
Esas No: 2016/14942
Karar No: 2016/14942
Karar Tarihi: 18/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MEHMET DOĞAN UĞURLU VE MURAT ALAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/14942) |
|
Karar Tarihi: 18/7/2019 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin
GÖKCAN |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Kadir ÖZKAYA |
|
|
Yusuf Şevki
HAKYEMEZ |
Raportör |
: |
Gülsüm Gizem
GÜRSOY |
Başvurucular |
: |
1. Mehmet
Doğan UĞURLU |
|
|
2. Murat
ALAN |
Vekili |
: |
Av. Ali
PACCİ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan haber nedeniyle
gazeteci olan başvurucular aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade ve
basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir.
7. Bakanlık 9/4/2019 tarihinde görüş bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
9. Başvuruculardan Mehmet Doğan Uğurlu başvuruya konu olayların
meydana geldiği tarihte Yeni Akit
isimli gazetenin sahibidir. Başvurucu Murat Alan ise başvuruya konu haberi
yapan kişidir.
A. Arka Plan Bilgisi
10. 28/2/1997 tarihinde yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında
irticayla mücadeleye ilişkin kararlar alınmıştır. MGK"da alınan kararlar
Türkiye"de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda büyük değişimlere neden
olmuştur. 28 Şubat olarak bilinen
süreçte yaşananlar kamuoyunda post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır.
11. 28 Şubat sürecinde
İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA/C) örgütüne ilişkin yargılamalar
görülmeye başlanmıştır. İBDA/C örgütü 90"lı yıllarda kamuoyu gündemini oldukça
meşgul etmiştir. 90"lı yıllarda İBDA/C"nin birçok terör eyleminin yanı sıra
bazı suikastleri de gerçekleştirdiği iddia
edilmiştir. Söz konusu iddialara ilişkin olarak örgütle ilgili yargılamalar
yapılmaya başlanmış ve (S. M.) ismiyle bilinen gerçek adıyla S.İ.E. (S.M.) 1998
yılında örgütün lideri olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır. S.M. 2001 yılında
idam cezasına çarptırılmış, idam cezasının kaldırılması nedeniyle cezası
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Daha sonra 2014 yılında S.M.nin yeniden yargılanma talebinde bulunması üzerine
talep kabul edilerek yargılama sonunda tahliyesine karar verilmiş ve 2016
yılında beraat etmiştir.
12. S.M.nin yargılandığı dava 28 Şubatın sembol davalarından biri olmuştur. Bu
süreçte yapılan yargılamalarla ilgili olarak hâkimlerin askerlerden talimat
alarak yargılama yaptıklarına ilişkin iddialar ortaya atılmıştır. S.M.nin de bu talimatlar çerçevesinde, herhangi bir delil
olmamasına rağmen idam cezasına çarptırıldığı iddiası bir kısım çevrelerde
sürekli olarak dile getirilmiştir.
13. M.Ç., 2001 yılında S.M. Hakkında idam hükmünü veren 6 No.lu
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) heyetinin başkanıdır. M.Ç. emekliye ayrıldıktan
sonra avukatlık yapmaya başlamıştır.
14. 2011 yılında sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve
dönemin mağduru olduğunu belirten kişiler, 1995 genel seçimlerinde birinci
parti olan Refah Partisi (RP) ile ikinci olan Doğru Yol Partisinin (DYP)
oluşturduğu 54. Hükûmet"in 28 Şubat 1997"de yapılan
darbeyle görevden uzaklaştırıldığını ifade ederek dönemin sorumluları hakkında
suç duyurusunda bulunmuşlardır. Bu doğrultuda
28 Şubat süreci ile ilgili soruşturmalar başlatılmıştır. İlgili
soruşturmalar kapsamında 28 Şubatta
görev alan dönemin Genelkurmay 2. başkanı, Genelkurmay istihbarat daire
başkanı, MGK genel sekreteri, Genelkurmay harekat başkanı, Hava Kuvvetleri
komutanı, Kara Kuvvetleri komutanı, Jandarma genel komutanı gibi üst düzey
askerler tutuklanmışlardır. Bu sebeple genel olarak 28 Şubat dönemi ve özel olarak da İBDA/C davası kamuoyunda
yoğun olarak tartışılmıştır.
15. Başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte M.Ç.,
avukatlık yapmaktadır. İBDA/C davalarının tekrar tartışılmaya başlanması
üzerine 28 Şubat sürecinde
mahkeme başkanlığı yapmış olan M.Ç.ye basın mensupları sorular sormuşlardır.
25/9/2011 tarihli gazetelerde yer alan haberlere göre basın mensuplarının
kendisine S.M. ile ilgili verilen kararı
sorması üzerine özetle şu şekilde cevap vermiştir:
"...Önümüze gelen dosyaya göre
değerlendirme yaptık... Burada kişileri değerlendirmek istemiyorum. Dosyanın
detaylarını da hatırlamıyorum. Biz o günkü şartlara göre karar verdik. Ben bir
hata yapılmadığını düşünüyorum ama bu o dosyada hata yapılmadı demek değil.
Allah"ın adaleti değil ki mutlak ve kesin olsun. Hiçbir hakim
verdiği kararların yüzde yüz doğru olduğunu söyleyemez. Hakimler de hata
yapabilir."
B. Somut Başvuruya
İlişkin Olaylar
16. İkinci başvurucunun D.Y. isimli bir avukatla yaptığı
röportaj Yeni Akit gazetesinin 29/11/2011 tarihli nüshasında yayımlanmıştır. "Brifingi Aldı İdamı Bastı"
başlığı ile yayımlanan röportajın ilgili kısımları şu şekildedir:
"28 Şubat darbesine yönelik soruşturma
devam ederken, Akit; yaşanan süreci deşifre eden çok önemli bir tanığa
ulaştı... Yeni Akit"ten Murat Alan"a konuşan Av.
[D.Y.] "Harbiye’de gizli bir toplantı yapıldı, önemli kararlar alındı", dedi...
"O toplantıya katılanlardan biri de, hakim [M.Ç.]
idi... [M.Ç.], brifingte alınan kararlar
doğrultusunda [S.M.ye] idam cezası verdi" iddiasında bulundu.
Murat Alan: 28 Şubat döneminin şu ana kadar
gizli kalmayı başarmış tanıklarından olduğunuz söyleniyor?
[D.Y.] : Doğrudur, o döneme ilişkin birçok şey gördük yaşadık.
Dönemin öncesi ve sonrasına vakıf biriyim...İlk eylem yargıdaki kadrolaşma
oldu...
....
Murat Alan: O dönem DGM’lerinde nasıl bir hava
hakimdi?
[D.Y.] : DGM’lere gelecek olursak PKK’nın insan kaynakları ve
ekonomik altyapısını çökertmek için kurulsa da asıl hedefi derin devletin
izlerini örtmek, Müslümanları baskı altında tutmak olmuştur. Bunlara talimatın
gittiği nokta da Genelkurmay’dı. Devletin askeriyesi, Genelkurmay’ı Yargıtay,
HSYK ve diğer mahkemeleri ile pek sıkı fıkıydı. Şahidi olduğum toplantılarda
nasıl tavır alacakları izah ediliyordu.
Murat Alan: ‘Şahidi olduğum’ dediniz, açar
mısınız?
[D.Y.]:
Benim saklayacak gizleyecek hiçbir şeyim yok. Birazdan söyleyeceklerimle
istiyorum ki gerçekler açığa çıksın. 28 Şubat post modern darbesinin sivil
örgütlenmesi askerin sivilleri koordinesi Harbiye Orduevi’nde yapıldı. 1. Ordu
Komutanlığı’na bağlı Harbiye Orduevi’nde toplantı yapıldı. Benim de katıldığım
toplantıya yargı mensupları başta olmak üzere akademisyenler ve o dönem çok
etkili olan birçok gazeteci katıldı. Toplantıda irticadan ve hükümetin irticayı
körüklediğinden bahsedildi. Buna karşılık toplantıya katılanların koordineli
harekete etmesi ve kendi konumlarından doğan gücü lehte kullanmaları gerektiği
vurgulandı.
