
Esas No: 2015/6557
Karar No: 2015/6557
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
İBRAHİM SÜLEYMANOĞLU BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/6557) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Hüseyin KAYA |
Başvurucu |
: |
İbrahim SÜLEYMANOĞLU |
Vekilleri |
: |
Av. Tugay BEK |
|
: |
Av. Sevil ARACI BEK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, başvurucunun bir siyasi parti mitinginde muhalif bir
pankart açması sonrası kolluk görevlilerinin darp, hakaret ve tehdidine maruz
kalması nedeniyle ifade hürriyeti ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının; gözaltında haksız olarak tutulma nedeniyle de kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/4/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu 6/2/1979 doğumlu olup Osmaniye"de mukimdir.
Başvurucunun Alıcı olan soyadı
8/11/2018 tarihinde Süleymanoğlu
şeklinde değiştirilmiştir.
10. 3/3/2014 tarihinde saat 18.00"de Osmaniye"de, Adalet ve
Kalkınma Partisi (AK Parti) İl Teşkilatının organize ettiği ve o tarihte
başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan"ın da katılarak konuşma yaptığı bir miting
düzenlenmiştir.
11. Başvurucu da anılan mitinge katılmış ve Başbakan"ın konuşma
yaptığı esnada kazağını çıkararak altında bulunan, AK Parti amblemli ve "Dikkat İtina ile Yürütme Yapılır"
yazılı kıyafetini teşhir etmiştir. Başvurucu ayrıca daha önceden hazırladığı
üzerinde "HIRSIZ VAR"
yazılı 90x75 cm ebadındaki bez pankartı havaya kaldırarak bir süre tutmuştur.
12. Başvurucuya olay yerinde bulunan vatandaşlar müdahale etmiş
ve elindeki pankartı almaya çalışmışlardır. Bu esnada başvurucu ve bu kişiler
arasında arbede yaşanmış, sivil bir kişi olan Y.K. tarafından başvurucunun
yüzüne yumrukla vurulmuştur. Daha sonra olay yerine gelen miting güvenliğinde
görevli kolluk görevlileri ve Başbakanlık koruma polisleri başvurucuyu miting
alanından çıkarmıştır. Başvurucu buradan iki koruma polisi nezaretinde konuşma
platformunun arkasında bulunan bir aracın içine alınmıştır. Burada bir süre
bekletilen başvurucu daha sonra yerel güvenlik birimlerine teslim edilmiştir.
13. Başvurucu; bindirildiği araçta koruma polisleri tarafından
kendisine ters kelepçe takıldığını, yumruk ve cop darbeleriyle vücudunun
çeşitli yerlerinden yaralandığını, kendisine sövüldüğünü ve hakarete maruz
kaldığını, kendisi ve yakınlarının ölümle tehdit edildiğini, kafasına dayanan
boş tabancanın tetiği çekilerek korkutulduğunu ve cinsel saldırıya maruz
bırakılacağı yönünde tehdit edildiğini iddia ederek ilgili kolluk görevlileri
hakkında Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) 6/3/2014
tarihinde vekilleri aracılığıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu
20/3/2014 tarihinde ise bizzat Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek miting
alanında kendisine yumrukla vuran kişilerden şikâyetçi olmuştur.
14. Öte yandan başvurucu hakkında kamu görevlisine hakaret suçlaması nedeniyle olay tarihinde
Cumhuriyet Başsavcılığınca adli soruşturma açılmıştır. Başvurucunun vekilleri
aracılığıyla yaptığı suç duyurusu üzerine ise 6/3/2014 tarihinde kolluk
görevlileri hakkında kasten yaralama suçlamasıyla resmî soruşturma
başlatılmıştır. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın faklı yönleri ile
ilgili olarak üç soruşturma dosyası daha açılmış, toplam beş farklı soruşturma
dosyası 6/3/2014 tarihinde başlatılan soruşturmayla birleştirilmiştir. Birleşen
soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığınca üç temel yönde yürütüldüğü
görülmektedir: İlki başvurucuyu yaralayan sivil kişiler hakkındaki soruşturma,
ikincisi kolluk görevlileri hakkındaki soruşturma, üçüncüsü ise kamu
görevlisine hakaret suçu ithamıyla başvurucu hakkında sürdürülen soruşturmadır.
Yürütülen tüm soruşturmalar kapsamında başvurucunun Cumhuriyet savcısı
huzurunda ve adli kollukta ikişer kez ifadesi alınmıştır. Başvurucunun verdiği
ifade zabıtlarında avukat yardımından faydalanmak istemediğini belirterek
avukatı olmaksızın ifade verdiği görülmektedir.
15. Başvurucu 20/3/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında
müşteki sıfatıyla verdiği ifadede, mitingde pankart açması sonrası AK Parti
Osmaniye İl Teşkilatı görevlilerinin ve soyismini
verdiği bir partilinin kendisini darbettiğini iddia
ederek bu kişiler hakkında şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu 7/5/2014
tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde ise
yaşadığı olaylar nedeniyle görevlerinde ihmal gösterdiğini iddia ettiği AK
Parti Genel Başkanı, Osmaniye Valisi, Emniyet Müdürü ve İl Başsavcısından
şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.
16. Başvurucu olay tarihi olan 3/3/2014 tarihinde kollukta
şüpheli sıfatıyla verdiği ifadede; dinleyici olarak miting alanına gittiğini,
önceden hazırladığı tişörtle ve beline sararak gizlediği pankartla alana
girdiğini, konuşma esnasında kazağını çıkarıp tişörtünü görünür hâle
getirdiğini, pankartı da açarak havada tuttuğunu belirtmiştir. Başvurucu bu
esnada partili vatandaşların tepki göstermesi üzerine Başbakanlık koruma
polislerinin kendisini miting alanından çıkararak konuşma platformunun
arkasındaki bir minibüse bindirdiklerini, burada 45 dakika boyunca yumrukla ve
copla kendisini darbettiklerini, bu olayları çevrede
bulunan kameraların kaydettiğini iddia etmiştir. Kendisini darbeden koruma
polislerinin yüzünü göremediğini belirten başvurucu, seslerinden bu kişileri
teşhis edebileceğini ve bu konuda ayrıntılı ifadesini savcılıkta vereceğini
belirtmiştir. Başvurucu gerçekleştirdiği eylemin maksadının Başbakan"a ulaşarak
işsizlik konusundaki sıkıntılarını dile getirmek olduğunu ifade etmiş ve
Başbakanlık koruma polislerinden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.
