
Esas No: 2016/2357
Karar No: 2016/2357
Karar Tarihi: 18/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ABDULLAH EROL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/2357) |
|
Karar Tarihi: 18/7/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Selçuk KILIÇ |
Başvurucu |
: |
Abdullah
EROL |
Vekili |
: |
Av. Vefa
TOKLU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle
açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye
erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/2/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Amasya 15. Piyade Er Eğitim Tugayı Komutanlığı
emrinde zorunlu askerlik hizmetini ifa ederken 25/4/1996 tarihinde araç park
yerinin sökülerek başka bir yere taşınması sırasında kaynakçı olması nedeniyle
sundurmanın demir çubuklarını kesmekle görevlendirilmiş; bu görevi icra ederken
araç üzerinde dengesini kaybederek yere düşmesi neticesinde başvurucunun kalça
kemiği kırılmıştır.
9. 25/4/1996 ile 7/5/1996 tarihleri arasında tedavi gördüğü
Amasya Devlet Hastanesi Ortopedi Servisince başvurucuya “femur (uyluk kemiği)
kırığı” teşhisi konmuş; tedavi neticesinde başvurucu, Amasya Ruhi Tingiz Devlet Hastanesinin 7/5/1996 tarihli raporu ile üç
ay ve Merzifon 100 Yataklı Hava Hastanesinin 20/8/1996 tarihli raporu ile iki
ay süreyle hava değişimine gönderilmiştir.
10. İstirahatlerinin bitmesinin ardından yeniden birliğine katılan
başvurucu 22/7/1997 tarihinde askerlik hizmet süresini tamamlayarak terhis
edilmiştir.
11. Başvurucu terhisinden sonra rahatsızlığının giderek arttığı
ve ağrılarının dayanılmaz hâle geldiği şikâyetiyle Adıyaman Askerlik Şubesine
müracaat ederek askerî hastaneye sevkini istemiş, Ankara Gülhane Askerî Tıp
Akademisi Hastanesi (GATA) tarafından düzenlenen 15/7/2015 tarihli ve 8889
sayılı rapor ile hakkında femur diğer kısımlarının kırıkları, kapalı (femur proksimal uç eski kırık
ameliyatlısı, malunion, eklem aralığında daralma),
eklem sertliği, başka yerde sınıflanmamış, pelvik
bölge ve kalça (sol kalça eklem sertliği) teşhisine istinaden “Askerliğe elverişli değildir. Mevcut rahatsızlığının
askerlik sebep ve tesiri ile oluşup oluşmadığını tarafımızca tespiti mümkün
değildir.” Kararı verilmiştir.
12. Başvurucu 21/8/2015 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına
(MSB) başvurmuştur. Başvuru dilekçesinde görev sırasında verilen emri yerine
getirirken gerekli emniyet tedbirlerinin alınmaması nedeniyle düşerek
sakatlandığını, terhisten sonraki süreç içinde durumunun düzelmek yerine
giderek kötüleştiğini, ağrılarının dayanılmaz hâle geldiğini ve girdiği
işlerden verimsizliği dolayısıyla ayrılmak zorunda bırakıldığını ifade etmiş;
askerlik hizmeti sırasında sakatlanmasına bağlı olarak oluşan maddi ve manevi
zararların karşılanmasını talep etmiştir. Başvurucu söz konusu başvurusunun
cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine 6/11/2015 tarihinde Askeri Yüksek
İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmış ve yeterli ödeme gücünden
yoksun olduğu için adli yardım talebinde bulunmuştur.
13. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 18/11/2015 tarihinde verdiği
kararla, başvurucunun sunduğu ekonomik durumuna ilişkin belgelerin
değerlendirilmesi sonucunda adli yardım talebinin kabulüne karar vermiş; davayı
ise süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun
zarar doğurucu eylemi en geç terhis edildiği 22/7/1997 tarihinde öğrendiği,
dolayısıyla bu tarihten itibaren 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43. Maddesi uyarınca bir yıl içinde zorunlu
idari başvuruda bulunması gerektiği ancak bu yönde herhangi bir müracaatta
bulunmaksızın, bir ve beş yıllık süreler geçirdikten sonra 21/8/2015 tarihinde
idareye yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine 6/11/2015 tarihinde açtığı
davanın süresinde olmadığı ifade edilmiştir.