Murat Alan: Bu çok önemli bir açıklama. Yani
karargâhın gizlice toplandığını söylüyorsunuz kimler katıldı isim verebilir
misiniz?
[D.Y.]:
Elbette gizli ve seçmece bir toplantıydı. Harbiye Orduevi’nin konferans
salonuna girdiğimde içeride Genelkurmay Başkanı İ.H.K, dönemin 1. Ordu Komutanı
H.K, ne ilginçtir şimdi Balyoz’un bir numarası eski
1. Ordu Komutanı Ç.D, Genelkurmay Genel Sekreteri E. Ö. ve daha birçok asker
vardı.
Murat Alan: Sivillerden kim vardı?
[D.Y.]: Dönemin DGM Başsavcısı, mahkeme
başkanları, hatta Susurluk ve İBDA-C davasında hakimlik yapan şu meşhur hakim [M.Ç.] da vardı. Ve hatta [M.Ç.] kürsüde konuşma
yaptı...
...O dönem yapılan anti demokratik
uygulamaların hepsinin geri planında o toplantıda alınan kararların olduğunu
biliyorum. Toplantıya katılan DGM hakimleri karşılarına gelen dosyaları buna
göre değerlendirdi. Delil aramadı gerekçe önemli değildi. Brifing Medyası
irticacı yaftasıyla hedef üretti, brifinge katılan kolluk kuvveti bu kişiler
hakkında sahte delil üretti, yargısı ise dosyada suç var mı yok mu umursamadan
irticacı diye yaftalanan kişilere müebbet hapis
cezası ve hatta idam cezası verdi. İBDA-C davası Susurluk davası ve benzeri
birçok dava bunun neticesi. Bunların araştırılması aydınlatılması lazım, bu
anti demokratik uygulamaların deşifre edilmesi, hesap sorulması lazım."
17. Bahse konu haber üzerine M.Ç. 5/12/2011 tarihinde
başvurucuların hakaret ve iftira suçlarından cezalandırılmaları talebiyle
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) suç duyurusunda bulunmuştur.
Savcılık tarafından, 25/1/2012 tarihinde yapılan haberin "ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı"
gerekçesiyle başvurucular hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair
karar verilmiştir. İtiraz üzerine karar İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin
19/10/2012 tarihli ret kararıyla kesinleşmiştir.
18. M.Ç., bahsi geçen haberde yer alan bazı ifadelerin hakaret
niteliğinde olduğu iddiasıyla kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek
31/1/2012 tarihinde başvurucular aleyhine manevi tazminat davası açmıştır.