17. Cumhuriyet Başsavcılığınca olay anı ve sonrası ile polis merkezi
binasının içini kaydeden kamera kaydı araştırması yapılmış ve temin edilen
kayıtlar dosyaya alınmıştır. Başvurucu tarafından internetten elde edildiği
belirtilerek 19/6/2014 tarihinde soruşturma dosyasına sunulan görüntüler de
dosya içine alınmıştır. Bunun dışında başvurucu tarafından bir işyeri güvenlik
kamerasının da olaya dair görüntü içerdiğine ilişkin dilekçe verilmesi üzerine
Cumhuriyet Başsavcılığınca kolluğa müzekkere yazılarak ilgili kaydın da temini
sağlanmıştır. Ayrıca başvurucunun şikâyetçi olduğu Başbakanlık koruma
polislerinin şüpheli sıfatıyla ifadeleri ile teşhise elverişli fotoğraf ve ses
kayıtlarının temin edilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talimat
evrakı gönderilmiştir. Bu kapsamda toplam beş kolluk görevlisinin şüpheli sıfatıyla
ifadeleri ile fotoğraf ve ses kayıtları dosyaya alınmıştır.
18. Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifadelerinde Başbakanlık
koruma polisleri; olay günü amirlerinin kendilerini konuşma platformunun
arkasında görevlendirdiğini, miting alanında bir kişinin hakaret içerikli
pankart açtığı anonsunun geldiğini, platformun ön kısmında görevli koruma
ekibinden bir emniyet amiri ve bir polis memurunun kalabalık tarafından darbedilen başvurucuyu miting alanından çıkararak yanlarına
getirip teslim ettiklerini belirtmişlerdir. Koruma polisleri savunmalarında
ayrıca başvurucunun fiziki direnmede bulunması nedeniyle kendisine kademeli
olarak güç kullanıp kelepçe taktıklarını da kabul etmişlerdir. İfadelerde,
başvurucuya yardım eden başka kimse olup olmadığının araştırılması maksadıyla
emniyet amirinin emri ile başvurucunun polis aracında yirmi dakika kadar
bekletildiği ve yardım eden kimsenin olmadığının anlaşılmasının ardından
başvurucunun yerel güvenlik birimlerine teslim edildiği, başvurucuya karşı
herhangi bir şekilde darp, tehdit ya da hakarette bulunulmadığı belirtilmiştir.
Ayrıca koruma polislerince düzenlenen Olay ve Teslim Tutanağında; başvurucunun
miting alanından güçlükle çıkarıldığı ve direnmesi nedeniyle kendisine artan
şiddetle kuvvet uygulandığı, kelepçe takılarak etkisiz hâle getirildiği
bilgilerine yer verilmiştir. Söz konusu tutanağa göre hakkında sağlık raporu
alınan başvurucu, Osmaniye Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlilerine saat 19.55"te
teslim edilmiştir.
19. Cumhuriyet Başsavcılığınca kolluğa müzekkere yazılarak
koruma polislerine ait fotoğraf ve ses kayıtları üzerinden kendisini darbeden
kişiler hakkında başvurucuya teşhis işlemi yaptırılması istenmiştir.
Başvurucuya bu kapsamda yaptırılan teşhis işleminde başvurucu dört kişi
hakkında herhangi bir teşhiste bulunamazken bir kişi hakkında hem fotoğraftan
hem de sesten yaptığı teşhiste kendisine kötü muamelede bulunan koruma
polisinin bu kişi olduğunu belirtmiştir.
20. Öte yandan başvurucunun soyadını belirterek kendisini darbettiğini iddia ettiği AK Parti Osmaniye İl Teşkilatında
görevli kişinin şüpheli sıfatıyla kollukta ifadesi alınmıştır. Bu kişinin
çekilen fotoğrafı beş farklı fotoğrafla birlikte üç kez fotoğrafların yerleri
değiştirilmek ve kendisini darbeden kişinin bu fotoğraflar arasında
bulunmayabileceği de hatırlatılmak suretiyle başvurucuya teşhis işlemi
yaptırılmıştır. Başvurucu ilk iki işlemde teşhis yapamamış, üçüncü işlemde
kendisini darbettiğini iddia ettiği kişiyi soyadını
vererek gösterip bu kişinin olabileceğini belirtmiştir. Söz konusu kişinin
şüpheli olarak kollukta alınan ifadesinden başvurucuyu darbettiğine
yönelik iddiaları kabul etmediği anlaşılmaktadır.
21. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun dosyaya sunduğu olay
anına dair görüntüler ve başvurucunun talebi üzerine temin edilen işyeri
güvenlik kamera kaydı ile kolluğun ilgili birimi tarafından kaydedilen olay
anına ilişkin görüntüler üzerinde adli kolluğa inceleme yaptırmış ve buna dair
düzenlenen tutanakları dosyaya almıştır. Bu tutanaklara göre başvurucu, miting
alanında pankart açmış ve on saniye kadar bu pankartı havada tutmuştur. Daha
sonra kalabalıktan birkaç kişi başvurucunun kolundan çekerek pankartı aşağı
indirmiştir. Kalabalık içindeki bazı kişiler başvurucuya vurmaya çalışırken
bazı kişilerin de buna mani olmaya çalıştığı ve bir kargaşa yaşandığı
gözlemlenmiştir. Olay yerinde bulunan bir komiser yardımcısının da başvurucuya
vurmak isteyenleri sakinleştirmeye çalıştığı ve vurmaya çalışanları engellediği
görülmektedir. Daha sonra (koruma polisi ve emniyet amiri olduğu
değerlendirilen) takım elbiseli iki kişinin başvurucuyu yakalayarak
bariyerlerin üzerinden atlatıp miting alanından uzaklaştırdığı görülmektedir.
Uzaklaştırma işlemine birkaç komiser yardımcısının da yardım ettiği,
başvurucuya karşı herhangi bir kolluk personelinin şiddet uygulamadığı ve bu
şekilde kamera kaydının sonlandığı anlaşılmıştır. Ayrıca Cumhuriyet
Başsavcılığınca temin edilen bir güvenlik kamera kaydında başvurucunun miting
alanına girişine ilişkin olarak düzenlenen İzleme Tutanağında olağan dışı bir
husustan bahsedilmemiştir. Polis merkezinin içini gösteren kamera kaydına
ilişkin olarak kolluk tarafından düzenlenen tutanakta ise başvurucunun elleri
arkada, dört kişi arasında binaya geldiği ve yürürken sağ ayağında aksama
olduğunun gözlemlendiği belirtilmiştir.
