
Esas No: 2013/7637
Karar No: 2013/7637
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ERKİN KOCAMAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/7637) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Ceren Sedef EREN |
Başvurucu |
: |
Erkin KOCAMAN |
Vekili |
: |
Av. Ümit KAYA |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bazı eylemlerinin terör örgütü üyeliği suçundan
mahkûmiyetinde delil olarak kullanılmasının başvurucunun ifade özgürlüğü ile
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını, yargılama sırasında usule
ilişkin güvencelere riayet edilmemesinin de adil yargılanma hakkını ihlal
ettiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/10/2013 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu Erkin Kocaman 1987 doğumlu olup olayların meydana
geldiği tarihte Konya"nın Ereğli ilçesinde ikamet etmekte ve İnönü Üniversitesi
Mühendislik Fakültesinin Kimya Mühendisliği Bölümünde öğrenim görmektedir.
7. Başvurucu hakkında Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi
(DHKP/C) terör örgütüne üye olmak ve terör örgütünün propagandasını yapmak
suçlarını işlediği şüphesiyle Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında başvurucu hakkında 22/3/2011
ve 21/4/2011 tarihlerinde dört hafta süreyle teknik araçlarla izleme kararı
verilmiştir. 21/4/2011 tarihinde ikinci kez verilen kararda, başvurucu hakkında
tekrar "ilk kez teknik araçlarla izleme
kararı verildiği" ibaresine yer verilmiştir.
8. Anılan soruşturma kapsamında başvurucu 3/6/2011 tarihinde
gözaltına alınmış ve 6/6/2011 tarihinde tutuklanarak Adıyaman E Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir.
9. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 17/6/2011 tarihli
iddianamesiyle başvurucu hakkında anılan suçlardan kamu davası açılmıştır.
Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi (ilk derece mahkemesi) 1/2/2012 tarihinde
başvurucunun DHKP/C terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetine ve 7 yıl 6
ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan kararda
başvurucu hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan da mahkûmiyet
kararı verilmiştir.
10. İlk derece mahkemesi başvurucunun terör örgütüne üye olma
suçundan mahkûmiyetine hükmettiği kararında DHKP/C terör örgütü hakkında genel
bilgi vermiştir. Buna göre DHKP/C terör örgütü ilk olarak 13/12/1978 tarihinde
Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi adıyla kurulmuştur. Dursun Karataş"ın
liderlik ettiği "Dayıcılar"
grubunun örgüte hâkim olması sonrası 30/3/1994 ve 9/5/1994 tarihleri arasında
örgüt Şam"da 1. Kongresi"ni gerçekleştirmiş ve örgütün ismi Devrimci Halk
Kurtuluş Partisi/Cephesi olarak değiştirilmiştir.
11. İlk derece mahkemesi kararında örgütün amacı, mevcut
anayasal düzeni halk ayaklanması yoluyla yıkarak yerine Marksist-Leninist
ilkelere dayalı komünist bir düzen kurmak olarak belirtilmiştir. Örgütün
Türkiye"nin emperyalizme bağımlı faşizmle yönetildiği ve iktidarın niteliğinin
seçimle değişmesinin mümkün olmadığı, bu sebeple oluşturulacak kitlelerin
başlatacağı silahlı savaş ile iktidarın yıkılması gerektiği görüşünü
benimsediği ifade edilmiştir. Bu doğrultuda örgütün stratejisinin iki aşamadan
oluştuğu aktarılmıştır. Birinci aşama, kitlelerin politize
edilerek savaşa dâhil edilmeleri için örgütün silahlı propagandayı temel alarak
yürüttüğü ve düzenli ordular aşamasına kadar süreceği belirtilen "öncü savaşı" olarak belirlenmiştir.
İkinci aşama ise gerilla ordusunun halk ordusuna dönüştürülerek devrimci halk
iktidarının kurulduğu ve bunların yaygınlaştırılarak sürekli saldırılarla
iktidar güçlerinin moral olarak çökertildiği son saldırıya hazırlanma
sürecidir. Örgütün nihai amacı da sosyalizme varacak olan "millî demokratik devrim" olarak
belirtilmiştir.
12. Bu bağlamda Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC), örgütün
askerî faaliyetlerini içine alan ve "millî
demokratik devrim"in
gerçekleşmesi için öncü savaşı yürüten gerilla mücadelesinin genel adı olarak
belirtilmiş ve örgütün 2009 yılından itibaren gerçekleştirdiği faaliyetlerde
"Halk Cephesi" ismini
kullanmaya başladığı ifade edilmiştir. Demokratik Halk Kurtuluş Partisinin
(DHKP) ise halk ihtilalini gerçekleştirmek amacıyla öncü savaş yürüten
unsurların yürütme organı ve "millî
demokratik devrim"in
ardından devrimi yönlendirecek siyasi organ olduğu belirtilmiştir. Her parti
üyesinin bir cephe üyesi olduğu fakat her cephe üyesinin parti üyesi olmasının
zorunlu olmadığı da eklenmiştir.
13. Kararda DHKC"nin de silahlı ve
demokratik olmak üzere iki esas çalışma alanı olduğu belirtilmiştir. Buna göre
silahlı cephe, düzene karşı verilen doğrudan silahlı mücadele içinde yer almak
isteyen herkesin silah elde savaşmak için istihdam edileceği yapılanmadır.
