
Esas No: 2014/6220
Karar No: 2014/6220
Karar Tarihi: 18/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
KEMALETTİN RIDVAN YALIN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/6220) |
|
Karar Tarihi: 18/7/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Raportörler |
: |
Melek KARALİ SAUNDERS |
|
|
Sinan ARMAĞAN |
Başvurucu |
: |
Kemalettin Rıdvan YALIN |
Vekili |
: |
Av. Cem GÖK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; gösteri yürüyüşü yapan gruba müdahale eden polis
memurunun açtığı ateş sonucu meydana gelen yaralanma neticesinde ortaya çıkan
maddi ve manevi zararın giderilmesi talep edilen tam yargı davasında yeterli
bir tazminata hükmedilmemesi nedeniyle eziyet yasağının, gözaltı süresinin
aşılması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
9. Agos gazetesi yazarı Hrant Dink"in ölümünün birinci
yıl dönümü nedeniyle çalıştığı gazetede 19/1/2008 tarihinde bir toplantı
düzenlenmiştir.
10. Sayısının 3.000-3.500 olduğu tahmin edilen göstericiler,
toplantıdan sonra sloganlar eşliğinde Taksim Meydanı"na doğru yürüyüşe
geçmiştir.
11. Kolluk görevlileri tarafından tutulan tutanağa göre
yürüyüşün bir aşamasında göstericilerden bazıları taş, şişe gibi maddelerle
polislere, etraftaki dükkânlara ve mutat seferini yapan tramvaya saldırmıştır.
12. Meydana gelen taşkınlığın önlenmesi amacıyla olay yerine
gelen polis ekibinde yer alan bir görevlinin silahıyla ateş açması sonucunda
başvurucu, sağ diz kapağının altından yaralanmış; bacağında tibia kırığı meydana gelmiştir.
13. Yaralanmasının ardından başvurucu, yakında bulunan bir
mağazaya sığınmış; çağrılan acil servis ekibi tarafından Taksim İlk Yardım
Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür.
14. Bu arada başvurucu ile birlikte olaylara aktif şekilde
katıldığı düşünülen toplam 15 kişi, saat 19.30 itibarıyla kolluk tarafından
gözaltına alınmıştır.
A. Başvurucu ile İlgili Olarak Yapılan İşlemler
1. Tedavi süreci
15. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen
29/1/2008 tarihli sağlık kurulu raporunda; başvurucunun 19/1/2008 tarihinde
ateşli silah yaralanmasına bağlı sağ tibia kırığı
nedeniyle Hastanelerinin Acil Servisine getirildiği, kendisine uzun bacak alçı
uygulandığı ve 25/1/2008 tarihinde taburcu edildiği belirtilerek iki ay süreyle
istirahatinin uygun olduğu değerlendirmesine yer verilmiştir.
16. Aynı Hastane tarafından düzenlenen 1/4/2008 tarihli sağlık
kurulu raporunda; 28/3/2008 tarihinde yapılan kontrolde bacaktaki kaynamanın
yetersiz olduğunun saptandığı, bu nedenle tekrar kontrol edilmek üzere
istirahatinin 28/4/2008 tarihine kadar uzatılmasının uygun görüldüğü
hususlarına yer verilmiştir.
17. Bu tarihten sonra muhtelif sağlık kuruluşlarına yaptığı
başvurular üzerine düzenlenen sekiz ayrı raporla başvurucunun istirahat süresi
26/11/2008 tarihine kadar uzatılmıştır.
18. Başvurucunun 26/11/2008 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı
Beyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından yapılan muayenesi üzerine düzenlenen
raporda;
i. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/1/2008 tarihli
raporunda, ateşli silah yaralanması ile gelen başvurucuda sağ tibia kırığının saptandığı,
ii. Bu durumun başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığı,
iii. Yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilecek ölçüde
hafif olmadığı,
iv. Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin ağır (5) derecede
olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.
