
Esas No: 2016/37380
Karar No: 2016/37380
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HANNAN YILBAŞI BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/37380) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Murat
BAŞPINAR |
Başvurucu |
: |
Hannan YILBAŞI |
Vekili |
: |
Av. Ekrem
Bahadır MERCANTAŞ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,
tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,
tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması
nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı sürecinde kamu
görevlilerinin davranışları ile gözaltı koşullarının insani olmaması ve ceza
infaz kurumunda tek kişilik hücrede tutulmama nedenleriyle kötü muamele
yasağının, kendi seçtiği bir avukat yardımından yararlanamama ve dosyadaki
kısıtlama kararından dolayı suçlamalar hakkında yeterli bilgiye sahip olamama
nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat olması
nedeniyle 2017/5256 ve 2017/5257 numaralı başvuruların 2016/37380 numaralı
başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/37380 numaralı başvuru dosyası
üzerinden yürütülmesine ve diğer başvuru dosyalarının kapatılmasına karar
verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı
karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl
ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu
makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün
arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son
yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz
ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da
doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan
ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında
soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin
de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının
bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında
gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).
11. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme
(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri
uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya
kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek
Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.
12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda
FETÖ/PDY"nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul
etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde
(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz
mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde
verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir
[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY"nin
silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.
13. FETÖ/PDY"nin (genel özelliklerine
ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak
soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,
başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere
maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).
B. Başvurucuya İlişkin
Süreç
14. Başvurucu, İzmir İdare Mahkemesi üyesi olarak göreve
başlamış; sonrasında ise Konya İdare Mahkemesi üyeliği, Konya İdare Mahkemesi
başkanlığı, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi başkanlığı yapmıştır.
15. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)
tarafından 24/2/2011 tarihinde Danıştay üyeliğine atanmıştır. Başvurucunun
Danıştay üyeliği 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun"la 6/1/1982 tarihli ve
2575 sayılı Danıştay Kanunu"na eklenen geçici 27. madde kapsamında sona
ermiştir. Başvurucu, HSYK"nın 24/8/2016 tarihli kararı
ile meslekten ihraç edilmiştir.
16. Başsavcılık; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe
teşebbüsü ile ilgili olarak örgüte üye olduğu değerlendirilen Yargıtay,
Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleri hakkında, cebir ve şiddet
kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın öngördüğü düzeni ortadan
kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü
kurma, yönetme ve üye olma suçlarından dolayı 16/7/2016 tarihinde E.2016/103606
sayılı soruşturmayı başlatmıştır.
17. Bu kapsamda Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Savcılığın talebi
üzerine 17/7/2016 tarihinde, anılan suçlardan yürütülen soruşturmaya ilişkin
olarak şüpheli veya müdafiinin dosyayı incelemesinin
soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması nedeniyle 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 153. maddesi gereğince
dosyaya erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.
18. Başvurucu, Danıştay üyesi olarak
görev yapmaktayken anılan soruşturma kapsamında 16/7/2016 tarihinde gözaltına
alınmıştır.
19. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifade vermiştir.
Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de
hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY ile
bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik sorular yöneltilmiştir. Bu
kapsamda FETÖ/PDY"ye ait evlerde, yurtlarda kalıp
kalmadığı, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para
yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi
sınav komisyonlarında ve soru hazırlayan komisyonlarda görev alıp almadığı,
darbe girişimi sonrasında görev alıp almadığı sorulmuştur.
20. Başvurucu ifadesinde özetle hayatının hiçbir döneminde
paralel yapıyla bağlantısının bulunmadığını, bu yapıyla birlikte hareket ettiği
iddiasının iftira olduğunu beyan etmiştir. Başvurucunun ifadesi şöyledir:
"Ben 1987 İstanbul Şehremini Lisesi
mezunuyum. Bu dönemde İstanbul"da oturan ailemin yanında kaldım. 1989 yılında
girdiğim Ankara Siyasalı 1993 yılında bitirdim. Ailemin ekonomik durumu iyi
olduğu için tek başıma tuttuğum kiralık evde kaldım. Annem ve babamda zaman
zaman gelip bu evde benimle birlikte kalırlardı. Hayatımın hiç bir döneminde
geçmişte adına hizmet hareketi şimdi terör örgütü denilen paralel yapıyla bir
temasım olmamıştır.Ben
onların yurtlarında, evlerinde, pansiyonlarında kalmadım, öğrenci
faaliyetlerine katılmadım. Meslek hayatımda da bu kişilerle bir bağım ve
mensubiyetim olmamıştır. Ancak sosyal hayatta her kesimden insanlarla
karşılaşmamız ve temasımız olduğu gibi bu yapıya mensup kişilerle de
kendilerini sorgulamadan görüşmüşlüğüm olmuştur. Hayatımın hiç
bir döneminde himmet ya da başka bir ad altında bu yapının mensuplarına,
derneklerine ayni veya nakdi yardım yapmadım. İki oğlum var. Çocuklarımdan
hiçbiri bu yapıya ait okullarda okumamıştır. Dersanelerine
de gitmemiştir. Ben hayatımın hiç bir döneminde Bank
Asya"ya para yatırmadım. Yatırmam da . Maaş aldığım
Vakıfbank ile işlem yaparım.