19. Bakırköy 8. Asliye Hukuk Mahkemesi 12/12/2014 tarihli
kararıyla 4.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme kararının
gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...dava konusu yapılan haberde,
davacının, mahkeme başkanı olarak katılmış olduğu toplantıda alınan karar
gereğince idam cezasına karar verdiğinin ifade edildiği, söz konusu kararı
veren İstanbul 6 Nolu DGM"nin heyet halinde çalışan
mahkeme olduğu, mahkeme başkanının tek bir oya sahip olduğu, davacının tek
başına karar vermesinin hukuken mümkün olmadığı, kaldı ki verilen kararın da
diğer üyelerin katılımıyla oy birliğiyle verildiği, davalı gazetenin yapmış
olduğu haberde davacının hakim olarak almış olduğu talimat gereğince karar
verdiğinin açıkça ifade edildiği, bağımsız ve tarafsız olan hakimin almış
olduğu talimatla gereğince karar vermiş olmasının ilgili hakimin kişilik
haklarına açıkça haksız saldırı niteliğinde bulunduğu, davalı tarafın davacının
bu yönde karar verdiği hususunda dosyaya herhangi bir delil de sunmadığı
hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davalı gazetede yer alan haberin
davacının mesleki itibarı ve kişilik haklarına açıkça haksız saldırı
niteliğinde bulunduğu, davacının duymuş olduğu elem ve ızdırabı
bir nebze de olsa gidermek amacıyla tarafların ekonomik ve sosyal durumları,
haberin niteliği, olayın meydana geldiği tarih de dikkate alınarak davacı
lehine 4.000-TL manevi tazminata hükmetmek gerektiği kanaat ve sonucuna
varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. "
20. Temyiz üzerine karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 9/6/2016
tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Nihai karar, başvuruculara 26/7/2016
tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucular 23/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
22.11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” kenar başlıklı 49. maddesi
şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına
zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı
bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de,bu zararı gidermekle
yükümlüdür.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların
İddiaları ve Bakanlık Görüşü
24. Başvurucular; yayımlanan röportajın 28 Şubat sürecindeki yargılamalara ilişkin
olduğunu, sürece tanıklık etmiş olan D.Y.nin
söylediklerinden yola çıkarak bu haberin yapıldığını, o süreçte yapılan
yargılamalara ilişkin eleştirilerin basında defalarca dile getirildiğini ifade
etmişlerdir. Başvurucular, olayların meydana geldiği dönemde 28 Şubat soruşturmalarının başlaması
üzerine İBDA/C davalarının akıllara geldiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, İBDA/C davalarında görev
yapan hâkimlerin askerlerden brifingler aldığı, yanlı ve taraflı yargılamalar
yaptığı tartışmalarının yeniden gündeme geldiğini öne sürmüşlerdir.
Başvuruculara göre dava konusu haberde geçen söyleşide, söyleşi yaptıkları
kişinin M.Ç. ile ilgili tanıklık ettiği bir brifing aktarılmıştır. Başvurucular
söz konusu haberin doğrudan M.Ç.yi
hedef almadığını, söyleşinin 28 Şubat
süreci ve bu süreçteki olguların yargı üzerindeki etkilerine ilişkin olduğunu
öne sürmüşlerdir.
25. Söz konusu haber "Brifingi
Aldı İdamı Verdi" başlığı ile yayımlanmıştır. Başvurucular;
söyleşi yaptıkları D.Y.nin davacıyı 28 Şubat döneminde bir brifingte gördüğünü söylemesi, davacının da "Hata yapmış olabiliriz."
açıklamasını bir arada değerlendirerek bu şekilde başlık attıklarını
açıklamışlardır. S.M.nin yeniden yargılama sonucu
beraat ettiğini, dolayısıyla idam hükmünü veren DGM"de heyet başkanı olarak
görev yapmış olan M.Ç.nin, yargının bağımsız hareket
etmediğine ilişkin tartışmaların içine çekilmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade
etmişlerdir. Başvurucular; ilk derece mahkemesinin gerekçesinde M.Ç.nin "talimatla
karar verdiği" şeklinde itham edildiği belirtilmişse de bunun
doğru olmadığını, haberde M.Ç.nin brifinglerin
etkisinde kalarak karar verdiğinin aktarıldığını, bununla da tek bir davaya
ilişkin talimat değil o süreçte yargı mensuplarına sürekli brifing verildiğinin
kastedildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular; sürece tanıklık eden biriyle
yapılan söyleşinin haberleştirildiğini, DGM hâkimi olarak görev yapmış M.Ç. ile
ilgili söylemlerin olağan kabul edilmesi gerektiğini belirtmişler, ilk derece
mahkemesince bu hususlar dikkate alınmadan aleyhlerine tazminata hükmedilmesi
nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
26. Bakanlık görüşünde, söz konusu müdahalenin kanun ile
öngörülmüş ve başvurucuların iddialarının yapılan yargılama sonucunda
kanıtlanamamış olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde; eleştiri
sınırlarını aşan itham nedeniyle hükmolunan manevi tazminatın -özel hayata
saygı hakkını devletin pozitif yükümlülükler kapsamında koruması gerekliliğini
de nazara alarak- gerekli ve orantılı olduğu ayrıca bu durumun, Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisinin tavsiye kararları ile de uyumluluk gösterdiği ifade
edilmiştir.
