
Esas No: 2017/15698
Karar No: 2017/15698
Karar Tarihi: 26/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
İBRAHİM DEMİROĞLU BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2017/15698) |
|
Karar Tarihi: 26/7/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 19/12/2019 - 30983 |
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Zühtü ARSLAN |
Başkanvekili |
: |
Engin
YILDIRIM |
Başkanvekili |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Burhan ÜSTÜN |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
|
|
Selahaddin
MENTEŞ |
Raportör |
: |
Gülbin AYNUR |
Başvurucu |
: |
İbrahim
DEMİROĞLU |
Vekili |
: |
Av. Mikail
DEMİROĞLU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yargılama devam ederken çıkarılan yasa ile davanın
ortadan kaldırılması suretiyle uyuşmazlığın esasına yönelik talebin karara
bağlanmasının engellenmesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/1/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda
bulunmuştur.
8. İkinci Bölüm tarafından 3/7/2018 tarihinde yapılan
toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması
gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün
28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar
verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
10. Başvurucu 1985 Hakkari doğumlu olup
2007 yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde
yükseköğrenimine başlamış, 2011 yılında da Fakülteden mezun olmuştur.
11. Başvurucu, taahhütname imzalamak suretiyle yükseköğrenimi
süresince Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan (Yurtkur)
katkı ve öğrenim kredisi (kredi) almıştır.
12. Yurtkur, mezuniyeti sonrasında
başvurucudan taahhütnamedeki kredi borcunu geri ödemesini istemiştir.
13. Kredi borçlusu olan başvurucu 11/3/2014 tarihinde Yurtkura başvurmuş ve ikamet ettiği köyün terörle
mücadeleden dolayı boşaltılan köylerden olduğunu belirterek 12/4/1991 tarihli
ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun ilgili hükümleri uyarınca, daha önce
aldığı kredinin bursa dönüştürülmesini ve borcunun iptal edilmesini talep
etmiştir.
14. Yurtkur 13/3/2014 tarihli yazıyla
başvurucunun talebini reddetmiştir. Söz konusu yazıda, terör sebebiyle köyleri
boşaltılan öğrencilere 2007-2008 öğrenim yılı itibarıyla burs verilmeye
başlandığı hatırlatılmış; kredi almakta iken durumunda sonradan değişiklik
olanlardan değişikliğin meydana geldiği öğretim yılında burs verilecek
öğrenciler kapsamına girenlerin kredilerinin öğrencinin durumunda meydana gelen
değişikliği izleyen ödeme döneminden itibaren bursa dönüştürüldüğü
belirtilmiştir. Aynı yazıda bu uygulama kapsamında kredisinin bursa
dönüştürülmesinin mümkün olmadığı ve kredi borcunun iptali için yapılacak
herhangi bir işlem bulunmadığı başvurucuya bildirilmiştir.
15. Başvurucu, söz konusu talebinin reddine ilişkin işlemin
iptali istemiyle Yurtkur"a karşı 26/5/2014 tarihinde
idari yargıda dava açmıştır. Başvurucu, hakkında takip ve haciz işlemlerine
geçilmemesi için dava sürecinde kredi borcunu ödemiştir.
16. Ankara 6. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 15/7/2015 tarihli
kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun
ikamet ettiği yer olan Hakkari"nin merkez ilçesi
Dutluca köyünün 1994 yılında terör nedeniyle boşaltılan köylerden olduğunun
Hakkari Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı yazısıyla sabit olduğuna
dikkat çekilmiştir. Sağladığı koşullar itibarıyla başvurucuya burs verilmesinin
ilgili yasa hükmünden kaynaklandığı, bu hususta idarenin takdir yetkisinin
bulunmadığı belirtilen kararda kredi borcunun bursa dönüştürülmesi yolundaki
talebin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade
edilmiştir.
17. Davalı idarenin söz konusu karara karşı yaptığı itiraz
Ankara Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) 4. Kurulunun 17/5/2016
tarihli kararıyla reddedilmiş ve Mahkeme kararı onanmıştır.
18. Yurtkur 13/7/2016 tarihinde
başvurucuya borç terkini konulu
bir yazı göndermiştir. Söz konusu yazıda, yapılan incelemede kredi borcunu
ödediğinin tespit edildiği ancak Mahkeme kararının uygulanması zorunluluğu
nedeniyle ödediği miktar kendisine iade edileceğinden banka hesap numarası
bilgilerini göndermesi gerektiği hususu başvurucuya bildirilmiştir.