Tahminen 13 yıldan beri 0 505 ... 03 numaralı
telefonu kullanmaktayım. Eşim ve çocuğumun kullandığı telefonlar da benim
adımadır. Ancak ben yalnızca bu numarayı kullanmaktayım. Başka herhangi bir
telefon numaram yoktur. E-posta adresim hannan.yilbasi@hotmail.com"dur.Adalet. gov.tr uzantılı hesabım 2011 de Danıştay
üyesi olunca kapatıldı. Yerine danistay.gov.tr hesabı kullanmaya başladım. Bu
hesap da açıktır. Kendi adıma twitter hesabım vardır
ancak paylaşımım yoktur. Başkaca bir sosyal paylaşım sitesinde de üyelik ve
paylaşımımım yoktur. WhatsApp ya da bir başka sohbet
grup üyeliğim de yoktur.
Ben 1995 idari yargı hakim
adıyı olarak girdiğim mesleğe askerlik nedeniyle 1998
Ağustos da İzmir idare mahkemesi üyesi olarak başladım. Konya İdare Mahkemesi
üyeliği, mahkeme başkanlığı, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi başkanı olarak
atandım. Bu yere taşındıktan bir ay sonra Danıştay üyesi seçildim. Danıştay
üyesi seçilebilmek için kimseyle özel bir temasım görüşmem olmamıştır. HSYK"nın takdiri olarak gerçekleşmiştir. Danıştay"da paralel
yapının mensubu olarak bilenen üyelerle ortak hareket ettiğim iddiası
insafsızlık ve iftiradır. 2014 HSYK Seçimlerinde hiç bir
şekilde şu ya da bu listenin kazanması için kimseye telkinde bulunmadım.
Propaganda yapmadım. Herhangi bir ile gitmedim.
4 kez yurt dışına gittim. Tahminem2007, 2013
veya 2015 yıllarında ailemle Almanya"nın Frankfurt şehrinde bacanağımın evine
misafir olarak gittim. 2014 yılında Danıştay"ın düzenlediği resmi Balkan
gezisine gittim. Tahminen 2013 yılında iki dönem Adalet Akademisinde derse
girdim.
Ben bu
yapıyı Pensilvanya"da çıldırmış, ihtiraslarının
kurbanı olmuş bir kişinin idare ettiği 15 Temmuz darbe girişimine kadar da hoşgörmemekle birlikte yine de tabi olanların bir kısmının
iyi niyetli olabileceğini düşündüğüm bir oluşum olarak görüyordum. Ancak 15
Temmuz darbe girişimindensonra hala bu kişiye iyi
niyetle bakan birisi varsa vatan haini olarak görüyorum. Benim bu darbe
girişiminden önce katiyen haberim yoktu. Olayı 15 Temmuz akşamı saat 23.00
sularında evimde televizyon izlerken CNN Türk"ten öğrendim. Çok korktuk ve çok
endişelendik. Ben böyle bir örgüte üye olmadığım gibi bu örgütün
gerçekleştirdiği darbe teşebbüsünü de alçaklık ve hainlik olarak
nitelendiriyorum.
Ben FETÖ - PDY
silahlı terör örgütüne üye değilim. Darbe girişimine şiddetle karşıyım. Böyle
bir ithamla anılmaktan da utanç duyuyorum. Suçsuzum. Tek ilkem demokratik hukuk
devletinin savucusu olmaktır. Bundansonra
da böyle olmaya devam edeceğim, iftiracılar olmazsa."
21. Başsavcılık 20/7/2016 tarihinde başvurucuyu cebir ve şiddet
kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın öngördüğü düzeni ortadan
kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye
olma suçlarından tutuklanması istemiyle Ankara
8. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.
22. Başvurucunun sorgusu Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğince
20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü
Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, Savcılıktaki
ifadesine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.
