
Esas No: 2016/67047
Karar No: 2016/67047
Karar Tarihi: 11/9/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
BURHAN YAZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/67047) |
|
Karar Tarihi: 11/9/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Selahaddin
MENTEŞ |
Raportör |
: |
Murat
BAŞPINAR |
Başvurucu |
: |
Burhan YAZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, hâkim olarak görev yapan başvurucu hakkında darbe
teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan yakalama,
gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti
ve güvenliği hakkının; hukuka aykırı olarak mal varlığı hakkında verilen tedbir
kararı nedeniyle mülkiyet hakkının; gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar
nedeniyle kötü muamele yasağının, soruşturma aşamasındaki bazı işlemler
nedeniyle de özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/10/2016 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
6. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı
karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl
ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu
makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün
arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son
yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz
ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe
girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile
FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok
sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma
başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine
yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla
başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama
tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 51, 350).
8. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme
(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri
uygulanmış, bunların bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya
kovuşturma mercilerince kaçak olduğu değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek
Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.
9. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda
FETÖ/PDY"nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul
etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde
(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz
mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde
verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir
[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY"nin
silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.
10. FETÖ/PDY"nin (genel özelliklerine
ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak
soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,
başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere
maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler, Selçuk Özdemir kararında ayrıntılı bir biçimde açıklanmıştır
(Selçuk Özdemir, § 22).
B. Başvurucuya İlişkin
Süreç
11. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir
soruşturma kapsamında 4/8/2016 tarihinde Emniyet Müdürlüğünce gözaltına
alınmıştır.
12. Başvurucu 8-9/8/2016 tarihlerinde Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucunun ifadesi özetle
şöyledir:
"...Ben ilkokul, ortaokul ve liseyi
Kırşehir"de ailemin yanında okudum. Ailem sosyal demokrat bir yapıya sahiptir.
Hatta babam E. hayranıdır. Ben üniversiteye gelene kadar alnım secdeye bile
gelmedi. Üniversiteye geldikten sonra namaz kılmaya başladım. 1988 yılında
Marmara Hukuk Fakültesini kazandım. İstanbul"a kayıt için geldim. Kredi Yurtlar
Kurumuna başvurdum. 4500. yedekte kaldım. Devlet yurduna giremeyince okulun
panosunda Pendik Sakarya Öğrenci Yurdunun ilanını gördüm. Bu yurda gittim.
Yedek sıram gelene kadar burada kalmak istedim, yedek sıram gelmeyince yaklaşık
bir yıl burada kaldım. İkinci yıl Üsküdar Ridaniye
yurdunda kaldım. Bu yurt F.G. cemaatine yakın bir yurt olduğunu daha sonra
öğrendim, İlk girdiğim anda da bu yurdun cemaate ait olduğunu bilmiyordum. Bu
yurtta kaldığım süre içerisinde F.G.ye ait kitaplar okunduğu gibi sohbet toplantılanda yapılıyordu. ... Evlerde yapılan sohbet
toplantılarına sıcak bakmadığım için gitmiyordum. Yurtta kaldığım süre
içerisinde F.G.nin kasetlerini izlettiriyorlardı. Ben
insanlarla orada ilk defa tanıştığım için benim katıldığım sohbet
toplantılarında F.G.nin kaseti videoya konuyor ve
seyrettiriliyordu. Bu konuşmalarda dini içerikli konuşmalardı.
...Hukuk Fakültesini 1992 yılında bitirdim ve
Kırşehir"e ailemin yanına dönerek Avukatlık stajına başladım. Bu dönem
içerisinde F.G.ye yakın kişilerle bir araya gelmedim. Hakimlik sınavına
hazırlandım. İlk yazılıda 73 puan aldım. Ancak mülakatta elendim. İkinci
yapılan sınavda 70 puan aldım. Bu sınavın mülakatına o dönem Kırşehir Belediye
Başkanına SHP"li C.G. isimli başkanının yanına
gittim. Onun verdiği kart ile o dönem Müsteşar olan Y.K.D.nin
yanına geldim ve Belediye Başkanının bana vermiş olduğu mektubu ona verdim. O
yıl mülakatını kazanıp 1994 yılında Ankara"da staja başladım. ... Ankara"da
staj yaptığım dönem içerisinde beni herhangi bir sohbet evine veya yere kimse
götürmedi. Bu dönem içerisinde eğitim merkezine gittiğim zamanda da F.G.ye
yakın kişilerin daveti üzerine sohbet toplantılarına gitmedim. Beni de kimse
bir yere davet etmedi.
...
Ben Pınarhisar İlçesine kura ile Hakim olarak atandım. Daha askerligimi
yapmadığım için askere gideceğim düşüncesiyle eşimi götürmemiştim. Daha sonra
buradan askere gittim. Hatta askerlik süresince 28 Şubat olayları oldu. Ben
yedek subaylık görevini yaptıktan sonra Pınarhisar"a geri döndüm. Pınarhisar
kaldığım süre içerisinde R.T.E.nin cezaevine
gelmesinden dolayı tanıma fırsatı buldum. Hatta kendisini desteklediğimi
belirttim. Hatta kendisi bu jestlerimize karşılık bize cezaevinde teşekkür
yemeği vermişti. Burada ki görev sürem dolunca Yahyalı"ya atandım. Gerek
Pınarhisar gerekse Yahyah"da cemaatin bir
yapılanmasını görmedim. Burada yaklaşık 3 yıl kaldıktan sonra Midyat Ilçesine atandım. Eğitim Merkezinden tanıdığım S.M. beni
telefonla aradı, müfettiş olup olmayacağımı sordu. Ben düşüneyim dedim. Eşimde
konuştum. Müfettiş olunca Ankara"ya gideceğimizi ve teftişin yapısının mesleği
olarak yüksek seviyede olmasını da değerlendirerek teklifi kabul ettim. Ankara"ya
geldim, Hakim S.M. ile buluştum. Onun söylemesi
üzerine Yargıtay Üyesi H.M.nin yanına gittim. H.M.nin kendisine referans olmasını ilettim. O da not aldı.