19. Bu süreçte Yurtkur 25/7/2016
tarihinde, 17/5/2016 tarihli onama kararına karşı karar düzeltme yoluna
başvurmuştur.
20. Karar düzeltme incelemesi devam ederken 3713 sayılı
Kanun"un, terör nedeniyle köyleri boşaltılan öğrencilere karşılıksız burs verilmesini
öngören 21. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi 3/10/2016 tarihli ve 676
sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname"nin(KHK) 89. maddesi ile
yürürlükten kaldırılmıştır. Aynı KHK"nın 90. maddesi ile 3713 sayılı Kanun"a
eklenen geçici 16. maddede ise 3713 sayılı Kanun"un 21. maddesinin birinci
fıkrasının mülga (ı) bendine istinaden yargı mercilerinde Yurtkur
aleyhine açılan davalardan feragat edilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.
21. Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi (Daire)
10/11/2016 tarihli kararıyla davalı idarenin karar düzeltme istemini kabul
etmiş, 17/5/2016 tarihli onama kararını kaldırarak 15/7/2015 tarihli Mahkeme
kararını bozmuştur. Daire bozma kararı üzerine yeniden yaptığı inceleme
neticesinde 3/10/2016 tarihli yasal düzenleme gereğince feragat edilmiş
sayılması nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar vermiştir.
22. Nihai karar 31/12/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
23. Başvurucu 26/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
24. Bireysel başvurunun incelenmesi sürecinde, 676 sayılı KHK,
1/2/2018 tarihli ve 7070 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler
Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine
Dair Kanun ile kanunlaşmıştır. Anılan Kanun"un 72. ve 73. maddeleriyle, 676
sayılı KHK"nın 89. ve 90. maddeleri aynen kabul edilmiştir.
25. 7070 sayılı Kanun"un 73. maddesiyle 3713 sayılı Kanun"a
eklenen geçici 16. maddenin "Söz konusu
bende istinaden yargı mercilerinde Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
aleyhine açılan davalardan feragat edilmiş sayılır" şeklindeki
ikinci cümlesinin iptali istemiyle 114 milletvekili tarafından 3/5/2018
tarihinde Anayasa Mahkemesinde dava açılmıştır. Anayasa Mahkemesi 24/7/2019
tarihli ve E.2018/73, K.2019/65 sayılı kararıyla kuralı, Anayasa"nın 13. ve 36.
maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir.
26. Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının gerekçesinde
özetle; yargılama usulü kurallarına göre doğrudan davacının açık iradesine
bağlı kılınan davadan feragat etme hususunda bireye herhangi bir seçenek
tanınmadığı, söz konusu davalar hakkında her ne kadar şeklî olarak bir karar
verilmesi öngörülmüşse de kuralın uyuşmazlığı maddi yönden çözüme
kavuşturmadığı, sadece davayı davacının tamamen aleyhine olacak şekilde ve
üstelik onun iradesi dışında ortadan kaldırdığı, bu yönüyle kuralın bireyin
dava açmaktaki gayesiyle bağdaşmadığı; Kanun’da bireye, sınırlama ile ortadan
kaldırılan davayı açmakla elde etmek istediği menfaatlerini kısmen de olsa
telafi etmeye yönelik herhangi bir imkân sağlanmadığı da dikkate alındığında bu
durumun bireye aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği, dolayısıyla söz konusu
kuralın karar hakkına orantısız, ölçüsüz bir sınırlama getirdiği
belirtilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanunlar
27. 3713 sayılı Kanun"un 21. maddesinin birinci fıkrasının olay
tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan mülga (ı) bendi şöyledir:
"Terörle mücadeleden dolayı köyleri
boşaltılan üniversite çağındaki öğrencilere ve ölenlerin çocuklarına yüksek
öğrenimleri süresince Devletçe karşılıksız burs verilir."