2. Ceza Yargılaması Süreci
19. Kendisiyle birlikte gözaltına alınan diğer 14 kişinin
20/1/2008 tarihinde serbest bırakılmasına rağmen başvurucunun tedavi altında
olması nedeniyle bu tarihte Cumhuriyet Başsavcılığına getirilemediğinin,
gözaltı süresinin sona ermesine rağmen serbest bırakılmadığının anlaşılması
üzerine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne
yazdığı 24/1/2008 tarihli müzekkereyle başvurucunun derhâl serbest bırakılması
talimatını vermiştir. Talimat uyarınca başvurucu aynı gün serbest kalmıştır.
20. Başvurucu ve onunla birlikte gözaltına alınan kişiler
hakkında kamu malına zarar verme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve
Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etme isnadıyla İstanbul 22. Asliye Ceza
Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
21. Yapılan yargılama sonunda 5/12/2011 tarihinde başvurucunun
-atılı suçları işlediği subuta ermediğinden-beraatine karar verilmiştir.
22. Karar, başvurucu yönünden temyiz edilmediğinden 13/12/2011
tarihinde kesinleşmiştir.
B. Başvurucuyu Yaralayan
Kolluk Görevlisi Hakkında Yürütülen Ceza Kovuşturması
23. Başvurucunun yaralanmasına yol açan kolluk görevlisi
hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 86. maddesinin
(1) numaralı fıkrası uyarınca zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması
suretiyle kasten yaralama suçu nedeniyle kamu davası açılmıştır.
24. İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama
sonucunda, ölüm olayının yıl dönümünde toplanan grubun Beyoğlu İstiklal
Caddesi"ne doğru yürüyüşe geçtiği, burada tedbir alan polis memurlarının
kalabalığı uyarmasına rağmen yürüyüşe devam etmesi ve polis memurlarına
direnmesi üzerine sanık polis memurunun silahı ile göstericileri engellemek
için hedef gözetmeksizin ateş ettiği ve bunun sonucunda başvurucunun sağlık
raporunda belirtildiği şekilde yaralandığı, olayda silah kullanmaya ilişkin
şartların oluşmadığının ve zor kullanma yetkisinin aşıldığının anlaşılması
karşısında atılı suçun işlendiğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın 1 yıl 5
ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve hükmün
açıklanması geri bırakılmıştır.
25. Başvurucu vekilleri tarafından karara karşı İstanbul 18.
Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz 2/8/2012 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.
C. Başvurucunun
Yaralanması Sonucunda Uğradığını İddia Ettiği Zararların Tazminine Yönelik
İdari Dava Süreci
26. Başvurucu; olayların yaşandığı sırada Taksim"de tesadüfen
bulunduğunu, kolluk görevlileri tarafından sebepsiz bir şekilde ve doğrudan
üzerine ateş edilmesi sonucunda yaralandığını, acil servise getirildiğinde
polis memurları tarafından sorgulandığını ve hastanede kaldığı beş gün boyunca
fiilen gözaltında olduğunu iddia ederek bu eylemler sonucunda maruz kaldığı
maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle 27/5/2008 tarihinde İçişleri
Bakanlığına başvurmuştur. Başvurunun reddi üzerine aynı istemle İstanbul 6.
İdare Mahkemesinde tam yargı davası açarak 10.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi
tazminat talep etmiştir.
27. İstanbul 6. İdare Mahkemesi Hâkimliği 31/12/2012 tarihli kararıyla,
başvurucunun yaralanması nedeniyle idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu
iddiasıyla dava açılmışsa da başvurucunun toplantıya katıldığı, başvurucu
alanda gösterici grupla birlikte bulunmasının tamamen tesadüf olduğunu ileri
sürmüşse de uzun bir süre göstericilerle aynı yönde yürüdüğü anlaşılan
başvurucunun gösterilere katılan ve polise saldıran grubun içinde yer aldığı
sonucuna varıldığı, yaşanan olay nedeniyle "Cumhuriyet Savcısının emri ile gözaltında tutulduğu",
polisin olayla ilgili olarak başvurucunun ifadesine başvurmasının görevi
olduğu, bunun dışında kolluk tarafından başvurucuya hakaret edildiği yönünde
herhangi bir tanığın ya da ifadenin bulunmadığı, hastanede bulunduğu süre
boyunca kapısında kolluk bulunmasının başvurucunun güvenliğinin sağlanmasına
yönelik olduğu, buna göre zararla idarenin eylemi arasında nedensellik bağı
bulunmadığından kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanılarak
idarenin sorumluluğuna hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar
vermiştir.
