
Esas No: 2015/14046
Karar No: 2015/14046
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
FİLİZ KOÇAK DEMİR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/14046) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Yücel ARSLAN |
Başvurucular |
: |
1. Filiz KOÇAK DEMİR |
|
|
2. Adem Yavuz KAYA |
|
|
3. Beyhan YALÇIN |
|
|
4. Feza ALMAZ |
Vekilleri |
: |
Av. Sevgi KARADUMAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucuların üyesi oldukları sendikanın
çağrısı üzerine bir gün göreve gelmemeleri nedeniyle disiplin cezası ile
cezalandırılmalarının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular (B. No: 2015/14046, 2015/14047, 2016/127 ve
2016/2783) sırasıyla20/8/2015 (ilk iki başvuru), 5/1/2016 ve 12/2/2016
tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin
Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2015/14047, 2016/127 ve 2016/2783 numaralı bireysel başvuru
dosyaları, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle
2015/14046 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve incelemenin
2015/14046 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar
verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini
belirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olayın Arka Planı
8. Anayasa Mahkemesinin Oğulcan
Büyükkalkan ve diğerleri (B. No:
2014/17226, 10/1/2018, § 8) kararında başvurucuların eylemlerine esas teşkil
eden sendika kararının dayanak gösterilen Gezi Parkı olayları hakkında şu
bilgiler yer almıştır:
"8. Türkiye İnsan Hakları Kurumu
tarafından Ekim 2014"te yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu"nda (rapor) yer
alan bir kısım tespit şöyledir:
a. Gezi Parkı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde
Taksim Meydanı’nın yakınlarında konumlanan bir şehir parkıdır. Gezi Parkı"nın
bu ismi alması ve söz konusu mekânda gerçekleşen değişimler, Gezi Parkı
olayları vesilesiyle gündeme gelmiş; konuya ilişkin birçok açıklama yapılmış ve
tartışma yürütülmüştür.
b. Gezi Parkı olayları,
İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’nda yapılmak istenen çevre
düzenlemelerine engel olmak için 27/5/2013 tarihinde iş makinelerinin Gezi
Parkı"na girmesiyle başlamış ve haziran-temmuz aylarında yoğunlaşarak
Türkiye’nin birçok iline yayılmış toplantı ve gösteri yürüyüşleridir.
c. Gezi Parkı olaylarının
kronolojik gelişimine dair bir kısım bilgi şöyledir:
i. 27/5/2013: Taksim yayalaştırma projesi
kapsamında, Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi"ne bakan duvarının 3 metrelik
kısmının gece 22.00 civarında yüklenici firmaya ait iş makineleri tarafından yıkılması
ve beş ağacın yerinden sökülmesi üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarından
oluşan Taksim Dayanışması üyelerinin de bulunduğu yaklaşık 20 kişi iş
makinelerini durdurarak parkta nöbet tutmaya başlamıştır.
ii. 28/5/2013: Ağaçların sökülmesini engellemek
için durumdan haberdar olan birçok kişi parka gelmiş, eylemciler ile
eylemcilere ait parktaki çadırları sökmek isteyen zabıtalar arasında arbede
yaşanmıştır.
iii. 30/5/2013: Kolluk kuvvetleri tarafından
saat 05.00 civarında parktaki eylemcilere müdahale edilmiştir. Kaldırılan
çadırların bir kısmı yakılmış, geri kalanına el konulmuştur. İnşaat ekibi
parktaki çalışmalarına tekrar başlamıştır.
iv. 31/5/2013: Saat 04.30 sıralarında parkta
bulunanlara müdahale edilmiş, park boşaltılarak parka girişler polis
bariyeriyle kapatılmış, parkın boşaltılmasından sonra Taksim Meydanı ve
çevresinde toplanan göstericilere biber gazı ve basınçlı su kullanılarak
yapılan müdahaleler sonucunda birçok kişi yaralanmıştır. Protestolar başka
şehirlere de yayılmış, özellikle Ankara ili merkezinde birçok eylem
yapılmıştır.
v. 1/6/2013: Gezi Parkı eylemine müdahale eden
polisin güç kullanımını protesto eylemleri tüm Türkiye’ye yayılmış, kolluk
görevlilerince Ankara Kızılay Meydanı’nda toplanan gruplara yoğun olarak gaz
bombası atılmıştır. İçişleri Bakanı48 ilde 90"ın üzerinde eylem yapıldığını,
939 kişinin gözaltına alındığını; 53"ü vatandaş, 26"sı polis olmak üzere toplam
79 kişinin yaralandığını ve bu yaralıların 19"unun İstanbul"da tedavilerinin
devam ettiğini açıklamıştır.
vi. 2/6/2013: İçişleri Bakanı 67 ilde 235
eylem yapıldığını, 1.730 kişinin gözaltına alındığını, 115 güvenlik
görevlisinin yaralandığını, 58 kişinin tedavisinin devam ettiğini ve 6 kişinin
yoğun bakımda olduğunu açıklamıştır.
vii. 3/6/2013: İzmir Karşıyaka’da bulunan
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ilçe binası göstericiler tarafından ateşe
verilmiş, İstanbul Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında çatışma yaşanmış;
polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale ederken eylemciler kaldırım
taşlarından barikatlar kurmuş; polise taş ve molotof
kokteylleriyle karşılık vermiştir.
viii. 4/6/2013: İstanbul Adliyesinde, ülke
çapındaki gösterilerde yaşanan polis müdahalesi avukatlar tarafından protesto
edilmiş; İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisine yürümek isteyen ve
“Dağılın!” uyarısını dikkate almayan gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla
müdahale etmiştir.
ix. 5/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu
temsilcileri Başbakan Yardımcısı ile görüşme yapmış ve taleplerini
iletmişlerdir. Bu platforma katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu
(KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği
(TTB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türkiye genelinde iş
bırakma eylemi başlatmıştır.
x. 6/6/2013: İçişleri Bakanı 915 kişinin
hastaneye kaldırıldığını, 79 kişinin tedavisinin sürdüğünü, 4 kişinin hayati
tehlikesinin devam ettiğini ve 8 kişinin yoğun bakımda bulunduğunu, 516 kolluk
görevlisinin yaralandığını açıklamıştır.