Demokratik cephe ise cephe tüzük ve programını kabul edecek çok daha geniş
kitlelere ulaşma potansiyeli bulunan ve böylece başlangıçta küçük olan
katılımların büyümesi ile yeni cephe organları ve örgütlülüklerin
oluşturulabileceği yapı olarak belirlenmiştir.
14. İlk derece mahkemesi kararında DHKP/C terör örgütünün
kuruluş tarihinden itibaren gerçekleştirdiği şiddet eylemlerine de yer verilmiştir.
Buna göre söz konusu örgüt 1994 yılında Ankara"da avukatlık yapan eski bir
adalet bakanının öldürülmesi, 1995 yılında ülkenin önde gelen şirketlerinden
olan Koç Holdingin deposunun basılarak tahrip edilmesi, aynı yıl bir siyasi
parti binası önünde nöbet tutan polis memuru ile İl Jandarma Komutanlığı önünde
nöbet tutan iki jandarma erinin, 1996 yılında da iş adamı Özdemir Sabancı"yla
birlikte iki kişinin Sabancı Holdingin merkezinde öldürülmesi eylemlerini
gerçekleştirmiştir.
15. Daha sonraki yıllarda da terör eylemlerine aralıksız devam
eden örgüt, 2000 yılında Harbiye Orduevinde örgüt üyesi bir militan tarafından
canlı bomba saldırısı gerçekleştirilmesi, 2001 yılında Şişli Emniyet Müdürlüğü
önünde ve Taksim"de bir polis noktası önünde örgüt üyesi militanlar tarafından
canlı bomba saldırısı gerçekleştirilmesi, 2002 yılında İstanbul"daki ölüm orucu
evlerinde örgüt militanları tarafından silahlı çatışmaya girilmesi, 2003
yılında intihar saldırısı hazırlığı yapan örgüt üyesi militanın üzerindeki bomba
düzeneğinin Ankara"da bir kafenin lavabosunda devreye girerek patlaması, 2003
yılında örgüt üyesi bir militanın Ankara"da Mehmet Ağar"a suikast hazırlığı
içindeyken yakalanması, İstanbul"da bir intihar saldırısı hazırlığı içindeki
örgüt üyesi militanın üzerindeki bomba düzeneğinin belediye otobüsünde
bulunduğu sırada devreye girmesi ve patlaması eylemlerini gerçekleştirmiştir.
16. Söz konusu örgüt, 2005 yılında da adalet bakanına suikast
hazırlığı içindeki örgüt üyesi militanın ölü olarak ele geçirilmesi, 2009
yılında Bilkent Üniversitesinde eski adalet bakanlarından Hikmet Sami Türk"e
örgüt üyesi bir militan tarafından intihar saldırısı düzenlenmesi ve 1. Körfez
Savaşı sırasında üç Amerika Birleşik Devletleri (ABD) askerî personelinin
öldürülmesi ile yirminin üzerinde ABD ve NATO tesisinin bombalanması şeklinde
şiddet eylemleri gerçekleştirmiştir. Ayrıca kararda, örgütün uyuşturucu madde
kaçakçılığıyla finansal kaynak sağladığı yönündeki istihbarat üzerine 2010
yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğünce örgüte yönelik gerçekleştirilen
operasyonda uyuşturucu madde ele geçirildiği bilgisine de yer verilmiştir.
17. Kararda örgütün 1990 yılında silahlı faaliyetlerine
başladığı, o dönemde ismi "Silahlı
Devrimci Birlikler" olan ve daha sonra "Silahlı Propaganda Birlikleri" olarak
değiştirilen örgütün silahlı kanadının kır ve kent birlikleri olarak iki grup
hâlinde silahlı faaliyetlerde bulunduğu belirtilmiştir. 8/4/2007 tarihinde
Tunceli"de çıkan çatışmada dört örgüt mensubunun ölü ve bir örgüt mensubunun
sağ olarak ele geçirilmesiyle sonlandırılana kadar örgütün Tokat, Sivas,
Amasya, Çorum, Denizli, Hatay ve Tunceli"de kırsal alan faaliyetinde bulunduğu
ifade edilmiştir.
18. DHKP/C terör örgütünün yakın zamanlı sansasyonel şiddet
eylemlerinden biri de 31/3/2015 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında
görev yapan Savcı Mehmet Selim Kiraz"ın İstanbul Çağlayan Adliyesindeki çalışma
odasında görevi başındayken rehin alınması ve sonrasında şehit edilmesidir.
19. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında terör örgütü
üyesi olmak suçu yönünden başvurucunun delil olarak dikkate alınan eylemleri şu
şekilde sıralanmıştır :
"Sanık Erkin Kocaman"ın
[başvurucu] 15/11/2009 tarihinde Malatya
Soykan Parkı"nda, 25/09/2010 tarihinde Malatya AKP il başkanlığı önünde,
12/12/2010 tarihinde Malatya Halklar Derneğinde düzenlenen eyleme, 19/12/2010
tarihinde Malatya İsmetpaşa Caddesi"nde düzenlenen
eyleme katılma, düzenlenecek eylemle ilgili hazırlık yapma, metin, broşür vb malzeme hazırlama, organizasonla
ilgilenme, yapılacak eylemlere terör örgütüne müzahir diğer şahısları davet
etme, 24/02/2011 tarihinde düzenlenen eyleme katılma, örgüte müzahir şahıslarla
eylemlerle ilgili konuşma, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen
eyleme katılma, diğer örgüt üyesi veya örgüte müzahir şahıslarla yapılacak
eylemlere katılmaları konusunda iletişim kurma, 09/03/2011 tarihinde düzenlenen
"toplu mezarlar" eylemine katılma, 30 Mart-17 Nisan tarihleri arası DHKP/C
terör örgütün kuruluş yıldönümü ve sözde devrim şehitleri haftası kapsamında
Kızıldere"ye gitme, 15/03/2011, 30/03/2011, 06/04/2011 ve 08/04/2011
tarihlerinde Malatya Yeşilyurt Caddesi ve Kernek
Meydanı civarında örgüt yanlısı YÜRÜYÜŞ isimli dergiyi satma, 25-26-27 Nisan
2011 tarihlerinde Malatya Paşaköşkü Mahallesi"nde
İstanbul İli"nde yapılacak alternatif 1 Mayıs
etkinlikleri için sergi açma, 1 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul"da düzenlenen 1
Mayıs etkinliklerine tek tip kıyafet giyerek askeri düzende yürüyüş yapan
grubun yanında görevli olarak katılma, 05/05/2011 tarihinde Malatya Kemal Özalper İlköğretim Okulu"nda düzenlenen yürüyüşe katılma,
07/05/2011 tarihinde örgüt tarafından şehit ilan edilen Güler Zere"nin mezarını ziyaret etme, öncesinde aynı şahsın
cenaze törenine katılma, 10/05/2011 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü"nce
terör örgütüne düzenlenen operasyonu protesto eylemine katılma..."
20. İlk derece mahkemesinin kararında başvurucunun katıldığı
belirtilen eylemlerin DHKP/C terör örgütü tarafından organize edildiği ve başvurucunun
örgüt talimatı uyarınca bu eylemlere katıldığının kabul edildiği görülmektedir.
Kararda başvurucunun 2011 yılında İstanbul"da gerçekleştirilen 1 Mayıs İşçi
Bayramı etkinliğine "Halk Cephesi" yazılı önlük giyerek katıldığı ve
askerî nizamda yürüyen grubu müdahalelerden korumak amacıyla önleyici
pozisyonda yanlarında yürüdüğü de belirtilmiştir. Başvurucunun örgüt üyesi
cenazesine de "Halk Cephesi" yazılı önlükle katıldığı ifade
edilmiştir. Yine başvurucunun sattığı belirtilen "Yürüyüş" dergisinin
de anılan terör örgütüne müzahir yayın yaptığı ve satışından elde edilen
gelirin örgüte mali kaynak olarak aktarıldığı kabul edilmiştir.
21. İlk derece mahkemesinin kararında, anılan terör örgütü
tarafından organize edildiği kabul edilen eylemlere ilişkin olarak başvurucunun
gerçekleştirdiği hazırlıklar ve bu eylemlere diğer örgüt üyelerinin
çağrılmasıyla ilgili konuşmalarının bulunduğu birçok iletişim kaydına yer
verildiği görülmektedir. Başvurucunun gerçekleştirdiği kabul edilen iletişim
kayıtlarında telefonların başka şahıslar üzerine kayıtlı olduğu belirtilmişse
de konuşmaların bazılarında başvurucu olduğu kabul edilen şahsın "Ben Halk Cephesinden Erkin" ya da
"Ben Erkin" demiş
olduğu ve bazılarında da konuştuğu şahısların kendisine "Erkin" şeklinde hitap ettiği
görülmektedir.
22. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında terör örgütü
üyesi olmak suçu yönünden başvurucuyla beraber tüm sanıklar hakkında yapılan
değerlendirme şu şekildedir:
"Sanıkların bu şekilde;
örgütün amacı, stratejisi, yapılanması ve faaliyetleri doğrultusunda düzenli,
ve sürekli olarak eylemde bulunmaları bu eylemlerin diğer örgüt üyeleri veya
örgüte müzahir şahısları organize etme, birçok propaganda ve gösteri eylemine
katılma, yapılacak eylem ve gösteriler için materyal hazırlama temin etme,
terör örgütüne müzahir yayın yapan gazete, dergi gibi yayınlardan birden çok
bulundurma, dağıtma, diğer örgüt üyeleri ile örgütün amacı doğrultusunda
organize bir şekilde irtibat kurma, örgüt üyelerini, örgüt üyesi yakınlarını
sahiplenme, onların ihtiyaçları ile ilgilenme vb gibi
ve yukarıda izah edildiği şekilde çeşitlilik gösteren eylemlerde bulunmaları
yine bu eylemlerinin bir kısmının terör örgütüne müzahir yayın yapan basın
yayın organlarında propaganda amaçlı yayınlanması eylemleri dikkate alındığında
sanıkların terör örgütü üyesi olduklarının kabulü gerekmiştir. Öte yandan
deliller ve oluş kısmında ayrıntılı olarak değerlendirildiği üzere sanıklara
isnat edilen eylemlerin sabit olması yanında esasen sanıklar da atılı eylemleri
gerçekleştirdiklerini kabul etmektedirler. Ancak bir kısmı yukarda sayılan
birçok vahim eylemde bulunan DHKP/C terör örgütü ve DHKP/C terör örgütünü
temsil eden "HALK CEPHESİ" isimli yapılanmanın eylemlerinin paralelinde hareket
edilmiş olunması, DHKP/C terör örgütünün sahiplenilerek anılan örgütçe sözde şehit
ilan edilen kişilerin benimsenmesi, örgüte yönelik güvenlik kuvvetlerince
yapılan operasyonlara organize ve düzenli bir şekilde refleks gösterilerek
tepki verilmesi, 1 Mayıs İşçi Bayramı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, cezaevi
operasyonları gibi yıldönümlerinde mutat bir kutlama veya protesto yapılmayıp
örgütü ifade eden pankart, yazılı afiş, yazı ve benzeri metaryal
taşınması, örgüt ve örgütün geçmişinde yer alan kişilerin ifade edildiği
sloganların atılması, örgütün simgesi haline gelmiş flama, bayrak ve benzeri metaryal taşınması, tek tip elbise giyilmesi gibi
demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılması sayılamayacak eylemler ve bu
eylemlerin sürekliliği değerlendirildiğinde sanıkların eylemleri ile örgütü
sürekli gündemde tutma kamunun ilgisini çekme örgüte elaman veya yandaş
kazandırma niteliğinde olduğu dolayısı ile bu yöndeki savunmalarına itibar
edilemeyeceği ve
Sanıkların üyesi bulunduğu silahlı terör
örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nı cebir ve şiddet kullanarak değiştirme
amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştiren örgüt olup,
sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin de amaç suçun işlenmesi
doğrultusundaki örgütsel bağlılıkla ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre
örgütün amacı ve stratejisi doğrultusunda örgütle organik bağ kurup, örgütün
amacı doğrultusunda süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk ve etkinlik gösteren
nitelikte eylemler olduğu değerlendirilmiştir. "
23. Başvurucu terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyetine dair kararı
temyiz etmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 21/6/2013 tarihinde başvurucunun
terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetini onamış, terör örgütü
propagandası yapmak suçundan mahkûmiyetini ise yasal değişiklik uyarınca
kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinden bozmuştur.
Başvurucunun terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetinin onanmasına dair
kararın ilgili kısmı şöyledir:
"1- Silahlı terör
örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümlere yönelik yapılan incelemede;
Fiziki takip tutanakları, iletişimin usulüne
uygun olarak tespitine ilişkin kayıtlar, arama ve elkoyma tutanakları ile tüm
dosya kapsamına göre; Dairemizce de silahlı terör örgütü DHKP/C"nin alt
yapılanması olarak kabul edilen HÖC (Hak ve Özgürlükler Cephesi)"ün 2008
yılından itibaren Halk Cephesi adı altında sürdürdüğü faaliyetleri kapsamında
düzenlenen etkinlik ve eylemlere katılma, müzahir kitlenin anılan eylemlere
katılması için çalışma, eylemlere katılımı ve eylem yerlerine ulaşımı koordine
ve organize etme, örgütün propagandasını yapma, örgüt mensubu iken ölen ya da
öldürülen şahısların cenazelerini ve sanık veya hükümlü sıfatıyla cezaevinde
bulunan örgüt mensuplarını örgütsel bağlılık içinde sahiplenme ve bu kapsamda
gerçekleştirilen eylemlerin örgütle bağlantılı yayın organlarında yer almasını
sağlama şeklindeki çeşitlilik ve süreklilik gösteren eylemleri nedeniyle
sanıkların DHKP/C silahlı terör örgütü üyesi olduklarına ilişkin kabul ve
uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir."
24. Başvurucu 2/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun
140. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmı, başvurucu hakkında teknik
araçlarla izleme kararı verildiği 21/4/2011 tarihinde şu şekildedir:
" Teknik araçlarla
izleme kararı en çok dört haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde
bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir..."
26. Diğer ilgili ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için
bkz. Metin Birdal [GK] (B. No:2014/15440, 22/5/2019, §§
28-39)başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil Yargılanma Hakkı
Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, dijital delillerin güvenilirliğine ilişkin olarak
talep edilen bilirkişi incelemesi ile temyiz aşamasında Yargıtay nezdindeki
duruşma taleplerinin gerekçesiz biçimde reddedilmesi, ilk derece yargılaması
aşamasında müdafinin sözü yarıda kesilerek savunma hakkının kısıtlanması,
ayrıca hakkındaki teknik araçlarla izleme ve iletişimin tespiti kararlarının
usulüne uygun olarak verilmemiş olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
29. Başvurucu, Yargıtay aşamasında duruşma yapılması talebinin
reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, ilk derece
mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun
yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının
ihlalinden söz edilemeyeceğine karar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32; Ali İlhan Bayar, B. No: 2013/725, 19/11/2014,
§§ 44-46).