23. Başvurucu, Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016
tarihli kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
tutuklanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Şüpheliler ... Hannan
Yılbaşı"nın üzerlerine atılı bulunan silahlı terör
örgütüne üye olma suçunuişlediklerine dair kuvvetli
suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması,
yakın ve somut bir tehdidin halen devam ediyor olması, Danıştay Başkanlık
Kurulunun 17/7/2016 tarih 2016/27 sayılı kararı, Yargıtay 1. Başkanlık
Kurulu"nun 17/7/2016 tarih 244/A sayılı kararı ile Hakimler Savcılar Yüksek
Kurulunun 17/7/2016 tarihli şüpheliler hakkındaki kararları, şüphelilerin kaçma
ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol
uygulamasının yetersiz kalacağından CMK"nın 100.
maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları
kapsamında, isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin
CMK"nın 101. maddeleri uyarınca şüphelilerin ...
tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"
24. Başvurucu 25/7/2016 tarihli dilekçesiyle tutuklama kararına
itiraz etmiş, Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde -Ankara 8. Sulh
Ceza Hâkimliğinin- anılan tutuklama kararında herhangi bir isabetsizlik
bulunmadığı gerekçesiyle itirazı kesin olarak reddetmiştir. Karar gerekçesinin
ilgili kısmı şöyledir:
"... dosyadaki mevcut belge vedeliller, tutanaklar incelendiğinde, delillerin tam
olarak toplanamamış ve karartma ihtimalinin olması ve şüphelinin kaçma
ihtimalinin devam ediyor olması ile atılı suçun katolog
suçlar arasında yer alması karşısında hakimliğin kararının usul ve yasaya uygun
olduğu anlaşıldığından ... itirazın reddine, tutukluluk hallerinin devamına ...
[karar verildi.]"
25. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği 11/9/2016 tarihinde resen
yaptığı inceleme sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar
vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir.
"...
Şüphelilerin dosya içeriğine göre silahlı
terör örgütü olan FETÖ/PDY üyesi olduklarına dair deliller bulunduğu, suçların
niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
olguların bulunması, şüphelilerin kaçma şüphesi altında olduğunu gösteren somut
olguların bulunması, şüphelilerin işlediği iddia edilen suçun henüz
tamamlanmadığı ve tamamlama yönünde ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini yıkmak
için faaliyetlerin devam ettiği şüphesi bulunduğu, bu terör örgütünün Türkiye
Cumhuriyet tarihinde görülen en tehlikeli terör örgütü olup, diğer terör
örgütlerini de yönlendirdiğinin değerlendirildiği, AİHM"nin WEMHOFF/ALMANYA
kararında da belirtildiği üzere "şüphelinin salıverilmesi halinde adaletin
işleyişine zarar verecek faaliyette bulunma tehlikesinin varlığı tutuklama
nedenidir" kararı da dikkate alınarak, delilleri yok etme gizleme değiştirme
ihtimalini gösteren olguların bulunması ve şüphelilere isnat edilen suçun
niteliği, atılı suçun CMK"nın 100/3. maddesinde
öngörülen suçlardan oluşu ve atılı suç ile tutuklama tedbirinin orantılı bir
tedbir niteliğini taşıması dikkate alınarak CMK 108. maddesi uyarınca
tutukluluk hallerinin devamına ... [karar verildi.]"
26. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Ankara 6. Sulh
Ceza Hâkimliği tarafından 10/10/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
27. Başvurucu kararı 15/12/2016 tarihinde öğrendiğini beyan
ederek 20/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
28. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 7/11/2016 tarihinde resen
yaptığı inceleme sonunda benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin
devamına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Ankara 7.
Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/1/2017 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.
29. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 5/12/2016 tarihinde resen
yaptığı inceleme sonunda benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin
devamına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Ankara 9.
Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 21/12/2017 tarihinde kesin olarak
reddedilmiştir.
30. Başvurucu anılan kararları (bkz. §§ 28, 29) 10/1/2017
tarihinde öğrendiğini beyan ederek 27/1/2017 tarihinde 2017/5256-5257 numaralı
bireysel başvurularda bulunmuştur.
31. Başsavcılık kamu davası açılması için 25/10/2017 tarihinde
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlemiştir. Savcılık
fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında
FETÖ/PDY"nin olduğunu belirtmiş; bu yapılanmaya
mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusunda hareket
ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yapıldığına
değinmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine
dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin
mevcut olduğu sonucuna varmıştır. Fezlekede, bu durum dikkate alınarak genel
hükümlere istinaden Başsavcılıkça 16/7/2016 tarihinde başvurucu hakkında
soruşturma başlatıldığı ifade edilmiş ve başvurucunun terör örgütü yöneticisi
olma suçunu işlediği belirtilerek anılan suçu işlediğine dair olay ve olgulara
yer verilmiştir.
32. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23/11/2017 tarihli
iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede; genel hükümlere
göre soruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç
olması nedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin oluştuğu
belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular
özetle şöyledir:
i. HSYK eski üyesi olan İ.O. şüpheli sıfatıyla verdiği
ifadesinde özetle başvurucunun Fetullah Gülen cemaat
mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği otuz yedi bin sicillilerden biri
olduğunu, Fetullah Gülen cemaat mensuplarının
kontenjanından seçildiğini belirtmiştir.
ii. V.B. şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde özetle
başvurucunun Fetullah Gülen cemaat mensubu olması
nedeniyle2011 yılında bu kontenjandan Danıştay üyeliğine seçildiğini, otuz yedi
ve otuz sekiz bin sicilli olduğunu bildiğini, Fetullah
Gülen cemaat mensubu olmasaydı bu sicildeki bir yargı mensubunun 2011 yılında
kesinlikte Danıştay üyesi olamayacağını, kendisi de bu cemaat mensubu olarak Danıştaya üye seçildiğinde sohbet grubunda Y.Ç., S.K. ve
başvurucunun olduğunu belirtmiştir.
iii. B.E., H.E. ve A.Ş., başvurucunun ismini bu yapıya mensup
olanlar arasında saymışlardır.
iv. H.S. ifadesinde özetle 15. Dairede görev yapan Y.Ç., M.G.,
E.A. ve başvurucunun bu yapıya mensup olduklarını belirtmiştir.
v. U.S. ifadesinde özetle seçim döneminde Danıştaydabulunanbaşvurucunun
cemaat listesindeki A.B.yi
desteklemesi konusunda kendisini uyardığını hatta desteklemezsem İstanbul"dan
gideceğimi söylediğini belirtmiştir.
vi. Telefon sinyal bilgilerinin incelenmesi sonucunda yapılan
analize göre başvurucu ile örgütün sivil imamı olduğu iddiasıyla hakkında
soruşturma başlatılanS.A.nın
belirtilen zaman aralığında aynı yerde bulunduklarının tespit edildiği
belirtilmiştir.
33. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin
hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"...
Şüpheli Hannan Yılbaşı"nın FETÖ/PDY örgütünün içerisinde yer alıp terör
örgülü mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu"nda
çoğunluğu ele geçirmelerinden sonra örgüt üyeleri tarafından Danıştay üyeliğine
seçildiği, örgüt mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği 37 bin
sicillilerden biri olduğu, Danıştay üyesi seçildikten sonra da görev yaptığı
dairenin sohbet grubu içerisinde bulunup sohbet adı altındaki örgüt
toplantılarına katıldığı, örgütün 2010 yılından sonra yargı teşkilatı
içerisinde elde ettiği gücü korumak ve önceki uygulamalarını devam ettirmek
için 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerine büyük bir önem verdiği, bu
kapsamda şüphelinin Danıştay üyesi olmasına karşın ilk derece hakimlerinden oy
isteyerek örgüt listesindeki kişilerin seçilmesi için çaba gösterip, oy
vermeyenleri tayinlerinin çıkacağı hususunda tehdit ettiği, örgütün sivil ve
yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve yargılama devam eden
mensupları ile irtibatlı olup birlikte hareket ettiği, örgütün amaçları
doğrultusunda süreklilik ve çeşitlilik arz eden faaliyetlerde bulunmak
suretiyle yapı ile organik bağ içerisinde bulunduğu anlaşılmıştır."
34. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (Mahkeme) 4/12/2017 tarihinde
iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/86 sayılı dosya üzerinden yargılama
başlamıştır. Dairece 7/12/2017 tarihinde yapılan tensiple birlikte başvurucunun
tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili
kısmı şöyledir:
"... Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY
silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin tanık beyanları, dosya kapsamı
ve mevcut delil durumuna göre; sanığın atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç
şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu, örgütün yöneticilik ve üyeliği
suçunun faili pek çok kimsenin halen kaçak olduğu, işlenen suçlara dair
delillerin toplanmaya devam edilmekte olduğu hususları dikkate alındığında
sanığın kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphesi bulunduğu, müsnet suçun CMK"nın 100/3
maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, suçun vasıf ve mahiyeti ile
kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate alındığında verilen tutuklama
tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada hükmedilecek adli kontrol
tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklanmasından sonra sanığın hukuki
durumunda herhangi bir değişiklik de bulunmadığı anlaşıldığından, CMK"nın 100 ve müteakip maddeleri uyarınca, sanığın
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk halinin devamına
... [karar verildi.]"