xi. 9/6/2013: Taksim Dayanışma Platformu,
Taksim Meydanı’nda geniş katılımlı miting düzenlemiştir.
xii. 11/6/2013: Kolluk kuvvetleri on gün
aradan sonra sabah erken saatlerde göstericilerin hazırladığı barikatları
aşarak Taksim Meydanı"na gelmiş; kısa sürede meydana hâkim olan polis,
meydandaki pankartları indirmiştir. Polisin Gezi Parkı"na müdahalesi sonucu
protestocularla kolluk kuvvetleri arasında çatışmalar yaşanmıştır.
xiii. 12/6/2013: Sabah saat 04.00’e kadar
süren olaylar, polisin meydandan çekilmesi ile sakinleşmiştir. Aynı gün
Başbakan, Gezi Parkı’ndaki eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile
Ankara’da bir araya gelmiştir.
xiv. 14/6/2013: Başbakan, Gezi Parkı’ndaki
eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile ikinci kez bir araya
gelmiştir.
xv. 15/6/2013: Taksim Dayanışması üyeleri
eylemlerini sadece Taksim Dayanışması çadırında sürdürüleceklerini, park ve
çevresindeki diğer çadırlar, flamalar ve bayrakların indirileceğini açıklamış;
bu doğrultuda saat 16.00 civarında Taksim Platformuna ait olanlar haricindeki
diğer flama ve bayraklar indirilmiş, ayrıca Gezi Parkı’ndan meydana açılan
bölgedeki barikatlar temizlenmiştir. Bazı grupların alanda kalmaya devam
edeceklerini beyan etmesi üzerine saat 17.30’dan itibaren kolluk kuvvetleri
parktaki göstericilere dağılmaları yolunda anons yapmaya başlamış, gaz
sıkılmış, saat 20.50’de müdahale başlamıştır. Kısa sürede kolluk kuvvetleri
Gezi Parkı’na girmiş ve park girişe kapatılmıştır.
xvi. 24/6/2013: Olayların yaşandığı Gezi
Parkı"nda haber yapmaya çalışan basın mensuplarına yönelik müdahale ve
gözaltılar gerçekleşmiştir.
xvii. 6/7/2013: Taksim Dayanışmasının çağrısı
üzerine Gezi Parkı"na gelen kişilere polis müdahale etmiştir.
d. Olayların çevreci bir saikle başladığını, bireylerin yaşadıkları çevreye ilişkin
kararların kendilerine sorulması talebini ortaya koyduklarını ifade edenler
olduğu gibi yerleri değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını,
hareketin iktidara karşı yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu belirtenler
ve polisin sert müdahalesini Başbakanlık binasının ele geçirilmeye çalışılması,
kamu ve özel kişilerin mallarına zarar verilmesi ile ilişkilendirenler de
mevcuttur.
e. İçişleri Bakanlığı
verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013 tarihleri arasında 80 ilde Gezi Parkı
olayları çerçevesinde 5532 eylem/etkinlik gerçekleştirilmiş, bu eylem ve etkinliklere
3.611.208 kişi katılmış, olaylara ilişkin 104.519 emniyet personeli
görevlendirilmiş, söz konusu gösterilerden 164’üne müdahalede bulunulmuş, bir
komiser yüksekten düşme nedeniyle şehit olmuş, üçü silahla ve ikisi bıçakla
olmak üzere 697 güvenlik görevlisi yaralanmış, olaylar sırasında yaşamını
yitiren dört sivil vatandaşın ölümüyle ilgili adli ve idari soruşturma
yürütülmüş, olaylara ilişkin gözaltına alınan 5513 kişiden 148"i tutuklanmış,
görevlendirilen polislerden 127"si hakkında uygulamaları nedeniyle
araştırma/soruşturma işlemleri yapılmıştır.
f. Gezi Parkı olayları
sırasında yaralanma ve ölüm olayları da yaşanmıştır. TTB verilerine göre kamu
hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda
kurulan revirlere toplam 8.163 kişi yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan
106"sı kafa travmasına uğramış, 63"ü ağır yaralanmış, 11"i gözünü
kaybetmiştir."
B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler
9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucular sırasıyla 1975, 1977, 1964 ve 1969 doğumlu olup
Ankara Mamak Belediyesinde (İdare) memur olarak görev yapmaktadır. Başvurucular
Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN veya
Sendika) üyesidir.
11. 1990 sonrası kurulan TÜM BEL-SEN, yerel yönetimlerde
(belediye ve il özel idareleri) memur
statüsünde çalışanların örgütü olup ülke çapında örgütlenen Sendikanın 43 şube
ve 12 il temsilciliği bulunmaktadır. Anılan Sendika, ulusal düzeyde Kamu
Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve uluslararası düzeyde bütün
dünyada kamu sektöründe örgütlü sendikaların üst örgütü olan Kamu Hizmetleri
Enternasyonali (PSI) ve Avrupa Kamu Hizmetleri Sendikaları Federasyonu (EPSU)
üyesidir.
12. TÜM BEL-SEN"in bağlı olduğu KESK
16/6/2013 tarihinde şu şekilde bir karar almıştır:
"İstanbul Taksim Gezi
Parkı"na sahip çıkma amaçlı başlayan demokratik ve meşru tepkiler karşısında
aralarında üyelerimizin de bulunduğu binlerce yurttaşımızın yaralanmasına, dört
vatandaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan Hükümetin baskıcı ve şiddeti
esas alan uygulamalannı protesto etmek amacıyla;
Konfederasyon tüzüğümüzün
"Konfederasyonun Amaçları" başlıklı dördüncü maddesi"nde
sayılan;
"Toplumun karar süreçlerinde örgütlü
olarak söz sahibi olduğu; devletten ve piyasadan azami ölçüde arındırılmış
kamusal alanda eşit, ücretsiz, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde kamu
hizmetini savunur. Konfederasyon, tüm maddi değerlerin yaratıcısı emeğin en
yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve
özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinciyle...
b) Çalışma yaşamında ve hayatın diğer
alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal,
yasal, kültürel, mesleki, hukuksal, özlük haklaını ve
çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi;
c) Evrensel insan hakları belgelerine dayanan
ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri
eksiksiz yaşama geçirmek için mücadele etmeyi;" amaçlarımız doğrultusunda,
DİSK, TMMOB, TTB ve TDHB ile birlikte, bağlı
sendikalarımız üyelerinin; 17 Haziran 2013 tarihi sabahında işyerlerinde
bildiri okumaları ve üretimden gelen gücü kullanarak işyerlerinden çıkıp tüm
illerde merkezi alanlarda basın açıklamaları yapmaları ..."
