu 27/10/2014 tarihli, suç
duyurusu niteliğindeki dilekçesinde kendisine ilgi duyduğunu ileri sürdüğü M.Y.
isimli kişi hakkında birtakım iddialarda bulunmuştur.
9. Söz konusu dilekçede başvurucu; şüpheli M.Y. ile bir dönem arkadaş
olduklarını hatta o dönemde şüpheliden borç para aldığını, bir taşınmazı satın
alma işlemine şüphelinin aracılık ettiğini ancak kendisine olan ilgisini
anladığında bu kişiyle olan arkadaşlık ilişkisini sonlandırdığını belirtmiştir.
Borcunu ödemesine rağmen aksini ileri süren şüphelinin kendisini sıklıkla
aradığını ve mesajlar gönderdiğini ifade etmiştir. Başvurucu, özel hayatına
dair birtakım bilgileri öğrenen şüpheli tarafından takip edildiğini, özellikle
cinsel kimliğine ilişkin bilgileri başkalarına yaymakla ve ifşa etmekle tehdit
edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu; şüphelinin isminin baş harflerini
vücuduna dövme yapacak derecede kendisine takıntılı hâle geldiğini, cinsel
kimliğini ifşa etmek ve fotoğraflarını yayımlamak konusunda tehditlerini sürdürdüğünü,
ablası ile annesine de tehdit ve hakarette bulunduğunu ileri sürerek şüpheli M.Y.nin özel hayatın gizliliği ile haberleşmenin
gizliliğini ihlal, tehdit ve hakaret suçlarından cezalandırılmasını talep
etmiştir.
10. Ayrıca başvurucu; şüphelinin kendisini Mustafa Vural olarak
tanıttığını, taşınmazını M.E. isimli bir şahsa kiraya verdiğini ve kira
sözleşmesinde kendisinin (başvurucunun) imzasını taklit ettiğini belirterek bu
tür bir eylemin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunu ileri sürmüş ve
şüphelinin anılan suçtan cezalandırılmasını talep etmiştir.
11. Kolluk tarafından düzenlenen 18/12/2014 tarihli İfade Tutanağı"na göre şüpheli M.Y. başvurucuya ve ailesine karşı
herhangi bir tehditte veya hakarette bulunmadığını, başvurucunun özel hayatının
gizliliğini ihlal etmediğini ve evrakta sahtecilik oluşturacak herhangi bir
eylemde bulunmadığını ileri sürerek üzerine atılı suçlamaları inkâr etmiştir.
12. Başsavcılık tarafından 21/1/2015 tarihinde müşteki sıfatıyla
başvurucunun ifadesi alınmış ve şikâyeti ile delilleri konusunda bilgi talep
edilmiştir. Düzenlenen İfade Tutanağı"nda kira
sözleşmesine ilişkin olarak başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar yer
almaktadır. İfade alma işleminden sonra başvurucu, Başsavcılığa ek beyan dilekçesi
sunmuş; konuyla ilgili olarak annesinin ve ablasının dinlenmesini talep
etmiştir.
13. Başsavcılık tarafından 26/8/2015 tarihinde kovuşturmaya yer
olmadığına karar verilmiştir. Kararda, şüphelinin üzerine atfedilen suçları
işlemediğine yönelik savunmasının hem başvurucuyu hem de şüpheliyi tanıyan ve
tanık olarak dinlenen H.A. tarafından doğrulandığı, dolayısıyla kamu davası
açmaya yeterli somut delilin bulunmadığı belirtilmiştir.
14. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı başvurucu
tarafından yapılan itiraz, Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/10/2015
tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
15. Nihai karar 2/11/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ
edilmiştir.
16. Başvurucu 1/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Tehdit" kenar başlıklı 106.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Bir başkasını, kendisinin veya
yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı
gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara
uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun
şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına
hükmolunur..."
18. 5237 sayılı Kanun"un "Hakaret"
kenar başlıklı 125. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve
saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden
veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
..."
19. 5237 sayılı Kanun"un "Özel
hayatın gizliliğini ihlal" kenar başlıklı 134. maddesinin
ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini
ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde,
verilecek ceza bir kat artırılır.
(2)
(Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel
hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki
yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..."