31. Somut olayda başvurucu, ilk derece mahkemesinde duruşmalı
olarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşma
yapılmamasının duruşmalı yargılama hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna
ulaşılmıştır. Kaldı ki başvurucu temyiz aşamasında duruşma yapılmasının
yargılamayı ne şekilde etkileyeceği ya da yapılmamış olmasının yargılamayı ne
şekilde etkilediği konusunda bireysel başvuru formunda somut bir açıklama da
yapmamıştır. Bu nedenle duruşmalı yargılama hakkı yönünden bir ihlal
bulunmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
32. Başvurucu duruşma esnasında müdafinin sözü yarıda
kesildiğinden savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. Savunma hakkı Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş olup
ceza yargılamasında savunma hakkının güvence altına alınması demokratik
toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın
gerçekleştirilebilmesi için, savunma hakkının tam ve etkili bir biçimde
kullanılmasının sağlanması gerekir (Erol Aydeğer, B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32). Ceza
yargılamasının temel koşulu, şüpheli veya sanığa suçlamanın niteliği ve
sebebinin ayrıntılı bir biçimde bildirilmesidir. Ceza kovuşturmasında
iddianamenin tebliğ edilmesiyle sanığın, suçlamalardan haberdar olduğu kabul edilmektedir.
Ayrıca sanığa ve müdafiine savunma için gerekli
hazırlıkları yapabilecekleri sürenin verilmesi gerekmektedir (Erol Aydeğer, §§
35-38).
34. Somut olayda hakkındaki suçlamanın nedenleri ve niteliği
hakkında başvurucunun bilgilendirildiği, duruşmada
hazır bulunabilmesi için gerekli önlemlerin alındığı ve savunmasını hazırlaması için gerekli
süreden faydalandığı tespit
edilmiştir. Bunun yanında başvurucu, müdafinin duruşma esnasında sözü yarıda
kesilerek savunma hakkının kısıtlandığını iddia etmekteyse de somut olarak
mahkeme önünde hangi argümanı ileri sürme imkânından faydalanamadığı ve bunun
yargılamaya etkisi konusunda bireysel başvuru formunda bir açıklama
yapmamıştır. Bu nedenle savunma hakkına yönelik bir ihlal bulunmadığının da
açık olduğu anlaşılmaktadır.
35. Başvurucu, iletişim kayıtları dışında hakkındaki tüm
delillerin teknik takip kararı sonucu elde edilen görüntüler şeklindeki dijital
delillerden oluştuğunu, görüntülerin mahkeme huzurunda izlenmesi talepleri ile
bunların güvenilirliğine ilişkin olarak bulundukları bilirkişi incelemesi
taleplerinin keyfî biçimde reddedildiğini ileri sürmüştür.
36. Anayasa"nın 36. maddesi uyarınca herkes iddiada bulunma,
savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa"nın anılan maddesinde adil
yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer
verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı
tanınması gerektiği anlamını da içermektedir. Silahların eşitliği ilkesi,
davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi
tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma
düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile
getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,
16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da
savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını
kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
37. Somut olayda başvurucu, yalnızca teknik araçlarla izleme
kararı ile elde edilen görüntüleri ilk derece mahkemesi huzurunda izleyememesi
ve bu delillere ilişkin bilirkişi taleplerinin gerekçesiz biçimde
reddedilmesinden şikâyet etmektedir. Başvurucu anılan görüntüleri
izleyemediğine dair bir iddia ileri sürmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun ne
bireysel başvuru formunda ne de yargılama aşamasında söz konusu dijital
delillere ilişkin somut bir şikâyette bulunmadığı ve bu görüntüleri mahkeme
huzurunda izlemesinin uyuşmazlığın çözümüne nasıl bir etkisi olacağını
açıklamadığı da dikkate alındığında başvurucunun soyut şikâyetleri nedeniyle
başvuru konusu yargılamada silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilmiş
olduğundan bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
38. Başvurucu; yargılama kapsamında hakkında ilk kez 22/3/2011
tarihinde teknik araçlarla izleme kararı verildiğini, buna rağmen 21/4/2011
tarihinde ikinci kez verilen teknik araçlarla izleme kararında hakkında birinci
kez teknik araçlarla izleme kararı verildiğinin kabul edildiğini ve bu nedenle
ikinci kez yapılan teknik takipte elde edilen görüntülerin hukuka uygun
deliller olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını da belirtmiştir.
39. İlgili zamanda yürürlükte olan mevzuat uyarınca (bkz. § 22)
başvurucu hakkında bir kez daha dört hafta süre ile teknik araçlarla izleme
kararı verilmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Başvurucu hakkında ikinci kez
verilen karardan sonra tekrar teknik araçlarla izleme kararı verildiğine dair
bir bulgu olmadığı gibi başvurucu da aksine bir iddiada bulunmamıştır. Bu
bağlamda başvurucu hakkında ikinci kez verilen teknik araçlarla izleme
kararının sehven birinci kez verildiği şeklinde kabul edildiği ve bu hatanın
teknik araçlarla izleme kararıyla elde edilen görüntüler şeklindeki dijital
delillerin hukuka aykırı hâle gelmesini sağlayacak derecede ağır bir hata
olduğundan bahsedilemeyeceği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurunun bu
kısmının da bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksunluk
nedeniyle kabul edilemez bulunması gerekir.