13. Sendikanın bağlı olduğu KESK"in
aldığı iş bırakma kararı üzerine 17/6/2013 tarihinde başvurucular görevlerine
gelmemiştir.
14. TÜM BEL-SEN"in bağlı olduğu KESK"in kararı doğrultusunda bir gün göreve gelmeyen
başvurucular hakkında mazeretsiz olarak göreve gelmedikleri gerekçesiyle
başlatılan disiplin soruşturması sonucunda başvuruculardan Filiz Koçak Demir ve
Feza Almaz"a tekerrür nedeniyle kınama cezası, diğer
başvuruculara ise uyarma cezası verilmiştir.
15. Başvurucular disiplin cezalarının iptali talebiyle idare
mahkemeleri nezdinde dava açmıştır. Başvurucular yönünden işleyen yargısal
süreçler şu şekildedir:
1. Filiz Koçak Demir
Yönünden
16. Başvurucunun açtığı davada Ankara 3. İdare Mahkemesi 26/9/2014
tarihinde işlemin iptaline karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin disiplin
cezasının iptaline ilişkin kararında; Anayasa"nın 90. maddesi, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Kaya ve Seyhan/Türkiye (B. No: 30946/04,
15/9/2009) kararına atıfta bulunarak başvurucunun üyesi bulunduğu sendikanın
bağlı olduğu Konfederasyonun aldığı karar doğrultusunda düzenlenen eyleme
katıldığının açık olduğu, bu nedenle sendikal faaliyet kapsamında görev yerini
terk etmek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiği belirtilmiştir.
17. İdarenin karara itiraz etmesi üzerine Ankara Bölge İdare
Mahkemesi 1. Kurul (Bölge İdare Mahkemesi) 4/3/2015 tarihinde ilk derece
mahkemesinin kararının bozulmasına ve yaptığı esas incelemesi sonucu davanın
reddine karar vermiştir. Başvurucu, kararın düzeltmesi talebinde bulunmuştur.
Bölge İdare Mahkemesi 3/7/2015 tarihinde talebi reddetmiştir.
18. Bölge İdare Mahkemesinin iptal kararını bozduğu ve esastan
inceleme sonucu davayı reddettiği kararın ilgili kısımları şöyledir:
"2013 yılında Mayıs ayının sonlarında
İstanbul ilinde Taksim Gezi Parkında gösteriler yapılmış, bunun sonucunda bazı
olaylar meydana gelmiş ve belirli bir süre bu olayların polis gösterici
çatışması halinde devam etmiş, söz konusu yerde kamuya açık alanlar
göstericiler tarafından işgal edilmiş, kamuya ait eşyalar tahrip edilmiş ve
kamu düzeni ile asayişin bozulmuş olduğunun görüldüğü, [KESK] yetkili kurullarınca alınan karar yukarıda anılan [AİHS]"de toplantı yapma hakkının asayişin bozulmaması
şartına aykırı olduğu, Taksim Gezi Parkı olaylarına bakıldığında günlerce o
bölgede kamu düzeninin ve asayişin sağlanamadığı görülmektedir.
Bakılan davada davacının Taksim Gezi Parkı
olaylarında hükümetin baskıcı ve şiddete dayalı müdahalesini protesto etmek
amacıyla yani sendikal faaliyet kapsamı dışında bir amaçla 17 Haziran [2013] günü işyerini terk ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, [başvurucunun] da üyesi olduğu sendikanın almış olduğu karar
doğrultusunda 17 Haziran [2013]
tarihin de görev yerini terk etmesinin sendikal faaliyet kapsamı dışında Taksim
Gezi Parkı olaylarında hükümetin baskıcı ve şiddete dayalı müdahalesini
protesto etmek amacıyla yapıldığı, bu durumun ise[AİHS]"de düzenlenen toplantı hakkı çerçevesinde olmadığı
görüldüğünden, sendikanın almış olduğu karar çerçevesinde özürsüz ve izinsiz
görev mahallini terk ettiği suçu sübut bulduğundan, [başvurucunun] daha önce de aynı fiilden dolayı uyarma cezası
aldığı ve bu [ceza]
kesinleştiğinden, kınama cezası ile tecziyesine ilişkin işlemde hukuka
aykırılık görülmemiştir."
2. Adem Yavuz Kaya
Yönünden
19. Başvurucunun açtığı davayı Ankara 12. İdare Mahkemesi
17/9/2014 tarihinde reddetmiştir. İlk derece mahkemesinin ret kararının ilgili
kısımları şöyledir:
"...her ne kadar[başvurucu] tarafından üyesi bulunduğu sendikanın bağlı olduğu
konfederasyonun yetkili kurullarınca alınan karara uyarak işyerini terkettiği, bunun da sendikal faaliyet kapsamında olduğu
ileri sürülmekte ise de;[başvurucunun] , üyesi olduğu [TÜM BEL-SEN]"in bağlı olduğu [KESK]"in
aldığı bu kararın çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerinin ve
tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, yasal kültürel, mesleki hukuksal
ve özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi hedefleyen amaçları
kapsamında değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla izinsiz olarak işyerine bir gün
gelmemenin ya da işyerinin izinsiz terk edilmesinin sendikal faaliyet
kapsamında mazeret olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varıldığından, özürsüz
ve mazeretsiz işyerini terkettiği sabit olan [başvurucunun] 657 sayılı Kanunun 125/A-b maddesi uyarınca uyarma
cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık
görülmemiştir."
20. Başvurucunun karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare
Mahkemesi 24/2/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucu, kararın
düzeltmesi talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 16/6/2015 tarihinde
talebi reddetmiştir.