20. 5237 sayılı Kanun"un "Özel
belgede sahtecilik" kenar başlıklı 207. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"(1) Bir özel belgeyi sahte olarak
düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde
değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır..."
21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar
başlıklı 160. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka
bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu
davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini
araştırmaya başlar.
(2)
Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın
yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin
lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve
şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."
22. 5271 sayılı Kanun"un "Cumhuriyet
savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı 161. maddesinin
ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya
veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı
yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu
görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi
gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem
yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz
konusu işlemi yapmasını ister.
(2)
Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları,
yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet
savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün
emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.
(3)
Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde,
sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.)
Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir.
(4)
Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç
duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin
temin etmekle yükümlüdür.
..."
23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu"nun 24.
maddesi şöyledir:
"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına
saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını
isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha
üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin
kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına
yapılan her saldırı hukuka aykırıdır."
24. 4721 sayılı Kanun"un 25. maddesinin birinci ve ikinci
fıkraları şöyledir:
"Davacı, hâkimden
saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona
ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini
isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya
kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de
bulunabilir."
25. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun 49.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille
başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."
26. 6098 sayılı Kanun"un 58. maddesi şöyledir:
"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar
gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar
para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer
bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle
saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına
hükmedebilir."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu; cinsel kimliğinden dolayı M.Y. isimli şüpheli
tarafından suç oluşturacak şekilde tehdit edildiğini, tacize ve hakarete
uğradığını, cinsel kimliğinin korunması noktasında Başsavcılık tarafından
etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğini ve neticede takipsizlik kararı
verildiğini belirterek özel hayata saygı hakkının, haberleşme hürriyetinin, hak
arama hürriyetinin ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
29. Anayasa"nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak
20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ... saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir..."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 1879/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özünü cinsel
kimliğine yönelen saldırılara karşı etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği
iddiası oluşturmaktadır. Bireyin cinsel kimliği, onun yaşamıyla
özdeşleştiğinden kişiliğinin ayrılmaz bir unsurudur ve özel hayata saygı
hakkının koruması altındadır. Neticede kimliğin bir parçası olan cinsel tercihe
yönelen saldırılara karşı etkili bir koruma sağlanmadığı iddiası içeren
başvurunun bu kısmının Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı
hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
31. Anayasa"nın 20. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin özel
hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Özel
hayat, fiziksel ve ruhsal özerkliği de kapsamakta; bu hak bireyleri gerek
kamusal makamların gerek özel hukuk kişilerinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğe
yönelik saldırılarına karşı korumaktadır (Halime
Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789,
11/11/2015, § 48). Bireyin cinsel kimliği de onun yaşamıyla özdeşleştiğinden
kişiliğinin ayrılmaz bir unsurudur. Dolayısıyla cinsel kimliğe karşı her türlü
saldırı karşısında korunmayı talep etme hakkı da özel hayata saygı hakkının bir
güvencesini oluşturmaktadır.
32. Devletin kişilerin özel hayata saygı haklarını koruma
yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin öngörülen güvencelere aykırı şekilde
bu hakka müdahale etmemelerini gerektirir.
33. Öte yandan devletin kişilerin özel hayata saygı haklarına
keyfî olarak müdahale etmemenin yanında üçüncü kişilerin saldırılarını
önlemekle yükümlü kılındığı, bu bağlamda pozitif yükümlülüklerinin de bulunduğu
söylenebilir. Zira Anayasa"nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı,
dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu
genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine yönelen
ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Yine Anayasa"nın 5.
maddesinde; bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunması, maddi ve manevi
varlıklarının geliştirilmesi için gerekli şartların hazırlanması devletin temel
amaç ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Söz konusu düzenlemelerle
temel hak ve hürriyetlerin korunması konusunda devlete birtakım pozitif
yükümlülükler yüklendiği açıktır.
34. Dolayısıyla Anayasa"nın 20. maddesinin birinci fıkrasında
güvence altına alınan hak kapsamında devletin -pozitif bir yükümlülük olarak-
yetki alanında bulunan tüm bireylerin özel hayata saygı haklarını gerek kamusal
makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden
kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Erol Kumcu, B. No: 2015/18988, 9/5/2019, §
33; Ali Çığır, B. No: 2015/19298,
8/5/2019, § 33).
