
Esas No: 2015/3896
Karar No: 2015/3896
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
SÜLEYMAN DAĞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/3896) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Ceren Sedef EREN |
Başvurucu |
: |
Süleyman DAĞ |
Vekili |
: |
Av. Bedri KIŞKIR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, katıldığı gösterinin terör örgütüne üye olma suçundan
mahkûmiyetinde delil olarak kullanılması nedeniyle başvurucunun toplantı ve
gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu 1989 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihte
Uşak Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünde
okumaktadır.
7. Başvurucu, terör örgütüne üye olma ve terör örgütü
propagandası yapma suçlarını işlediği gerekçesiyle üç gün gözaltında tutulmuş
ve 16/12/2011 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından
düzenlenen iddianame ile hakkında kamu davası açılmıştır.
8. Yapılan yargılama sonunda iddia makamı esas hakkında
mütalaasını vermiştir. Ana hatları itibarıyla iddianame ile aynı olan esas
hakkındaki mütalaada öncelikle PKK terör örgütüne hiyerarşik olarak bağlı bazı
yapılanmalar hakkında bilgi verilmiştir. Buna göre PKK terör örgütü bünyesinde
faaliyet gösteren gençlik yapılanmalarının değişik dönemlerde farklı isimlerle
eylem ve etkinliklerde bulunduğu belirtilmiştir. Bu yapılardan biri olan
Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisinin (YDGM) Demokratik Toplum Partisinin
kapatılması üzerine herhangi bir operasyona maruz kalmamak amacıyla Demokratik
Yurtsever Gençlik adıyla yeniden yapılandırıldığı ifade edilmiştir. Bunun
yanında esas hakkında mütalaada, söz konusu gençlik yapılanmalarının legal
faaliyetler yürüttüğü gibi toplantı ve gösterilerde molotof
kokteyl patlayıcı atma ya da kundaklama gibi şiddet içerikli terörist
eylemlerde de bulundukları belirtilmiştir. Yasal eylemler Demokratik Yurtsever
Gençlik ismiyle gerçekleştirilirken yasal olmayan faaliyet ve eylemlerde
Demokratik Yurtsever Gençlik Meclisi isminin kullanıldığı ifade edilmiştir.
9. Esas hakkındaki mütalaaya göre ayrıca PKK terör örgütüne
hiyerarşik olarak bağlı ve örgütün gençlik yapılanması olarak kabul edilen
Demokratik Yurtsever Gençlik Meclisinin (DYGM) Uşak"ta faaliyete geçirilmesi
için başvurucunun da aralarında olduğu bir kısım Uşak Üniversitesi öğrencisinin
örgütsel çalışma içinde olduğunun tespit edilmesi üzerine Savcılık tarafından
soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda Savcılık, başvurucu dışındaki diğer bazı
şüpheliler hakkında iletişimin dinlenmesi ve tespiti ile teknik takip kararları
alındığını ifade etmiştir. Esas hakkında mütalaada, başvurucunun terör örgütüne
üye olma suçundan cezalandırılmasına, terör örgütü propagandası yapma suçundan
açılan davanın ise ertelenmesine karar verilmesi talep edilmiştir.
10. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi 6/11/2012 tarihinde
başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetine hükmetmiş ve 6 yıl
3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Terör örgütü propagandası
yapma suçu yönünden ise 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin
Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın
Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun
uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine hükmedilmiştir.