3. Beyhan Yalçın Yönünden
21. Başvurucunun açtığı davada Ankara 11. İdare Mahkemesi
16/10/2014 tarihinde işlemin iptaline karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin
disiplin cezasının iptaline ilişkin kararında AİHM"in
Karaçay/Türkiye (B. No: 6615/03,
27/3/2007), Dilek ve diğerleri/Türkiye
(B. No: 74611/01,..., 17/7/2007; Türkçe çevirisinde Satılmış ve diğerleri şeklinde isimlendirilmiştir) kararları
ile AİHS ve 87 No.lu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi"ne atıfta
bulunarak bir değerlendirme yapmıştır. Kararda; AİHS"in
11. maddesi ve AİHM"in benzer davalarda vermiş olduğu
kararların birlikte değerlendirilmesinden bağlı bulunduğu sendikanın çağrısına
uyarak sendikal faaliyet kapsamında söz konusu görev mahallini terk ederek
eyleme katılmış olduğu açık olan başvurucuya, belirtilen fiili nedeniyle
disiplin cezasının verilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı ifade
edilmiştir.
22. İdarenin karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare Mahkemesi
31/3/2015 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına ve yaptığı
esas incelemesi sonucu davanın reddine karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi
iptal kararını bozduğu ve esastan inceleme sonucu davayı reddettiği kararında
başvuruculardan Filiz Koçak Demir"in davasında belirttiği aynı gerekçeye
dayanmıştır (bkz. § 18).
23. Başvurucu, kararın düzeltmesi talebinde bulunmuştur. Bölge
İdare Mahkemesi 11/11/2015 tarihinde talebi reddetmiştir.
4. Feza Almaz Yönünden
24. Başvurucunun açtığı davayı Ankara 6. İdare Mahkemesi
10/9/2014 tarihinde reddetmiştir. İlk derece mahkemesinin ret kararının ilgili
kısımları şöyledir:
"... [başvurucunun] Taksim gezi parkı olaylarında hükümetin baskıcı ve
şiddete dayalı olduğu ileri sürülen müdahalesini protesto etmek amacıyla yani
sendikal faaliyet kapsamı dışında bir amaçla 17 Haziran[2013] günü işyerini terk ettiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, [başvurucunun] da üyesi olduğu sendikanın almış olduğu karar
doğrultusunda 17 Haziran [2013]
tarihinde görev yerini terk etmesinin sendikal faaliyet kapsamı dışında Taksim
Gezi Parkı olaylarında hükümetin baskıcı ve şiddete dayalı olduğu ileri sürülen
müdahalesini protesto etmek amacıyla yapıldığı, bu durumun ise [AİHS]"de düzenlenen toplantı hakkı çerçevesinde olmadığı
görüldüğünden, sendikanın almış olduğu karar çerçevesinde özürsüz ve izinsiz
görev mahallini terk ettiği suçu sübut bulduğundan,[başvurucunun] daha önce de aynı fiilden dolayı uyarma cezası
aldığı ve bu cezanın kesinleştiğinden, kınama cezası ile tecziyesine ilişkin
işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir."
25. Başvurucunun karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare
Mahkemesi 26/5/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucu, kararın
düzeltmesi talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 16/12/2015 tarihinde
talebi reddetmiştir.
26. Bölge İdare Mahkemesinin kararın düzeltilmesinin reddine
ilişkin kararları başvurucuların üyesi olduğu Sendikaya sırasıyla 31/7/2015
(ilk iki başvuruda), 7/12/2015 ve 21/1/2016 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
27. Başvurucular süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
28. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
“Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı”
kenar başlıklı 26. maddesi, “Disiplin
cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar
başlıklı 125. maddesi, 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu"nun "Amaç"
kenar başlıklı 1. maddesi, "Sendika ve
Konfederasyonların Yetki ve Faaliyetleri" kenar başlıklı 19.
maddesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 22/5/2013 tarihli ve
E.2009/63 ve K.2013/1998sayılı kararı (Ahmet
Parmaksız, B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 25-29).
B. Uluslararası Hukuk
29. 17/6/1948 tarihli ve 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve
Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin ILO Sözleşmesi’nin 2., 3. ve 8.
maddeleri; 7/6/1978 tarihli ve 151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının
Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemine İlişkin ILO
Sözleşmesi’nin3., 6. ve 9. maddeleri; 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler
(BM) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi"nin 8.
maddesi, 16/12/1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası
Sözleşmesi"nin 22. maddesi, Avrupa Konseyi"nin 18/10/1961 tarihli ve ETS No. 35
sayılı Avrupa Sosyal Şartı’nın (ASŞ) 5. ve 6. maddeleri, ILO"nun Örgütlenme
Özgürlüğü Komitesi Yönetim Kurulunun Karar ve İlkeleri (bkz. Ahmet Parmaksız, §§ 30-39; Türkiye,
Avrupa Sosyal Şartı ile 3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal
Şartı"nı onaylamış ancak her iki Şart’ın da
örgütlenme ve toplu pazarlık haklarına ilişkin 5. ve 6. maddelerine çekince
koymuştur).
30. AİHM"in kamu görevlilerinin iş
bırakma eylemlerine yaklaşımı şu şekildedir:
i. AİHM, Karaçay/Türkiye
kararında; AİHS"in 11. maddesinin birinci
paragrafının herkesin bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını koruma hakkını
güvence altına aldığını ve devlet memurlarının doğrudan bu haktan mahrum
bırakılmaması gerektiğini belirtmiştir. AİHM, ayrıca ordu, emniyet ve bazı
sektörlerde görev yapan devlet memurlarının, sendikal haklarına kısıtlamalar
getirilmesinin mümkün olduğunu, ancak bu kısıtlamaların resmi görevlerinin
yerine getirilmesinde gerekli olmasının şart olduğunu ifade etmiştir
(Karaçay/Türkiye, § 22) . Bu karara konu olayda devlet memurlarının maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek
amacıyla üyesi olduğu KESK’in düzenlediği
eyleme katılması nedeniyle başvurana uyarma disiplin cezası
verilmiştir(Karaçay/Türkiye, § 37).