14. Başvurucu kararın düzeltilmesi isteminde bulunmamış, nihai
karar başvurucuya 15/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 8/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve
6771 sayılı Kanun ile Anayasa’ya eklenen geçici 21. Maddenin birinci fıkrasının
(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz.
İlker Yılmaz (B. No: 2015/19041, 24/5/2018, §§ 25-30) kararı.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
Yönünden
19. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler
dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama
giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça
dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Mahkemeye Erişim
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu; görev sırasında verilen emri yerine getirirken
gerekli emniyet tedbirlerinin alınmaması nedeniyle düşerek sakatlandığını,
terhisten sonraki süreç içinde durumunun iyileşmek yerine giderek
kötüleştiğini, ağrılarının dayanılmaz hâle geldiğini ve verimsizliği
dolayısıyla girdiği işlerden ayrılmak zorunda bırakıldığını, rahatsızlığının
hangi tarihte kalıcı hâle geldiği, bu kalıcı rahatsızlığın sonuçlarının hangi
tarihte öğrenilebileceği ve eylemden kaynaklı zararın tam olarak hangi tarihte
değerlendirilebileceği hususlarında bir tespit yapılmadan mahkemece hüküm
kurulduğunu belirtmektedir. Başvurucu, davanın süre aşımından reddedilmesi
nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
2. Değerlendirme
22. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. Maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, idari
eylemden doğan zararın tazmini istemiyle açtığı tam yargı davasının süre
aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesidir. Bu
itibarla ihlal iddiaları mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı ve
Hakkın Kapsamı
25. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına
sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın
36. Maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.
Diğer yandan Anayasa’nın 36. Maddesine adil
yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin
taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil
yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM), Sözleşme’nin 6. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim
hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. Ve Tic. Ltd.
Şti., B. No:2014/13156, 20/4/2017, § 34).
26. Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan hak arama
özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden
gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi
ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi
için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.
Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden
yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:
2013/8896, 23/2/2016, § 33).
27. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı
değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
28. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre
aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye
erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
ii. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
29. Anayasa’nın 13. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, …
yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … ölçülülük ilkesine aykırı
olamaz.”
30. Anayasa’nın 36. Maddesinde, hak arama özgürlüğü için
herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir
şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel
sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı
sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede
herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başka
maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da
mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin
bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları
ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak
bu sınırlamalar, Anayasa’nın 13. Maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz
(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,
B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim
Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).
31. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen
mahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. Maddesinde
öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir
sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına
uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
(1) Kanunilik
32. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle
açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının
olay tarihinde yürürlükte olan 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. Maddesine
dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim
hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
(2)
Meşru Amaç
33. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne
olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından
müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem
ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel
ifadesiyle Anayasa’nın 2. Maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir
gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna
işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,
§§ 54, 55; Fatma Altuner,
B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve
Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
34. Daha açık ifadeyle dava ya da hukuki işlemler için tanınan
süreler mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya
da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar
hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne
geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet
ederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).
(3)
Ölçülülük
(a)
Genel İlkeler
35. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı
değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme
kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli
ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal
edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
36. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken
yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten
kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan
kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka
açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması
nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını
kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.
San. Ve Tic. Ltd. Şti., § 38).
37. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da
mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem
taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],
B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte
başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen derece
mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma
süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin
bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,
derece mahkemelerinin dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması
gerektiğiyle ilgili yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın
koşulları ışığında incelemektir (Ahmet
Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma
süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının
doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun
kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava
hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar
Çoban, § 66).