40. Başvurucu adil yargılanma hakkı başlığı altında son olarak
iletişimin tespiti kararlarının usulüne uygun olarak verilmediğini ileri
sürmüştür. İlgili mevzuatta ancak başka türlü delil elde etme imkânı olmaması
hâlinde iletişim tespiti kararı alınabileceğinin öngörüldüğünü belirten
başvurucu; somut olayda başka türlü delil elde etme imkânı bulunduğunu, nitekim
iletişimin tespitine karar verildikten sonra gerçekleştirilen aramalarla
birtakım deliller ele geçirildiğini belirtmiştir.
41. İlgili mevzuatta öngörülen "başka türlü delil elde etme olanağı bulunmaması"
şartının kararın verildiği zaman yönünden geçerli olacağı ve her hâlde bu
şartın ne şekilde yorumlanması gerektiği konusunda kararı verecek olan
makamların geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu dikkate alındığında
başvurucu hakkında verilen iletişimin tespiti kararlarının hukuka aykırı
olduğundan bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır (benzer bir karar için bkz. Yusuf Keskin ve Sefer Baysal, B. No:
2013/7806, 21/4/2016, §§ 94-102).
42. Dolayısıyla başvurucunun iletişimin tespiti kararı
kapsamındaki iddiaları yönünden de bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle
kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekir.
B. İfade Özgürlüğü ile
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden
43. Başvurucu barışçıl toplantılara katılmak ya da dergi satmak
gibi anayasal hakların kullanımından ibaret olan eylemlerinin terör örgütü
üyeliği suçundan mahkûmiyetinde dikkate alınması nedeniyle ifade özgürlüğü ile
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
1. Demokratik Toplumda İfade
Özgürlüğünün Önemi
44. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine
serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve
bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade
edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve
yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere
düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş
sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını
ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik
düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu
sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine
bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin
işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir
Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,
4/6/2015, §§ 42-43; Tansel Çölaşan,
B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
2. Demokratik Toplumda
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının Önemi
45. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik
toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup bireylerin ortak
fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme
imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve
düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle
düşüncelerini açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde
zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını
güvence altına almaktadır (Ferhat Üstündağ,
B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017,
§ 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 115; Eğitim ve
Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No: 2014/920,
25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015,
§ 48).
3. Terör Örgütü Üyeliği Suçu Bağlamında Yarışan
Değerler Arasında Denge Kurulması
46. Uluslararası hukuk literatüründe statü suçu olarak adlandırılan
terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için kişinin henüz bir
suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir
suçtur. Bu bağlamda örgüte üye olmak suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç
işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu
yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme
amacı taşıyan bir suç türüdür. Çünkü birden fazla kişinin suç işlemek için
organize olması toplum için daha açık ve yakın bir tehdit oluşturur. Özellikle
günümüzde terörizmin gerek ulusal gerek uluslararası alanda ulaştığı düzey gözönüne alındığında bu tehdit oldukça somut hâle
gelmektedir (Metin Birdal, § 61).
47. Terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûm edilebilmek için
kişi, örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmeli; örgütün bir parçası olmayı
istemeli ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı
bir irade ile katkı sağlamalıdır. Örgüte üye olmak, fiilî bir katılmadır.
Dolayısıyla üyeliğin suç olarak kabul edilmesinin ve cezalandırılmasının
altında yatan sebep, terör örgütü üyesi olan kişinin aslında bu şekilde terör
örgütünün toplum için arz ettiği tehlikeye bilerek ve isteyerek katkı
sağlamasıdır (Metin Birdal, § 62).
48. Terör örgütüne üye olmak suçu diğer tipik suçlara nazaran
erken bir aşamada cezai sorumluluk öngörmektedir. Bu nedenle bir kişinin henüz
başka bir suç işlemeden yalnızca terör örgütüne üye olması nedeniyle cezalandırılabilmesi
için yargılama makamlarının o kişinin terör örgütüyle olan bağlarını ortaya
koyması gerekir. Böyle bir bağın varlığının araştırılması bireylerin sahip
olduğu fikirlerin, bağlı oldukları toplumsal grupların ve ideolojilerinin,
davranışlarının anlamlarının ve bunların altında yatan saiklerin
değerlendirilmesine yol açar. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre henüz
ceza kanunlarında tanımlanan bir suçu dahi işlememiş kişilerin bir terör örgütü
ile örgüt üyeliği olarak kabul
edilecek kuvvette bir bağının olup olmadığının bu şekilde değerlendirilmesi
ifade, örgütlenme, din ve vicdan özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleme hakkı gibi temel haklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilecek
potansiyele sahiptir (Metin Birdal,
§§ 63, 64).
