
Esas No: 2015/19216
Karar No: 2015/19216
Karar Tarihi: 18/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
EMİNE DANSIK VE SERVET KALENDEROĞLU BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/19216) |
|
Karar Tarihi: 18/7/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Hasan SARAÇ |
Başvurucular |
: |
1. Emine DANSIK |
|
: |
2. Servet KALENDEROĞLU |
Vekilleri |
: |
Av. Abdullah FINDIK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucuların 1995 yılında kaybolan yakınlarının
bulunamaması ve bazı şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
7. Başvuruculardan Emine Dansık"ın eşi
M.D., oğlu A.D. ve diğer başvurucu Servet Kalenderoğlunun
babası olan Y.K. isimli şahıslardan 22/2/1995 tarihinden itibaren haber
alınamamıştır.
8. Başvurucular, olayla ilgili olarak Silopi Cumhuriyet
Başsavcılığınca 1996/343 sayılı dosya ile soruşturmanın yürütüldüğünü beyan
etmişlerdir. Başvurucular tarafından anılan dosya ile ilgili olarak dosya
numarasının belirtilmesinin dışında dosyanın onaylı sureti başvuruya
eklenmemiştir. Başvurucular, eksikliklerin giderilmesi için yazılan yazıya
cevaplarında her ne kadar istenilen belgelerin onaylı suretini gönderdiklerini
beyan etmişlerse de dosyanın incelenmesinden, anılan dosya içeriğinin
başvurucular vekillerinin başka bir başvurusuna ilişkin olduğu, kaybolduğu
iddia edilen kişilerin, maddi vakıaların ve olay tarihlerinin farklı olduğu
anlaşılmıştır. Bu nedenle soruşturma dosyasının haricinde beyan edilen dosyaya
dair yapılan adli işlemlerin neler olduğu ve içerikleri tespit edilememiştir.
9. Başsavcılık tarafından başlatılan ilk soruşturmada daimî
arama kararı verildikten sonraki süreçte,4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu"nun (CMK) 250. maddesiyle yetkili İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturması olarak bilinen
2008/1756 sayılı soruşturma kapsamında gizli tanık" Tükenmez Kalem"in ifadesine
başvurulmuştur. Gizli tanık ifadesinde; Y.K.nın tam
hatırlayamadığı bir aracının olduğunu, Uzman Çavuş C.S.nin
kendilerine verdiği talimatla Y.K.yı Silopi ilçesinde
iki üç gün takip ettiklerini, niyetlerinin Y.K.yı
yakalamak olduğunu ancak bu kişinin sürekli olarak üç veya dört kişi ile
gezdiğini, Y.K.nın kendi aracıyla yanında iki şahıs
olduğu hâlde BOTAŞ tesislerinin yakınından geçerken jandarmanın uygulamasına
takıldığını, Y.K.nın bir müddet uygulama noktasında
bekletildiğini, araçlar bekletilirken uygulama noktasına 34 ... plakalı araçla
Uzman Çavuş C.S., S.D. ve İ.T.nin geldiğini, araçta
bulunanları aldıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınmadığını, hâlen
kayıp olduklarını, olaya ilişkin bilgileri bizzat S.D. ve İ.T.den
duyduğunu, bu olayın gerçekleşmesinden üç veya dört gün sonra C.S.nin Silopi İlçe Jandarma Komutanlığındaki masasının
çekmecesinde Y.K.nın ve iki şahsın kimliklerinin üzerinde
çarpı işareti olduğunu gördüğünü beyan etmiştir.
10. Gizli tanığın verdiği ifadeler başta olmak üzere olayla
ilgili olarak medyada çıkan haberler sonrasında, kaybolan şahısların yakınları
ve bazı baro başkanları ile çok sayıda avukat tarafından yapılan müracaatlar
üzerine kayıp şahıslarla ilgili olarak Başsavcılık tarafından 2008 yılında yeni
bir soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu Servet Kalenderoğlu, 2008/3151 sayılı
yeni başlatılan bu soruşturma dosyası kapsamında 27/1/2009 tarihinde ifade vermiştir.
Başvurucu; verdiği dilekçe ile ifadesinde özetle bazı kolluk personelinden
bahsederek babası ve diğer iki şahsın bu kişiler tarafından veya bilgisi
dâhilinde kaybedilmiş olabileceğini, somut yerler gösteremeyeceğini beyan
etmiştir.
11. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı işlendiği iddia edilen
suçları soruşturmakla yetkili başsavcılığın Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet
Başsavcılığı olduğu gerekçesiyle 23/6/2009 tarihinde dosyayı fezleke ile
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
12. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığının 2008 yılında başlattığı ve
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği bu dosyadan bağımsız olarak,
gizli tanığın ifadelerinde yer alan faili meçhul veya kayıp şahıslarla ilgili
olarak yukarıda bahsedilen (bkz. § 10) Ergenekon
silahlı terör örgütü soruşturmasında suçların işlendiği yerlerle
ilgili olarak soruşturma yapma yetkisinin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına
(CMK 250. madde ile yetkili) ait olması nedeniyle 29/9/2009 tarihinde ayırma
kararı verilmiş ve ayrılan yeni 2009/1951 sayılı soruşturma dosyası 7/12/2009
tarihli yetkisizlik kararı ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına
gönderilmiştir.
13. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Silopi ve İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından gönderilen her iki dosyayı 2009/3584
sayılı soruşturma dosyası üzerinden soruşturmaya devam etmiştir. Soruşturmanın
devam ettiği süre içinde özel yetkili mahkemelerin 21/2/2014 tarihli ve 6526
sayılı Kanun"un 19. maddesinde yapılan değişiklik ile kaldırılması nedeniyle
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20/3/2014 tarihinde yetkisizlik
kararı verilerek dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
14. Açıklanan bu süre sonunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
o bölgede yaşandığı ileri sürülen kaybedilme veya infaz iddialarına ilişkin
olarak 2014/980 sayılı dosya üzerinden soruşturma yürütüldüğü tespit
edilmiştir. Bu dosya haricinde Başsavcılık tarafından başvurucuların
yakınlarının kaybolma iddiaları konusunda müstakil bir soruşturma yürütüldüğüne
dair belgeye rastlanmadığı gibi başvurucular tarafından da bu hususta sağlıklı
olarak bir iddianın ileri sürülmediği ve belgelendirilmediği tespit edilmiştir.
15. Genel olarak kaybedilme veya infaz edilme iddiaları ile
ilgili olarak 2014/980 sayılı soruşturma dosyasında, gizli tanık beyanlarını
doğrulayacak mahiyette kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmaması
nedeniyle 20/6/2015 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve
30/6/2015 tarihinde de daimî arama kararı verilmiştir.
16. Başvurucuların bu karara yaptıkları itiraz, Cizre Sulh Ceza
Hâkimliğinin 2/11/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu (B.
No: 2014/15732, 24/1/2018, §§ 32-69).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların
İddiaları
19. Başvurucular;
i. Kamu görevlisi olduğu iddia edilen şahısların doğrudan veya
dolaylı eylemleri sonucunda yakınlarının kaybedildiğini,
ii. Siyasal amaçla işlenen çok sayıdaki faili meçhul olayının
çözümsüz bırakıldığını,
iii. Yakınların bulunması ve şüphelilerin tespit edilmeleri
hususlarında etkin bir soruşturma yürütülmediğini, iddiaların ağırlığına rağmen
dosyada işlem yapılmadığını, gizli tanığın ifadesinde geçen şüphelilerin kim
olduğu bilinmesine rağmen ifadelerine başvurulmadığını ve nerede
çalıştıklarının tespit edilmediğini,
iv. Başta yakınları olmak üzere devletin vatandaşlarının
güvenliğini sağlayamadığını,
v. Olayla ilgili olarak yürütülen soruşturma sonucunda verilen
kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ve ret kararının etkili olmadığını
belirterek Anayasa"nın 2., 5., 10., 11., 12., 14., 17., 19., 36. ve 40.
maddelerinde teminat altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına
dair karara yapmış olduğu itiraz ile Anayasa Mahkemesine sunduğu bireysel
başvuru formunun incelenmesi sonucunda şikâyetini dile getiriş şeklinden anılan
ihlal iddiasının yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarını delillendirme
amaçlı olduğu sonucuna varılmış; bu iddialar hakkında Anayasa’nın 17.
maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında inceleme yapılmıştır.