28. 3713 sayılı Kanun"un, 7070 sayılı Kanun"un 73. maddesi ile
eklenen geçici 16. maddesi şöyledir:
"Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih
itibarıyla 21 inci maddenin birinci fıkrasının mülga (ı) bendi kapsamında
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumundan burs almakta olanların bursları,
normal öğrenim sürelerinin sonuna kadar ilgili mevzuat hükümlerine göre
verilir. Söz konusu bende istinaden yargı mercilerinde Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu aleyhine açılan davalardan feragat edilmiş sayılır. Feragat
nedeniyle mahkemece yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilemez,
verilmiş olan kararlar üzerine ayrıca herhangi bir işlem yapılmaz."
29. 7070 sayılı Kanun"un 72. maddesi şöyledir:
"3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin
birinci fıkrasının (ı) bendi yürürlükten kaldırılmıştır."
30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu"nun 307. maddesinin (1) numaralı bendi şöyledir:
"Feragat, davacının, talep sonucundan
kısmen veya tamamen vazgeçmesidir."
2. Danıştay İçtihadı
31. Danıştay Onuncu Dairesinin 19/4/2016 tarihli ve E.2016/1503,
K.2016/2134 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Dicle
Üniversitesi öğrencisi olan davacı tarafından, almakta olduğu öğrenim
kredisinin 3713 sayılı [Kanun hükmü] uyarınca karşılıksız bursa çevrilmesi istemiyle 5.4.2013 tarihinde
yapılan başvurunun reddine dair 10.1.2014 [günlü] işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda,
Ankara 3. İdare Mahkemesince; Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu
Başkanlığı"nın 25.12.2013 tarihli... belgesinden davacının yaşamış olduğu
Diyarbakır/Değirmenli Köyü"nün terör ve güvenlik gerekçesiyle boşaltıldığı
anlaşılmakta olup, bu bağlamda, 5532 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği
29.6.2006 tarihinden sonra müracaat eden ilgililerin anılanKanun
kapsamında karşılıksız burs almaya hak kazanacağı gibi, söz konusu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten sonra öğrenim kredisi alan ilgililerin hak sahibi
olduklarını kanıtlamaları hâlinde öğrenim kredilerinin karşılıksız bursa
çevrilmelerini her zaman talep edebilecekleri, davacının Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten sonra 2008 tarihli müracaatında hak sahibi olduğunu
belirtmemiş olmasının daha sonra yeniden başvurmasına engel teşkil etmeyeceği,
aksi yorumun ilk başvurularında belgelerini ibraz ederek karşılıksız burs
alanlar ile daha sonraki başvurularında ibraz ederek hak talebinde bulunanlar
arasında eşitsizliğe sebep olacağı ve hakkaniyete aykırı bir durum yaratacağı,
zira ilgililerin 5532 sayılı Kanun"un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki
öğrenim kredilerinin bursa çevrilmeyeceğine dair mevzuatta sınırlayıcı bir
hüküm yer almadığı, bir başka deyişle kredisinin tamamını 5532 sayılı Kanun ile
getirilen kural yürürlüğe girdikten sonra aldığı dikkate alındığında; davacının
anılan Kanun kuralından yararlandırılması gerektiği sonucuna varıldığından,
öğrenim kredisinin karşılıksız bursa çevrilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun
reddine dair dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uygunluk bulunmadığı
gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararıntemyizen
incelenerek bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
(...)
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen
temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden,
temyiz isteminin reddi ile ...[kararın] ONANMASINA..."
B. Uluslararası Hukuk
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 6. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes
davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar[ın] ... esası konusunda
karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına
sahiptir..."
33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme"nin 6.
maddesinin medeni hukuk alanına giren konularda uygulanabilirliği ilk olarak
bir uyuşmazlığın varlığına bağlıdır. İkinci olarak uyuşmazlık en azından savunulabilir
bir şekilde iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek hak ve yükümlülükler ile
ilgili olmalıdır. Son olarak ise bu hak ve yükümlülükler -her ne kadar bizzat
6. madde bu hak ve yükümlülüklere Sözleşmeci devletlerin hukuk sistemi içinde
belirli bir anlam atfetmese de- Sözleşme anlamında medeni nitelikte olmalıdır (James
ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §
81).