11. Kararda terör örgütüne üye olma suçu yönünden ilk derece
mahkemesinin başvurucu hakkındaki değerlendirmesi şu şekildedir:
" Sanık Süleyman Dal’ın
[Dağ"ın] (başvurucu) Uşak YDG-M il sorumlusu M. Ş. Ç. ile yaptığı 25.04.2011
tarihli görüşmede, “Şirin akşam toplantı olacak mı herkese aceleden haber
verelim de” dediği, konuşmanın içeriğine göre sanığın terör örgütünün gençlik
yapılanması YDG-M nin yaptığı toplantıları diğer
terör örgütü üyelerine haber verdiği, sanığın terör örgütü PKK nın alternatif nevruz olarak kutladığı 20.03.2011 tarihinde
Elmalıdere Mahallesinde yapılan nevruz etkinliklerine katıldığı ve burada
öldürülen terör örgütü üyeleri için saygı duruşunda bulunduğu evinde yapılan
aramada YDG-M tarafından düzenlenen gezilerle ilgili bilgi notlarının ele
geçtiği, yine aramada terör örgütü üyelerinin kırsal alanda çekilmiş
fotoğrafları ile üniversitede ders gördükleri masanın üzerine kazılarak
yazılmış olan KCK yazısının fotoğraflarının ele geçtiği, yine sanığın terör
örgütü üyeliğinden cezaevinde yatmaktayken ölen M. K. adına düzenlenen
festivale katıldığı anlaşılmış olup, sanığın cep telefonundan gönderdiği terör
örgütünü övücü mesajlar, katıldığı etkinlikler, gizli izleme tutanakları ve ev
aramasında ele geçen örgütsel dökümanlar bir bütün
halinde değerlendirildiğinde sanığın Uşak YDG-M il sorumlusu M. Ş. Ç.ye bağlı
olarak çalıştığı, eylem çeşitliliği, sürekliliği ve katıldığı gösterilerin
niteliği göz önüne alınarak sanığın terör örgütü üyesi olduğu kanaatine
varılmıştır."
12. Terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyetine ilişkin kararı
başvurucunun temyiz etmesi üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından
25/12/2014 tarihinde onanmıştır.
13. Başvurucu, karardan 19/2/2015 tarihinde haberdar olduğunu
belirtmiştir.
14. Başvurucu 3/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
15. İlgili ulusal ve uluslararası için bkz. Metin Birdal ([GK] (B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
17. Başvurucu, nevruz etkinliğine katılmış olmasının, hakkında
terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında delil olarak
kullanılması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu söz konusu mahkûmiyet kararı nedeniyle
memur olabilme imkânı kalmadığını da ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
18. Anayasa Mahkemesi Metin
Birdal kararında, kişilerin
anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyet
kararlarında delil olarak kullanılmasının bireysel başvuru kapsamındaki hak ve
özgürlükler üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini, dolayısıyla bu konunun
Anayasa Mahkemesinin ilgi alanında kaldığını ifade etmiştir ( Metin Birdal, § 48).
19. Bu nedenle somut olayda başvurucunun, nevruz etkinliğine
katılmış olmasının terör örgütü üyeliğinin delili olarak kabul edilmesi ile
başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahalede
bulunulduğu kabul edilmiştir.
20. Başvuru konusu müdahalenin Anayasa"nın 13. maddesinde
öngörülen kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı (Metin Birdal, § 52)
ve Anayasa"nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan millî güvenlik ve kamu
düzeninin korunması meşru amaçları kapsamında kaldığı açıktır. Bu nedenle
başvuru konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup
olmadığı değerlendirilecektir.
1. Genel İlkeler
a. Demokratik Toplumda
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının Önemi
21. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, demokratik
toplumun en temel değerleri arasında yer almakta olup bireylerin ortak
fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme
imkânını korumayı amaçlamaktadır. Kolektif bir şekilde kullanılan ve
düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşüncelerini
açıklama imkânı veren bu hak, çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan
farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına
almaktadır (Ferhat Üstündağ, B.