B. Değerlendirme
27. İddianın değerlendirilmesinde Anayasa"nın ifade ve basın
özgürlüklerinin korunduğu 26. ve 28. maddeleri dayanak alınacaktır. Anayasa’nın
“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar
başlıklı 26. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Herkes,
düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya
toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların
müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de
kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması,...
başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla
sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin
kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
28. Anayasa’nın “Basın
hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Basın
hürdür, sansür edilemez…
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini
sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın
26 ve 27 nci maddeleri
hükümleri uygulanır…”
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade
ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
30. Başvurucuların ulusal bir gazetede yayımlanan haber
nedeniyle 4.000 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir. Söz konusu
mahkeme kararı ile başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir
müdahalede bulunulduğu belirlenmiştir.
b. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
31. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel
hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.
Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve
lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
32. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde
belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 26. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde
öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme,
Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir
veya daha fazlasına dayanma,demokratik
toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına
uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
33. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 6098 sayılı Kanun’un
49. maddesinin kanunla sınırlama
ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
34. Başvurucuların davacıya manevi tazminat ödemesine karar
verilmesinin başkalarının şöhret veya
haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve
meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum
Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genel
İlkeler
(a) Demokratik
Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
35. Demokratik toplumda ifade özgürlüğünün önemine ilişkin
detaylı açıklamalar için bkz. Bekir Coşkun
[GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet
Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,
7/7/2015, §§ 35-38.
(b) Müdahalenin
Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
36. Müdahalenin demokratik toplum düzenine uygun olmasına
ilişkin ilke paragrafları için bkz. Bekir
Coşkun, §§ 44, 47, 48, 51, 53-55, 57; Mehmet Ali Aydın, §§ 68, 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47,
31/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50, 51; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§ 58, 59, 61, 66, 68.
37. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu
bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı
karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine
uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
(c) Çatışan
Haklar Arasında Dengeleme
38. Mevcut başvuruda başvurucunun basın özgürlüğü ile davacının
itibarının korunması hakkı arasında bir çatışma meydana gelmiştir. Çatışan söz
konusu haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için eldeki olaya
uygulanabilecek kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:
a) Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin
bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı
b)Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel
olup olmadığı
c)Haber veya makalenin yayımlanma şartları
ç) Haber veya makalenin konusu,
bunlarda kullanılan ifadelerin türü, yayının içeriği, şekli ve sonuçları
d) Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı
e) Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiği
f) Hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük derecesi ile ilgili
kişinin önceki davranışları
g)
Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları
hakların ağırlığı
39. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları
yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip
değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2004, § 41; Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503,
27/10/2015, § 56; Kadir Sağdıç
[GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan
Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014,
§§ 66-73). Bunun için başvurucu tarafından yazılan yazının -yayımlandığı
bağlamdan kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi
gerekir (Nilgün Halloran,
§ 52; Önder Balıkçı, B. No:
2014/6009, 15/2/2017, § 45).
(d) İfade
Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi
40. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin
temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında
dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine
uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan § 56; Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213,
1/2/2017, § 36). İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince
ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler
Anayasa"nın 26. maddesini ihlal edecektir.