İlgileneceğim dedi. Daha sonra teftiş kurulu başkanı A.C. beyin yanına gittim,
bana terfılerim konusunda sorular sordu. Ben yanından
ayrıldım. Yaklaşık 7 ay sonra Midyat Başsavcısının telefonuyla teftiş kurul
başkanlığına atandığımı duydum.
Ben Adalet Müfettişi olarak 2005 yılında
Ankara"ya geldiğimde beni kimin çağırdığını bilmemekle birlikte bir sohbet
grubumuz vardı. Bu grupta M.E.Ö., F.U., M.A., halen Cumhuriyet savcısı olan
E.G., T.Ş., H.K. vardı. Bu arkadaşlar F.G.ye sempati duyan arkadaşlardı. 2010
yılı HSYK yapılanmasına kadar bu arkadaşlarla birlikte dönüşümlü olarak
evlerimizde bır araya geliyorduk. Bir abi diye
nitelendirdiğimiz bir kişi yoktu. Ancak kiminle irtibat kurduğunu ve nasıl
haber aldığını bilmediğim bir hakim o gün
toplandığımız eve geliyordu. Bu şahsın 2010 yılına kadar hakim
oldugunu biliyorduk. Ancak nerede görev yaptığını,
isminin ne olduğunu bilmiyordum. Bu kişinin gruptan kimin tanıdığını da
bilemiyorum. Bana bu hususta bilgi vermiyorlardı. Eve gittiğimiz zaman bizden
sonra gelen bu şahıs bize mesajlar iletiyordu. Bu mesajlarda genellikle ne
kadar cevşen okunacağını, ne
kadar Kur"an okunacağını, ne kadar La İlahe İllallah söyleneceği belirtiliyor,
F.G.ye ait kitapları ve fotokopileri bize okuyordu. 2010 yılına bu şekilde 3
değişik kişi geldi. Bunlar kıdemce bizden büyük olduğu gibi yaş itibariyle
bizimle aynı kıdemde olduğunu anlıyabiliyordum. Bu
kişinin hakim olduğunu biliyordum. Ancak İdari Yargı
mı, Adli Yargı hakimi mi kendiside
belirtmediği gibi bende anlayamamıştım. Bu kişilerinde meslek hayatım boyunca
kimliklerini öğrenemedim. Kendileriyle karşılaşmadım.
2005 yılından 2010 yılına kadar sohbet
grubumuz değişmedi. Ancak M.E.Ö, M.A. ve H.K. ile aynı dönem teftişe
geldiğimizden dolayı sohbete de aynı zamanda katıldık. Diğer arkadaşlar bizden
kıdemli idi. Ancak bizi kim sohbete çağırdı inanın şuan
hatırlayamıyorum. Bu arkadaş grubu dışında bir arkadaşı sohbete götürme yetkim
yoktu. Kimse de getirmezdi. Bu kuralı kim koydu bilmiyorum. Kendimi götürme
yetkisi görmediğim için kimseyi bu sohbete davet etmedim. Bana bu şekilde
davranılması konusunda bir talimat verilmedi. Ancak ben götürülmemesine
inandığım için kimseyi sohbete götürmüyorum. Ben 5 yıl boyunca da yabancı bir
kimseyi sohbete götürmedim. ... Staja başladığım zaman ve hakimlik mesleğine
başladığım zaman herhangi bir şekilde bir aylığımı bağış veya himmet parası olarak
kimseye vermedim. Ancak aylık %5 himmet parası olarak sohbete katılan mesajları
okuyan hakime bu para veriliyordu. Ben düzenli olarak
bu parayı vermedim. Bu bir himmet oldugu için
mecburiyet yoktu.
Tüm değerlerim üzerine yemin ederim ki verilen
talimat üzerine gidip teftiş yaptığım hakim ve
savcılara haksız olarak fazla not veya eksik not vermiş değilim. Bana hiçbir
zaman böyle bir talimat verilmiş değildir. ... Benim denetim yaptığım tüm hakim savcılara verdiğim not incelenirse tarafsız olduğum anlaştlacaktır.
...
2014 HSYK seçimlerine kadar bu arkadaşlarla
birlikte sohbet toplantılarımız devam etti. ... 2010 yılından sonra
dershanelerin kapatılması gündeme gelince sohbetin konusu hükumetin tasarruflarıda oluyordu. Bu şekilde hareketlerin iki tarafada zarar verebileceğini sohbetler sırasında dile
getiriyorduk. Hoca diye hitap ettiğimiz kişi siyasi mesajlar bize iletmiyordu.
Sohbetlerimiz daha önceki sohbetler şeklinde devam ediyordu. Ancak gündemdeki olaylarıda sohbet konusu yapıyordu. Cemaatin bir
yapılmasından söz etmek istiyorum. Cemaat kendisine güven vermeyen, itaatkar kabul etmediği kişilere fazla sır ve bilgi vermez.
Bu nedenle bende bu grup içinde yer aldığıma inanıyorum. Cemaat içinde bana
fazla sır vermezlerdi. Ben bunu o dönemlerde de hissediyordum.