22. Olayın ardından gözaltı giriş ve çıkışında başvurucu
hakkında iki adli rapor ve alkol raporu düzenlenmiştir. Başvurucu hakkında
düzenlenen alkol raporuna göre başvurucunun 0,2 promil
alkollü olduğu tespit edilmiştir.
i. Gözaltı girişinde saat 19.34"te düzenlenen sağlık raporunun
ilgili kısmı şöyledir:
"Sol omuz arkası, sırtta, sağ kol arkası,
sağ omuz üst tarafında yüzeysel ekimotik lezyonlar,
sol kalçadan bacağa doğru, sol baldır arkasında yüzeysel şişlik, kızarık
lezyonlar, sağ bacak ve sol bacakta eski yara izleri mevcut, BTM ile düzelir,
hayati tehlikesi yoktur, etanol sonucu ektedir."
ii. Gözaltı çıkışında saat 23.15"te düzenlenen sağlık raporunun
ilgili kısmı şöyledir:
"Sol omuz arkasından
sırtta, sol kol arkası, sağ omuz üst tarafında yüzeysel ekimotik
lezyonlar ve şişlikler, sol kalçadan bacağa uzanan, sol baldır arkasında
yüzeysel şişlik ve kızarıklar izlendi. Sağ ve sol bacakta eski yara izleri ve
şişlikleri mevcut. Hayati tehlikesi yoktur. BTM ile düzelir. Önceki
muayenesinde belirtmeyip yeni ifade ettiği yabancı cisimle livata
şikâyeti mevcut. Ancak fiziki muayenesinde buna ait herhangi bir bulguya
rastlanmadı."
23. Başvurucunun -başvuru formu ekinde de sunduğu- Cumhuriyet
Başsavcılığına verdiği Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Temsilciliği
tarafından Doktor M.Ö. imzasıyla 6/3/2014 tarihinde düzenlenen raporda; kollar,
omuz, sırt ve bacaklarda yeşil ve mor renklerde ekimotik ve hemorajik (kanlanma) alanlar
bulunduğuna ilişkin tespitler yapılarak yumuşak doku travması oluştuğu
değerlendirilmiştir. Raporda ayrıca psikolojik konsültasyonda da bulunulmuş,
yaşadığı olay nedeniyle başvurucuda akut stres bozukluğu oluştuğu sonucuna
varılmıştır. Fiziki ve psikolojik muayene sonucuna ilişkin raporun ilgili kısmı
şöyledir:
"...
Hastanın bu süreçte insan eliyle oluşturulmuş
travmaya maruz kaldığı ve Dünya Sağlık Örgütü"nün Uluslararası
Hastalık Sınıflandırması, ICD 10 kapsamında Y07.3 kodu ile belirtilen "işkence
ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele" kapsamı içinde
değerlendirmesi gerektiği kanaatini bildirir değerlendirme raporudur.
..."
24. Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurucunun AK Parti Genel
Başkanı, Osmaniye Valisi, Emniyet Müdürü ve Başsavcısı hakkında yapmış olduğu
şikâyete ilişkin iddiaların genel ve soyut olduğu gerekçesiyle 13/1/2015
tarihinde işleme koymama kararı
verilmiştir. Başvuru formunda bu karara ilişkin bir şikâyet ileri
sürülmemiştir.
25. Başvurucunun kolluk görevlileri ve soyadını verdiği sivil
kişi hakkındaki şikâyetine ilişkin olarak ise Cumhuriyet Başsavcılığı 13/1/2015
tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair
ek karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Müştekinin, kendisine vurduğunu iddia ettiği
şüpheli V.E.yi tam olarak teşhis edemediği ve bu
itibarla müştekinin iddia ettiği suçun şüpheli V. tarafından işlendiğine dair,müştekinin, sair deliller ve tanık anlatımları ile
doğrulanmayan soyut iddiasından başka kamu davası açılmasını gerektirecek
nitelikte yeterli delil elde edilemediği
...[Bu bölümde
başbakanlık koruma polislerinin ifadelerine yer verilmiştir.]
Müştekinin [Başvurucu] 31/03/2014 tarihli dilekçesi ile minibüse
bindirilişi ve araç içerisinde bulunduğu süreleri gösterir görüntülerin .. [iş
yeri ismi] iş yerinde mevcut olduğunun
belirtmesi üzerine 03/04/2014 tarihinde anılaniş
yerine ait görüntülerin alınarak izlendiği, CAM 12 ve CAM 14 numaralı güvenlik
kameralarından İbrahim ALICI"ya [Başvurucu] ait görüntülerin olmadığının, CAM 13 güvenlik
kamarasında ise 19:03:47"de beyaz tişörtlü şahsın görüntüsün olduğu, sağında
solunda birer kişi ve arkasında yaklaşık 10 kişi olduğu halde yürüyerek görüş
alanına girdiğinin, 19:03:49"da grubun görüntü alanından çıktığının
belirlendiği, İbrahim ALICI tarafından verilen 31/03/2014 tarihli dilekçede
güvenlik kamerası görüntülerinin 1 saat ileri olduğunun belirtildiği,
Müşteki İbrahim ALICI’nın
kendisini darp eden ve joplayan şahsı görmediğini
ancak sesinden tanıyacağını söylemesi nedeniyle düzenlenen, ancak müşteki
İbrahim ALICI’nın tahkikat evraklarının ve şahısların
isimlerinin tarafına verilmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle imzalamaktan
imtina ettiği 28/05/2014 tarihli CD İnceleme ve Teşhis Tutanağında, "müştekinin,
F.B., Ö.U., B.Ç., Ö.H.T.nin fotoğraf, ses ve görüntü
kayıtlarını tamamen izlediğinin, ancak kendisini darp eden şahıslar arasında bu
şahısların olup olmadığını bilmediğinin, kendisini joplayan
şahsın, bu şahıslar olmadığını beyan ettiğinin; müştekinin S.H.ye ait görüntü
ve kayıtları tamamen izlediğinin, görüntüdeki şahsın olay günü kendisini jopla darp edip, işkence eden şahıs olduğunu, kendisini hem
görüntüden teşhis ettiğini hem de ses kaydından şahsın kendisini darp eden ve
hakaretlerde bulunan şahıs olduğunu kesin olarak tanıyıp teşhis ettiğinin"
belirtildiği, müştekinin 03/03/2014 tarihinde kolluk tarafından alınan
ifadesinde, kendisini darp eden başbakanlık koruma polislerinin yüzlerini
görmediğini, şahısların seslerinden tanıyabileceğini söylemesine rağmen
28/05/2014 tarihli teşhis tutanağında S.H.yi
görüntüsünden teşhis ettiğini söylediği,
Müşteki tarafından verilen ve ekinde
İnternetten elde edilmiş 2 adet görüntüyü içerir CD bulunan 19/06/2014 tarihli
dilekçe ile "görüntülerde seyircilerin içinde olan rozetli koruma polisi ve
kendisini arka tarafa götüren polislerin kendisini darp ve minibüste işkence
ettiklerini, hakaret ve cinsel istismarda bulunduklarını" belirttiği, ancak
dosya içinde mevcut bilgi ve belgeler ile CD ve çözümlerinden müştekiyi
vatandaşların arasından Y.F.A ve A.K.nin alarak
platformun arkasına getirip F.B., Ö.Ç., B.Ç., Ö.H.T. ve Y.H. [S.H.