35. Bu anlamda öncelikle devlet, uyuşmazlıkların çözümüne
ilişkin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Söz
konusu pozitif yükümlülük; olayın meydana gelme şekli ile etkisi, ağırlığı ve
sonuçları bakımından yapılacak değerlendirmelere ve olayın kim tarafından nasıl
gerçekleştirildiği konusunda aydınlatılmasını gerekli kılan durumların bulunup
bulunmadığına göre her durumda ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını
gerekli kılmaz. Nitekim yargısal sistem kurma yükümlülüğü -olayın koşullarına
göre- hukuki ve idari yolların devlet tarafından oluşturulmasıyla da yerine
getirilebilir. Bu bağlamda bazı durumlarda disiplin soruşturması ile de
devletin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmesi mümkün olabilir (Erol Kumcu, § 34; Ali Çığır, § 34).
36. Öte yandan yargısal sistem kurma yükümlülüğünün ceza
soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılması, failler hakkında mutlaka
ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını zorunlu hâle
getirmediği gibi başvuruculara üçüncü tarafları bir suç nedeniyle yargılatma ya
da cezalandırılmalarını talep etme hakkı da vermemektedir. Zira burada
kastedilen sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.
Ancak her durumda söz konusu yargısal sistemlerin etkili şekilde işletilmesi ve
soruşturmalar ya da yargılamalar neticesinde yargısal makamlarca ulaşılan tüm
sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde ilgili ve
yeterli gerekçelerle açıklanması gerekir (Erol
Kumcu, § 35; Ali Çığır,
§ 35).
37. Ek olarak ayrıca vurgulamak gerekir ki kişilerin cezai
sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunların incelenmesi, ceza soruşturması/kovuşturması
sürecinin mahkûmiyet kararı ile sonuçlanması, bu hâlde takdir edilecek cezanın
miktar ve mahiyetinin belirlenmesi Anayasa Mahkemesinin görev alanı içinde
olmayıp bu husus esasen derece mahkemelerinin takdirindedir (Erol Kumcu, § 36; Ali Çığır, § 36).
38. Somut olayda başvurucu, özel hayatına ilişkin birtakım
bilgileri öğrenen şüpheli tarafından takip edildiğini ve söz konusu bilgilerin
ifşa edileceği konusunda tehdit edildiğini ileri sürmüş; sorumluların
cezalandırılması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması amacıyla suç duyurusunda
bulunmuştur. Olayın özellikleri dikkate alındığında -her ne kadar başvurucunun
ismini verdiği bir şüpheli olsa da- kamusal makamların devreye girmeleri ve
olayı tüm yönleriyle aydınlatmaları gerektiği değerlendirilmektedir. Başka bir
anlatımla olayın meydana gelme şekli ile ağırlığı gözönüne
alındığında devletin etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün -somut olay
özelinde- etkili bir ceza soruşturması yapılmasını gerekli kıldığı kanaatine
varılmıştır.
39. Bu durumda bireysel başvuru kapsamında yapılacak
değerlendirmede dikkate alınacak husus; belirtilen çerçeve içinde yeterli usule
ilişkin güvencelerin sunulduğu bir cezai takibatın yürütülüp yürütülmediğine,
soruşturmanın bağımsız, özenli, süratli, etkili şekilde yapılıp yapılmadığına
ve ulaşılan sonuçların temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde
ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanıp açıklanmadığına ilişkin olacaktır (Ali Çığır, § 38; Erol Kumcu, § 38). Bu başlık altındaki
değerlendirmeler ise yalnızca özel hayata saygı hakkının koruma alanında olan
ve soruşturmaya konu edilen olaylar yönünden yapılacaktır.
40. Öncelikle somut başvuruya konu soruşturma sürecinde
başvurucunun şikâyeti üzerine Başsavcılık tarafından soruşturmaya derhâl
başlandığı görülmektedir. Ayrıca soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru
menfaatlerini koruyabilecek bir şekilde başvurucunun soruşturma sürecine dâhil
edildiği anlaşılmaktadır.