Kamu oyunda 17-25 Aralık 2013 tarihli olaylardan sonra teftişteki ve gruptaki
arkadaşlarla bir araya geldik. O dönem arkadaşlarla operasyonda çıkan ses kayıt
çözümlerinin gerçek olduğuna inanıyorduk. Ancak bunun o dönem dershane
kapatılmasının rövanşı olduğuna kanaat getiriyordum. Hatta bu dönemlerdeki
sohbetlerde dışarıdan gelen şahıs evlerde bulunan F.G.ye ait dokümanların yok
edilmesini istemişti. ... Bu toplantı esnasında adaylar açıklanmamıştı. Ancak
biz cemaat hangi adayı gösterirse iyi olur, kimlerin aday olması gerektiğini
konuştuk. Ben, E.G., Y.A. ve M.Ş. cemaate yakın kişiler oldugunu
değerlendiriyorum. Bir araya geldigimize göre de cemaaten oldukları anlaşılmaktadır. Her iki toplantıda da
bizim anlattıklarımızı Y.A.nın
değerlendirdiğini görüyordum. Ben HSYK"dan
gönderilmemi kendim için haksızlık olarak nitelendirdim. Bu nedenle Yargıda
Birlik adı altına toplanan tüm adaylar dışında diger
adayların desteklenmesini düşünmüştüm. ... Ben sadece kızgınlıkla Yargıda
Birlik dışındaki adaylara oy verilmesini istedim. ... Seçim günü de seçimi
kişiselleştirdiğimden sandıklar açılmadan önce ve sonrası seçim mahallinde
bulundum. Ben sadece gözlem yaptım.
...
F.S. Van"daki olaylar nedeniyle açığa
alınarak, meslekten ihraç edilince Ankara"ya geldiğini biliyorum. Okuldan benim
samimi arkadaşım olduğu için kendisiyle görüştük. ... Ancak ilk konuşmamızda
kendisi bana hayatının tehlike altında olduğunu, kendisinin öldürüleceğini
söylüyordu. Hatta bu sohbetimizde Amerika"ya gitmek istediğini bana söylemişti.
Bu konuşmalardan sonra ben kendisini abisinin Sincan"da bulunan evine bıraktım.
Bu konuşmadan sonra 3-4 defa daha bir araya geldik. Bana daha önce verdiği
telefon numarası değil başka bir numarayı vermişti. Ben bu telefon numarasından
kendisini anyordum. Bu konuşmalardan sonra kendisinin
kaldığı Sincan"a gidip alıp geziyorduk. Bu dönemlerde de Amerika vizesi
alamadığını bana söyledi. Daha sonra bana Afrikaya
gitmek istediğini söyledi. Buraya niye gitmek istediğini ve buna kimin karar
verdiğini söylemedi. Ancak bana cemaatın kendisine Afrikaya gitmesi gerektiğini söylediğini, aynca cemaatin kendisine maaş bağladığını söylemişti. Bunu
anlatmasının nedeni ise biraraya geldiğimizde nasıl
geçiniyorsun diye sordum. O da bana cemaatin kendisine yardım ettiğini, maaş
verdiğini ve bu paranın yeterli olduğunu söyledi. Ben cemaat deyince F.G.
cemaati olduğunu anlamıştım. ... Ben ona bir poşet içinde para götürdüm. Ancak
bu parayı bana getiren kişi nasıl ulaştı şu an hatırlamıyorum. Ancak gelen kişi
bana F.S.nin Afrika"ya biletini ayarladığını,
İstanbul"dan geldiğini ve vereceği parayı ona götürmesini benden istedi. Bu
şahıs beni nasıl buldu, niye buldu, niye kendi götürüp parayı direk vermedi bu
sorulara o zamanda cevap bulamamıştım. Şimdi de cevap bulamıyorum. Tek bildiğim
burada kullanıldığımdır. Bu şahıs verdiği için içi para dolu poşeti götürüp
F.S.ye verdim.
...
F.S. Afrika"ya gittikten 3-4 ay sonra
Ankara"da yanıma biri geldi. Kendisinin Afrika"da Türk okullarında öğretmen oldugunu söyledi. Ben o zaman bu okulun F.G.ye yakın okul
olduğunu anlamıştım. İsmini hatırlayamadığım bu şahıs bana F.S.nin
eşinin rahatsız oldugunu, Afrika"ya kendisiyle
geldiği takdirde ona destek olabileceğini ve kendisinin de bu seyahatte eşlik
edebileceğini söyledi. Bu durumu eşimle görüştüm. O da Afrika"ya gider gezer
geliriz dedi. Bu şahıs kendi gideceği günü ve saati bana bildirdi. Bende tüketici
kredisi çektim ve bu şahsa benim ve eşim için aldığı biletin parasını ödedim.
Bu şahısla birlikte ben ve eşim Afrika"ya gittik. Başkente kadar birlikte
gittik. Daha sonra aynı kişinin yardımıyla F.S.nin
bulunduğu yere bilet aldık. Biz o şehire gittiğimizde
F.S. havaalanında yanında bir öğretmenle birlikte bizi karşıladı.
...
Ankara Hakimliğine atandıktan sonra sohbet
toplantıları için beni kimse çağırmadı, o dönemde bir gruba girmedim. Ancak
daha önce de anlattığım gibi Ankara savcısı E.G. seçimden önce hakim Y.A.nın evinde buluşacağız diye
kapımın zilini çaldı, beni çağırdı. Ben bu toplantıyı sohbet toplantısı olarak
algıladım. Ancak gittiğimde evde ev sahibi Y.A, Ankara savcısı M.Ş. vardı.