(b)
İlkelerin Olaya Uygulanması
38. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıcında terhis
tarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
39. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda
da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle
açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada
idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı
bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya
yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra
anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu
tarihlerden sonra başlayacağı; öte yandan idari eylemlerin neden olabileceği
bedensel zararların ancak kesin sağlık raporlarıyla öğrenilmesinin mümkün
olduğu kabul edilmektedir (İlker Yılmaz,
§ 49).
40. Özellikle askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylem
dolayısıyla uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı
gerekçesiyle reddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği
iddiası da daha önce Anayasa Mahkemesince incelenmiştir. Buna göre askerlik
hizmeti sırasında meydana gelen eylem dolayısıyla zarara uğranıldığı iddiasında
erken terhis durumunun varlığı hâlinde söz konusu zararın erken terhisle
öğrenilerek değerlendirilebileceği, erken terhis işleminden sonra sağlık
raporunun onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmesinin ise ancak açılan tazminat
davasında rahatsızlığın seviyesine göre talep edilecek olan tazminat tutarının
hesaplanmasına etki edebileceği kabul edilmektedir.
Erken terhis durumunun olmadığı durumlarda ise mahkemeye erişim
hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde zarardan bilgi sahibi olup
olmadıklarına dair başvurucuların ortaya koyacakları argümanlar, bu çerçevede
zararın öğrenilmesine elverişli nitelikteki sağlık raporunun varlığı ve derece
mahkemelerinin bunlara dair gerekçeleri önem arz eder (Alpay Dinç ve diğerleri, B. No:
2014/12678, 6/7/2017, §§ 59-62).
41. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde somut olayda
öncelikle tam yargı davası açılmasına sebep olan, bir başka ifadeyle tazmini
istenilen zararın ne olduğunun, bu zararın ne zaman doğduğunun, başvurucunun
söz konusu zarardan ne zaman haberdar olduğu ya da haberdar olması gerektiğinin
ortaya konulması mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü
bakımından önem arz etmektedir.
42. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davası
açmasının sebebinin zorunlu askerlik hizmeti sırasında verilen emri yerine
getirirken düşmesi sonucu oluşan sakatlığın iyileşmemesi, ağrıların ve
sakatlığın boyutunun zamanla artması nedeniyle oluşan maddi ve manevi
zararlarının karşılanması olduğu görülmektedir. Nitekim başvurucunun gerek
idareye başvuru dilekçesinde gerekse dava dilekçesinde bu hususu açıkça
vurguladığı görülmektedir.
43. Bu itibarla öncelikle Mahkeme tarafından dava açma süresinin
başlangıcına esas alınan terhis tarihi itibarıyla başvurucu hakkında
düzenlenmiş olan sağlık raporlarının tazmini talep edilen zararın öğrenilmesine
imkân sağlayan bir mahiyet taşıyıp taşımadığının açıklığa kavuşturulması
gerekmektedir.
44. Bu bağlamda somut olayda zorunlu askerlik hizmeti sırasında
verilen emri yerine getirirken düşerek sakatlanmasından sonra terhisine kadar
geçen süreçte başvurucu hakkında düzenlenen sağlık kurulu raporlarında femur (uyluk
kemiği) kırığı tanısına yer verilerek on üç günlük tedavinin ardından önce üç
ay, ardından da iki ay süreyle istirahatinin uygun olduğunun belirtildiği,
bununla birlikte söz konusu raporlarda başvurucunun kalıcı nitelikte bir maluliyete/çalışma gücü kaybına
uğradığına ya da bu minvalde askerliğe elverişsiz hâle geldiğine ilişkin
herhangi bir tespit ve değerlendirmeye yer verilmediği görülmektedir. Bilakis
istirahatlerinin bitmesini müteakip askerlik hizmetine devam eden başvurucunun
zorunlu hizmet süresini tamamlayarak terhis edildiği, dolayısıyla zararını
değerlendirmesine imkân sağlayacak erken terhis gibi bir durumunun da söz
konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan askerlik hizmeti sırasında söz
konusu sağlık raporlarının düzenlenmesinden ve terhisinden sonraki süreçte de
başvurucunun aynı rahatsızlığa yönelik şikâyetlerinin ve tedavisinin devam
ettiği, son olarak talebi üzerine Adıyaman Askerlik Şubesi tarafından GATA’ya
sevk edildiği ve anılan Hastane tarafından düzenlenen 15/7/2015 tarihli sağlık
raporunda başvurucunun askerliğe elverişli
olmadığı ifadesine yer verildiği görülmektedir.