No: 2014/15428, 17/7/2018, § 40, Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017,
§ 36; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 115; Eğitim ve
Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, [GK], B. No: 2014/920,
25/5/2017, § 79; Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015,
§ 45).
b. Müdahalenin Demokratik
Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
22. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun
kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı
bir müdahale olması gerekir (Bekir Coşkun [GK],
B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet
Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Ferhat Üstündağ, § 45). Müdahaleyi
oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul
edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare
ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir (Ferhat Üstündağ, § 46; bazı farklılıklarla
birlikte ayrıca bkz. Bekir Coşkun,
§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,
7/7/2015, § 51). Orantılılık ise bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya
müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve
menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir (Ferhat Üstündağ, § 48; bazı farklılıklarla
birlikte ayrıca bkz. Bekir Coşkun, §§
57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 59, 68).
c. Terör Örgütü Üyeliği
Suçu Bağlamında Yarışan Değerler Arasında Denge Kurulması
23. Uluslararası hukuk literatüründe statü suçu olarak
adlandırılan terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için kişinin
henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına
cezalandırılan bir suçtur. Bu bağlamda örgüte üye olmak suçu, üye ve hatta
örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi
cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç
işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür. Çünkü birden fazla kişinin
suç işlemek için organize olması toplum için daha açık ve yakın bir tehdit
oluşturur. Özellikle günümüzde terörizmin gerek ulusal gerek uluslararası
alanda ulaştığı düzey gözönüne alındığında bu tehdit
oldukça somut hâle gelmektedir (Metin Birdal,
§ 61).
24. Terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûm edilebilmek için
kişi, örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmeli; örgütün bir parçası olmayı
istemeli ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı
bir irade ile katkı sağlamalıdır. Örgüte üye olmak fiilî bir katılmadır.
Dolayısıyla üyeliğin suç olarak kabul edilmesinin ve cezalandırılmasının
altında yatan sebep, terör örgütü üyesi olan kişinin aslında bu şekilde terör
örgütünün toplum için arz ettiği tehlikeye bilerek ve isteyerek katkı
sağlamasıdır (Metin Birdal, § 62).
25. Terör örgütüne üye olmak suçu diğer tipik suçlara nazaran
erken bir aşamada cezai sorumluluk öngörmektedir. Bu nedenle bir kişinin henüz
başka bir suç işlemeden yalnızca terör örgütüne üye olması nedeniyle
cezalandırılabilmesi için yargılama makamlarının o kişinin terör örgütüyle olan
bağlarını ortaya koyması gerekir. Böyle bir bağın varlığının araştırılması bireylerin
sahip olduğu fikirlerin, bağlı oldukları toplumsal grupların ve
ideolojilerinin, davranışlarının anlamlarının ve bunların altında yatan saiklerin değerlendirilmesine yol açar. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin kanaatine göre henüz ceza kanunlarında
tanımlanan bir suçu dahi işlememiş kişilerin bir terör örgütü ile örgüt üyeliği olarak kabul edilecek
kuvvette bir bağının olup olmadığının bu şekilde değerlendirilmesi ifade,
örgütlenme, din ve vicdan özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme
hakkı gibi temel haklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilecek potansiyele
sahiptir (Metin Birdal, §§ 63,
64).
26. Öte yandan modern demokrasilerde devletlerin kendi
sorumluluk alanındaki bireyleri terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korumak
şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Söz konusu yükümlülüğün bir sonucu
olarak insanların terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin
potansiyel olarak etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir dengeleme
yapılması ihtiyacı doğmaktadır (Metin Birdal,
§ 65). Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi terör örgütü üyeliği
suçundan yapılan yargılamalarda yarışan değerler arasında adil bir denge
kurulabilmesi için aşağıdaki ilkeleri benimsemiştir:
- Terör örgütüne üye olma suçundan her türlü şüpheden uzak bir
şekilde mahkûm edilebilmesi için -eylemlerinin sürekliliği,
çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında- kişinin örgütün
hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun yeterli bir gerekçe
ile ispat edilmesi şarttır. Örgüt üyeliği konusundaki ispat, iddia makamınca
ortaya konulan maddi olayların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanı sıra söz
konusu suçun unsurlarının, nedensellik bağının, failin kusur yeteneğinin ve
kastının onun örgüt üyesi olduğunu gösterip göstermediği olacaktır (Metin Birdal, § 67).