1. Uygulanabilirlik
Yönünden
21. Başvurucuların iddiaları, delilleri ve Ulusal Yargı Ağı
Bilişim Sistemi (UYAP) ortamı ile ilgili Cumhuriyet başsavcılıklardan temin
edilen diğer belgelerin incelenmesi neticesinde somut olayda ilk olarak başvurucuların
yakınlarının bulunamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuruda öncelikle yaşam
hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının
uygulanabilirliği hususunda bir değerlendirme yapmak gerekir.
22. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi
için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla
birlikte bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı
çerçevesinde incelenebilmesi mümkündür (Mehmet
Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).
23. Bir kişinin gözaltında kaybolduğunun iddia edilmesi, tek
başına 17. maddenin ihlal edildiğinin kabul edilmesini mümkün kılmaz. Bununla
birlikte belli koşullarda, cesedi ortaya çıkmamış olsa dahi kaybolan bir
kişinin ölmüş kabul edilebileceği sonucuna ulaşılabilir (Birsen Gülünay, B. No: 2013/2640, 21/4/2016, § 63, benzer
yöndeki AİHM kararları için bkz. Kurt/Türkiye,
B.No: 24276/94, 20/5/1998, §§ 107, 108; Tahsin Acar/Türkiye, §§ 216, 217; Meryem Çelik ve diğerleri/Türkiye, §§
48-60, Er ve diğerleri/Türkiye,
B. No: 23016/04, 31/7/2012, 66).
24. Somut olayda başvurucuların yakınlarına ulaşılamadığı,
iddialar ve dosya içeriğine göre başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde
incelenebileceği anlaşılmıştır.
2. İnceleme Kapsamı
Yönünden
a. Başvuru Ehliyeti
Açısından
25. Anayasa’nın "Kişinin
dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı"
kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası
şöyledir:
" Herkes,
yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
26. Anayasa’nın "Devletin
temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …
Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti
ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve
sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
27. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir
başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:
2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu Emine Dansık;kaybolduğu
iddia edilen M.D.nin eşi, A.D.nin
ise annesidir. Diğer başvurucu Servet Kalenderoğlu ise kaybolduğu iddia edilen Y.K.nin oğludur. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir
eksiklik bulunmamaktadır.
b. Kabul Edilebilirlik
Açısından
28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
29. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının
tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten
itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
30. Başvurunun öncelikle başvuru yollarının tüketilmesi ve bu
kuralla iç içe girmiş bulunan otuz günlük başvuru süresi kuralı bakımından
değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir.
31. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun
temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal
sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların
ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının
tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati
Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20). Ayrıca
başvurucuların iddialarının önce yaşamı koruma ve öldürmeme yükümlülüğü
perspektifinden Anayasa Mahkemesince değerlendirilebilmesi için bu kriter
uyarınca olaydan sonra yürütülen ceza soruşturmasında olayın gerçekleşme
koşullarının soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından aydınlatılması,
varsa üçüncü kişilerin, özellikle de kamu görevlilerinin cezai
sorumluluklarının incelenmesi gerekmektedir (Birsen
Gülünay, § 44).
32. Yaşam hakkı ile ilgili bir soruşturmanın etkili olup
olmadığı yönünden incelenebilmesi için -mutlak surette gerekli olmasa da
yürütülen soruşturmanın makul bir süreyi aşmaması şartıyla- ilgili kamu
makamları tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile
getirilen koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Rahil Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848,
17/7/2014, § 77; Hüseyin Caruş,
B. No: 2013/7812, 6/10/2015, § 46).
33. Bununla birlikte anılan kural mutlak değildir. Özellikle
ihlal iddiasını değerlendirmeye ve ihlal tespiti yapıldığında yeterli giderimi
sağlama imkânı tanıyan bir başvuru yolunun bulunmaması hâlinde başvuru
yollarının tüketilmesi kuralını uygulamak mümkün olmayacaktır. Devam eden bir
soruşturmada etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi nedeniyle
yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarını değerlendirecek, soruşturmanın etkili
yürütülmediğinin anlaşılması hâlinde bunu sağlayacak bir başvuru yolu
bulunmamaktadır. Dolayısıyla anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının
tüketilmesi gerekmemektedir (Yasin Ağca, B.
No: 2014/13163, 11/5/2017, § 121).