ii. AİHM"in
Urcan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN kamuda
çalışan eğitimcilerin koşullarının iyileştirilmesi amacıyla 1 Aralık
2000 tarihinde düzenlenecek bir günlük ulusal grevden yetkilileri haberdar
etmiş ve başvuranlar gösteriye katılıp iş yerlerine gitmemişlerdir. AİHM,
başvuranların EĞİTİM-SEN sendikasının, çalışma koşullarının iyileştirilmesine
dikkat çekmek amacıyla düzenlediği bir günlük greve katıldıkları için sonradan
para cezasına çevrilen mahkumiyet cezasına çarptırıldıklarını ve geçici olarak
kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarına dikkat çekerek şikayet konusu
yaptırımların yasal yoldan bu tür bir greve katılmak isteyen sendika üyelerini
ve diğer kişileri caydırmak amacını güttüğünü tespit etmiş ve başvuranlara
uygulanan yaptırımların demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna
varmıştır (Urcan/Türkiye, §§ 30-36).
iii. AİHM Kaya ve
Seyhan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN üyesi öğretmenlere KESK"in
çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta
olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları
nedeniyle bir gün göreve gelmedikleri için uyarma cezası verilmesinin, her ne
kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin çıkarlarını korumak için
meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı
ve müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği ve bu nedenle
demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna varmıştır (Kaya ve
Seyhan/Türkiye, B. No: 30946/04,15/09/2009, §§ 30-31).
iv. AİHM Dilek ve
diğerleri/Türkiye kararında, KESK, kamu
sektöründe çalışan personele ilişkin kanunun Meclis gündemine taşınması
nedeniyle 2 Mart 1998 tarihinde ulusal düzeyde bir eylem yapma
kararı almıştır. 7:00-15:00 saatleri arası ile 15:00-23:00 saatleri arası
çalışan başvuranlardan iki grup, çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla iş
yavaşlatma eylemi çerçevesinde üç saat süreyle görev yerlerini terk
etmişlerdir. Bu eylem sırasında araçlar gişelerden para ödemeden geçmiştir.
İdare eylem nedeniyle uğradığı zararı tazmin için başvuranlara dava açmış ve
aleyhlerine hukuk mahkemesinde tazminata hükmedilmiştir. Bu durumda AİHS’nin
11. maddesinin hangi koşullarda grev hakkı tanıdığı ve bu madde çerçevesinde bu
hakkın tanımının ne olacağı hususlarına değinmeden AİHM, başvuranların işlerini
üç saat süreyle yavaşlatmalarının, sendikal hakların kullanımı bağlamında toplu
eylem olarak değerlendirilebileceğine kanaat getirmiş ve alınan tedbirin
örgütlenme özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir (Dilek ve
diğerleri/Türkiye, § 57).
Anılan karara göre, AİHS’nin 11. maddesinin 1.
paragrafı; sendika üyelerine çıkarlarını koruyabilmek amacıyla seslerini
duyurmalarına imkan tanımaktadır. AİHS’in 11.
maddesinde yer alan “çıkarlarını korumak için” ifadeleri önemlidir ve AİHS,
sendikanın yapacağı toplu eylem yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını
savunma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Sendika üyeleri tarafından
gerçekleştirilecek olan bu eyleme Sözleşmeci Devletler tarafından izin
verilmeli, eylemin gelişimi ve devamı sağlanmalıdır. O halde sendikanın, üyelerinin
mesleki çıkarlarının korumak amacıyla müdahil olma imkanı bulunmalı ve üyeler,
çıkarlarının korunması yolunda sendikalarının seslerini duyurması hakkına sahip
olabilmelidir (Dilek ve diğerleri/Türkiye, §§ 65,67).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
32. Başvurucular sendikal faaliyetlerinden dolayı disiplin
cezasıyla cezalandırılmaları nedeniyle adil yargılanma, etkili başvuru hakları
ile örgütlenme özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
33. Başvurucular, üyesi oldukları sendikanın bağlı olduğu KESK"in aldığı karar doğrultusunda yasalarla tanınan
haklara dayanarak anayasal hakları çerçevesinde demokratik tepki göstermek
amacıyla bu sendikal eyleme katıldıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular, 87 ve
151 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı hükümleri ile
AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarını dayanak göstererek kendilerine
sendikal faaliyet nedeniyle disiplin cezası verilmesinin örgütlenme
özgürlüklerini ihlal ettiğini öne sürmüşlerdir. Verilen cezaların hafif de olsa
caydırıcı nitelikte olduğunu belirten başvurucular itiraz ve temyiz
aşamalarında etkin ve sonuç alınabilir bir yola ulaşamadıklarını ve bu suretle
etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
34. Anayasa’nın yapılacak değerlendirmede uygulanacak “Dernek kurma hürriyeti” kenar başlıklı 33.
maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve
dernekte üye kalmaya zorlanamaz.
Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik,
kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile
başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında
uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.
...
Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve
kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet
memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da
uygulanır."
1. Uygulanabilirlik
Yönünden
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.
No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
36. Anayasa Mahkemesi önündeki öncelikli mesele, başvurucuların
üyesi olduğu Sendika tarafından alınan karara dayanarak bir gün süreyle iş
bırakmaları üzerine aylıktan kesme disiplin cezasıyla cezalandırılmasına
ilişkin iddialarının sendika hakkı kapsamında incelenip incelenemeyeceğidir.
37. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Ahmet Parmaksız başvurusuna ilişkin kararında; sendikaların
üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik, sosyal hak ve menfaatlerini korumak
ve geliştirmek için yapılan faaliyetleri kapsamında yer almayan ve siyasi
otorite karşısında bir baskı grubu olarak yürüttükleri faaliyetler kapsamında
aldıkları kararlar uyarınca sendika üyelerinin iş bırakma eylemine katılmasını
bireylerin sendikanın çekirdek faaliyet alanında kalmayan eylemleri olarak
değerlendirmiş ve bu eylemler nedeniyle yapılan müdahaleleri Anayasa"nın
sendika hakkına ilişkin 51. maddesi kapsamında değil örgütlenme özgürlüğünü
teminat altına alan 33. maddesi kapsamında incelemiştir (Ahmet Parmaksız, §§ 47-63).
38. İncelenen başvurulara konu olay tarihinde, başvurucunun
üyesi olduğu TÜMBEL-SEN ve onun bağlı olduğu KESK "İstanbul Taksim Gezi Parkı"na sahip çıkma amaçlı başlayan
demokratik ve meşru tepkiler karşısında aralarında Sendika üyelerinin de
bulunduğu binlerce kişinin yaralanmasına, dört kişinin yaşamını yitirmesine
neden olan Hükümetin baskıcı ve şiddeti esas alan uygulamalannı
protesto etmek amacıyla" karar almıştır (bkz. § 12).