- Ceza muhakemesindeki "Delilsiz
mahkûmiyet olmaz." ilkesinin bir sonucu olarak somut, gerçekçi,
olayla bağlantılı ve olayı temsil eden her şey hukuka uygun yöntemlerle elde
edilmiş olması şartıyla terör örgütü üyeliği suçunun delili olabilir. Dolayısıyla
terör örgütlerinin yapılarının ve faaliyetlerinin çeşitliliği söz konusu olunca
bir kişinin terör örgütünün üyesi olduğunun ortaya konulması için
değerlendirmeye alınabilecek deliller konusunda ortak ve sınırlı bir öngörüde
bulunulması mümkün değildir (Metin Birdal,
§§ 68-71).
- Buna rağmen terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil
olunduğunu gösteren delillerin birlikte incelenmesi sonucunda sağlamlıkları
sınanmalı; her bir delil her terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği,
kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer koşulları
dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bunun yanında kişilerin delil olarak
kabul edilen faaliyetleri birbiriyle sınanmalı ve sağlamaları yapılarak
birbirlerini tamamlayıp tamamlamadığı ve tutarsızlık içerip içermediği tespit
edilmelidir. Dolayısıyla her biri örgüt üyeliğine ilişkin bir parçayı açıklayan
ve delil olarak kabul edilen faaliyetler birleştirilerek olayın bütününün
anlaşılması sağlanmalıdır (Metin Birdal,
§ 72).
27. Yukarıda kabul edilen ilkeler doğrultusunda başvurucunun
katıldığı gösterinin terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetinde delil
olarak dikkate alınması şeklindeki müdahalenin demokratik toplum düzeninin
gereklerine aykırı olup olmadığı değerlendirilmelidir.
28. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir
yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir (Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117,
19/7/2018, § 45). Dolayısıyla mevcut başvuruda da Anayasa Mahkemesinin yapacağı
değerlendirme, katıldığı nevruz etkinliğinin terör örgütüne üye olma suçundan
mahkûmiyetinde delil olarak dikkate alınmasının başvurucunun toplantı ve
gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal edip etmediğiyle sınırlıdır. Öte
yandan terör örgütüne üye olma suçunun kendine özgü nitelikleri (bkz. §§
24-26), söz konusu inceleme yapılırken yargılamanın bir bütün olarak
değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
2. İlkelerin Olaya
Uygulanması
29. Başvurucunun üyesi olduğu gerekçesiyle cezalandırıldığı PKK,
yaklaşık kırk yıldır yurdun Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde yoğun olmak üzere
ülkenin tümünde pek çok sivil vatandaş ile güvenlik gücünün ölümüne sebep olmuş
şiddet eylemlerinin faili bir terör örgütüdür. PKK, başvuruya konu olayların
meydana geldiği tarihlerde faaliyet göstermiş ve faaliyetlerine de devam
etmektedir. Dolayısıyla başvurucunun üyesi olması nedeniyle cezalandırıldığı
terör örgütü PKK, toplum yönünden oldukça yoğun, ciddi ve somut bir tehlike arz
etmektedir (Metin Birdal, § 74).
30.
Somut olayda başvurucunun terör örgütü üyeliğinden mahkûmiyetinde altı delil
dikkate alınmıştır. Birincisi başvurucunun örgüt üyesi olduğu ifade edilen
başka bir şahısla gerçekleştirdiği ve diğer terör örgütü üyelerinin
gerçekleştirilecek toplantıya davetlerinden bahsedildiği belirtilen bir
iletişim kaydıdır. Mahkemeye göre iletişim içeriğinde başvurucu terör örgütünün
gençlik yapılanması YDGM"nin yaptığı toplantıları
diğer terör örgütü üyelerine haber vermiştir. İkinci delil başvurucunun PKK
tarafından alternatif olarak kutlandığı belirtilen nevruz etkinliğine katılması
ve bu etkinlikte, daha önce öldürülen terör örgütü üyeleri için saygı duruşunda
bulunmasıdır. Üçüncü delil ise başvurucunun terör örgütü üyeliğinden mahkûm
olarak ceza infaz kurumunda bulunan bir şahsın ölümü nedeniyle düzenlenen
festivale katılmış olmasıdır.