34. Başvurucuların yetkili makamlara müracaat etmelerine rağmen
doğal olmayan bir ölümle ilgili soruşturma başlatılmamışsa, başlatılan
soruşturmada ilerleme yoksa veya soruşturma artık etkisiz bir hâl almışsa
başvuruculardan soruşturmanın sonucunu beklemelerini istemek makul
olmayacaktır. Böyle bir durumda başvurucular, gerekli özeni göstermeli ve
şikâyetlerini çok uzun süre geçirmeden Anayasa Mahkemesine sunabilmelidir (Rahil Dink ve diğerleri, § 77). Zira
soruşturmanın etkililiğini sağlayacak bir başvuru yolu bulunmamaktadır. O hâlde
anılan ihlal iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmesi gerekmemektedir
(Yasin Ağca, § 121). Böyle bir
durumda başvurucular, etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına vardıkları
veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuruda
bulunmalıdır. Doğal olarak başvurucuların etkili bir soruşturma
yürütülmediğinin ne zaman farkına varmaları gerektiği her başvurunun şartlarına
bağlı olarak değerlendirilecektir (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 87;
Sultani Acar, B. No: 2014/16344, 22/3/2018, § 84).
35. Soruşturmada ilerleme sağlanacağına dair umut verici
gelişmeler ve gerçekçi varsayımlar bulunduğu, soruşturmanın ilerlemesini
sağlayıcı tedbirler alındığı sürece başvuruculardan başvuru yollarını
tüketmeden bireysel başvuruda bulunmaları da beklenmemelidir. Ancak bu hâlde
dahi soruşturmanın daha sonra etkisizleştiğini öğrenen başvurucular, durumun
farkına vardıkları veya varmaları gerektiği andan itibaren süresi içinde
bireysel başvuruda bulunmalıdır (Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu, § 88; Sultani Acar, § 85).
36. Soruşturmanın etkisizliğinin fark edildiği veya fark
edilmesi gerektiği andan itibaren süresi içinde bireysel başvuru yapılmayıp
zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
verilmesinin beklenmesi hâlinde soruşturmaya konu olayın üzerinden geçen uzun
zaman gerçeklerin ortaya çıkmasını zorlaştıracak ve neredeyse imkânsız hâle
getirecektir. Böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi, devletin negatif ve pozitif
yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığını inceleyemeyecek; yaşam hakkının usul
boyutu yönünden yapacağı değerlendirmede yeniden yargılamaya karar veremeyecek
ve şartları gerçekleştiğinde sadece ihlali tespit edip tazminata
hükmedebilecektir. Oysa ölüm olayının sebep ve koşulları ile sorumluların
tespitine imkân veren etkinlikte bir soruşturma yapılması ve gerektiği takdirde
sorumluların caydırıcı bir şekilde cezalandırılmaları için yeniden yargılamaya
karar verilebilmesinin benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynadığı
rolün önemi tartışmasızdır (Adle Azizoğlu ve Sadat
Azizoğlu, § 89; Sultani Acar, §
86).
37. Somut olayda öncelikle başvurucuların yakınlarının
kaybolması ile ilgili şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veya
soruşturmanınetkisizliğiyleilgilibireyselbaşvuruyapmadagüçlükçektikleriyönünde
herhangi bir iddiaları bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Başvurucular, yukarıda izah edildiği üzere kendileri ve vekilleri vasıtası ile
iddia ve taleplerini dile getirme fırsatını çeşitli tarihlerde
bulabilmişlerdir.
38. Soruşturmanın etkililiğinin yeterliliği açısından somut
olaya bakıldığında ilk olarak, başvurucuların olayın soruşturulduğunu iddia
ettikleri 1996/343 sayılı dosyanın başvurucuların yakınlarına ilişkin olmadığının
tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kayıp iddialarına yönelik olarak
Başsavcılık tarafından ilk aşamada yapıldığı iddia edilen soruşturma
işlemlerinin değerlendirilmesi mümkün olmamıştır. Ayrıca bu hususta
Başsavcılık, tüm ilgili dosyanın Anayasa Mahkemesinde olduğunu ve ilgili
şahıslar adına başka bir dosyanın bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucuların
yakınlarının beyanları ile Başsavcılığın cevap yazısından, ilgili şahısların
kaybolma iddialarına yönelik olarak bir soruşturmanın başlatılıp başlatılmadığı
net olarak tespit edilmemiştir. Bu itibarla başvurucuların iddiaları
Başsavcılık tarafından 2008 yılında başlatılan fakat özel yetkili mahkemeler
ile başsavcılıkların kaldırılması üzerine tekrar devam ettirilen 2014/980
sayılı dosya kapsamında incelenecektir.