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
41. Başvuruya konu haber 28
Şubat soruşturmalarının devam
ettiği dönemde yapılmıştır. İlgili soruşturmalarının başlamasıyla birlikte 28 Şubat sürecindeki yargılamaları yürüten
DGM"lerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı konuları tartışılmaya başlanmıştır. DGM"lerde
görev yapan hâkimlerin askerlerden talimat alarak yanlı ve haksız kararlar
verdiği iddiaları toplumun gündemini meşgul etmiştir. Basında bu konuyla ilgili
çok sayıda haber ve köşe yazısı yayımlanmıştır.
42. Somut olayda, gazeteci ve yazar kimliği ile tanınan
başvurucular 28 Şubat sürecinde
DGM hâkimi olan M.Ç.nin açıklamasını da vurgulayarak
bir söyleyişi yayımlamıştır. Söyleşi DGM"lerin faaliyet gösterdiği dönemde
avukatlık yapmış olan bir kişi ile yapılmıştır. Bu kişi o dönemde DGM"lerde
hâkimlik yapmış olanları da içeren birtakım ithamlarda bulunmuştur (bkz. § 14).
43. Eldeki başvuruyla ilgili olarak gözönünde
bulundurulması gereken ilk husus M.Ç.nin toplumsal
konumudur. Anayasa Mahkemesi daha önce kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal
yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye
katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok
daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (kamusal yetki kullanan
görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran, § 45; tanınan bir Cumhuriyet
başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82).
44. Başvuruya konu uyuşmazlığın tarafı olan M.Ç. kamuoyunda çok
tartışılan DGM"lerde hâkimlik ve mahkeme başkanlığı yapmıştır. Başvuruya konu
haberde öne çıkartılan ve M.Ç.nin karar veren heyette
yer aldığı İBDA/C davaları Türkiye gündemini uzunca süre meşgul etmiştir. Bahsi
geçen davalar kapsamında S.M. önce idam cezası ile cezalandırılmış daha sonraki
süreçte cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrilmiştir. Uzunca bir
süre ceza infaz kurumlarında kaldıktan sonra S.M. yeniden yargılanmış ve beraat
etmiştir.
45. Gazetecilerin kamuoyunun ilgisini çeken ve görevleri
nedeniyle tanınmış kamu görevlilerinin sözlerini ve davranışlarını takip etmeleri,
onlar hakkında fikir oluşturarak kamuoyunu bilgilendirmeye ve hatta
yönlendirmeye çalışmaları demokratik bir toplumda kaçınılmazdır. Bu bağlamda
Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre aradan uzunca bir zaman geçmiş olsa dahi
başvuruya konu röportajın yayınlandığı sıralarda dahi güncelliğini koruyan son
derece tartışmalı ve politik yönü ağır basan bir davanın hâkimliğini yapmış
davacının kendisine yöneltilen eleştirilere herhangi bir kişiye nazaran daha
fazla katlanması gerekir.
46. Başvurunun çözümlenmesinde dikkat edilmesi gereken ikinci
husus ise başvuruya konu yazının türüdür. Somut olayda başvurucular tarafından
"Brifingi Aldı İdamı Bastı" şeklinde
yapılan haber başlığının davacı açısından "kışkırtıcı" bir yanının
olduğu ve katlanılmasının güç olduğu kabul edilmelidir. Bunun yanı sıra haberde
28 Şubat sürecinde DGM hâkimi
olan davacının açıklamasının da vurgulanarak, DGM"lerin tasarruflarını
eleştirir ağır eleştirilere yer verildiği görülmekle birlikte, söz konusu
haberin bir söyleşi olduğunun göz ardı edilmemesi gerekir. Söyleşide gazeteci,
karşısındaki kişiye sorular sormakta, aldığı yanıtları bir yorum, kişisel bir
gözlem olmadan olduğu gibi aktarmaktadır. Haber başlığının temelini de
söyleşide aktarılanlar oluşturmaktadır. Bu bağlamda başvurucular tarafından bir
başkasının düşüncelerini aktaran bir haberin yayımlanmasının ifade özgürlüğü
bakımından yüksek bir korumadan faydalanması gerektiği açıktır.