34. AİHM; Sözleşme"nin 6. maddesinin Sözleşmeci devletlerin iç
hukukunda geçen bir hak için
belirli bir anlam öngörmediğini, bir hakkın var olup olmadığını karara
bağlamada ilke olarak iç hukuka başvurulacağını, ulusal mahkemelerin bu
konudaki değerlendirmelerinden farklı bir sonuca ulaşılması için de güçlü
gerekçelerin olması gerektiğini, yetkililerin belli bir başvuran tarafından
talep edilen tedbirin kabul edilip edilmemesine karar vermede takdir hakkını
kullanıp kullanmadığının dikkate alınabileceğini, hatta bu durumun belirleyici
olabileceğini, bununla birlikte salt bir kanun hükmünün lafzında bir takdir unsurunun
bulunmasının bir hakkın varlığını tek başına hükümsüz kılmayacağını, benzer
durumlarda iddia edilen hakkın yerel mahkemelerce tanınması veya yerel
mahkemelerin başvuranın talebinin esasını incelemesi hususunun da gözönüne alınması gerektiğini belirtmiştir (Boulois/Lüksemburg [BD], B. No: 37575/04,
3/4/2012, §§ 91-94).
35. AİHM; mahkeme hakkının görünümlerinden biri olan karar hakkı
ile ilgili Kutic/Hırvatistan davasında yaptığı
değerlendirmede ise Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının hukuki
uyuşmazlıkların tespiti için mahkemeye erişim hakkını güvence altına aldığını
yinelemekte ancak bu hakkın yalnızca dava açma hakkı ile sınırlı olmadığını,
aynı zamanda mahkemenin uyuşmazlık
konusundaki kararını elde etme hakkını da kapsadığını belirtmektedir.
AİHM"e göre bir taraf devletin iç hukuk sistemi
uyarınca, bir birey tarafından açılan davaya ilişkin yürütülen yargılamalar
neticesinde davanın nihai bir karara bağlanacağı garanti edilmeden bu kişinin
bir mahkeme önünde hukuk davası açmasına izin verilmesi yanıltıcı olur. AİHM,
Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının davacılara tanınan usule
ilişkin güvenceleri -adil, aleni ve hızlı yargılama-, uyuşmazlıklarının nihai
bir çözüme kavuşturulacağını garanti etmeksizin detaylı olarak açıklamasının
anlamsız olacağına dikkat çekmektedir (Kutic/Hırvatistan, B. No: 48778/99, 1/3/2002, § 25).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 26/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
37. Başvurucu, terörden dolayı yaşadığı mağduriyet nedeniyle
kendisine burs alma imkânı sağlayan yasal düzenlemenin KHK hükmü ile ortadan kaldırılmasının
maddi ve manevi yönden mağduriyetine neden olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,
aldığı kredinin bursa çevrilmesi hakkını yargı kararı ile elde etmiş olmasına
rağmen kararın uygulanmasının bilinçli olarak geciktirildiğini iddia ederek, bu
gecikme sürecinde yürütme işlemi olan KHK ile kanunda yapılan düzenlemeyle
davadan feragat etme yönünde bir iradesi olmadığı hâlde kendisine böyle bir
irade atfedilmek suretiyle davanın ortadan kaldırıldığından şikâyet etmiştir.
Başvurucu, yukarıda belirtilen sebeplerle Anayasa"da güvence altına alınan
maddi ve manevi varlığın korunması ile adil yargılanma haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
38. Bakanlık görüşünde kabul edilebilirlik yönünden; ihlal
edildiği iddia olunan hak Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında
yer alsa dahi 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 45. maddesinin (3) numaralı fıkrası
uyarınca ihlalin kaynağını oluşturduğu iddia edilen kamu gücü işlemi bir yasama
işlemi, düzenleyici idari işlem, Anayasa Mahkemesi kararı ya da Anayasa’nın
yargı denetimi dışında bıraktığı işlemlerden biri ise bunlar hakkındaki
bireysel başvuruların Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dışında
kaldığı ifade edilmiştir. Somut olayda başvurucunun şikâyet konusu yaptığı
düzenlemeyi içeren 676 sayılı KHK’nın olağanüstü hâl KHK’sı olduğu
hatırlatılarak Anayasa Mahkemesinin yargısal denetiminin dışında olduğu
belirtilmiş; söz konusu hususun başvurunun konu bakımından yetkiye ilişkin
kabul edilebilirlik incelemesi sırasında değerlendirilmek üzere Anayasa
Mahkemesinin dikkatine sunulduğu ifade edilmiştir.