Sohbetin konusunun da dini şekil değil, 2014 yılında yapılacak HSYK seçimleri
ile ilgiliydi. Bu şekilde bir defa daha bir araya geldik.
Ben Ankara 2. İcra Hakimi
olduğum dönemde sorumlu olduğum icra dairesi 25. İcra Dairesidir. 25. İcra
Dairesine yapılan itirazlar ve şikayetler benim mahkemeye gelir. Kamu oyunda MHP Kurultayının durdurulmasına yönelik Gemerek
ve Tosya Hakimlerinin tensiben verdiği tedbir
kararlarının infazı için MHP merkezinin avukatları Ankara İcra Dairelerine bu
kararı infazını gerçekleştirmek için başvurmuşlar. Bu tedbirin infazı UYAP
ortamında 25. İcra Dairesi Müdürlüğünü düşmüş, bu icra talebinin yerinde
olmadığına ilişkin karşı tarafın avukatları itiraz ve şikayet
dilekçeleri vermiş. Bu dilekçeler bana bu nedenle geldi. Geldiğinde itirazlara
baktım. İtirazlar arasında yetkili icra dairesinin Ankara olmadığı, Akyurt
İlçesi olduğu, Gemerek ve Tosya mahkemelerinin kararlarının yok hükmünde olduğu
belirtildiği. Ayrıcı diğer bir itiraz sebebi olarak da tensip kararı ara
karardır, bu nedenle ilamlı takip yapılamayacağı mutlak suretle ilamsız takip
yapılacağı, bu nedenle takibin usule aykın olarak
yapıldığı belirtildiğini gördüm. Bu itirazın Perşembe
günü yapıldığını biliyorum. Karşı tarafın bu itiraza karşi
cevap vermek istediklerini kaleme sözlü olarak belirtmişler. Bu nedenle ben o
cevabı da bekledim. Cuma günü cevap gelince, mevcut duruşmalar bittikten sonra
bu dosyayı inceledim. Yapmış olduğum incelemede gerçekten de ilamsız takip
yapılması gerekirken ilamlı takip yapıldığını gördüm. Aynca
tedbir kararı veren mahkemelerin Ankara İcra Dairelerinin infaz için
yetkilendirilmediğini gördüm. Bu nedenle şeklen yapılan takiben iptaline karar
verdim. Yargıtay"ın bu yönünde kararlarında olduğunu biliyorum. Aynca Tosya Mahkemesinin kararını infaza verildiğini de karanmda belirttim.
...
Ben KPSS sorularını cemaat tarafından
sızdırıldığını ilk önce medyadan öğrendim. Daha sonra arkadaşlarımla yapmış
olduğum sohbetlerde bu inancımın güçlendiği hissettim. KPSS sorulan sızdıran ve
kontrolsüz güçlenen F.G. cemaatinin tehlikeli olabileceğini ve diğer cemaatlerden
farklı bir yapıya bütündüğüne inandım. 17-25 Aralık
olarak belirtilen operasyonda da amacın yolsuzluk olmadığı, farklı amaçların
güdüldüğüne inandım. MİT tırlarının durdurulması, Başbakanın açıklamaları
bendeki şüpheleri yoğunlaştırmaya başladı. 2015 yılı başından itibaren de bu cemaaten tamamen ilgimi kestim. Herhangi bir sohbet
toplantılarına katılmadım.
Ben 2014 HSYK seçimlerinde beni daha önce
mağdur ettiklerini düşünerek Yargıda Birlik dışında kimi desteklerseniz
destekleyin diye yönlendirdim. Yoksa burada cemaatin adaylarını desteklemek
niyetinde değildim. Bu tamamen benim haksız olarak HSYK müfettişliğinden
gönderilmem üzerine mevcut yönetime kızgınlığımdır. Ben HSYK"da
çalıştığım dönemde UYAP"ın teftiş ekranının
hazırlanması için yaklaşık 8 yıl çalıştım. Proje ürettim. Bu çalışmalanm göz ardı edilip, teftişteki görevime son
verilmesi beni üzmüştü, Bu nedenle 2014 HSYK
seçimlerinde mevcut yapıyı desteklememiştim. ... Daha önce de belirttiğim gibi
bu insanlarla 2015 yılı başından itibaren de ilgimi tamamen kestim.."
13. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 9/8/2016 tarihinde
tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "... üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin
varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla;
şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça
dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak CMK"nın
100. vd. maddeleri uyarınca" tutuklanmasına karar verilmesi
istenmiştir.
14. Başvurucunun sorgusu Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince
9/8/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu, sorgu sırasındaki
ifadesinde de Cumhuriyet Savcılığında verdiği beyanı tekrar ederek tutuksuz
yargılanmayı talep etmiştir.
15. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma
suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"... üzerine atılı bulunan silahlı terör
örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, şüphelinin kaçma ve
delilleri karartma ihtimali bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının
yetersiz kalacağı, şüpheliye isnat edilen suçun ağır cezayı gerektiren suçüstü
hallerinden olması nedeniyle CMK"nın 2/1-j ve 2802
sayılı kanunun 94. maddesi ve CMK"nın 100. maddesiyle
ilgili düzenlemeler ve AİHS"nin 5. maddesindeki tutuklama şartları kapsamında,
isnat olunan suç ile orantılı bir tedbir kapsamında şüphelinin CMK"nın 101 maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA ... [karar
verildi.]"
16. Başvurucu 14/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz
etmiş, Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 8/9/2016 tarihinde "... tutuklama kararı ve bu karara dayanak dosya
kapsamının incelenmesinde, Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/104 Sorgu
sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı ..." gerekçesiyle
itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.
17. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2016 tarihinde öğrendiğini
beyan etmiş ve 17/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 27/12/2017 tarihli
iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu
işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde
dava açılmıştır. FETÖ/PDY"ye ve ByLock programına ilişkin
açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirme
özetle şöyledir:
"... Soruşturma aşamasında elde edilen ve
yukarıda detaylı şekilde belirtilen delillerin değerlendirilmesi neticesinde ve
özellikle şüphelinin müfettiş olmasına karşın diğer hakimler ile ev
toplantılarına gelen kişinin de hakim olduğunu sandığı şeklindeki hayatın
olağan akışı ile çelişen unsurlar da içeren ifadesindeki dolaylı ikrarları ile
şüphelinin aleyhine isnatlar içeren beyanlar bulunduğu; şüphelinin bilgisayar
ve bilgisayar özelliği bulunan cihazlarının program ve kütüklerinde arama ve
kopyalama işlemlerinin devam ettiği, başka şüpheliler hakkındaki benzer isnatlı soruşturmlarda
gerçekleştirilen dijital arama işlemleri neticesinde şüphelilerin cihazlarında bylock vb. program artıklarının tespit edilebildiği
dolayısı ile şüpheli yönünde de bu ihtimalin bulunduğu ve şüphelinin tutukluluk
hali de dikkate alındığında, şüphelinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi
olduğuna dair hususunda yeterli şüphe oluştuğundan ..."
19. İddianamede, başvurucu hakkındaki bu değerlendirmeye esas
olmak üzere tanık beyanlarının bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda
başvurucuyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanık beyanları özetle şöyledir:
- M.G., M.Ö. ve A.Ş. beyanlarında, başvurucunun örgüt mensubu
olduğunu belirtmişlerdir.
- F.S. beyanında, ...meslekten ihraç edildiğinde örgütün
kendisine ekonomik destek sağladığını ve bu kapsamda şüpheli Burhan Yaz"ın
kendisine para verdiğini ifade etmiştir.
20. Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 8/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar
vermiş ve E.2018/50 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı
gün yapılan tensip incelemesinde "atılı
suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun CMK 100/3-a maddelerinde sayılan katalog
suçlardan olması, tanık ifadeleri teşhisler ve tüm dosya kapsamı birlikte
gözetildiğinde, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç
şüphesinin ve somut olguların bulunması, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak
bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı ancak tutuklama
tedbirlerinin isnat edilen suçla orantılı olduğu" gerekçesiyle
başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.
21. Mahkemece 13/3/2018 tarihinde ilk duruşma yapılmış ve "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, tanık F.S.nin beyanları, atılı suçun vasıf ve mahiyeti ile
sanığın örgütteki konumu ve eylemlerinin ağırlığı, tanık beyanlarında geçen
hususların dosyadaki kayıtlar ve sanığın tevil yollu ikrarı ile de sabitolması karşısında kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren somut olguların soruşturma dosyasında var olması, yargılama sırasında
henüz diğer tanıkların dinlenmemiş olması, tanık F.S.nin
beyanlarında geçtiği üzere sanığın diğer tanıklar üzerine baskı kurma
ihtimalinin olması, atılı suçun CMK 100/3.a maddesinde belirtilen katalog
suçlardan olması, tutuklu kaldığı süre de nazara alındığında bu aşamada sanık
hakkında adli kontrol tedbirlerinin uygulanması halinde yetersiz kalacağı"
gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar
verilmiştir.
22. Mahkemenin 27/11/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin
devamına karar verilmiştir. Kararın ilgi kısmı şöyledir:
" ...
Sanığın açıklanan örgütsel faaliyetlerinin ve
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı yapılanması kapsamındaki faaliyetlerinin
2016 yılı içerisinde devam ettiğine yönelik olarak Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu 3. Dairesinin 13.02.2017 tarih 2016/5561 Esas, 2017/956 Karar sayılı
kurul müfettişi görevlendirilmesine yönelik kararının ve bu kararda yer verilen
iddiaların da dikkat çekici olduğu, bu kapsamda Milliyetçi Hareket Partisinin
Büyük Kurultayının tüzük değişikliği gündemi ile olağanüstü toplantıya davet
edilmesine ilişkin Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/280 esas sayılı
dosyasında 8.4.2016 tarihinde 4721 sayılı TMK"nun
75/2 maddesi gereğince üç kişilik çağrı heyeti görevlendirilmesi kararı
verildiği, kararın Yargıtay 18. Hukuk Dairesi nezdinde temyiz edildiği, henüz
karar kesinleşmeden 6100 sayılı HMK"nun 367/2 maddesi
uyarınca kişiler hukuku kapsamındaki hükümlerin kesinleşmeden uygulanması
mümkün olmadığı, dolayısıyla çağrı heyeti yasal olarak yetkili hale gelmeden
15/5/2016 tarihi belirlenerek Milliyetçi Hareket Partisi Büyük Kurultayı tüzük
değişikliği gündemiyle olağanüstü toplantıya çağrılan üst kurul delegelerinin
bir kısmının 4721 sayılı TMK"nın 24 ve 25 inci
maddeleri uyarınca kendi ikametgahları asliye hukuk mahkemelerine başvurarak
hukuki koruma talep etmeleri üzerine Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemeleri
tarafından Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmeden uygulanması
mümkün olmayan kararlardan olduğu gerekçesi ile Yargıtay denetimi sonuna kadar
infazının ve çağrı heyeti tarafından 15/5/2016 tarihinde Milliyetçi Hareket
Partisi Büyük Kurultayının toplanmasına ilişkin işlemlerin ihtiyati tedbir
yoluyla durdurulmasına karar verildiği, bu kararın 6/5/2016 tarihinde Ankara
25. İcra Müdürlüğünde uygulamaya konulmasının hemen sonrasında sanık tarafından
yapılan icra takibine yönelik olarak açılan bir dava ya da şikayet olmaksızın
icra müdür yardımcısından dosyaların fotokopisinin istendiği, bu durumun
yargısal faaliyetler ile teamüllere aykırı olduğu, zira yasal olarak görev
yaptığı mahkemeye usulüne uygun olarak açılan bir dava bulunmaksızın bir
hakimin resen harekete geçerek işlem yapma hazırlığı içerisine girmesinin
sanığın örgütsel bağı dışında açıklanamayacağı, hakim olarak görev yapan