39. Bu açıklamalar sonrasında somut olayda başvuruculardan Emine
Dansık 22/3/2013 tarihinde talimat yolu ile şikâyet
ve iddialarını ifade etmiştir. Başvurucu bu ifadesinde; eşi, oğlu ile diğer
kişiden haber alamadıklarını ve herhangi bir makama müracaat etmediklerini
beyan ederek şikâyetçi olmuştur. Başvurucu ayrıca olayın üzerinden uzun bir
sürenin geçmesi nedeniyle tanıklarının bulunmadığını da beyan etmiştir. Bu
soruşturma kapsamında M.D.nin oğulları olan A.D. ve
H.D. isimli kişiler, olaya ilişkin olarak somut bilgilerinin bulunmadığını ve
babalarına ait olduğunu beyan ettikleri aracın fiilî durumuna yönelik
açıklamalarda bulunmuşlardır. Diğer başvurucu Salih Kalenderoğlu da 27/1/2013
tarihinde ifade vermiştir.
40. Öncelikle başvurucular ile başvurucuların yakınları olan
diğer şahısların ifadelerinden olaya ilişkin olarak somut bir bilgilerinin
bulunmadığı anlaşılmış, bunları ilgili adli makamlar ile paylaştıklarına dair
bir bilgiye rastlanmamıştır. Bu nedenle olaya ilişkin olarak sadece gizli
tanığın ifadesinde geçen Uzman Çavuş C.S., S.D., İ.T. isimli kişilerin olduğu
hususuna yer verilmelidir. Bunun yanında başvurucu Salih Kalenderoğlu, ayrıca
C. kod adlı M. ile Ö. isimli askerin Silopi İlçe Jandarma Komutanlığında görev
yaptıklarını, M.A. isimli kişinin BOTAŞ Karakolunda görev yaptığını ifade
ederek yakınlarının bulunmasını talep etmiştir.
41. Kamuoyunun gündemini meşgul eden iddialar ve haberler
üzerine Silopi çevresinde kaybolduğu iddia edilen kişilerin tamamına yönelik
olarak soruşturmayı yürüten Başsavcılıkça 9/3/2009, 10-13/3/2009 ve 19/3/2009
tarihlerinde yaptırılan ve ilgililerin iddialarında geçen çok sayıdaki kazıda
bulunan kemikler ve diğer materyaller üzerinde Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas
Dairesince yapılan incelemelerde kemik parçalarının büyükbaş hayvanlara ait
olduğu anlaşılmıştır. Şikâyet dilekçeleri ile gizli tanık ifadelerinde geçen,
BOTAŞ tesisleri olarak belirtilen yerlerde yapılan diğer kazılarda ise iddia
edildiği gibi herhangi bir bulguya rastlanmadığı tespit edilmiştir.
42. Ayrıca, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmayı
yürüttüğü dönemde Şırnak İl Emniyet Müdürlüğünün Başsavcılığa cevap
mahiyetindeki ve soruşturmada önemli bir belge olduğu değerlendirebilecek
14/2/2014 tarihli yazısına göre gizli tanığın ifadesinde adı geçen Uzman Çavuş C.S.nin kimlik bilgileri tespit edilmiştir. Jandarma Genel
Komutanlığının, C.S.nin 19/7/1993 ile 22/8/1997
tarihleri arasında Silopi Jandarma Komutanlığında görev yaptığına dair
20/3/2013 tarihli yazısı da dosyada yer almaktadır. Söz konusu belgede 1/1/1994
ile 1/1/1996 tarihleri arasında Komutanlıkta görev yapan tüm personele dair
bilgilere de yer verilmiştir. Bu belgeye göre C.S. yazışmaların yapıldığı tarih
itibarıyla bir ilin Jandarma Komutanlığında aktif olarak görev yapmaktadır.
43. Başsavcılıkça, tüm bu hususlara rağmen, olaylarda isimleri
geçen şahısların tespitine ve ifadelerinin alınmasına yönelik olarak işlemler
yapıldığına dair herhangi bir belgeye rastlanılmamıştır.