47. Bunun yanı sıra olayların meydana geldiği tarihte, çok
sayıda yüksek rütbeli asker hakkında açılan soruşturmalar nedeniyle kamuoyunun
gündeminde olan 28 Şubat sürecine
ilişkin çok sayıda tartışma
yapılmaktadır. Bahse konu röportajda 28
Şubat sürecinde bir kısım üst düzey askerin yalnızca siyaset
üzerinde değil aynı zamanda sivil bürokrasi ile yargı üzerinde de baskı kurduğu
ve onları yönlendirdiği ileri sürülmektedir. Bir bütün olarak yargı erkinin
tarafsızlığının ve bağımsızlığının kazanmasının önemi üzerine durulduğu gözönüne alındığında ilgili röportajın kamuoyunda tartışma
yaratan bir konuya ilişkin olarak ciddi ve olgusal bir aktarım olduğu, belli
bir ölçüde genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı sunduğu kabul edilmelidir
(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz.
Ufuk Çalışkan, B. No: 2015/1570, 7/3/2019, § 55; Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875,
7/6/2018, § 50). Ayrıca başvurucuların söz konusu haber nedeniyle tazminat
ödemesine karar verilmesi, bilgilendirme ve eleştiri ortamına da zarar
verebilecektir. Zira yaptırıma maruz kalma endişesinin kişiler üzerinde
kesintiye uğratıcı bir etkisi vardır ve sonunda kişinin bu etki altında ileride
düşünce açıklamalarından veya basın faaliyetlerini yapmaktan imtina etme riski
bulunmaktadır. Dolayısıyla başvurucular aleyhine tazminata hükmedilmesinin,
başvurucuların üzerinde caydırıcı etki yaratacağı kabul edilebilir.
48. İlk derece mahkemesi; yazının genel çıkarı ilgilendiren bir
tartışmaya katkı sunup sunmadığını, haberin yapıldığı dönemi, davacının hâkim
olarak yürüttüğü kamu görevini gözönünde
bulundurmadığı gibi kamuoyunun davacının tutumunu bilme ve takip etme hakkını
da değerlendirmemiştir. Yine mahkemenin başvurucular tarafından yayımlanan
haberin tamamını, yazıldığı bağlamdan koparmaksızın olayın bütünselliği içinde
değerlendirdiği de söylenemez
49. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru incelemesinde bireylerin
anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin dava konusu
olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına müdahalede bulunmaz (Önder Balıkçı, § 47; Haci Boğatekin (2), B. No: 2014/12162,
21/11/2017, § 49). Buna karşın somut olayda ilk derece mahkemesinin gerekçesi,
başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahale için ilgili ve yeterli kabul edilemez. Bu
nedenle başvurucuların basın özgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile
davacının şeref ve itibarına saygı hakları arasında adil bir denge kurulduğu
söylenemez. Dolayısıyla başvurucuların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak nitelendirilmesi mümkün
değildir.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde
güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."
52. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl
ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
53. Başvurucular, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat
talebinde bulunmuşlardır.
54. Somut başvuruda, başvurucuların yaptıkları gazete haberi
nedeniyle aleyhlerine manevi tazminata hükmedilmesi nedeniyle ifade ve basın
özgürlüklerinin ihlal edildiği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla ihlalin Mahkeme
kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
55. Bu durumda ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.
Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun"un 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına
yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle
ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal
sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir
örneğinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama
yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
56. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden yargılama
yapılmasına karar verilmesi ihlale yol açan yargılama sürecine muhatap olan
başvurucuların bu sürede uğradıkları bütün zararları gidermemektedir. Üstelik
ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına
karar verilmekle birlikte başvurucuların muhatap oldukları yargısal süreç devam
etmektedir. Dolayısıyla eski hâle getirme
kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için
ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden
yargılama suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında net
5.500 TL manevi tazminatın başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin
başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan
ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak
üzere Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2012/51, K.2014/679)
GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara net 5.500 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN
ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.