39. Görüş yazısında esasa ilişkin olarak ise öncelikle
başvurucunun şikâyetlerinin adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesinin
uygun olacağının değerlendirildiği belirtilmiştir. 3713 sayılı Kanun’un 21.
maddesinin mülga (ı) bendi ile terörle mücadeleden dolayı köyleri boşaltılan
üniversite çağındaki öğrencilerin eğitimlerinin aksamamasının amaçlandığı ifade
edilmiştir. Uygulamada anılan maddede geçen köyleri
boşaltılan ibaresinin çok geniş yorumlandığına dikkat çekilen görüş
yazısında; ilgiliye ikametgâhının/doğum yerinin boşaltılan köy olup olmadığına,
göçü fiilen yaşayıp yaşamadığına bakılmaksızın büyükşehirde doğmuş ve yaşamış
olsa dahi sadece nüfus kaydının köyde olmasına binaen burs bağlandığı, bu
durumun da kamu maliyesine ciddi bir yük getirmesi üzerine düzenlemenin
kaldırıldığı açıklamalarına yer verilmiştir. İhtiyaç sahibi öğrencilere burs,
diğer tüm öğrencilere ise istekleri hâlinde öğrenim kredisi verildiği, bu
bakımdan anılan madde uyarınca burs bağlanmasına ilişkin uygulamanın öğrenciler
arasında eşitsizliğe yol açtığı, öğrenimlerini tamamlayan öğrencilerin işe
girmelerinin ardından aldıkları krediyi geri ödemelerinin yeni öğrencilere
kredi verilmesi için mali kaynak oluşturduğu belirtilmiştir. Söz konusu meşru
amaçlar doğrultusunda getirilen düzenleme gereğince başvurucunun açtığı somut
başvuruya konu davada karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği belirtilerek
aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmediği de gözönünde bulundurulduğunda başvurucuya aşırı bir külfet
yüklenmediği sonucuna ulaşıldığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Görüş
yazısında son olarak, açıklanan hususların başvurucunun şikâyetlerinin
mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesinde gözetilmesi konusundaki takdirin
Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.
40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne verdiği cevapta bireysel
başvuru formundaki açıklamalarına atfen ihlal iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
41. Anayasa"nın 36. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes,
...yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir."
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki
davaya bakmaktan kaçınamaz."
42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yukarıda belirtilen
şikâyetlerinin özü; iptal davasına konu edilen, daha önce alınan kredinin
ilgili kanun hükmü kapsamında bursa dönüştürülmesi talebinin yargı merciince
uyuşmazlığın esasına ilişkin bir değerlendirme yapılmak suretiyle nihai bir çözüme
kavuşturulmamış, karara bağlanmamış olmasıdır. Bu sebeple belirtilen ihlal
iddiaları mahiyeti itibarıyla karar hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Uygulanabilirlik
Yönünden
43. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı
Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesine yapılan
bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından
müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa"da güvence altına alınmış
olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye"nin taraf olduğu ek protokollerin
kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme"nin ortak
koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
44. Anayasa"nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin
yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu
olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun"un Anayasa"nın 36. maddesinin birinci
fıkrasına adil yargılanma
ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti"nin taraf
olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama
hakkı[nın] metne dahil" edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla
Anayasa"nın 36. maddesine söz konusu ibarenin eklenmesinin amacının Sözleşme"de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal
güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar
Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§
54). Bu itibarla Anayasa"da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının
kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme"nin
"Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz,§
22).
45. Anayasa Mahkemesi; Sözleşme"nin adil yargılanma hakkını
düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili
uyuşmazlıkların ve bir suç
isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğunu
belirterek hakkın kapsamının bu konularla sınırlandırıldığını, hak arama
hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için
başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı
olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması
gerektiğini belirtmiştir (Adnan Oktar,
B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).
46. Ayrıca Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
uygulanabilmesi için öncelikle uyuşmazlığın en azından savunulabilir bir
şekilde iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek haklarla ilgili olması gerektiği belirtilerek AİHM ile
benzer ilkeler benimsenmiştir (İsmail
Taşpınar, B. No: 2013/3912, 6/2/2014, §21).