31. İlk derece mahkemesi dördüncü olarak başvurucunun cep
telefonundan gönderdiği tespit edilen terör örgütünü övücü mahiyetteki birtakım
mesajları delil olarak kabul etmiştir. İlk derece mahkemesi beşinci olarak,
başvurucunun evinde yapılan aramada ele geçirilen, örgütün gençlik yapılanması
YDGM tarafından düzenlendiği anlaşılan gezilerle ilgili bilgi notları ile terör
örgütü üyelerinin kırsalda çekilmiş fotoğrafları ve üniversitede ders
gördükleri masanın üzerine kazılarak yazılmış olan "KCK" yazısının fotoğraflarını da
mahkûmiyet hükmünde gözönüne almıştır.
32. Başvurucu Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda
yalnızca nevruz etkinliğine katılmasının terör örgütüne üye olma suçundan
mahkûmiyetinde dikkate alınmasından şikâyetçi olmuştur. Başvurucuya göre
barışçıl bir toplantıya katılmasının bir suçun delili olarak kullanılması
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal etmiştir. Başvurucu bunun
dışında ilk derece mahkemesince değerlendirmeye alınan diğer delillere ilişkin
anayasal hiçbir şikâyet dile getirmemiş hatta katıldığı nevruz etkinliğinin PKK
tarafından organize edildiği kabulüne ilişkin dahi Anayasa Mahkemesinin dikkate
almasını gerektirecek bir itirazda bulunmamıştır.
33. Dolayısıyla somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin yapacağı
değerlendirme PKK"nın düzenlediği ileri sürülen bir nevruz etkinliğine katılmasının
-yukarıda sayılan diğer delillerle birlikte ele alındığında- başvurucunun terör
örgütüne üye olduğu kanaatini destekleyen ve tamamlayan bir delil olarak
kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin olacaktır. Başka bir deyişle ilk derece
mahkemesinin dayandığı diğer delillerin hem sübutuna ilişkin deliller hem de
terör örgütü üyeliği suçunun delilleri olarak ele alınış tarzlarına ilişkin
meseleler, somut başvuruda Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışında olacaktır.
34. Anayasa Mahkemesi başvuru konusuna benzer olaylara ilişkin
daha önceki bir kararında, terör örgütü propagandasına dönüştürülen ya da
şiddet olaylarının yaşandığı toplantı ve gösterileri bir emir ve talimat
zinciri altında organize ettiği anlaşılan kişinin terör örgütü üyeliği suçundan
mahkûm edilmesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde haksız
bir caydırıcı etki yaratmadığını kabul etmiştir (Metin Birdal, §§ 74-84 ).