28. Karara karşı yapılan itirazı inceleyen İstanbul Bölge İdare
Mahkemesi 10/7/2013 tarihli kararıyla, başvurucunun yaralanmasına sebep olan
polis memuru hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle
kasten yaralama isnadıyla açılan ceza davasında Mahkemenin fiili sabit gördüğü
ve sanığın cezalandırılmasına, ayrıca iyi hâli dolayısıyla hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği, öte yandan başvurucu hakkında
kamu malına zarar verme isnadıyla açılan davada sanıkların müsnet
suçu işlediklerinin sübuta ermediği gerekçesiyle ayrı ayrı beraatlerine
karar verildiğini dikkate alarak olayda hizmeti yürüten kamu görevlisinin görev
kusuru nedeniyle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna
varıldığından oluşan zarardan davalı idarenin sorumlu olduğu, maddi zarar
iddialarına ilişkin herhangi bir belgenin dava dosyasına sunulmadığı, manevi
zararlar yönünden ise olayın oluşuna göre başvurucunun da katkısı dikkate
alınarak takdiren 2.500 TL manevi tazminat
ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle kararın maddi tazminat
talebinin reddine ilişkin kısmın belirtilen gerekçeyle onanmasına, manevi talep
isteminin kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, başvurucunun haksız olarak
gözaltında tutulmasından kaynaklanan tazminat talebi hakkında herhangi bir
değerlendirme yapmamış; hükmolunan manevi tazminat tutarı için 15/7/2008
tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesini öngörmüştür. Davalı idare
tarafından başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin tahsili amacıyla
icra takibi yapılmış ve başvurucudan 890 TL tahsil edilmiştir.
29. Başvurucunun kararın reddine ilişkin kısmına karşı kararın
düzeltilmesi kanun yoluna yaptığı başvuru 26/2/2014 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.
30. Nihai karar 1/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,
başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
31. 2911 sayılı Kanun’un “Toplantı
veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması” kenar başlıklı 24. maddesi
olay tarihinde yürürlükte olan şekliyle şöyledir:
"Kanuna uygun olarak başlayan bir
toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü maddede belirtilen kanuna
aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması sebebiyle, Kanuna aykırı
toplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:
a) Hükümet komiseri toplantı veya gösteri
yürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya düzenleme kurulu aracılığı ile topluluğa
ilan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en büyük mülki amirine
bildirir.
b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya
acele hallerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin
güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.
Bu amir, topluluğa Kanuna uyularak
dağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını ihtar eder. Topluluk
dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır. Bu gelişmeler hükümet komiserince
tutanaklarla tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine
tevdi edilir.
(a) ve
(b) bentlerindeki durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya
mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali
mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde
(b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla
katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılarak
toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir. Ancak, bunların sayıları ve
davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna aykırı addedilerek
dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç,
alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması ve
uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekle
yükümlüdür.
Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna
aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensupları, olayı en
seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle beraber, mevcut
imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale eden güvenlik kuvvetleri
amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılıcakları
ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."
32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun
"Gözaltı" kenar başlıklı 91. maddesinin (1), (3) ve (5)numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan
kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için
gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en
yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama
anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama
yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.
...
(3)
Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli
sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her
defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak
emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl
tebliğ edilir.
...
(5)
Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin
Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii
veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,
hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh
ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.
Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu
kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma
evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."
B. Uluslararası Hukuk
1. Sözleşme Hükümleri
33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) 3. maddesi
şöyledir:
“Madde
3 - İşkence yasağı
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur
kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”
34. Sözleşme"nin 5. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına
sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun
olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
...
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek
için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten
sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin
varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve
tutulması;
...
5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama
veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin İçtihadı
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme"nin 3.
maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların
en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla
mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme"nin mağdurların davranışlarından
bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden
men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme"nin 15. maddesinde
belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir
istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §
119).
36. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu
söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık
eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,
6/3/2007 §§ 35-37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,
§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:
13134/87, 25/3/1993, § 30).
37. AİHM, Sözleşme"nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul
şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma
yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in
içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın
bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların
titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye,
B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).
38. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda
soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak
iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle
soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,
45001/05, 5/7/2011, §§ 90-91).
39. Öte yandan Sözleşme"ye taraf
devletlerin 3. madde kapsamındaki usule ilişkin yükümlülüklerinin ikinci
boyutu, hakkın ihlalinin gerçekleştiğinin tespit edildiği noktada mağduruna
ulusal düzeyde yeterli bir giderim sağlanmasını gerektirmektedir. AİHM, ihlal
iddiaları hakkında yapılacak soruşturmanın etkili ve kapsamlı olmasının yanı
sıra gerekli olduğunda devletin kötü muamele mağdurlarına yeterli tazminat sağlama
veya en azından maruz kaldığı kötü muamelenin yol açtığı zararın giderimi için
yeterli olanaklar sunmak zorunda olduğuna dikkat çekmektedir (Gäfgen/Almanya, §§ 116-118).
40. AİHM"e göre Sözleşme"nin 5.
maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat hakkı, ulusal bir makam
veya Sözleşme kurumları tarafından bu maddenin diğer fıkralarından birinin
ihlal edildiğinin sabit bulunduğu varsayımına dayanır (N.C./İtalya [BD], B. No: 24952/94,
18/12/2002, § 49). Sözleşme"nin 5.maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralı
fıkraları kapsamında bir özgürlükten yoksun bırakılma için tazminat almak üzere
başvuru imkânının bulunması hâlinde anılan maddenin (5) numaralı fıkrasına
uygunluk sağlanmış olacaktır (Wassink / Hollanda,
B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38).
41. AİHM"e göre bir müdahalenin telafi
edilmesine yönelik hukuk yollarının başarısızlığı mahkemenin sonradan zaman
bakımından yargı yetkisine dâhil edilemez (Blečić/Hırvatistan, B. No: 59532/00, 8/3/2006,
§§ 77-79). AİHM, Korizno/Litvanya (B. No: 68163/01, 28/9/2006)
kararında zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce başvurucunun
gözaltına alınmasının sona erdiğini belirterek Sözleşme"nin 5. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının ihlal edildiği şikâyetinin yanı sıra (5) numaralı
fıkrasının ihlal edildiği iddiasını da incelememiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
43. Başvurucu;
i. Gazeteci Hrant Dink"in
ölüm yıl dönümü dolayısıyla 19/1/2008 tarihinde yapılan yürüyüş sırasında
yaşanan olaylar sırasında tesadüfen olay mahallinin yakınında bulunduğunu,
ii. Haksız ve kanuna aykırı olarak yakalanmasının ardından
kaldırıldığı hastanenin odasında Cumhuriyet savcısının talimatıyla gözaltına
alındığını,
iii. 20/1/2008 tarihi saat 19.25 itibarıyla yirmi dört saatlik
gözaltı süresi dolmasına rağmen ek gözaltı kararı verilmeden beş gün süreyle
gözaltında hukuka aykırı bir biçimde tutulduğunu ve 24/1/2008 günü saat
16.30"da serbest bırakıldığını,
iv. Bu süre zarfında kolluğun kapısında nöbet tutuğunu,
yakınları ve avukatıyla görüşmelerine engel çıkardığını,
v. Haksız tutulma nedeniyle uğradığı zararların giderimi
talebini de içeren davada İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin ilk derece
mahkemesinin istemin reddine ilişkin kararının maddi tazminata ilişkin kısmını
gerekçesini değiştirerek onadığını, manevi tazminat istemini ise kısmen kabul
ettiğini,
vi. Usulüne uygun olarak alınmış bir gözaltı kararı olmaksızın
beş gün süreyle gözaltında tutulmuş olması hususundaki talep ve iddialarıyla
ilgili olarak menfi veya müspet bir değerlendirme yapmaksızın bu hükmün kurulduğunu
belirterek Anayasa"nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
44. Bakanlık, gözaltında tutma nedeniyle ileri sürülen iddiaların
Anayasa"nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamında
incelenmesi gerektiği fakat mevcut başvuruda 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi
kapsamında tazminat davası açılmadığından başvuru yollarının tüketilmediği
yönünde görüş bildirmiştir.