sanığın mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava
taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve
artıracak davranışlar içerisinde olması gerektiği, bunun yanında önündeki veya
önüne gelme ihtimali olan bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, davanın
sonucunu etkilemesi veya sürecin aşikâr adillik vasfını zayıflatması
beklenebilecek hiçbir yorumda bulunmaması, kamuya açık olsun veya olmasın,
herhangi bir şahıs ya da mesele konusunda adil yargılamayı etkileyebilecek
herhangi bir yorum da yapmaması, bu yönde bir davranış da gerçekleştirmemesi
gerekirken bu yönde hareket etmediği, sanığın bu husus kendisine sorulduğunda
ise bir dava açılırsa hazırlıklı olmak için bu evrakları istediğini beyanda
bulunduğu, sanığın meslek hayatı içerisinde az önce yer verilen ve örgütün amaçlarına
hizmet eden hakim ve savcı denetimleri sırasında yaptığı işlemler nazara
alındığında başka her hangi bir dava, dosya ya da teftiş incelemesi sırasında
bu şekilde titiz hareket etmediği de gözetildiğinde değinilen türden
faaliyetlerinin örgütsel olduğunda şüphe olmadığı, açıklanan tüm bu hususlara
göre sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yargı yapılanması
içerisinde yer aldığı, her ne kadar sanık hakkında ByLock
tespiti bulunmamakta ise de sanıktan ele geçirilen ve incelenen dijital materyaller
içeresinde yer alan Apple Iphone 4s marka cep
telefonunda, açıklandığı üzere soruşturma aşamasından önce ByLock
isimli programın indirildiğinin anlaşıldığı, bu programın teknik özellikleri,
indirilme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle bir kısım
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve
münhasıran bu suç örgütü mensupları tarafından kullanılan program olduğu da
gözetildiğinde; eğitim düzeyi, edindiği bilgi, tecrübe ve konumu itibariyle örgütün
nihai amacını, Devlet kurumlarında, emniyet silahlı kuvvetleri ile yargı
teşkilatı içerisindeki yapılanmasını ve burada devletin her türden silahını
elinde bulunduran örgüt mensuplarının gerektiğinde bu gücü örgütün amacı
doğrultusunda kullanacaklarını bilmesi beklenen sanığın gerçekleşen
faaliyetlerin örgütsel nitelikte olduğundan, içerdikleri çeşitlilik, yoğunluluk ve süreklilik nedeniyle örgüt üyeliği suçu sübut
bulmakla sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK"nın 314/2 maddesi uyarınca
cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir."
23. Başvurucunun hükme karşı yaptığı istinaf talebi Ankara Bölge
Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin 24/6/2019 tarihli kararıyla esastan
reddedilmiş ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla
Yargıtay"da temyiz aşamasındadır ve başvurucunun tutukluluk durumu devam
etmektedir.
25. Öte yandan başvurucu 27/12/2016 tarihinde yaptığı 2016/76312
numaralı bireysel başvuruda münhasıran hukuka aykırı bir şekilde mal varlığı
hakkında tedbir kararı verildiği iddiasıyla ilgili olarak başvuru yapmıştır.
Yine Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması
üzerine 3/1/2017 tarihinde 2017/13781 numaralı ve Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması üzerine de 30/1/2017
tarihinde 2017/17528 numaralı bireysel başvurularda gözaltındaki kötü muamele
iddialarıyla ilgili olarak başvuru yollarını tükettikten sonra bu iddialarını
ileri sürdüğü bireysel başvurularda bulunmuş olup belirtilen başvuruların
inceleme aşaması devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
26. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431,
28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 11/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A.Özel Hayata Saygı ve Konut Dokunulmazlığı
Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu -hâkim olarak- hakkında Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca soruşturma yürütülmesinin mümkün olmadığını, bu itibarla
görevsiz mercilerce verilmiş arama kararına dayanılarak konutunda ve işyerinde
arama yapıldığını belirterek özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi Hülya
Kar (B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin
maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması
gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren
makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme
yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları
kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan
zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî
uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden
daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için
bkz. Hülya Kar, §§21-46).
30. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş arama kararına
dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır. Başvurucu,
bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının
ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suç delillerini elde
etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
31. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi,
kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma
tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi
bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir, kesin bir
hukuki düzenlemeye dayanmaktadır ve başvurucuya itirazlarını sorumlu makamlar
önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan başka
tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Süregelen koruma tedbirinin
durumun gerektirdiğinden daha uzun bir zaman devam ettiği veya hedeflenen amaca
ulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.
32. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma
tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde
başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma
tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru
formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
33. Başvurunun özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarına
yönelik bir ihlalin olmadığının açık olması nedeniyle diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun bulunması gerektiği değerlendirilmiştir.
B. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucu; hukuka aykırı olarak mal varlığı hakkında tedbir
kararı verildiğini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) kararıyla
meslekten ihraç edildiği için maaşının da kesildiğini ve haksız olarak konulan
tedbir nedeniyle de ailesinin ihtiyaçlarının karşılanamadığını hatta bu sebeple
oğlunun üniversite eğitimine ara vermek zorunda kaldığını belirterek mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
35. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetlerine
ilişkin olarak başvuru yollarını tükettikten sonra 27/12/2016 tarihinde yaptığı
2016/76312 numaralı bireysel başvuruda münhasıran bu iddialarını ileri sürdüğü
anlaşılmıştır. Anılan 2016/76312 numaralı başvuruda mülkiyet hakkına yönelik
belirtilen şikâyetlerin inceleneceği dikkate alınarak mülkiyet hakkının ihlal
edildiği iddiası bu başvuru kapsamında incelenmemiştir (bkz.§ 25).
C. Kötü Muamele Yasağının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu; ailesinin, akrabalarının ve muhtarın önünde
ellerine metal kelepçe takıldığını, kaçma şüphesi ve orada bulunanlara zarar
verme ihtimali bulunmadığı hâlde arama süresince dört saat boyunca kelepçeli
bekletildiğini, bu şekilde teşhir edildiğini, küçük bir arabanın arka bagajına
yapılan bölmede yine kelepçeli olarak, aşırı sıcağa ve havasızlığa rağmen uzun
süre ara verilmeden yolculuk yaptırıldığını, muayene sırasında elleri arkadan
kelepçeli olduğu hâlde duvara karşı bekletildiğini, nezarethanede yetersiz
koşullarda kaldığını ve ihtiyaçlarının giderilmediğini, yasak sorgu yöntemiyle
ifadesinin alındığını, gözaltına alındıktan sonra tutuklanıncaya kadar kendisine
yapılan bazı uygulamalar nedeniyle insan onur ve haysiyetiyle bağdaşmayan
işkence, eziyet ve hakaret içeren davranışlara maruz kaldığını belirterek kötü
muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
37. Kötü muamele yasağının ihlal edildiği şikâyetlerine ilişkin
olarak başvurucunun Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun
sonuçlanması üzerine 3/1/2017 tarihinde 2017/13781 numaralı ve Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusunun sonuçlanması üzerine de
30/1/2017 tarihinde 2017/17528 numaralı bireysel başvurularda bulunduğu
görülmektedir. Başvurucunun yaptığı suç duyuruları üzerine yapılan
soruşturmalarda başvuru yollarını tükettikten sonra bu iddialarını ileri
sürdüğü anlaşılmıştır. Anılan 2017/13781 ve 2017/17528 numaralı başvurularda
özellikle soruşturma aşaması ve gözaltı işlemleri sırasındaki kötü muamele
şikâyetlerinin inceleneceği dikkate alınarak kötü muamele yasağının ihlal
edildiği iddiaları da bu başvuru kapsamında incelenmemiştir (bkz. § 25).
D. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Yakalama ve Gözaltının
Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
38. Başvurucu; suçüstü hâli bulunmamasına karşın yetkisiz
mercilerce hukuka aykırı bir şekilde hakkında yakalama ve gözaltı kararı
verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
39. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek
için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet
Yeşilyurt, §§ 16, 17).
40. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin
aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına
ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava
sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi
gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:
2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet
Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631,
17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve
Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
41. Somut olayda, başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı
tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan
kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; gerçekleşen darbe teşebbüsüyle hiçbir ilgisi,
bağlantısı ve irtibatı olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak hakkında tutuklama
kararı verildiğini, olayda ağır cezalık suçüstü koşullarının oluşmadığını belirterek
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
44. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet
edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına
karar verildiği tarihte hâkim olması dolayısıyla hakkında soruşturma veya
kovuşturma yapılabilmesi için 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve
Savcılar Kanunu"na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma yürütülmüş,
yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmıştır.
b. Değerlendirme
45. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
46. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini
veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla
tutuklanabilir."
47. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
48. Öte yandan başvurucu 10/8/2017 ile 9/1/2018 tarihleri
arasında verdiği on adet ek dilekçedeki beyanlarında; daha önce bireysel
başvuru formunda dile getirmediği tutukluluğun devamına ilişkin kararların
tebliğ edilmediği, tutukluluğun makul süreyi aştığı, tutukluluğun devamına dair
incelemelerin duruşmasız yapıldığı ve avukatıyla yaptığı görüşmelerin
sınırlandırılarak kayda alındığı şikâyetlerini de ileri sürmüştür.
49. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma durumunda
tutukluluğun makul süreyi aştığı veya tutukluluk incelemeleri sırasında usule
ilişkin güvencelerin sağlanmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun
başvurucu hakkında soruşturma veya ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun
devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra veya
serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç, B. No: 2013/5267,
7/3/2014, § 28). Buna göre Ankara Bölge Adliye Mahkemesinde yargılaması devam
eden başvurucunun hakkında ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğunun
devamına karar verilen her aşamada başvuru yollarını tükettikten sonra, başvuru
süresi içinde yeniden bireysel başvuruda bulunarak -yeni bir bireysel başvuru
formunu doldurmak, başvuru harcını yatırmak gibi usul yükümlülüklerini yerine
getirmek koşuluyla- tutukluluğun makul süreyi aştığı ya da tutukluluk
incelemelerinin usulüne ilişkin şikâyetlerini bireysel başvuru konusu etmesi
mümkündür. Anayasa Mahkemesi ancak bu durumda Anayasa’nın 19. maddesinin
yedinci ve sekizinci fıkraları kapsamında başvurucunun tutukluluğunun makul
süreyi aşıp aşmadığı veya usule ilişkin diğer şikâyetler yönünde bir inceleme
yapabilir (Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §§
118-120).