49. Öte yandan modern demokrasilerde devletlerin kendi
sorumluluk alanındaki bireyleri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korumak
şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülüğün bir sonucu
olarak insanların terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin
potansiyel olarak etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir dengeleme
yapılması ihtiyacı doğmaktadır (Metin Birdal,
§ 65). Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi terör örgütü üyeliği
suçundan yapılan yargılamalarda yarışan değerler arasında adil bir denge
kurulabilmesi için aşağıdaki ilkeleri benimsemiştir:
- Terör örgütüne üye olma suçundan her türlü şüpheden uzak bir
şekilde mahkûm edilebilmesi için -eylemlerinin sürekliliği,
çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında- kişinin örgütün
hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun yeterli bir gerekçe
ile ispat edilmesi şarttır. Örgüt üyeliği konusundaki ispat, iddia makamınca
ortaya konulan maddi olayların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanı sıra söz
konusu suçun unsurlarının, nedensellik bağının, failin kusur yeteneğinin ve
kastının onun örgüt üyesi olduğunu gösterip göstermediği olacaktır (Metin Birdal, § 67).
- Ceza muhakemesindeki "Delilsiz
mahkûmiyet olmaz." ilkesinin bir sonucu olarak somut, gerçekçi,
olayla bağlantılı ve olayı temsil eden her şey, hukuka uygun yöntemlerle elde
edilmiş olması şartıyla terör örgütü üyeliği suçunun delili olabilir.Dolayısıyla
terör örgütlerinin yapılarının ve faaliyetlerinin çeşitliliği söz konusu olunca
bir kişinin terör örgütünün üyesi olduğunun ortaya konulması için
değerlendirmeye alınabilecek deliller konusunda ortak ve sınırlı bir öngörüde
bulunulması mümkün değildir (Metin Birdal,
§§ 68-71).
- Buna rağmen terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil
olunduğunu gösteren delillerin birlikte incelenmesi sonucunda sağlamlıkları
sınanmalı; her bir delil her terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği,
kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer koşulları
dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bunun yanında kişilerin delil olarak
kabul edilen faaliyetleri birbiriyle sınanmalı, sağlamaları yapılarak
birbirlerini tamamlayıp tamamlamadığı ve tutarsızlık içerip içermediği tespit
edilmelidir. Dolayısıyla her biri örgüt üyeliğine ilişkin bir parçayı açıklayan
ve delil olarak kabul edilen faaliyetler birleştirilerek olayın bütününün
anlaşılması sağlanmalıdır (Metin Birdal,
§ 72).
50. Yukarıda kabul edilen ilkeler doğrultusunda başvurucunun
katıldığı gösterinin terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetinde delil
olarak dikkate alınması şeklindeki müdahalenin demokratik toplum düzeninin
gereklerine aykırı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
51. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın
sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir (Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117,
19/7/2018, § 45). Dolayısıyla mevcut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yapacağı
değerlendirme, katıldığı nevruz etkinliğinin terör örgütüne üye olma suçundan
mahkûmiyetinde delil olarak dikkate alınmasının başvurucunun toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal edip etmediğiyle sınırlıdır. Öte
yandan terör örgütüne üye olma suçunun kendine özgü nitelikleri (bkz. §§ 46-48)
söz konusu inceleme yapılırken yargılamanın bir bütün olarak
değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
4. İlkelerin Olaya
Uygulanması
52. Başvurucunun üyesi olduğu gerekçesiyle cezalandırıldığı
DHKP/C terör örgütü 1990"lı yıllardan itibaren özellikle şehirlerde
gerçekleştirdiği intihar ve suikast tipi eylemleriyle yoğun bir şekilde şiddet
kullandığı görülen bir terör örgütüdür (bkz. §§ 13-15). Dolayısıyla
başvurucunun üyesi olduğu kabul edilerek cezalandırıldığı terör örgütü
DHKP/C"nin toplum yönünden oldukça yoğun, ciddi ve somut bir tehlike arz ettiği
kabul edilmelidir.
53. Başvurucunun terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetinde
dikkate alınan deliller başvurucunun terör örgütünün talimatıyla toplantı
organize etmesi ve bunlara katılım sağlaması, katıldığı eylemlerin bazılarında
üzerinde "Halk Cephesi"
yazan önlükler olması, diğer terör örgütü üyeleriyle örgütün amaçları
doğrultusunda sık bir iletişim içinde bulunması, örgüte mali kaynak sağlamak
amacıyla dergi satışı yapması, örgütün propagandasını yapması ve örgüte yapılan
operasyonları protesto etmesi, örgütçe şehit ilan edilen bir örgüt üyesinin
cenaze törenine katılması, daha sonra da mezarını ziyaret etmesi olarak
belirlenmiştir.
54. Başvurucu Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda
anayasal haklarının kullanılmasından ibaret olan eylemlerinin terör örgütüne
üye olma suçundan mahkûmiyetinde dikkate alınmasından şikâyetçi olmuştur.
Başvurucuya göre barışçıl toplantılara katılması, suç içermediğini iddia ettiği
eylemlerde bulunması ve süreli yayın satışı yapmasının bir suçun delilleri
olarak kullanılması ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkını ihlal etmiştir. Başvurucu dikkate alınan söz konusu delillerin hukuken
geçerliliğine dair iddialarda bulunmuşsa da, söz konusu iddiaların soyut olduğu
ve adil yargılanma hakkı altındaki usuli güvencelerin
ihlal edildiğine dair bir bulgu olmadığı sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 29-42).