2. Değerlendirme
45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yasal süre dolmasına rağmen beş
gün süreyle haksız biçimde gözaltına tutulmasından kaynaklanan iddia ve
taleplerinin idare mahkemelerinin kararlarında karşılanmadığını ileri sürmek
suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasa"nın 19.
maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla ilişkili olduğu
görüldüğünden adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca inceleme yapılmasının
gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
46. Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi ile
dokuzuncu fıkrası şöyledir:
"...Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak
suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun
şartlarını kanun gösterir.
...
Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan
kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre,
Devletçe ödenir."
47. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa"nın kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesi kapsamında incelenmesi
gerekir.
48. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un geçici 1. maddesinin (8)
numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra
kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları
inceler."
49. Anılan hüküm gereğince Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından
yetkisi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine
yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme
karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da
içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
50. Somut olayda başvurucu 19/1/2008 tarihinde tedavisinin
yapıldığı hastanedeki odada kolluk görevlilerinin sürekli denetimine tabi
tutulmak suretiyle gözaltına alınmıştır. Başvuru dosyasında yer alan Beyoğlu
Cumhuriyet Başsavcılığının Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazdığı 24/1/2008
tarihli talimat yazısında; başvurucu ile birlikte gözaltına alınan diğer kişilerin
20/1/2008 günü Cumhuriyet Başsavcılığına getirilerek ifadelerinin alınmalarının
ardından serbest kaldıkları ancak başvurucunun Taksim İlk Yardım Eğitim ve
Araştırma Hastanesinde tedavi altında olması nedeniyle Başsavcılıklarına
getirilemediği, aynı gün gözaltı süresi dolmasına rağmen serbest
bırakılamadığının anlaşıldığı belirtilerek derhâl serbest bırakılması hususları
kayıtlıdır. Bu itibarla gözaltına alma ve kanuni süreyi aşacak şekilde
gözaltında tutma nedeniyle başvurucunun hürriyetinden yoksun bırakılmasının
Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuki olmadığına ilişkin
iddiası, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değildir.
51. Başvurucu ayrıca gözaltı işlemleri nedeniyle açtığı tazminat
davasında iddialarıyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle
Anayasa"nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğini ileri
sürmektedir.
52. Anayasa"nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci
ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin
özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.
Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelere
ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
53. Anayasa"nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu
esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların
tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade
edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu
esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişiler" ifadesi ile
maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi
kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin
ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı,
yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde
uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir.
54. Anayasa"nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına
alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini Anayasa Mahkemesinin
belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında
belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi
gerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa"nın 19.
maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi
tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun
genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa"nın 19. maddesinin
dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu
olabilecektir (AİHM"in yaklaşımı için bkz. § 40).
55. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hürriyetinden yoksun
bırakılmasının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuka
uygun olup olmadığını inceleyememektedir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından
yetkisinin dışında olması nedeniyle hukukiliğini inceleyemediği bir hürriyetten
yoksun bırakılma hâlini, dolayısıyla başvurucunun Anayasa"nın 19. maddesinin
dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiği
iddiasını incelemesi de mümkün değildir. Anılan şikâyet bakımından da zaman
bakımından yetkisizlik söz konusudur (Aziz
Yıldırım (4), B. No:
2014/4476, 16/4/2015, § 34).
56. Zira bireysel başvuruya konu müdahaleyi telafi etmeyi
amaçlayan hukuk yollarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin
başladığı tarihten sonra olumsuz biçimde sonuçlanması, müdahaleyi Anayasa
Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi içine her zaman sokmaz (Safkan Aydoğdu,
B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 47). Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde öngörülen tazminat yolunun Anayasa Mahkemesinin bireysel
başvurularda zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra tüketilmiş
olmasının bir önemi bulunmamaktadır (AİHM"in
yaklaşımı için bkz. § 41). Bununla birlikte belirtilmelidir ki başvurucu,
kararın düzeltilmesi amacıyla yazmış olduğu talep dilekçesinde gözaltına
alınması ve gözaltında hukuka aykırı şekilde tutulması nedeniyle herhangi bir
şikâyette bulunmamış; iddialarını haksız şekilde yaralanması temelinde dile
getirmiştir.