35. Aynı konuya ilişkin başka bir kararında ise Anayasa
Mahkemesi, terör örgütüne müzahir yayın yapan internet sitelerinden numaralı
biçimde yayımlanan emir ve talimatları istikrarlı bir biçimde yerine
getirdikleri anlaşılan başvurucuların terör örgütüne üye olma suçundan
mahkûmiyetlerinin ifade ve örgütlenme özgürlükleri ile toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal etmediğine karar vermiştir (Murat Kur ve
Diğerleri, B. No: 2013/7604, 4/7/2019, §70)
36. Bu bağlamda hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması
şartıyla somut, gerçekçi, olayla bağlantılı ve olayı temsil eden her şeyin terör
örgütü üyeliği suçunun delili olarak kullanılabileceğinin yeniden
hatırlatılması gerekir (bkz. § 26). Dolayısıyla başvurucunun iddiasının aksine
katıldığı nevruz etkinliğinin başvurucunun terör örgütü üyeliği suçunu
ispatlamak için bir delil olarak kullanılması mümkündür. Bununla beraber derece
mahkemesi şikâyet edilen delille birlikte başvurucunun diğer terör örgütü
üyeleriyle haberleşmesini ve onları bir toplantıya davet etmesini, bir terör
örgütü üyesinin ölüm yıl dönümü nedeniyle yapılan etkinliğe katılmasını,
telefonundan gönderdiği terör örgütünü övücü mesajları ve evinde terör
örgütünün gençlik yapılanması ile bağlantılı bazı bilgi notlarını, bazı
fotoğrafları ve başka bazı delilleri (bkz. § 11) başvurucunun terör örgütünün
üyesi olduğunu göstermek için bir bütün olarak değerlendirmeye almıştır.
37. Başvuru konusu olayda başvurucunun terör örgütünün
hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunun ortaya konulabilmesi
için eylemlerinin sürekliliği, çeşitliliği
ve yoğunluğu belirlenmeye çalışılmış; bu amaçla ilk derece mahkemesi
başvurucunun şikâyet ettiği nevruz etkinliğine katılmasını da başvurucunun
terör örgütü üyesi olduğu kanaatini destekleyici, tamamlayıcı ve güçlendirici
bir delil olarak kullanmıştır. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi somut olayın
koşullarında başvurucunun söz konusu nevruz etkinliğine katılımının terör
örgütü üyeliği kanaatini destekleyici, tamamlayıcı ve güçlendirici bir delil
olarak kullanılmasının makul olduğunu değerlendirmektedir.
38. Toplantı hakkının güvence altına alınmadığı bir ülkede
demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Bu hak demokrasinin vazgeçilmez bir
koşuludur ve onun ayrılmaz bir parçasıdır (Ferhat
Üstündağ, § 78). Bununla birlikte başvuru konusu olayda ilk derece
mahkemesi, eylem ve davranışlarıyla şiddeti ve demokratik olmayan yöntemleri
benimseyen PKK terör örgütünün üyesi olduğu kabul edilen başvurucunun
demokratik yaşam için ciddi bir tehdit oluşturduğu kanaatine ulaşmıştır.
Dolayısıyla PKK terör örgütünün yöntem olarak benimsediği şiddet eylemlerinin
ortadan kaldırılması doğrultusunda demokratik yaşam için ciddi bir tehdit
oluşturan şiddetin devamına ve artmasına destek olacak tarzda hareket eden
başvurucunun cezalandırılması acil bir toplumsal ihtiyacı karşılamaktadır. Bu
nedenle ilk derece mahkemesinin toplumun terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile
başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı arasında adil bir
denge kurduğu sonucuna ulaşılmıştır.
39. Sonuç olarak somut olayda PKK tarafından düzenlendiği kabul
edilen ve başvurucunun öldürülen bir terör örgütü mensubu için saygı duruşunda
bulunduğu belirtilen alternatif bir nevruz kutlamasına katılmasının terör
örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyetinde delil olarak kullanılması, başvurucunun
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde haksız bir caydırıcı etki yaratacak
nitelikte görülmemiştir.
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul
edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun
ihlal iddialarını temellendiremediği, temel haklara yönelik bir müdahalenin
olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya
zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul
edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,
B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine dair başvurusunun bir ihlal
bulunmadığı açık olduğundan açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezliğine karar
verilmesi gerekir.
42. Başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin başka
şikâyetleri de bulunduğu görülmekle birlikte bu konuda bireysel başvuru
formunda yeterli açıklamada bulunmadığı gözetilerek söz konusu iddialarının
incelenmesine gerek olmadığı değerlendirilmiştir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.