55. Dolayısıyla somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin yapacağı
değerlendirme, DHKP/C terör örgütü talimatı doğrultusunda gerçekleştirdiği
kabul edilen eylemlerin, söz konusu terör örgütüne ilişkin istihbari
bilgiler ışığında hep birlikte ele alındığında başvurucunun terör örgütüne üye
olduğu kanaatini tamamlayan ve destekleyen deliller olarak kullanılıp
kullanılamayacağına ilişkin olacaktır.
56. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması şartıyla somut,
gerçekçi, olayla bağlantılı ve olayı temsil eden her şeyin terör örgütü üyeliği
suçunun delili olarak kullanılabileceğinin yeniden hatırlatılması gerekir (bkz.
§ 49). Dolayısıyla başvurucunun iddiasının aksine örgüt talimatıyla katıldığı
ve gerçekleştirdiği belirtilen eylemlerin başvurucunun terör örgütü üyeliği
suçunu ispatlamak için bir delil olarak kullanılması mümkündür. Nitekim derece
mahkemesi; tespit edilen iletişim kayıtlarında birden fazla kez terör
örgütünün, silahlı faaliyetlerinin yürütüldüğü alt yapılanması olan "Halk Cephesi"nden olduğunu belirten
(bkz. § 11), katıldığı bazı eylemlere de üzerinde "Halk Cephesi" yazılı önlükle katıldığı
görülen, ayrıca örgüt üyesi olduğu iddia ve kabul edilen kişilerle sıkı bir
iletişim içinde bulunduğu tespit edilen başvurucunun örgüt üyeliği suçundan
mahkûmiyetinde dikkate alınan diğer eylemlerinin de örgüt talimatı
doğrultusunda gerçekleştirildiğini kabul etmiş ve bunları başvurucunun terör
örgütü üyesi olduğu kanaatini destekleyici, tamamlayıcı ve güçlendirici birer
delil olarak kullanmıştır. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi somut olayın
koşullarında, suç oluşturmadığı ve anayasal hakların kullanımından ibaret
olduğu iddia edilen eylemlerin ceza mahkemesince başvurucunun terör örgütü
üyesi olduğu kanaatini destekleyici, tamamlayıcı ve güçlendirici birer delil
olarak kullanılmasının makul olduğu sonucuna ulaşmıştır.
57. İfade özgürlüğü ve toplantı hakkının güvence altına
alınmadığı bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Bu haklar
demokrasinin vazgeçilmez bir koşuludur ve onun ayrılmaz birer parçasıdır (Ferhat Üstündağ, § 78). Bununla birlikte
başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi, eylem ve davranışlarıyla şiddeti ve
demokratik olmayan yöntemleri benimseyen DHKP/C terör örgütünün üyesi olduğu
kabul edilen başvurucunun demokratik yaşam için ciddi bir tehdit oluşturduğu
kanaatine ulaşmıştır. Dolayısıyla DHKP/C terör örgütünün yöntem olarak
benimsediği şiddet eylemlerinin ortadan kaldırılması doğrultusunda demokratik
yaşam için ciddi bir tehdit oluşturan şiddetin devamına ve artmasına destek
olacak tarzda hareket eden başvurucunun cezalandırılması acil bir toplumsal
ihtiyacı karşılamaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin toplumun terörsüz
bir ortamda yaşama hakkı ile başvurucunun ifade özgürlüğü ile toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı arasında adil bir denge kurduğu kabul
edilmiştir.
58. Sonuç olarak somut olayda başvurucunun DHKP/C terör
örgütünün talimatları doğrultusunda gerçekleştirdiği kabul edilen eylemlerinin,
terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetinde delil olarak kullanılması ifade
özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde haksız bir caydırıcı etki yaratacak
nitelikte görülmemiştir.
59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul
edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun
ihlal iddialarını temellendiremediği, temel haklara yönelik bir müdahalenin
olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya
zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul
edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,
B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun ifade özgürlüğü ile
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine dair başvurunun
bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezliğine karar
verilmesi gerekir.
C. Özgürlük ve Güvenlik
Hakkı ile Eğitim Hakkı Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
61. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararının keyfî ve gerekçesiz
olarak verilmesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkı ile eğitim hakkının ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
62. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü başvurulara
ilişkin olarak
birçok kararında "zaman
bakımından yetkisi"yle
ilgili ilkeleri belirlemiştir. İlk derece mahkemesince verilen mahkumiyet
kararının anılan yetkinin başladığı 23/9/2012 tarihinden sonra verilmiş olması
gerektiği, bu tarihten önce verilen bir nihai kararla sona eren tutukluluk
hallerine ilişkin başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabul
edilmiştir (Osman Büyüksu,
B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1 /2014,
§§ 24-29).
63. Somut olayda başvurucunun suç isnadına bağlı tutukluluk
durumu, başvurucunun mahkum edildiği 1/2/2012 tarihinde yani bireysel
başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012
tarihinden önce sona ermiştir.
64. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından
yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İfade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Özgürlük ve güvenlik hakkı ile eğitim hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından
yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.