57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından
yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
B. Eziyet Yasağının İhlal
Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
58. Başvurucu;
i. Gazeteci Hrant Dink"in
ölüm yıl dönümü olan 19/1/2008 tarihinde dolaşmak amacıyla Beyoğlu-İstiklal
Caddesi"nde bulunduğunu,
ii. Burada çıkan olaylar sonucunda kolluk görevlisi tarafından
silahla ayağından vurularak yaralandığını,
iii. Polise karşı mukavemet eden grupla kendisinin herhangi bir
bağlantısının bulunmadığını,
iv. Nitekim hakkında kamu malına zarar verme ve 2911 sayılı
Kanun"a muhalefet etme suçlarından açılan davada her iki isnat yönünden beraatine karar verildiğini,
v. Ambulansla yakındaki bir hastanenin acil servisine
kaldırıldığında polislerin kötü muamelesine maruz kaldığını,
vi. Kendisini yaralayan kolluk görevlisi hakkında açılan davada
suçun sabit görülerek sanık hakkında öngörülen 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası
hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini,
vii. Yaralanması sonucunda 29/1/2008 tarihinden 26/11/2008
tarihine kadar çalışmadığını, yaralanmanın derecesinin basit tıbbi müdahale ile
giderilebilecek ölçüde hafif olmadığını,
viii. Yaralanması nedeniyle uğradığı zararlarının giderimi için
açtığı davada maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin ise
kısmen kabulüne karar verildiğini,
ix. İhlalin ağırlığı dikkate alındığında hükmolunan tazminatın
ölçülü ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek kötü muamele yasağının ve
etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
59. Bakanlık görüşünde; gösteri sırasında bir polis memurunun
silahını ateşlemesiyle başvurucunun bacağından yaralandığı olay sebebiyle
başvurucu lehine 2.500 TL manevi tazminat verildiği ve ateş eden polis memuru
hakkında açılan kamu davasında 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildiği ve
hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, söz konusu davalar nedeniyle
başvurucunun mağduriyetinin giderilip giderilmediği yönünde değerlendirme
yapılması gerektiği bildirilmiştir.
2. Değerlendirme
60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
§ 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal iddiasının Anayasa"nın 17.
maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
61. 6216 sayılı Kanun"un 46. maddesinin birinci fıkrası
şöyledir:
"Bireysel başvuru ancak
ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve
kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. "
62. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinde bireysel başvurunun
ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel
ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği
öngörülmüştür.
63. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü
fıkraları ile 5. maddesi şöyledir:
“Herkes,
yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse
insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
…"
64. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk
milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti
ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmaktır."
65. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası, mağdurların
eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü
muamele yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikin
önemi ne kadar yüksek olursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya
insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa"nın 15. maddesinin
ikinci fıkrası gereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü
hâllerde bile bu yasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan
maddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu
kişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre veya menfaatlerin tartılmasına izin
vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,
B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).
66. Kötü muamele yasağı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif
yükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu çerçevede bireyin bir
devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini
ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir
iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar
başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında devlet,
sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek
etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu soruşturmanın temel
amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını
güvenceye almak ve faillerin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu olanaklı olmazsa
kötü muamele yasağı sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve
kötü muamele faillerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kişilerin
haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Cezmi
Demir ve diğerleri, §§ 110, 111).
67. Yürütülecek ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve
manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını
ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil
uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen
değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü
tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma, cezalandırma hakkı veya tüm
yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi
yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 77).Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru
olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve
mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol
Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).
68. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde
Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup icra edilen bir
soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı mercilerinin işi
olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi olaylara ilişkin
yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir.
Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi,
Anayasa"da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna
ek Türkiye"nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.
Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da
masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan
yargı mercilerinin bulguların Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal
şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden
ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).
69. Somut olayda, gösteri yürüyüşüne kolluğun yaptığı müdahale
sırasında kolluk görevlisi tarafından başvurucunun ateşli silahla bacağından
yaralandığı ve yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte
olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu yaralanma dolayısıyla 29/1/2008 ile
26/11/2008 tarihleri arasında çalışamamıştır.