41. Başvurucunun şikâyeti doğrultusunda kolluk tarafından
şüpheli M.Y.nin 18/12/2014 tarihinde ifadesinin
alındığı görülmektedir. Başvurucunun iddiaları çerçevesinde gerçekleştirilen
ifade alma işlemi sırasında şüphelinin üzerine atılı suçlamaları inkâr ettiği
anlaşılmaktadır. Öte yandan 21/1/2015 tarihinde Başsavcılığın başvurucunun da
ifadesini aldığı ancak başvurucunun şikâyetlerini kira sözleşmesine ilişkin
iddiaları çerçevesinde dile getirdiği görülmektedir.
42. Başsavcılıkça verilen 26/8/2015 tarihli kovuşturmaya yer
olmadığına dair kararda ise hem başvurucuyu hem de şüpheliyi tanıyan ve tanık
olarak dinlenen H.A.nın şüphelinin savunmasını
doğruladığı belirtilmiş ve kamu davası açmaya yeterli somut delilin bulunmadığı
sonucuna ulaşılmıştır.
43. Başvuruya konu olan tüm bu süreç, olayın somut koşulları
dikkate alınarak başvurucunun iddialarıyla ve soruşturma aşamasında dile
getirdiği hususlarla birlikte değerlendirilmelidir. Olayda, şüpheli olarak
belirtilen kişinin ilgili makamlar tarafından sorgulandığı ve neticede verilen
yargısal kararla söz konusu kişinin eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığı
konusunda değerlendirmelerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca suç oluşturduğu
ileri sürülen söz konusu eylemlerin kim tarafından, nasıl gerçekleştirildiği
konusunda kamusal makamların ceza soruşturması yoluyla aydınlatma yükümlülüğünü
yerine getirmediğini söylemeye neden olacak belirsiz bir durum olmadığı gibi
bunun aksine bir iddiada da bulunulmadığı görülmektedir. Neticede başvurucu
tarafından gerçeklerin ortaya konulması talebiyle ileri sürülen iddialar
konusunda kamusal makamlarca gerekli tatbikatın yürütüldüğü, ulaşılan sonucun
ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, soruşturmanın etkili bir şekilde
yapılmadığı tespitinde bulunmayı gerektiren bir nedenin olmadığı kanaatine
varılmıştır.
44. Öte yandan başvurucunun kişilik haklarına saldırı
mahiyetindeki söz konusu iddialarının ayrıca adli yargı düzenindeki
mahkemelerce değerlendirilebileceği, bu doğrultuda ilgili mevzuat kapsamında
kişilik haklarına yönelen saldırıların sona erdirilmesi ve zararın tazmin edilmesi
hususunda hukuk davası açılabileceği konusunda bir tereddüt yoktur. Dolayısıyla
başvurucunun anılan yollara başvurarak iddialarını ileri sürebilmesi ve
zararlarını tazmin edebilmesi de mümkündür (bkz. §§ 23-26).
45. Sonuç olarak etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün
ceza soruşturması/yargılaması yapılmasını gerekli kılmasının sorumlular
hakkında mutlaka ceza davası açılmasını ya da onların cezalandırılmasını
zorunlu hâle getirmediği konusunda ortaya konulan ilke gözönüne
alındığında kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüğün
gerektirdiği şartların gerisinde kalınmadığı ve açık bir ihlalin bulunmadığı
değerlendirildiğinden başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
46. Başvurucu, cinsel kimliğine yönelik haksız eylemlerin yanı
sıra imzasını taklit ederek adına kira sözleşmesi düzenleyen şüpheli M.Y.
hakkında hukuka aykırı şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
2. Değerlendirme
47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı
fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından
ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının
yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf
olduğu Sözleşme"ye ek protokoller kapsamına da
girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan hak
ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
18).
48. Sözleşme’nin 6. maddesinde, adil yargılanmaya ilişkin hak ve
ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile
ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç
isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek
hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bahsedilen hâller dışında
kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve
Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz.
Dolayısıyla bir ceza davasında haklarında suç isnadı bulunmayan mağdur, suçtan
zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler Sözleşme’nin 6.
maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).
49. Somut olayda, başvurucu hakkında herhangi bir suç isnadına
ilişkin olmayan ve üçüncü kişinin cezalandırılmasına yönelik olduğu görülen
ihlal iddialarının adil yargılanma hakkının kapsamına girmediği
anlaşılmaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.