47. Bu bağlamda bireysel başvuruya konu olayda, başvurucunun
dava konusu talebine dayanak olarak gösterdiği 3713 sayılı Kanun"un 21.
maddesinin mülga (ı) bendi hükmünün lafzı incelendiğinde anılan düzenleme ile
terörle mücadeleden dolayı köyleri boşaltılan üniversite çağındaki öğrencilere
ve ölenlerin çocuklarına yükseköğrenimleri süresince devlet tarafından
karşılıksız burs verilmesinin öngörüldüğü hususunda herhangi bir tereddüt
bulunmadığı görülmektedir. Buna karşılık belirtilen hükmün, daha önce alınan
bir kredinin bursa çevrilmesi yönünde de bir hak bahşettiğine dair ilk bakışta
anlaşılabilir nitelikte açık ve net bir düzenleme içerdiği söylenemez.
Dolayısıyla anılan hükmün böyle bir talep hakkına vücut vermeye müsait bir
mahiyet taşıdığı hususunda ciddi tereddütler bulunduğu özellikle
belirtilmelidir.
48. Bu nedenle somut olayda, anılan Kanun hükmünün
uygulanmasıyla ilgili olarak dava konusu edilen uyuşmazlığın en azından
savunulabilir bir şekilde hukuk sistemi içinde tanınmış olduğu söylenebilecek
bir hak ile ilgili olup
olmadığının ortaya konulması, Anayasa"nın 36. maddesinin uygulanabilirliğinin
tespiti bakımından önem arz etmektedir.
49. Bireysel başvuru kapsamında yapılan incelemelerde
Anayasa"nın 36. maddesinin uygulanabilirliğinin tespiti için savunulabilir bir hakkın var olup olmadığı belirlenirken
ilke olarak derece mahkemesi kararlarına başvurulmalıdır. Özellikle içtihat
mahkemesi olan Danıştayın yorum ve uygulamalarının bu
hususta belirleyici bir role sahip olduğu vurgulanmalıdır. Öte yandan
Anayasa"nın 36. maddesinin uygulanabilirliği yönünden söz konusu tespitin
yapılmasında Danıştayın bu konudaki
değerlendirmelerinden farklı bir sonuca ulaşılması için güçlü gerekçelerin
bulunması gerektiği de belirtilmelidir.
50. Bu bağlamda Danıştay içtihadına göre yükseköğrenim sırasında
alınan kredinin anılan kanun hükmü uyarınca bursa çevrilmesi talebiyle yapılan
başvurunun reddine ilişkin işlemlerden doğan uyuşmazlıkların konu edildiği
davalarda; bu koşullardaki kişilerin de kanun kapsamında hak sahibi olduğunun,
belirtilen düzenlemeden yararlandırılması ve kredilerinin bursa çevrilmesi
gerektiğinin kabul edildiği görülmektedir.
51. Bu durumda somut başvurudaki uyuşmazlığın en azından
savunulabilir bir biçimde hukuk sistemi içinde tanınmış olduğu söylenebilecek
bir hak ile ilgili olduğu
sonucuna varıldığından ihlal iddialarının konusunun Anayasa ve Sözleşme"nin
ortak koruma alanının kapsamında yer aldığının kabulü gerekir.
2. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
52. Bireysel başvuruya konu olayda olağanüstü hâl kapsamında
çıkarılan 676 sayılı KHK’nın 1/2/2018 tarihinde kanunlaştığı ve dolayısıyla
yasama işlemi hâline geldiği anlaşılmaktadır. Öte yandan başvurucu tarafından
doğrudan yasama işlemi aleyhine değil yasama işleminin uygulanması
mahiyetindeki yargı kararına karşı bireysel başvuruda bulunulduğu dikkate
alındığında başvurunun konu bakımından yetkiye ilişkin kabul edilebilirlik
kriterini sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
53. Ayrıca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
54. Anayasa’nın 36. maddesinin ikinci fıkrasında hiçbir
mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı
belirtilmiştir. Bu bağlamda Anayasa"nın 36. maddesinde düzenlenen adil
yargılanma hakkı, kişilere davanın görüldüğü mahkemeden uyuşmazlığa ilişkin bir
karar verilmesini isteme güvencesini de sağlar. Öte yandan Sözleşme"yi
yorumlayan AİHM de Sözleşme"nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkeme hakkı
şeklinde genel bir hakkı düzenlediğini kabul etmekte ve bu hakkın karar hakkını
da içerdiğini ifade etmektedir (bkz. § 35).
55. Adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme
hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrası haklarını içerir.
Karar hakkı genel itibarıyla mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığın karara
bağlanmasını isteme hakkını ifade eder. Zira dava hakkını kullanan bireyin asıl
amacı davanın sonunda, uyuşmazlık konusu ettiği talebinin esasıyla ilgili
olarak bir karar elde edebilmektir. Bir başka ifadeyle dava sonucunda şayet bir
karar elde edilemiyorsa dava açmanın da bir anlamı kalmayacaktır. Öte yandan
karar hakkı bireylerin sadece yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde
etmelerini güvence altına almaz. Bu hak aynı zamanda dava konusu edilen
uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını
da gerektirir.
56. Diğer taraftan, görülmekte olan bir dava, yargılama usulü
kuralları gereğince uyuşmazlığın esasının incelenemediği birtakım kararlarla da
neticelenmiş olabilir (düşme/açılmamış sayılma/karar verilmesine yer
olmadığı/süre aşımı vb.). Bu durum kural olarak karar hakkı yönünden bir sorun
teşkil etmez. Zira söz konusu hakkın sağladığı güvence bakımından önemli olan
husus; açıldığı sırada davanın -usule
ilişkin sorunlar hariç- uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma
potansiyeline sahip, bir başka ifadeyle dava açılmasındaki asıl amacı
gerçekleştirmeye elverişli olmasıdır. Ancak bu nitelikleri taşıyan bir davada
yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine
olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini
engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini
durdurarak karara bağlanmasına mâni olan yasalar çıkarılması karar hakkının
ihlaline yol açabilir.
57. Kuşkusuz Devletin, uyuşmazlıkların bir an önce
sonlandırılması ve yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasının önüne geçilerek dava
sayısının azaltılması suretiyle iyi adalet yönetimini sağlamak, böylece
toplumsal barışın tesis edilmesine de katkıda bulunarak nihai olarak kamu
yararını gerçekleştirmek amacıyla belirli konulardaki uyuşmazlıklara ilişkin
davaların ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapma konusunda bir
takdir hakkı bulunmaktadır. Yargı merciince uyuşmazlığın esasının incelenmesini
engelleyen ve dolayısıyla bireyin bu hususta bir karar elde etme imkânını
ortadan kaldıran bu tip düzenlemelerin karar hakkına bir müdahale teşkil ettiği
açıktır. Bununla birlikte, ölçülülüğün alt ilkelerinden olan orantılılık
ilkesi, kamu yararının korunması ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil
bir dengenin sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Öngörülen tedbirin bireyi olağan
dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve
dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla uygulanan tedbirle
bireye aşırı ve orantısız bir yük yüklenmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda
bireyin, ortadan kaldırılan davayı açmakla elde etmek istediği, maddi
uyuşmazlığa ilişkin menfaatlerini kısmen de olsa korumaya, telafi etmeye
yönelik birtakım imkânlardan faydalandırıldığı durumlarda davanın ortadan
kaldırılmasının bireye aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklediği, dolayısıyla
müdahalenin ölçüsüz olduğu söylenemez.
b. İlkelerin Olaya
Uygulanması
58. Somut olayda başvurucu, yükseköğrenimi sırasında aldığı
kredinin 3713 sayılı Kanun"un 21. maddesinin mülga (ı) bendi uyarınca bursa
çevrilmesi yönünde idareden bir talepte bulunmuş; bu talebinin reddedilmesi
üzerine idari işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Yargılama süreci devam
ederken terör nedeniyle köyleri boşaltılan öğrencilere karşılıksız burs
verilmesini öngören düzenleme yürürlükten kaldırılmış ve hâlihazırda burs alan
öğrencilerin öğrenim süresi sonuna kadar hakları saklı tutulmakla birlikte
kişilerin anılan hükme istinaden Yurtkur aleyhine
açtıkları davalardan feragat etmiş sayıldıkları yönünde düzenleme
getirilmiştir.
59. Kişilerin 3713 sayılı Kanun"un 21. maddesinin mülga (ı)
bendi hükmüne istinaden Yurtkur aleyhine açtıkları
davalardan feragat etmiş sayıldıkları yönünde düzenleme getiren ve 1/2/2018
tarihinde kanunlaşan 676 sayılı KHK"nın 90. maddesinin gerekçesinde, yapılan
düzenleme ile söz konusu hükümden yararlanmak amacıyla aldıkları öğrenim
kredisini bursa dönüştürmek isteyenlerin açtıkları davaların düşürülmesinin
öngörüldüğü belirtilmiştir.