45. Somut olayda başvurucunun düşme olayından sonra toplam beş
ay hava değişimi aldığı, bu sürenin bitiminden sonra yaklaşık dokuz ay normal askerliğine
devam ettiği ve askerlik süresini tamamlayarak terhis olduğu, ayrıca düşme
olayından on dokuz yıl, terhisten ise on sekiz yıl sonra başvurduğu Hastaneden
askere elverişli olmadığına dair bir rapor aldığı anlaşılmıştır. Öte yandan
başvuru formunda ve alınan söz konusu raporda yeni oluşan veya gelişen bir
olguya yer verilmediği, başvurucunun on sekiz yıllık süre içinde sürekli veya
kesintili şekilde tedavi gördüğüne dair bir raporun veya tespitin de ekli
olmadığı görülmüştür.
46. Olayda, anılan raporla yeni öğrenilen veya ortaya yeni çıkan
bir zararın bulunduğunun ortaya konulamadığı, söz konusu raporda sadece askere
elverişli olunmadığının tespit edildiği ve başvurucunun terhisten on sekiz yıl
sonra -olaydan kaynaklı rahatsızlığının devam ettiğini gösteren rapor da
eklemeden- sadece bu tespit üzerine açtığı davaya yönelik olarak AYİM’in dava açma süresini ve bu sürenin başlatılacağı
tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırı
derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum olmadığı
değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik
müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. Maddesinde
güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim
hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
E. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun
339. Maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine
neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF
TUTULMASINA 18/7/2019 tarihinde karar verildi.
KARŞOY GEREKÇESİ
1. Başvurucunun askerlik hizmetinin ifası sırasında askeri
hizmet esnasında 25/4/1996 tarihinde yere düşme sonucu kalça kemiğinin
kırıldığı, bu nedenle toplam beş ay süreyle hava değişimine gönderildiği, bu
sürenin sonunda kıt"asına katılarak normal askerlik
süresini tamamlayarak 22/7/1997 tarihinde terhis olduğu, o tarihteki tıbbi
bulguların başvurucuyu askerliğe elverişsiz hale getirmediği tartışmasızdır. Ne
var ki olay tarihinden 19, terhis tarihinden itibaren de 18 yıl geçtikten
sonra, aynı düşmeye bağlı kırığın zaman içindeki etkisiyle büyük ölçüde sağlığını
kaybettiği iddiasıyla başvurucu yerli Askerlik Şubesine başvurmuş; şubenin
sevki üzerine de Gülhane Askeri Tıp Akademisi"nde muayeneye tabi tutulmuş ve
anılan Hastanenin 15/7/2015 tarihli raporu ile mevcut tıbbi rahatsızlıkları
saptandıktan sonra "Askerliğe Elverişli Değildir" nihai kararlı rapor
düzenlenmiştir.
2. Bu rapor sonrasında başvurucunun kendisini askerliğe
elverişsiz hale getiren mevcut rahatsızlıklarının askerliğin sebep ve tesiriyle
meydana geldiği, bu nedenle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini
gerektiği talebiyle yaptığı idari müracaatın cevaplanmamak suretiyle reddi
üzerine AYİM"de açtığı tam yargı davasında ise AYİM
2. Dairesi 18/11/2015 tarihli kararıyla, başvurucunun terhis tarihi
"Zararı öğrendiği tarih" kabul edilerek, bu tarihten (22/7/1997"den)
itibaren bir ve beş yıllık başvuru sürelerinin geçirilmesinden sonra 6/11/2015
tarihinde açılan davada süre olduğu belirtilerek, davanın süre yönünden reddine
karar verilmiştir.