70. Öte yandan olayla ilgili yürütülen soruşturma sonucunda
başvurucuyu yaralayan kolluk görevlisi tespit edilmiş ve zor kullanma
yetkisinin sınırının aşılması suretiyle 5237 sayılı Kanun"un86. maddesinin
birinci fıkrasında düzenlenen kasten yaralama suçunu işlediği isnadıyla
hakkında kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda 31/5/2012
tarihinde İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın atılı suçu işlediği
kanaatiyle 1 yıl5 ay15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sabıkasız oluşu
ve bir daha suçu işlemeyeceği yönünde edinilen kanaate dayanarak 5271 sayılı
Kanun"un 231. maddesi uyarınca ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar vermiştir.
71. Buna göre olayda kuvvet kullanımında sınırın aşılması
suretiyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında devletin negatif yükümlülüğüne
aykırı davranıldığı hususunun derece mahkemelerince geçerli bir şekilde tespit
edildiği değerlendirilmektedir. Öte yandan başvurucunun maruz kaldığı eylemin
amacı, etkisi ve sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde eylemin eziyet
olarak nitelendirilebileceği sonucuna varılmaktadır.
72. Anılan karar, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından
yetkisinin başladığı tarih olan 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiştir. Bunun
yanı sıra başvurucunun eziyet yasağının ihlal edildiği iddialarını yalnızca
idare mahkemesinde açılan tam yargı davasında hükmolunan tazminatın
yetersizliğine dayandırdığı, dolayısıyla eziyet yasağının usul boyutunun ihlal
edildiği iddiasını ileri sürdüğü ancak kendisini yaralayan kolluk görevlisi
hakkında yürütülen ceza yargılamasında ulaşılan sonuç yönünden bir şikâyette
bulunmadığı görülmektedir.
73. Diğer taraftan başvurucunun yaralanması nedeniyle uğradığını
iddia ettiği zararların giderimi için açtığı davada Mahkemenin 25/4/2008
tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte 2.500 TL manevi
tazminatın başvurucuya ödenmesine karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda
eylemle ilgili olarak failin tespit edilerek hakkında ceza soruşturmasının
yapıldığı hususu da gözönünde bulundurularak
başvurucuya manevi zararları için ödenmesine karar verilen tazminatın yeterli
ve etkili bir giderim imkânı sunup sunmadığının, buna göre başvurucunun mağdur
sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının incelenmesi gerekmektedir.
74. Bireysel başvuru yoluyla hak ihlali iddialarının
incelenmesinde idare ve derece mahkemeleri tarafından başvurucu lehine bir
tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edildiği, verilen karar
ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderildiğinin anlaşıldığı durumlarda
ilgilinin mağdur sıfatının ortadan kalktığı Anayasa Mahkemesince kabul
edilmektedir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru
mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme
yapmasına gerek kalmamaktadır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetler
açısından gerektiğinde yürütülecek kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip
makul bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, mağdur
sıfatını ortadan kaldırabilecek etkili bir başvuru yoludur (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:
2012/752, 17/9/2013 §§ 61, 74; Sadık Koçak
ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83; İlker Başer ve diğerleri, B. No:
2013/1943, 9/9/2015, § 46).
75. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği
ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu
kararın ardından ilgili açısından uğranıldığı ileri sürülen zararların
varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi
imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu temel hak ve
özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde
bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucunda
verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa
Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal bir
kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84; İlker Başer ve diğerleri, § 47 ).
76. Ceza yargılamasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından
yetki sınırı dışında kaldığı, başvurucu tarafından bu yargılamaya ilişkin bir
şikâyet dile getirilmediği sadece verilen tazminatın yetersizliğinin şikâyet
konusu edildiği başvuruda, eziyet yasağının ihlal edildiği iddiaları hakkında
ceza yargılamasının ulaştığı sonuçlar dikkate alınmakla birlikte ceza
yargılamasını yürüten derece mahkemelerinin saptadığı negatif yükümlülüğe
aykırılığın sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik yeterli giderimin
sağlanıp sağlanmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması olanaklı değildir.
Bu sonuç ışığında devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylem nedeniyle
başvurucu üzerindeki etkisi yönünden eziyet olarak değerlendirilebilecek
eylemden ötürü başvurucu lehine cüzi bir manevi tazminata hükmedilmesiyle
başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı değerlendirilmiştir.