60. 3713 sayılı Kanun"un geçici 16. maddesi yukarıda yer verilen
gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde anılan hüküm ile uyuşmazlık konusu
olgunun (kredinin bursa dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği) esasına dair bir
düzenleme getirilmediği, öte yandan yargı merciine de uyuşmazlığın esası
hakkında herhangi bir değerlendirme yapma imkânı tanınmamak suretiyle sadece bu
hususta açılan mevcut davaların ortadan kaldırılmasının amaçlandığı,
ilgililerin söz konusu davayı açmakla elde etmek istedikleri, maddi uyuşmazlığa
ilişkin menfaatleri kısmen de olsa telafi etmeye yönelik herhangi bir güvenceye
ise yer verilmediği görülmektedir. Üstelik somut davada verilen söz konusu
kararın hukuki dayanağı olan ve yargılama usulü kurallarına göre doğrudan
davacının açık iradesine bağlı kılınan davadan feragat etme koşulunun
başvurucuya herhangi bir inisiyatif tanınmaksızın kanun hükmü ile
oluşturulduğuna da özellikle dikkat çekmek gerekir. Dolayısıyla somut davadaki
kararın bu yönüyle kişinin kendi iradesiyle davadan feragat etmesi üzerine
verilen ve ihlal iddiasına konu hakkın sağladığı güvenceler yönünden sorun
teşkil etmediğine yukarıda değinilen (bkz. § 56) aynı nitelikteki kararlardan
ayrıldığı belirtilmelidir.
61. Bu itibarla söz konusu dava hakkında her ne kadar şeklî
olarak bir karar (feragat edilmiş sayılma nedeniyle karar verilmesine yer
olmadığı) verilmişse de uyuşmazlığı maddi yönden çözüme kavuşturmadığı, sadece
mevcut Danıştay içtihadı çerçevesinde makul bir başarı şansı da bulunduğu
anlaşılan bir davayı tamamen başvurucunun aleyhine olacak şekilde ve üstelik
onun iradesi dışında ortadan kaldırdığı açık olan söz konusu kararın
başvurucunun dava açmaktaki gayesiyle bağdaşır bir nitelik taşıdığı söylenemez.
Öte yandan başvurucuya, müdahale ile ortadan kaldırılan davayı açmakla elde
etmek istediği menfaatlerini kısmen de olsa telafi etmeye yönelik herhangi bir
imkân sağlanmadığı da dikkate alındığında bu durumun başvurucuya aşırı ve
orantısız bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir.
62. Buna göre başvurucunun karar hakkına yapılan müdahalenin
ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
63. Nitekim bu bireysel başvuruya konu olan, feragat edilmiş
sayılma nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı
yolundaki mahkeme kararının dayanağını teşkil eden kural da,
karar hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiştir (bkz. §§ 25, 26).
64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa"nın 36.
maddesinde güvence altına alınan karar hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
4. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
65. 6216 sayılı Kanun"un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
66.Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur.
67. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna
varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda
genel ilkeler belirlenmiştir.
68. Mehmet Doğan
kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle
ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin
mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali
ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın
bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
69. Mehmet Doğan
kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece
mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece
mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna
göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden
yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen
yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi
sebebinin varlığının kabulü hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir
yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın
yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil
ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece
mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin
sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).
70. İncelenen başvuruda başvurucunun açtığı dava hakkında karar
verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması sebebiyle Anayasa"nın 36.
maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının
ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından
kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
71. Bu durumda karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216
sayılı Kanun"un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken
iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna
ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir
karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden
yargılama yapılmak amacıyla dosyanın Ankara Bölge İdare Mahkemesine
gönderilmesini sağlamak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi
gerekmektedir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ile 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.732,50 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin karar hakkının ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Ankara Bölge
İdare Mahkemesine gönderilmek üzere Ankara 6. İdare Mahkemesine (E.2014/1087,
K.2015/1240) GÖNDERİLMESİNE,
D. 257,50 TL harç ile 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.732,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
26/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.