50. Belirtilen nedenle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü ve
ayrı bir başvuru konusu yapılması gereken bu şikâyetler yönünden ayrıca bir
değerlendirme yapılmamıştır.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
51. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar
başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya
olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen
ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne
dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz
ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu
mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
52. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan
suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan
suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu
değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,
§ 57).
53. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin
hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında
yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının
başta Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan
güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek; aykırılık saptanması hâlinde
ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı
değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk
Özdemir, § 58).
ii. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
(1) Genel
İlkeler
54. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (§§ 99-104) başvurusu
hakkında verilen karar.
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
55. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe
teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu
iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma
suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
56. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun"da hâkimlerle
ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet
edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia
etmektedir.
57. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bu şikâyetleri
incelemiştir. Bu kararlarda, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde
görülmeyerek uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağının bulunduğu kabul
edilmiştir (Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§
53-59; Salih Sönmez, §§ 107-121).
Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda
varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
58. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan kararlarda da
belirtildiği üzere başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de
devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında çıkarılan
yakalama kararı uyarınca (4/8/2016 tarihinde) yakalanarak gözaltına alınıp
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı
makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi
olma suçundan tutuklandığı dikkate alındığında, başvurucuya isnat edilen silahlı
terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde
soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden
yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun"un 94.
maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili
yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu
durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmasının
olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün
görülmemiştir.
59. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkim
olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun"dan kaynaklanan güvenceler
uygulanmaksızın, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu
itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı
bulunmaktadır.
60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
61. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında suç
şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut delillerin olduğu ifade
edilmiş (bkz. § 15) fakat buna ilişkin herhangi bir bilgiye yer verilmemiştir.
62. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun
FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran
tanık anlatımlarına, HSYK"nın meslekten çıkarılması
kararına ve hayatın olağan akışı ile çelişen unsurlar içerdiği belirtilen
ifadesindeki dolaylı ikrarlarına dayanılmıştır (bkz. §§ 18, 19). Mahkûmiyet
kararında ise belirtilen delillerle birlikte kendisinde ele geçirilen cep
telefonuna ByLock
isimli programın indirilmesi ve bu uygulamanın teknik özellikleri dikkate
alındığında başvurucunun kullanıcı vasfında bulunduğunun kabul edildiği
belirtilmiştir (bkz. § 22).
63. Soruşturma dosyasında, Cumhuriyet savcısı olduğu anlaşılan
ve FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan F.S.nin hakkında
yürütülen bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak
istediğini belirterek verdiği ifadesinde, hâkim olarak görev yapmakta olan
başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup
olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir. Tanık F.S., daha önce
meslekten ihraç edildiğinde örgütün kendisine ekonomik destek sağladığını ve bu
kapsamda başvurucu aracılığıyla kendisine para verildiğini, başvurucunun
kendisinin Afrika"ya gönderilmesine aracılık ettiğini ve burada eşiyle birlikte
kendisini ziyaret ettiğini beyan etmiştir (bkz. §§ 12, 19). Tanık F.S.nin anlatımları başvurucu tarafından da doğrulanmıştır
(bkz. §§ 12, 14). Yine ifadeleri alınan diğer tanıklar da başvurucunun söz
konusu örgüte üye olduğuna ilişkin beyanlarda bulunmuşlardır (bkz. § 19). Bu
itibarla Cumhuriyet Savcılığında verdiği ve sonrasında Sulh Ceza Hakimliğinde
tekrar ettiği savunmalar da dikkate alındığında başvurucu yönünden suç
şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir (bkz. §§ 12,
14). Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk
Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı
şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik
anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti
olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,
§ 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin
Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).
64. Başvurucu hakkında Mahkemece verilen mahkûmiyet kararında;
başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade
edilen ByLock
uygulamasının kullanıcısı olduğunun kabul edildiği belirtilmiştir (bkz. § 22).
65. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı
kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına
yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir
belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).
Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren
mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının
somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın
özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir; § 74, Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,
26/12/2017, § 57).
66. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında soruşturma
mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna
dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının, bu anlamları doğrulayan
savunmaların ve başvurucunun cep telefonuna ByLock uygulaması indirmesi
nedeniyle Mahkemece bu uygulamanın kullanıcısı sayılmasının somut olayın
koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul
edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.
67. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan
kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.
68. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu
değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı
edilmemelidir.
69. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya
doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,
delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik
içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz
kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs
sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma
imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen
suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz
ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk
Özdemir,§§
78, 79).
70. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör
örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar
öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 26) isnat edilen suça ilişkin
olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden
durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,
§ 61; Devran Duran [GK], B. No:
2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar
arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).
71. Somut olayda Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun
tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne
üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın
ağırlığına, delillerin karartılması ile kaçma şüphesinin varlığına dayanıldığı
görülmektedir (bkz. § 15).
72. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 9. Sulh
Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde
başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ve
delilleri karartma ihtimaline yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal
temellerinin olduğu söylenebilir.
73. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup
olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın 13.
ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151).
74. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını
ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize
olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini
aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, § 214; Devran Duran,
§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı
soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY"nin
özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,
kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi)
de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok
daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (bkz. Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 350).
75. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen
yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde
tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli
kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 15) keyfî
ve temelsiz olduğu söylenemez.
76. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
77. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19.
maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlal
edildiğine ilişkin iddiaların açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yakalama ve gözaltı kararının hukuka aykırı olması nedeniyle
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
11/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.