olduğu sehven Y.H yazıldığı değerlendirilmiştir.] adlı polislere teslim ettikleri yani müştekiyi vatandaşların arasından
çıkaran polisler ile minibüsteki polislerin aynı olmadığı şüphelinin
iddialarının ispatlanamadığı,
Müşteki tarafından 19/06/2014 tarihli dilekçe
ile sunulan CD’de yer alan görüntüler üzerinden yaptırılan tahkikat neticesinde
düzenlenen 06.08.2014 tarihli CD İzleme ve İnceleme Tutanağında "müşteki
tarafından pankart kaldırdığında ve kalabalık tarafından kolundan tutularak
indirildiğinde, kalabalık içerisinde meydana gelen kargaşa sırasında ve
sonrasında, şahsın götürülmesi esnasında Osmaniye Emniyet Müdürlüğü kadrosunda
görevli C.K., O.K. ve Z.H.nin görüntülerde bulunduğu,
ancak bu görevlilerin İbrahim ALICI’ya karşı herhangi
bir fiziki müdahalede bulunmadıklarının, CD görüntülerinde görülen diğer
şahısların Osmaniye Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli olmadıklarından açık
kimlik bilgilerinin tespit edilemediğinin" belirtildiği,
İbrahim ALICI’nın
Osmaniye Devlet Hastanesinde 03/03/2014 tarihinde saat 19.34 itibarıyla yapılan
muayenesinde "sol omuz arkası, sırtta, sol kol arkası, sağ omuz üst tarafında
yüzeysel ekimotik lezyonlar, sol kalçadan bacağa
doğru, sol baldır arkasında yüzeysel şişlik, kızarık lezyonlar, sağ bacak ve
sol bacakta eski yara izleri mevcut olduğu, hayati tehlikesinin olmadığı, basit
tıbbi müdahale ile düzeleceğinin" belirlendiği,
Osmaniye Devlet Hastanesi tarafından
03/03/2014 günü saat 19.35’te alınan numunesinden 0,2 oranında alkollü
olduğunun tespit edildiği,
İbrahim ALICI’nın
Osmaniye Devlet Hastanesinde 03/03/2014 tarihinde saat 19.34 itibarıyla yapılan
muayenesinde "sol omuz arkasında, sırtta, sol kol arkası, sağ omuz üst
tarafında yüzeysel ekimotik lezyonlar ve şişlikler,
sol kalçadan bacağa uzanan, sol baldır arkasında yüzeysel şişlik ve
kızarıklıklar izlendiği, sağ ve sol bacakta eski yara izleri ve şişliklerinin
mevcut olduğu, hayati tehlikesinin olmadığı, basit tıbbi müdahale ile
düzeleceği, önceki muayenesinde belirtilmeyip yeni ifade ettiği yabancı cisimle
livata şikayetinin mevcut olduğunun, ancak fiziki
muayenesinde buna ait herhangi bir bulguya rastlanılmadığının" belirlendiği
Müştekinin işkence iddiasına dayanak olarak
Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliğine yaptığı başvuruya istinaden
06.03.2014 tarihinde yapılan konsültasyona ve müştekinin beyanlarına göre Dr.
M.Ö. tarafından düzenlenen 28.03.2014 tarihli değerlendirme raporunda "işkence
gördüğü iddiası ile başvuran İbrahim ALICI"nın
taraflarından koordine edilen muayene, değerlendirme ve konsültasyonları
sonucunda yumuşak doku travması ve akut stres bozukluğu tanılarının
konulduğunun" belirtildiği, şüphelinin şahsi başvurusu üzerine düzenlenen bu
raporun resmi niteliğinin bulunmadığı ve davacının iddiasının ispatlanmadığı,
şüphelinin Osmaniye Devlet Hastanesi tarafından 03.03.2014 tarih ve saat 19:34
ile 23:15 saatlerinde alınan adli muayene raporlarında işkence bulgusuna
rastlanmadığının belirtildiği, keza 23:15"te alınan raporda "önceki
muayenesinde belirtilmeyip yeni ifade ettiği yabancı cisimle livata şikayetinin mevcut olduğunun, ancak fiziki
muayenesinde buna ait herhangi bir bulguya rastlanılmadığının" belirlendiği,
Her ne kadar müştekinin hayati tehlike
geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığına
dair adli muayene raporu var ise de, müştekinin miting alanında pankart açması
nedeniyle alanda bulunan vatandaşlar tarafından darp edildiği, bu yaralamanın
müşteki tarafından da beyan edildiği, koruma polisleri tarafından miting alanı
dışına çıkarılarak araca bindirilen müştekinin zorluk çıkardığı, bu nedenle
koruma polislerinin şahsa kademeli olarak zor kullandıkları ve kelepçe
taktıkları, koruma polislerinin bu yetkilerinin 2559 sayılı Kanunun 16.
maddesinde belirtilen zor kullanma yetkisi kapsamında olduğu ve bu yetki
kapsamında kullanılan bedenî kuvvet ve polisin direnen kişilere karşı veya eşya
üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz
yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile
sair hizmet araçlarını ifade eden maddi güç kullanımının hukuka uygunluk
sınırları içinde kaldığı, alkol aldığı tespit edilen müştekinin adli muayene
raporuna yansıyan basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanmasının miting
alanındaki vatandaşların darp etmelerinden kaynaklanmadığına dair bir delil
bulunmadığı gibi, 2559 sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen yetkinin de
aşılmadığı, Osmaniye İl Müdürlüğü kadrosunda görevli polislerin ise müştekiye
hiç fiziki olarak dokunmadıkları,
Bu itibarla müştekinin işkence, kötü muamele,
cinsel taciz ve tecavüz, hakaret ve tehdit suçlarının işlendiğine dair
müştekinin soyut iddiası dışında kamu davası açılması için yeterli şüphe
oluşturur net ve inandırıcı delil elde edilemediği, düşünce ve ifade
özgürlüğünü engelleme suçunun unsurları itibarı ile oluşmadığı, Osmaniye
Emniyet Müdürlüğü kadrosunda bulunan polisler yönünden ortada suç veya suçlu
bulunmadığı, Başbakanlık koruma polislerinin eylemlerinin hukuka uygunluk
sınırında kaldığı tüm soruşturma evrakı kapsamından anlaşılmıştır.
..."
26. Anılan karara başvurucu itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen
Osmaniye 1. Sulh Ceza Hâkimliği 23/2/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Ret
kararı başvurucuya 9/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
27. Başvurucu 7/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
28. Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer
olmadığına dair kararda başvurucuyu yaraladığı belirtilen üçüncü kişiler
yönünden 13/1/2015 tarihinde soruşturma dosyasında tefrik kararı verilmiştir.