77. Bu nedenle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul
edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı
anlaşılan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
78. Somut olaydaki gibi eziyet yasağına aykırılık oluşturan
eylemin tespit edildiği ve başvurucunun ihlal iddialarının lehe ödenen tazminat
tutarının yetersizliğine dayandırıldığı olaylarda ihlalin var olup olmadığının
tespiti için daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş benzer durumlar
için öngörülen tazminat tutarları ile somut olayda öngörülen tazminat tutarının
karşılaştırılması gereklidir.
79. Bu açıdan değerlendirildiğinde kolluk görevlileri tarafından
toplumsal olaylara müdahale edilmesi sırasında atılan gaz fişeğinin yüzüne
isabet etmesi sonucunda yaralanan bir kişi tarafından yapılan bireysel
başvuruda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun insan haysiyetiyle bağdaşmayan
muameleye maruz kaldığını, olayda kötü muamele yasağının maddi ve usul
boyutuyla ihlal edildiğini tespit ederek başvurucuya 25.000 TL manevi tazminat
ödenmesine karar vermiştir (Özlem Kır,
B. No: 2014/5097, 28/9/2017).
80. Öte yandan Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumundaki kötü
muamele nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını
incelediği diğer bir başvuruda, başvurucunun müşahede odasında yaklaşık altı
saat ayaklarından ve elleri arkasından kelepçeli olarak tutulmasını eziyet
olarak nitelendirerek Anayasa’nın 17. maddesinin maddi ve usul boyutuyla ihlal
edildiğini tespit etmiş; manevi zararlarının giderimi için başvurucuya 10.000
TL tazminat ödenmesine karar vermiştir (Cihan
Koçak, B. No: 2014/12302, 21/9/2017).
81. Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmettiği tazminat
tutarları ile karşılaştırıldığında somut olayda hükmolunan tazminat tutarının
önemli ölçüde az olduğu, buna göre başvurucunun manevi zararları yönünden
yeterli bir giderimin sağlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre eziyet yasağının
usul yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
84. Başvurucu, maddi zararları için aleyhine hükmolunan ve
davalı idarenin icra takibi konusu yaparak tahsil ettiği 900 TL vekâlet ücreti
ile birlikte 5.900 TL ve manevi zararları için 10.000 TL tazminat talebinde
bulunmuştur.
85. Başvuruda, eziyet yasağının usul bakımından ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
86. Başvurucu manevi zararlarının karşılanması için ilk derece
mahkemesinden 5.000 TL tazminat talep etmiş olup yargılama sonucunda 2.500 TL
ödenmesine hükmedilmiştir. Bu durumda yargılamanın yenilenmesine karar
verilerek dosyanın mahkemeye gönderilmesi hâlinde yargılama konusu yapılacak
miktar reddolunan 2.500 TL ile sınırlı olacaktır.
Anayasa Mahkemesince de tazminata hükmedilebileceği dikkate alındığında elde
edilebilecek tazminat miktarının büyüklüğüne göre yeniden yargılama yapılmak
üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesinde hukuki yarar bulunmamaktadır.
Bu nedenle başvurucunun maruz kaldığı manevi zarar ve uğradığı hak ihlali
nedeniyle -taleple bağlı kalınarak- yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek
olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
87. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için
başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal
arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu, davalı idare lehine hükmedilen
vekâlet ücreti nedeniyle maddi zarara uğradığını ileri sürmüş ise de maddi tazminat
talebinin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir ihlal sonucuna ulaşılmadığı,
dolayısıyla maddi tazminat talebinin reddedilmesi sebebiyle aleyhine vekâlet
ücreti hükmedilmesinin başvurucu açısından maddi bir zarar doğurmayacağı, bu
iddiası haricinde de maddi zararı oluştuğu konusunda somut bir belge sunmadığı
anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddedilmesi gerekir.
88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL
EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
alınan eziyet yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi amacıyla İstanbul Bölge İdare
Mahkemesi (E.2013/10719, K.2013/10745) ile İstanbul 6. İdare Mahkemesine
(E.2008/1171, K.2012/2752) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.