3. Gerek idari yargı gerek Askeri İdari Yargı uygulamasında,
idari eylemlerde dava açmaya esas alınacak ıttıla tarihi, eylemin kesinliğinin
ortaya çıktığı tarih olarak kabul edilmektedir. Bu müstekar
istihada göre; zararın zaman içinde gelişerek ortaya
çıkması durumunda, bu halin kesin olarak saptandığı tarih, eyleme ıttıla tarihi
olarak kabul edilmekte ve 2577 ve 1602 Sayılı Kanunlarda öngürülen
bir ve beş yıllık süreler de buna göre hesap edilmektedir.
4. Başvurunun somutunda, başvurucunun askerlik hizmetinin
ifasında askeri hizmetin sebep ve tesiriyle maruz kaldığı idari eylem sonucu
kalçasını kırdığı, askeri hastanelerde gördüğü tedavi ve verilen hava
değişimleri sonunda iyileştiği ve kalan askerlik hizmetini yaparak 22/7/1997
tarihinde terhis olduğu tartışmasızdır. Diğer bir deyişle idari eylem nedeniyle
maruz kaldığı rahatsızlığın, terhis tarihi itibariyle kendisini askerliğe
elverişsiz hale getirmediği açıktır. Ancak, GATA Sağlık Kurulu tarafından
düzenlenen 15/7/2015 tarihli rapor incelendiğinde; bu rahatsızlığın (idari
eyleme bağlı kalça kırığının) zaman içerisinde başvurucunun vücut bütünlüğü
üzerinde olumsuz gelişim gösterdiği ve onu askerliğe elverişsiz hale getirdiği
de bir gerçektir. Yani, terhis tarihi itibariyle başvurucuyu askerliğe
elverişsiz hale koymayan idari eyleme bağlı zarar, zaman içerisinde gelişerek
15/7/2015 tarihi itibariyle onu askerliğe elverişsiz duruma koymuştur. Bu
durumda 19 sene önceki idari eylemle, son olarak saptanan zarar (vücut
bütünlüğünde menfi yönde gelişen arıza) arasında uygun bir illiyet bağının
bulunduğu açıkça görülmektedir. Kaldı ki GATA Sağlık Kurulu raporundaki tıbbi
saptamalar ile önceki sivil ve askeri hastanelerce düzenlenen raporlardaki
tıbbi saptamalar birbiriyle tamamen uyumlu olup; "Şifası zaman ister"
şeklinde önceden belirtilen kanaat de dikkate alındığında, aradan geçen 19 yıl
içerisinde bu şifanın gerçekleşmediği, bilakis mevcut rahatsızlığın başvurucuyu
askerliğe elverişsiz hale getirecek şekilde ilerleyip aksi yönde kesinleştiği
anlaşılmaktadır.
5. Açıklanan nedenlerle, saptanan bu olgu ve durum karşısında;
derece mahkemesince, GATA Sağlık Kurulu"nun 15/7/2015 tarihli raporunun esas
alınarak bir ve beş yıllık sürelerin bu tarihten başlatılması ve buna göre de
davada herhangi bir süre aşımı olmadığı anlaşıldığından, işin esasına girilerek
bir hüküm verilmesi gerekli iken; bireysel başvuruya konu yapılan kararda aksi
yönde bir gerekçenin benimsenmesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlali
sonucunu doğurduğundan, Anayasanın 36. maddesinin koruduğu adil yargılanma
hakkının ihlaline karar verilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki
kararına katılmıyoruz.
Üye Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Kadir ÖZKAYA |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.