39. Anılan karar doğrultusunda başvurucuların işe gelmeyerek
destek verdikleri protesto gösterileri farklı çevrelerce oldukça karşıt
düşüncelerle değerlendirilmiştir. Halkın bir kesimi protesto gösterilerinin
çevreci bir saikle başladığını, bireylerin
yaşadıkları çevreye ilişkin kararların kendilerine sorulması talebini ortaya
koyduklarını düşünmektedirler. Buna karşın halkın bir kesimi ise yerleri
değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını, hareketin iktidara karşı
yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu düşünmekte ve Başbakanlık binasının
ele geçirilmeye çalışılmasının, kamu ve özel kişilerin mallarına zarar
verilmesinin bunun delili olduğuna inanmaktadırlar (bkz. § 8). Gezi Parkı olayları çevreci saiklerle başlamakla birlikte sonrasında Hükûmetin
politikalarına yönelik uzun süren protestolarla devam etmiştir.
40. Tüm bunlar dikkate alındığında sivil toplum örgütlerinin işe
gitmemek biçimindeki eylem kararında siyasi bir amacın ağırlıkta olduğu,
verilmek istenen mesajın temelinde Hükûmete dönük eleştiriler bulunduğu
kanaatine ulaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle iş bırakmak biçiminde bir protestoya
katılması başvurucuların ekonomik ve mesleki çıkarları ile değil genel bir
baskı grubunun bir parçası olmasıyla ilgilidir.
41. Sonuç olarak başvurucular, üyesi oldukları Sendikanın iş
bırakma çağrısı üzerine mazeretsiz işe gitmemeleri nedeniyle disiplin cezasıyla
cezalandırılmıştır. Yukarıda anılan Ahmet
Parmaksız kararında varılan sonuçtan farklı bir değerlendirme yapmak
için bir neden bulunmadığı anlaşıldığından (bkz. § 37) başvurucuların
iddialarının bir bütün olarak Anayasa"nın 33. maddesinde güvence altına alınan
örgütlenme özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
2. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sendika
hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
43. Başvurucuların sendikal faaliyet kapsamında ülke çapında
yapılan iş bırakma eylemine katılması nedeniyle cezalandırılması ile
başvurucuların sendika hakkına yönelik bir müdahale yapıldığı kabul
edilmelidir.
b. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde
belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 33. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Temel
hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...
demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olamaz.”
45. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen
ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın
ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine
uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
46. 657 sayılı Kanun’un 26. ve 125. maddelerinin kanunilik
ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
47. Somut olayda ceza uygulanmasının amacı kamu hizmetlerinin
sürekliliğinin sağlanması diğer bir ifadeyle kamu hizmetlerinin aksamasının
önlenmesidir. Bu amaç da geniş anlamda kamu düzeninin korunması meşru amacı
kapsamında yer alır. Dolayısıyla başvurucuların uyarma veya kınama disiplin
cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin kararın Anayasa"nın 33. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu
düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru
bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum
Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genel
İlkeler
(a) Demokratik
Toplumda Sendika Hakkının Önemi
48. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini korumak
için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum meydana getirerek bir araya
gelme özgürlüğünü ifade etmektedir. Örgütlenme
kavramının Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı
olarak ve eşgüdüm içerisinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme
olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu
olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (Tayfun
Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 31).
49. Örgütlenme özgürlüğü bireylere topluluk hâlinde siyasal,
kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Örgütlenme
özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü düşünceyi
korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler
çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma hakkını da kapsamaktadır
(dernek hakkı yönünden bkz. Hint Aseel Hayvanları Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç, B. No: 2014/4711, 22/2/2017, § 41).
50. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak
amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bir
bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt,
devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara
sahiptir (sendika hakkı ile ilgili bkz. Tayfun
Cengiz, § 31).
51. Sendikalar, dernekler ve vakıflar örgütlenme özgürlüğünün
daha özel şekilleridir. Bununla birlikte bunların faaliyetleri içinde yer
almayan veya bunlarla dolaylı bağlantısı bulunan ve belli sayıda kişinin
sürekli şekilde bir araya gelerek aynı amaca yönelik toplu ifade açıklamaları
ya da eylemleri de Anayasa"nın 33. maddesi çerçevesinde ve örgütlenme özgürlüğü
kapsamında ele alınmalıdır.
52. Örgütlenme özgürlüğü, sınırlanabilir bir haktır ve
Anayasa"da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.
Örgütlenme özgürlüğüne ilişkin Anayasa’nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında
sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik
sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa"nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple örgütlenme
özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa"nın 13. maddesinde
yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa"nın 33. ve 51. maddeleri kapsamında
yapılması gerekmektedir (sendika hakkına ilişkin bkz. Tayfun Cengiz, § 38; Mehmet Yüzgeç, B. No: 2014/2282, 2/2/2017,
§ 30).
53. Anayasa kapsamında örgütlenme özgürlüğünden yararlanan tüzel
kişilikler veya gruplar demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak
görüldüğünden bu özgürlüğe getirilecek sınırlandırmaların demokratik toplum
düzenin gereklerine uygun olup olmadığı sıkı denetim altındadır. Anayasa"nın
33. maddesi temel olarak dernek hakkının ve genel olarak örgütlenme
özgürlüğünün kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine
karşı korunmayı amaçlamaktadır (Ahmet
Parmaksız, § 75).
(b)Müdahalenin
Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
54. Anayasa Mahkemesi demokratik
toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini
daha önce pek çok kez açıklamıştır (sendikalarla ilgili Tayfun Cengiz, §§ 31, 32; Kristal-İş Sendikası [GK], B. No:
2014/12166, 2/7/2015, §§ 53, 70, 74; Birleşik
Metal İşçileri Sendikası, B. No: 2015/14862, 9/5/2018, §§42, 43; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri
[GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 73; derneklerle ilgili Hint Aseel Hayvanları
Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç,
§ 45). Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum
düzeninin gereklerine uygun kabul
edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması
gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile
bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde
temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13.
maddesinde "demokratik toplum düzeninin
gereklerine aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde iki ayrı
kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup
aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir
Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali
Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69,
K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).