Ayrılan soruşturma kapsamında başvurucuyu yaraladığı iddiasıyla Y.K. hakkında
6/3/2015 tarihinde iddianame tanzim edilmiştir. Y.K. hakkında yürütülen
kovuşturma sonucunda Osmaniye 5. Asliye Ceza Mahkemesince 20/11/2015 tarihinde
mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir.
29. Cumhuriyet Başsavcılığı 14/1/2015 tarihinde ise başvurucu
hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı
hakaret suçlamasıyla iddianame tanzim etmiş, ancak bu iddianame
Osmaniye 6. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) reddedilmiştir. Bunun üzerine
Cumhuriyet Başsavcılığı 25/3/2015 tarihinde tekrar başvurucu hakkında aynı
suçlamayla iddianame düzenlemiştir. Bu defa Mahkeme tarafından kabul edilen
iddianame sonrası yapılan yargılama sonucunda 14/1/2015 tarihinde başvurucu
hakkında atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı
verilmiştir. Karar, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin (Daire) 7/1/2019 tarihli ilamında, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin (AİHM) ifade hürriyeti alanında verdiği kararlardaki bazı
tespitlere de değinilerek ifade hürriyetinin mutlak ve sınırsız bir hak olmadığı
belirtilmiş, bu hakkın kötüye kullanılmasının uluslararası bazı sözleşmeler ve
Anayasa"nın 14. maddesi bağlamında korunmayacağının altı çizilmiştir. Yapılan
bu tespitlere devamla ilamda, başvurucunun üzerine atılı hakaret suçunu
işlediği sabit görülmüş ve başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi
gerekirken beraat kararı verilmesi bozma nedeni yapılmıştır. Bozma kararı
sonrası derece mahkemesinde yargılama derdesttir. Başvurucu bu yargılamaya
ilişkin herhangi bir şikâyet ileri sürmemiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.
maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Kasten başkasının
vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden
olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki
etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması
halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli
para cezasına hükmolunur.
(3)
Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz
kötüye kullanılmak suretiyle,
…
işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,
verilecek ceza yarı oranında artırılır."
31. 5237 sayılı Kanun"un "Zor
kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı
256. maddesi şöyledir:
"(1) Zor kullanma
yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı
görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten
yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."
32. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet
Kanunu"nun 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Polis,
A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca
bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair
haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,
...
E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı
tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,
eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma
altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.
...
Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda
bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde
her türlü tedbir alınabilir.
...
Yakalananlardan,
...
B) Zor kullanılarak yakalananların,
...
Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip
raporuyla tespit edilir.
..."
33. 2559 sayılı Kanun"un "Zor ve silah
kullanma" kenar
başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Polis, görevini
yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak
ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin
mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde
kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları
gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere
karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı
veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı
ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis
köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye
devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.
Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar
yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında
direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı
zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak
müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve
gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
..."
34. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
"Bir suçun işlendiğini öğrenen
Cumhuriyet savcısının görevi"
kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:
"(1) Cumhuriyet
savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir
hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek
üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.
(2)
Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın
yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin
lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin
haklarını korumakla yükümlüdür."
B. Uluslararası Hukuk
35. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi"nin 7. maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye ya
da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya
maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da
bilimsel deneylere tabi tutulamaz."
36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı 3.
maddesi şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye
veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
37. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, siyasi miting alanında muhalif bir pankart açması
sonucu Başbakanlık koruma polisleri tarafından hukuka aykırı şekilde bir saat
minibüsün içinde tutulduğunu, bu nedenle Sözleşme"nin 5. maddesinin ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu hakkında uygulanan gözaltı
işleminin hukuka aykırı olduğu iddiası Anayasa"nın 19. maddesinde güvence
altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında incelenmelidir.
40. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
"…Başvuruda
bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
41.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar
başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu
ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve
yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce
tüketilmiş olması gerekir."
42.Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen
hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği
gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun
Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili
idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip
olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu
süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması
gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip
edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa
Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve diğerleri, B.
No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).
43. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin
aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına
ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası
açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna
varmıştır (Hikmet Kopar ve
diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,
14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
44. Somut olayda başvurucunun yakalanarak gözaltına alınması ve
sonrasında serbest bırakılmasına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan
kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. İnsan Haysiyetiyle
Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
46. Başvurucu; Osmaniye"de yapılan AK Parti mitinginde muhalif
pankart açması ve giydiği tişörtteki yazı nedeniyle Başbakanlık koruma
polisleri tarafından bir minibüse kapatıldığını, burada ellerinin arkadan
kelepçelendiğini, yaklaşık bir saat boyunca yumruk ve cop darbeleriyle
yaralandığını iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca hakaret ve tehdide maruz
kaldığından, kafasına dayanan boş tabancanın tetiği çekilmek suretiyle
korkutulduğundan, cinsel dokunulmazlığının ihlal edilmesiyle tehdit edildiğinden
yakınmıştır. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmanın da
etkili olmadığını ve kolluk personelinin orantısız güç kullanımını görmezden
gelen bir kovuşturmasızlık kararı ile sonuçlandırıldığını, bu karara yapılan
itirazın ise duruşma dahi yapmayan etkisiz bir merci tarafından reddedildiğini
iddia etmektedir. Başvurucu belirtilen şikâyetleri kapsamında Sözleşme"nin 3.
ve 13. maddelerinde düzenlenen kötü muamele yasağı ve bununla bağlantılı olarak
etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca
yürütülen soruşturmaya etkin şekilde katılımının sağlanmadığını, soruşturmada
kolluk görevlilerinin korunduğunu, öne sürdüğü delillerinin kabul edilmediğini
ve kendisine iddialarını kanıtlama imkânının tanınmadığını belirterek
Sözleşme"nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de
ileri sürmüştür.
47. Bakanlık tarafından sunulan görüşte; başvuru konusu olaya ve
buna ilişkin yargılama sürecine özet olarak yer verildikten sonra başvurucunun
çevredeki kişiler tarafından darbedilmesinin
önlenmesi, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru
amaçlarına dayalı olarak gözaltına alınmasının gerekli olduğu belirtilmiştir.
Bakanlığa göre başvurucu, kolluk görevlilerine direndiği için 2559 sayılı Kanun
uyarınca kendisine karşı kademeli güç kullanılmıştır ve kullanılan güç
orantılıdır. Bakanlık belirtilen nedenlerle işkence ve kötü muamele yasağının
ihlal edilmediği kanaatindedir.
48. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu; miting sırasındaki
gerçekleştirdiği eylem nedeniyle kolluk görevlilerinin sadece kendisini miting
alanından uzaklaştırmakla yetinmediklerini, ayrıca uzunca bir süre kolluk aracı
içinde kendisini tutarak darbedip tehdit ve hakarette
bulunduklarını iddia etmiştir. Başvurucuya göre müdahale, gözaltından
salıverilmesinden sonra da hakkında kamu görevlisine hakaret suçlamasıyla
açılan dava ile devam etmiştir ve bu yönleriyle Bakanlık görüşü eksiktir,
hatalıdır. Sonuç olarak başvurucu Bakanlık görüşünde belirtilen hususları kabul
etmediğini belirterek hak ihlali iddialarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
§ 16). Başvurucunun Sözleşme"nin 3. maddesi kapsamında ileri sürdüğü
şikâyetinin Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan
insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı çerçevesinde incelenmesi
gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddiası insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı
incelemesinde ele alınacak olup bu konuda etkili başvuru hakkı kapsamında
ayrıca bir inceleme yapılmayacaktır. Başvurucunun adil yargılanma hakkı
kapsamında ileri sürdüğü iddiaları ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının usul boyutu kapsamında kaldığından adil yargılanma hakkı çerçevesinde
ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığına ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan
haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
51. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Kimseye işkence ve
eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya
muameleye tabi tutulamaz."
52. Başvurucu; kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine
maruz kaldığını, bu konuda yapılan ceza soruşturmasının ise etkisiz olduğunu
belirterek insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini
ileri sürmektedir.
53. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin
devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul
boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif
yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da
cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülüğü hem bireyleri
bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir
soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu
(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi
boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif
yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu
oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,
17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016,
§64; Mustafa Rollas,
B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).
54. Başvurucunun şikâyetine konu darp, tehdit ve hakaret
eylemlerinin devlet görevlilerinden sâdır olduğu iddia edildiği için kural
olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının
incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kolluk görevlileri hakkında
kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek etkili soruşturma yapılmadığı iddiası
da bulunduğundan pozitif yükümlülükler kapsamında etkili soruşturma yapma
yükümlülüğü açısından da bir değerlendirme yapılacaktır.
i. İnsan Haysiyetiyle
Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
Yönünden
(1) Genel
İlkeler
55. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin
birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında ise
kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya
muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.
56. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme"nin 3.
maddesi istisna öngörmemekte; işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve
cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele
yasağının mutlak mahiyeti Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş
veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna
öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme"nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir
düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna
öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri
[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).
57. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu
hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen
şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını gerektirir.
Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden
kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve
diğerleri, § 81).
58. AİHM kararlarında bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına
alındığı, ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği
durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama
getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma
yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları
ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme"nin 3. maddesi anlamında açık sorunların
ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 94).
59. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki
etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.
Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler
arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip
nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan
haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki
ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından özellikle çok ağır
ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma
işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan
ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet
ve hakaret suçlarının
unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).
60. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve
manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin
ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı
Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,
cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı
veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).
61. İşkence
seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde
saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana
gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan
acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının
belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,
psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği
bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin
kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir
süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler
Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).
62. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde
kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya
mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye
sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir
Canan, § 22). Burada eziyetten
farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte
küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).
63. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunun
belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde
değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı
ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı
durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü
muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma
kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın
belirlenememesi kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir
muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle
bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda
insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle
bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde
olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar,
devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli
kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı
şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak ortaya çıkabilir
(Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
64. Kolluk görevlilerinin görevleri nedeniyle karşılaştıkları
adli ya da idari kapsamdaki bir olaya nasıl müdahale etmeleri gerektiği kanun
ile düzenlenmiş durumdadır (bkz. § 32). Buna göre kolluk görevlilerinin miting
alanında meydana gelen kargaşa ve kavgayı önlemek için olaya müdahale etmesi ve
kamu düzeni açısından ilk anda alınması gereken tedbirleri almaya çalışması
olağandır. Ancak bu tedbirler alınırken devletin negatif yükümlülükleri
kapsamında bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi konusunda
anayasal bir zorunluluğun bulunduğu da gözardı
edilmemelidir.
65. Başvurucunun olayın meydana gelme şekliyle ilgili olarak
internetten elde ettiği ve Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu kamera kaydının
izlenmesine ilişkin olarak kolluk tarafından düzenlenen tutanakta (bkz. § 21)
başvurucuya karşı kolluk personelinin herhangi bir fiziki şiddette bulunmadığı
belirtilmektedir. Tutanakta; miting alanındaki bazı sivil kişilerin başvurucuya
vurmaya çalıştığı, bazılarının ise engellemeye çalıştığı esnada başvurucunun
kolluk görevlileri tarafından alandan çıkarıldığı ifade edilmektedir. Bu
kayıttan başvurucunun yüzüne yumruk atan sivil kişinin Y.K. olduğunun tespit
edildiği ve bununla ilgili ayrı bir yargılama sonucunda Y.K. hakkında
mahkûmiyet kararı verildiği de görülmektedir (bkz. § 28). Dolayısıyla
başvurucunun yüzündeki yaralanmaya sebep olan Y.K. dışında olay nedeniyle
herhangi bir sivil kişinin yargı makamlarınca itham edilmediği anlaşılmaktadır.
66. Başvurucunun miting alanı yakınında bulunan ve Başbakanlık
koruma polislerinin kullanımlarına tahsis edildiği anlaşılan minibüs içinde ne
kadar süreyle tutulduğu hususunda ihtilaf bulunduğu görülse de başvurucunun olayın
hemen ardından koruma polislerince gözaltına alındığı hususunda şüphe
bulunmamaktadır. Ayrıca kolluk tarafından izlenerek tutanağa bağlanan olay anı
ve sonrasına ilişkin kamera kayıtlarında başvurucunun polis memurlarına karşı
aktif bir direnmesinden bahsedilmediği de görülmektedir. Ancak Başbakanlık
koruma polisleri tarafından olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanakta (bkz. §
18) başvurucunun kolluk görevlilerine direndiği, bu nedenle kademeli güç
kullanmak ve başvurucuya kelepçe takmak durumunda kalındığı, bu şekilde
başvurucunun etkisiz hâle getirildiği belirtilmektedir. Gözaltı girişinde
düzenlenen sağlık raporuna göre başvurucunun kol, omuz, sırt ve bacak
bölgelerinde ekimotik ve hemorajik
yaralanmalar ile şişlikler bulunduğunun tespit edildiği görülmüştür (bkz. §
22). Ayrıca polis merkezine ait kamera kaydının izlenmesine dair düzenlenen
tutanakta (bkz. § 21) başvurucunun polis merkezine koruma polisleri tarafından
getirildiği esnada yürürken sağ ayağında bir aksama olduğunun da gözlemlendiği
belirtilmiştir. Başvurucu, koruma polislerinin kendisini teslim ettiği yerel
kolluk görevlileri tarafından kendisine kötü muamelede bulunulduğu yönünde bir
şikâyet ileri sürmemiştir.