44. Kaybolduğu iddia edilen şahıslarla ilgili olarak
başvurucuların vekillerinin Anayasa Mahkemesinde 2015/19212, 2015/19213,
2015/19215, 2015/19217 ve 2015/19218 sayılı dosyalardan aynı hak ihlali
iddialarına ilişkin bireysel başvuruları da bulunmaktadır. Anılan dosyaların
bir bütün olarak incelenmesinden, ihlale sebebiyet verdiği iddia edilen
kararların Başsavcılığın 2014/980 sayılı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair
kararı ile bu karara yapılan itirazın sulh ceza hâkimliğince reddine dair
kesinleşen karar olduğunun iddia edildiği anlaşılmaktadır. Böylece
başvurucuların vekillerinin usulüne uygun vekâletler ile bu dosyaların hepsinin
yargısal süreçlerinden, yapılan iş ve işlemlerden haberdar olduğu açıkça
görülmektedir.
45. Aralarında başvurucuların vekillerinin de olduğu çok sayıda
avukat tarafından 16/7/2014 tarihinde, açıklanan bu hususlarda soruşturmanın
ilerlemesine matuf olarak yapılan işlemlerin etkisiz olduğuna dair dilekçe
verilmiştir. Bu dilekçede, olay tarihinden itibaren geçen süreye rağmen hiçbir
gelişme olmadığı beyan edilerek gizli tanık ifadelerinde adları geçen kişilerin
ifadelerin alınması talep edilmiştir.
46. Gizli tanığın ifadesinde geçen başka şahıslarla ilgili
olarak Başsavcılık 20/1/2015 tarihinde yazılar yazmıştır. Bununla birlikte,
başvurucuların yakınlarının kaybında sorumlu olduğu değerlendirilen kişilerle
ilgili olarak bir soruşturma işlemi yapıldığına dair veriye ise
rastlanmamıştır. Başvurucular tarafından soruşturmanın etkili şekilde
yürütülmediği iddialarını içeren dilekçenin verildiği tarihten sonra yapılan bu
işlemlerin başvurucuların yakınlarının kaybına ilişkin olmadığı, bu nedenle de
anılan işlemlerin başvurucuların beklentilerini yeniden canlandırabilecek ve
soruşturmaya konu olaylara ilişkin gerçekleri tespit edebilecek mahiyette
bulunmadığı hususunun özellikle vurgulanması gerekmektedir. İfadeleri
alınabilen diğer şüpheliler ise tüm suçlamaları reddetmiş ve başvurucuların
yakınlarının kaybolmalarına dair herhangi bir beyanda bulunmamışlardır.
47. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca resen başlatılan ve o
bölgede kaybolan şahıslarla ilgili olan 2014/980 sayılı soruşturma dosyası
üzerinden gizli tanık ifadelerine dayanılarak mezar açma, tanık ifadeleri alma,
şüpheli olduğu değerlendirilen bazı kişilerin ifadelerine başvurma gibi bazı
işlemlerin yapıldığı açıktır. Bununla birlikte, Başsavcılık tarafından,
başvurucuların yakınlarının kaybolması ile ilgili olarak ifadelerde adları
geçen ve kimlikleri tespit edilen isimler hakkında sonuç doğuracak nitelikte
işlemler yapılmamış ve soruşturmanın ilerlemesini sağlayıcı diğer tedbirler
alınmamıştır.
48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
49. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası
şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının
tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten
itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
50. Sonuç olarak 16/7/2014 tarihli dilekçeye göre de
soruşturmanın etkisiz yürütüldüğünün farkında oldukları açık olan ve
şikâyetlerini yetkili makamlara iletmede veya soruşturmanın etkisizliğiyle
ilgili bireysel başvuru yapmada güçlük çektikleri yönünde herhangi bir
iddiaları bulunmayan başvurucuların etkisiz olduğu çok uzun bir zamandır açık
olan soruşturmanın sonuçlanmasını beklemelerinin gerekmediği dikkate
alındığında, bireysel başvuruların kabul edilmeye başlandığı 23/9/2012
tarihinden sonra makul kabul edilemeyecek bir süre sonra, 10/12/2015 tarihinde
yaptıkları başvurunun süresinde yapılmış olarak kabul edilemeyeceği sonucuna
ulaşmıştır.
51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik
şartları yönünden incelenmeksizin süre aşımı
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
18/7/2019 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.