55. Örgütlenme üzerindeki sınırlamanın kamu düzeninin korunması
gibi demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması
amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan
tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için
amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek
en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya
yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır
olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı
söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; sendika hakkı bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,
§ 73; Tayfun Cengiz, § 56; Adalet Mehtap Buluryer,
B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; grev hakkı bağlamında bkz. Kristal-İş Sendikası, § 70; ifade
özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir Coşkun,
§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,
7/7/2015, § 51).
56. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin örgütler
kurmak ve bunlara üye olmak suretiyle örgütlü bir şekilde fikirlerini ifade
etme hakları ile Anayasa"nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru
amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir.
Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı
vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları
içinde bir denge kurmaktır (sendika hakkına ilişkin bkz. Tayfun Cengiz, § 37; Kristal-İş Sendikası, § 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,
§ 74; Birleşik Metal İşçileri Sendikası,
§44).
57. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile
başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına
işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun
menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer
bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret
etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin
diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran
açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi
yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan
organların örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlere müdahale ederken bu
özgürlüğün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması
gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların
varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (sendika hakkı
bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri
Sendikası ve diğerleri, § 74; bazı farklılıklarla birlikte toplantı
hakkı bağlamında Dilan Ögüz
Canan, §§ 33, 56; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50). Anayasa Mahkemesi bu özgürlüğün
kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan ve korunması gereken bir
menfaatin ortaya konulmasında başvurucunun eylem türünü, amacını ve niteliğini,
bunun kamu düzenine etkisini ve topluma yüklediği külfeti dikkate alacaktır.
58. Buna göre örgütlenme özgürlüğüne yapılan bir müdahale,
zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal
ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez (Birleşik Metal
İşçileri Sendikası, §43; Kristal-İş Sendikası, § 70; Tayfun Cengiz, § 51). O
hâlde örgütlenme özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin demokratik
toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olup olmadığına, bu bağlamda
toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına ve sınırlamanın
izlenen amaçlarla orantılılığına bakmak gerekecektir.
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
59. Başvurucular üyesi oldukları Sendika tarafından alınan
karara uyarak bir gün süreyle iş bırakmaları nedeniyle uyarma veya kınama
disiplin cezalarıyla cezalandırılmışlardır. Anayasa Mahkemesi önündeki mesele
örgütlenme özgürlüğüneyapılan söz konusu müdahalenin
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesidir.
60. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Ahmet Parmaksız kararında disiplin cezası verilmesinin
sebebini teşkil eden işe gitmeme şeklindeki eylemin amacı ve bu eyleme katılan
sendika üyelerinin sendikal çıkarları ile başvurucuya yönelik disiplin cezası
sendikal hakların niteliğiyle birlikte ele alınmış ve örgütlenme hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımlarına aşağıda yer
verilmiştir:
"82. Ülkemizde kamu görevlilerinin grev
hakkı bulunmamakla birlikte üyesi oldukları sendikaların, üyelerinin mesleki
çıkarlarıyla ilgili kararları doğrultusunda iş bırakma şeklindeki eylem türüne
başvurabilmekte ve yaptırımla karşılaşabilmektedir. Belirtmek gerekir ki iş
bırakma eylemleri karşısında idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak
hareket etmesini sağlayacak mevzuat düzenlemeleri bulunmamaktadır.
83. Bununla birlikte yargı kararlarında
Anayasa"nın 51. maddesi kapsamında kalan ve sendikaların üyelerinin çalışma
ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek
için yapılan faaliyetler kapsamında ve kamu gücünü zorlamak amacıyla durumun
kesinlikle gerektirdiği hâllerde işe gidilmemesi hâlinde kişinin mazeret iznini
kullandığı kabul edilmektedir (Tayfun Cengiz, §§ 59, 61). Nitekim Anayasa
Mahkemesi kamu görevlilerinin çıkarları kapsamında kalan özlük ve parasal
hakları, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi
konulara dikkat çekilmesi ve kamuoyu oluşturulması amacıyla sendikaların
aldıkları kararlar uyarınca iş bırakma eylemlerine katılan kişilere disiplin
cezası verilmesini sendika hakkına müdahale olarak kabul etmiştir (bkz. § 49).
84. Sendikaların somut olayda aldığı başvuru
konusu eylemin dayanağı olan kararlar ise Türkiye sınırları dışındaki bir
savaşa Türkiye"nin müdahil olup olmaması ve devletin uluslararası
politikalarıyla ilgilidir. Sendikaların eylem çağrısından üç gün önce bir
siyasi parti olan HDP, iktidar partisinin politikalarını eleştirmiş ve halkı
direnişe çağırmıştır (bkz. § 10). Kobani olaylarına
bağlı çağrıların siyasi amacının öne çıktığı açıktır. Buna göre, sendikaların
aldıkları kararların da siyasi otorite karşısında sendikaların bir baskı grubu
olarak yürüttüğü ve siyasi yönü ağır basan faaliyet alanında olduğu sonucuna
ulaşılmıştır.
85. Anayasa"nın 128. maddesinde; devletin, kamu
iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği
belirtilmiştir. Kamu hizmeti ise geniş tanımıyla devlet ya da diğer kamu tüzel
kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında ortak
ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş sürekli
ve düzenli etkinliklerdir (AYM, E.2013/88, K.2014/101, 4/6/2014). Bu kapsamda
devlet kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için kamu hizmetlerini yürüten
görevlilerin haklı bir mazerete dayanmayacak şekilde görevlerine ara
vermelerini engellemeye yönelik tedbirler öngörebilir (Mustafa Hamarat [GK], B.
No: 2015/19496, 17/1/2019, § 57).
86. Öte yandan başvurucu, bir kamu
görevlisidir ve normal vatandaşlardan farklı olarak birtakım yükümlülüklere ve
yasaklara tabidir. Kişinin kamu görevlisi olması, kendisine sağladığı birtakım
ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı,
diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir.
Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bazı ayrıcalıklardan yararlanmanın
yanında bu statünün gerektirdiği külfetlere de katlanmayı kabul etmiş
sayılmakta ve kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve
sınırlamaları zorunlu kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, §
38; Mustafa Hamarat,§ 60).
87. Bu kapsamda başvurucunun üstlenmiş olduğu
kamu hizmetini kesintisiz olarak yerine getirme ödevi vardır. Bu ödev ise kamu
hizmetlerinin sürekliliği ilkesinin doğal bir sonucudur. Bir kamu görevlisi
kanunun öngördüğü hâller ve mücbir sebep dışında işini bırakamaz. Diğer bir
ifadeyle kamu görevlisinin işinin başında bulunma ödevi vardır. Dolayısıyla
kamu görevlisinin kanunların izin verdiği ve öngördüğü koşullar dışında işi
bırakması, bu ödeve aykırılık teşkil eder (Mustafa Hamarat, § 61).
88. Açıklanan nedenlerle sendika üyelerinin
mesleki çıkarlarıyla doğrudan ilgili olmayan amaçlarla iş bırakma biçimindeki
bir eyleme müdahale ederken devletin sahip olduğu takdir marjının daha geniş
olacağı kabul edilmelidir. Bir kamu görevlisinin üstlendiği kamu hizmetini
kesintisiz olarak görme ve işinin başında bulunma yükümlülüklerini sağlamak
adına anayasal güvencelere dayalı düzenlemeler yapılabilir. Nitekim ilgili
kanunlarda yer alan hükümlerin başvurucunun davranışlarını düzenlemek
bakımından yeterince açık olmadığı da ileri sürülmemiştir. Bir öğretmen ve kamu
görevlisi olan başvurucunun ifade özgürlüğü veya toplantı ve gösteri özgürlüğü
de dâhil tüm haklarını kullanırken -bahsi geçen yükümlülükleri nedeniyle-
anılan kanunların öngördüğü koşullara titizlikle riayet etmesi gerektiği
açıktır.
89. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında
Anayasa Mahkemesi tarafından şu sonuçlara ulaşılmıştır: İlk olarak sendikalar
Anayasa ve kanunlara aykırı olmayan herhangi bir amacı gerçekleştirmek için
faaliyet yapabilirler. İkinci olarak başvuruya konu eylem, sendika üyelerinin
ekonomik ve sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır
basan bir amaca sahiptir. Üçüncü olarak kamu görevlilerinin iş bırakmak veya
işe gitmemek şeklindeki eylemleri devlet idaresinin işleyişini ve toplum
hayatını önemli ölçüde etkiler. Bu sebeple de ancak çok dar alanda
desteklenebilecek bir eylem türüdür. Son olarak sendika üyelerinin ekonomik ve
sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir
amaçla işe gitmemek şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet
idaresinin ve toplumun katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine
ulaşılmıştır.
90. Bu sebeplerle kamu otoritelerinin sahip
olduğu takdir payı da gözetildiğinde başvuru konusu olayda kamu hizmetlerinin
sürekliliğinin sağlanması amacı bakımından başvurucunun örgütlenme özgürlüğüne
yapılan müdahalenin onun siyasal hayata katılımını engelleyici veya önemli
ölçüde zorlaştırarak etkisini ortadan kaldıracak mahiyette olmadığı kanaatine
varılmıştır. Başvurucuya iki gün iş bırakma eylemi nedeniyle disiplin cezası
verilmesi şeklindeki müdahalenin demokratik toplumda zorlayıcı bir toplumsal
ihtiyaca karşılık geldiği kabul edilmelidir.
91. Somut olayda başvurucuya yüklenen külfeti
dengeleyici mekanizmaların bulunduğu da görülmektedir. Sendikaların demokratik
hayatın yaşamsal bir unsuru olarak kamuoyuna ve kamusal yetki kullanan kişilere
seslerini duyurmak ve taleplerini dile getirmek için sayısız fırsatı
bulunmaktadır. Söz konusu sonucun ağırlaşmasında daha farklı yöntemlerle
kamuoyunun yönlendirilmesi ve devlet gücü kullanan kişi ve kurumların
etkilenmesi mümkün iken işe gitmeme biçiminde kamu hizmeti alan kişileri
doğrudan etkileyen ve ancak son derece istisnai durumlarda başvurulabilecek bir
yöntemi benimseyen sendikaların ve sendika kararları doğrultusunda hareket eden
başvurucunun payının büyük olduğu değerlendirilmiştir.
92. Sonuç olarak yukarıda yapılan açıklamalar
da gözönüne alındığında mevcut başvuruda örgütlenme
özgürlüğüne yönelik müdahalenin başvurucunun örgütlenme özgürlüğünü aşırı
derecede sınırlamadığı ve kamu hizmetlerinin sürekliğini sağlamaya yönelik
meşru amaç karşısında başvurucuya alt sınırdan verilen aylıktan kesme cezasının
orantısız olmadığı kanaatine varılmıştır."
61. Somut başvurularda, disiplin cezalarının sebebini teşkil
eden eylem ülkenin iç siyasetine ilişkin sosyo-politik
unsurların ağırlıkta olduğu bir amaca (bkz. §12) yönelik olup eylemin konusunun
sendikaların çekirdek faaliyet alanında kalmadığı görülmektedir. Eylemin bu
amacı ile bir gün iş bırakma şeklindeki niteliği (bkz. § 13) dikkate
alındığında yapılan müdahalede devletin takdir marjının daha geniş olduğu kabul
edilmelidir. Bu nedenle sendika üyelerinin ekonomik ve sosyal menfaatleriyle
doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir amaçla işe gitmemek
şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet idaresinin ve toplumun
katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
62. Sonuç olarak, yukarıda yer verilen Ahmet Parmaksız kararında ulaşılan
sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından müdahalenin toplumsal
bir ihtiyaca karşılık geldiği ve başvuruculara en alt derecedeki disiplin
cezası olan uyarma cezası verilmesi, iki başvurucuya ise tekerrür nedeniyle
kınama cezası verilmesi dikkate alınarak müdahalenin izlenen meşru amaçla
orantılı olduğu değerlendirilmiştir.
63. Açıklanan nedenlerle, disiplin cezası verilmesi şeklinde
yapılan müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan
Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme
özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.