67. Bu doğrultuda başvurucudaki söz konusu yaralanmaların koruma
polisleri tarafından gözaltına alınması ile yerel kolluk görevlilerine teslim
edildiği zaman aralığında meydana geldiği hususunda şüphe bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen genel ilke (bkz. § 58) uyarınca başvurucuda meydana gelen
yaralanmalar konusunda tatmin edici açıklamanın kamu otoritelerince yapılması
gerekmektedir. Bu kapsamda kolluk görevlilerinin verdikleri ifadelerde ve
düzenledikleri tutanakta, kademeli olarak başvurucuya güç uyguladıklarını kabul
ettikleri, Cumhuriyet Başsavcılığının da verdiği kovuşturmasızlık kararında
(bkz. § 25) kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğuna dair yargısal
değerlendirmede bulunduğu görülmektedir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, yapacağı
incelemede başvurucuya karşı -kolluk kuvvetince bir güç uygulanıp uygulanmadığının
tartışılmasına gerek olmaksızın- kolluk personeli tarafından uygulanan gücün
yasal bir dayanağının bulunup bulunmadığına, güç kullanılmasının gerekli olup
olmadığına ve son olarak kullanılan gücün orantılı olup olmadığına bakacaktır.
68. Yukarıda belirtilen mevzuat (bkz. § 33) uyarınca kolluk
görevlilerinin kendilerine karşı bir direnme sergilendiği durumlarda kademeli
olarak güç kullanabilmesinin yasal dayanağı bulunduğu görülmektedir. Her ne
kadar kamera kayıtlarından tespit edilemese de olay sonrası başvurucunun koruma
polislerine direndiğine ilişkin olarak düzenlenen tutanak gereğince başvurucuya
karşı güç kullanılmasının gerekli olduğu da söylenebilecektir. Düzenlenen
tutanak ve alınan savunmalara göre koruma polisleri kelepçe takmak suretiyle başvurucuyu
etkisiz hâle getirmiştir. Toplam beş kişi olduğu anlaşılan koruma polislerinin
başvurucuya göre sayısal bir avantaja sahip oldukları hususu da gözetildiğinde
başvurucuya kelepçe takılması için bedenî kuvvet dışında maddi bir kuvvete
ihtiyaç duydukları söylenemeyecektir. Nitekim kolluk görevlileri de
ifadelerinde başvurucuya karşı göz yaşartıcı gaz ya da cop gibi maddi güç
kapsamında kalan bir alet kullandıklarını belirtmemişlerdir.
69. Başvurucu hakkında düzenlenen adli rapora bakıldığında başvurucunun
vücudunun birçok yerinde meydana gelen yaralanma ve şişliklerin beş polis
memuru tarafından sadece başvurucuya kelepçe takılması eylemi sırasında oluşmuş
olabileceğinin söylenmesi zordur. Ayrıca kamera izleme tutanağında başvurucunun
yürürken sağ ayağında aksama olduğu gözlemlendiğinden başvurucuya karşı
uygulanan gücün basit bir kelepçe takma eylemi için gerekli olanın ötesinde
olduğu açıktır. Dolayısıyla belirtilen olgular ışığında koruma polisleri
tarafından başvurucuya karşı uygulanan kuvvetin orantılı olmadığı sonucuna
varılmıştır.
70. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince orantısız şekilde
uygulanan bu gücün özellikle bilgi alma, cezalandırma veya yıldırma amacıyla ya
da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap
verme şeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir. Eylemin uzun bir dönem
içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi
ızdıraba sebep olacak şekilde ortaya çıkmış olduğu da
iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin işkence veya eziyet boyutuna
varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuya uygulanan şiddetin düzeyi,
süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit
tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması hususları birlikte dikkate
alındığında eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması
mümkündür.
71. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince gerçekleştirilen
darp eylemi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda başvurucunun kötü muamele kapsamında
ileri sürdüğü -darp iddiası dışındaki tehdit ve hakaret eylemleri gibi- diğer
iddialar yönünden daha ileri bir inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.
72. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. İnsan Haysiyetiyle
Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
Yönünden
(1) Genel
İlkeler
73. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı
kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu
usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı
olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını
sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir
soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir
şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu
görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen
olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 110).
74. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka
aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye
tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde
Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel
amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle
birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını
gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde
sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet
görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan
kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).
75. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına
soruşturma yapılmamış olması yahut yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü
muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,
resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile
işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda
soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,
bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve
bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 116).
76. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve
cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.
Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma
makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların
tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü
muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve
derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları
ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını
temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
77. Ceza soruşturmasının etkinliğini sağlayacak hususlardan biri
de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu
denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda mağdurun meşru menfaatlerini
korumak için gerekli olduğu ölçüde sürece katılması sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).
78. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın
soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir
analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına
yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü
bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de
gerekmektedir (Cemil Danışman, B.
No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
79. Miting alanında muhalif bir pankart açması nedeniyle
Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan
aynı gün soruşturma açıldığı, başvurucunun şikâyet dilekçesi vermesi üzerine
6/3/2014 tarihinde (olaydan üç gün sonra) kolluk personeli hakkında kasten
yaralama suçundan soruşturma başlatıldığı görülmektedir (bkz. § 14).
Dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığınca makul bir süre içinde kötü muamele
iddialarıyla ilgili olarak resmî bir soruşturma başlatıldığı açıktır.
80. Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen farklı soruşturmalar
kapsamında başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesinin iki kez alındığı, iki kez
ise adli kollukta müşteki ve şüpheli sıfatlarıyla ifadesine başvurulduğu
görülmektedir. Başvurucu olay sonrasında TİHV"de bir
doktor tarafından hakkında düzenlenen sağlık raporunu soruşturma dosyasına
sunmuş, bu rapor hakkında da kovuşturmasızlık kararında yargısal bir
değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca başvurucunun birçok kez soruşturma dosyasına
dilekçe ve ekinde kamera kaydı gibi deliller sunabildiği ya da bir işyeri
güvenlik kamera kaydının temini gibi çeşitli taleplerde bulunabildiği de
anlaşılmaktadır. Söz konusu bu talep ve delillerle ilgili olarak Cumhuriyet
Başsavcılığınca gereken özenin gösterilerek inceleme ve delil toplama çabasının
sarf edildiği de soruşturma dosyasından tespit edilebilmektedir (bkz. § 21).Bu
kapsamda istediği delilleri sunabilen ve makul talepleri karşılanan
başvurucunun soruşturmaya etkin şekilde katılımının sağlanmadığı
söylenemeyecektir.
81. Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıca olay anını gösterme
ihtimali olan güvenlik kamera kayıtları araştırılmış, polis merkezinin içini ve
dışını gösteren kayıtlar dâhil olmak üzere bazı kayıtlar temin edilmiştir.
Başvurucu hakkında hem gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra hem de
gözaltından çıktığında sağlık raporları düzenlenmesi sağlanmış ve bu raporlar
dosyaya alınmıştır. Başvurucunun şikâyetçi olduğu Başbakanlık koruma
polislerinin ifadeleri ile teşhise elverişli fotoğraf ve ses kayıtlarının
Cumhuriyet Başsavcılığınca temin edildiği, bu kayıtlar üzerinden başvurucuya
teşhis işlemi yaptırıldığı da anlaşılmaktadır (bkz. §§ 18, 19). Bu kapsamda söz
konusu dosyada delillerin özenle toplanması ile derinlikli bir soruşturma yürütülmesi
çabasının Cumhuriyet Başsavcılığınca sarf edildiği görülmektedir.
82. Öte yandan başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporlarında
yapılan tespitlerin netliği başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılılığı
değerlendirmesinde oldukça önem arz etmektedir. Ancak söz konusu sağlık
raporlarında yapılan tespitlerde başvurucunun vücudunun çeşitli yerlerindeki
yaralanmalardan bahsedilmesine karşın yaralanmaların -özellikle de şişlik
olarak ifade edilenlerin- ebadı ve şekli konusunda bir değerlendirme yapılmadığı
görülmektedir. Başvurucunun copla darbedildiğini
iddia etmesi karşısında sağlık raporlarındaki eksiklerin söz konusu iddianın
doğrulanması ya da çürütülmesi açısından oldukça önemli olduğuna kuşku yoktur.
Ancak Cumhuriyet Başsavcılığınca bu eksikliğin giderilmesi yönünde ek bir
sağlık raporu alınması ya da Adli Tıp Kurumundan daha detaylı bir sağlık raporu
temini noktasında herhangi bir girişimde bulunulmadığı görülmektedir.
83. Koruma polislerine ilişkin ses ve fotoğraf üzerinde
yaptırılan teşhis işleminde ise başvurucu, hem sesinden hem de görüntüsünden
bir kolluk görevlisini kesin olarak teşhis ettiğini belirtmiştir. Ancak
başvurucunun şüpheli sıfatıyla adli kollukta alınan ifadesinde kendisine kötü
muamelede bulunan kolluk görevlilerini görmediğini, yalnızca seslerini
duyduğunu belirtmesi nedeniyle başvurucunun bu teşhisine Cumhuriyet
Başsavcılığınca itibar edilmediği anlaşılmaktadır. Ancak Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından kolluk görevlilerinin sadece ses kayıtlarının değil
aynı zamanda fotoğraflarının da temin edilmesine ihtiyaç duyulmuş ve bu
kapsamda elde edilen fotoğraflar başvurucuya teşhis için sunulmuştur. Bu
aşamadan sonra yapılan teşhis işleminin fotoğrafa dayanamayacağının söylenmesi
soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların
kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması ilkesi (bkz. § 78) ile
bağdaşmamaktadır.
84. Belirtilen tespitler doğrultusunda başvurucu hakkında
düzenlenen adli rapor içeriği ve anılan teşhis işlemi ile kolluk görevlilerinin
alınan savunmaları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde Anayasa"nın 17.
maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca devletin kötü muamele yasağı kapsamındaki
pozitif yükümlülükleri açısından söz konusu eylem hakkındaki maddi gerçeğin
ortaya çıkarılması için Cumhuriyet Başsavcılığınca ilgililer hakkında kamu
davası açılmasının gerekli olduğu açıktır. Bu doğrultuda taraflar arasındaki
gerekli çelişmenin sağlanabileceği bir kovuşturmanın yapılması sonucunda
belirlenecek maddi gerçeğe uygun bir yargısal sonuca varılması kötü muamele
yasağına ilişkin devletin pozitif yükümlülüğünün bir gereğidir.
85. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. İfade Hürriyetinin
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
86. Başvurucu; bir siyasi bir mitingde muhalif bir pankart
açması nedeniyle gözaltına alındığından ve gözaltında kaldığı bir süre boyunca
kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretlerine maruz kaldığından
yakınmakta, Anayasa"nın 26. ve 34. maddelerinde güvence altına alınan ifade
özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmektedir.
87. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan, §
16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa"nın 26. maddesinde
güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti hakkı kapsamında
incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
89. Somut olayda, başvurucunun ifade açıklamasında bulunmasına
iki farklı kamusal müdahalede bulunulduğu görülmektedir. Bunlardan ilki
başvurucunun gözaltına alınması ve gözaltında darp edilmesidir ki bu müdahale
başvurucu tarafından şikâyet edilen husustur. İkinci müdahale ise başvurucu
hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı
hakaret suçlamasıyla açılan kamu davası ve devam eden ceza
yargılamasıdır. Ceza yargılamasına ilişkin ise başvurucunun bu başvuru özelinde
bir şikâyet ileri sürmediği görülmektedir. Ancak başvurucunun ifade özgürlüğüne
yapılan her iki müdahalenin bir bütün olarak incelenmesi gerektiği, başvurucu
hakkında devam eden ceza yargılaması süreci sona ermeden ifade hürriyeti
açısından yapılacak denetimin eksik kalabileceği değerlendirilmektedir. Keza
Dairenin bozma kararının dayanağı olan anayasal hakkın kötüye kullanımı
gerekçesi (bkz. § 29) konusunda derece mahkemesinin yapacağı yargısal değerlendirme
ve varacağı sonuç bireysel başvuru incelemesi açısından da son derece önemli
bir hâl almıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi başvurucunun ifade özgürlüğünün
ihlal edildiği iddiası hususunda bu aşamada bir değerlendirme yapma gereği
duymamıştır.
90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 26.
maddesinde güvence altına alınan ifade hürriyetinin incelenmesine gerek
olmadığına karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
91. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme
sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar
verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
92. Başvurucu, Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında
koruma altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali
nedeniyle yeniden soruşturma yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde
bulunmuştur.
93. Anayasa Mahkemesi Mehmet
Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair
vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda
ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan
içtihat doğrultusunda, 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu
olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
94. Yapılan inceleme sonucunda, Anayasa’nın 17. maddesinin
üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağının (maddi ve usul boyutu itibarıyla) ihlal edildiği sonucuna
varılmıştır.
95. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki
yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere
Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2014/2801) gönderilmesine
karar verilmesi gerekir.
96. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali
nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında
başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
97. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için
başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal
arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge
sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
98. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın başvuru yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İfade hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın
İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma
yapılmak üzere Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701.90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.