35. Mahkeme 14/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada
başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle suçüstü
hâlinin şartlarının oluşmadığını, bu nedenle özel soruşturma usullerine
uyulması gerektiğini, tanık beyanlarını kabul etmediğini, kendisine yöneltilen
terör örgütüne üye olma suçunun oluşmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini
ifade etmiştir.
36. Mahkeme anılan duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı
terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin
varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve yüklenen eylemin CMK"nın 100/3. maddesinde belirtilen suçlardan olması,
suçun vasıf ve mahiyeti ile kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate
alındığında verilen tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada
hükmedilecek adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı kanaatine varılması
nedenleriyle tahliyeye ilişkin taleplerin reddi iletutukluluk
halinin devamına ... [karar verildi.]"
37. Mahkemece 24/5/2018, 10/10/2018, 13/11/2018 ve 23/1/2019
tarihlerinde yaptığı duruşmalarda bir kısım tanıkları dinlemiş, eksik hususlar
giderilmiş ve duruşmalar sonunda benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına da karar verilmiştir.
38. Mahkemenin 13/3/2019 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tahliyesine karar verilmiştir.
Kararın ilgi kısmı şöyledir:
" ...
Sanığın, örgüt tarafından HSYK eski Genel
Sekreteri M.K.nın evinde, örgüt mensupları tarafından
dayatılan listeden yüksek yargı üyeliğine seçilmesi, mahrem bir tavır
sergilemek suretiyle devlet içerisine sızma emrini yerini getiren hiyerarşik
yapı içerisindehareket etmesi, sonraki aşamalarda da
örgütsel faaliyetlerini devam ettirmesi, örgütün talimat ve talepleri
doğrultusunda tanık beyanlarına da yansıdığı üzere örgüt lehine mesleki seçim
çalışmalarında görev alması ve yukarıda açıklanan nedenlerle, TCK 314/2. madde
kapsamında terör örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile
cezalandırılmasına karar verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat
oluşmuştur."
39.Başvurucu verilen hükmü aynı tarihte temyiz etmiştir.
40. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtayda derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
41. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431,
28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltına Almanın
Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortaya
konulmadan Danıştay üyeleri için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir
şekilde yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
44. Anayasa"nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesi şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır."
45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
46. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru
yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının
tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm
organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya
çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu
nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece
mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve
bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi
hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet
Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
47. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin
aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına
ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava
sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi
gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:
2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet
Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:
2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
48. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı
tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan
kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak
yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru
yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu
kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
50. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller
olmamasına rağmen 2575 sayılı Kanun"a göre ön görülen özel soruşturma
usullerine riayet edilmeden hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri
karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli
kontrolün neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili
olmayan mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin
tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini
iddia etmiştir.
51. Bakanlık görüşünde; başvurucunun şikâyetlerine yönelik
incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği, bu kapsamda
yapılacak incelemede olağanüstü hâl şartlarının dikkate alınması gerektiği ve
şikâyetin açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğu
belirtilmiş, kabul edilebilirlik kararı verilmesi hâlinde somut olayda
Anayasa"da güvence altına alınan hakların ihlal edilmediğine karar verilmesi
gerektiği beyan edilmiştir.
b. Değerlendirme
52. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
53. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar
başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya
olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen
ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne
dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz
ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu
mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
54. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini
veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla
tutuklanabilir."
55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun
hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki
iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
56. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan
suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın
olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu
değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,
§ 57).
57. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki
olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.
Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı
olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15.
maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı
değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242).
ii. Genel İlkeler
58.Genel ilkeler için bkz.
Salih Sönmez, §§ 99-104.
iii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
59. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
60. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında
silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi
uyarınca tutuklanmıştır.
61. Diğer taraftan başvurucu, Danıştay üyeleriyle ilgili
öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin görevli ve
yetkili olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.
62. 2575 sayılı Kanun"un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin
kişisel suçlarının takibinde Yargıtay üyelerinin kişisel suçları ile ilgili
hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi Salih Sönmez kararında; Yargıtay üyesi
olan bir başvurucunun benzer şikâyetini değerlendirmiş ve bir kısım Yargıtay
içtihatlarına da atıf yaparak başvurucu açısından ağır cezalık suçüstü hâli
bulunduğu gerekçesiyle tutuklamanın ilgili mevzuata uygun olduğu ve kanuni
dayanağının var olduğu sonucuna varmıştır (Salih
Sönmez, §§ 107-121) Başvurucu yönünden ise somut olay
incelendiğinde; Anayasa Mahkemenin Salih
Sönmez kararı, bu kararda atıf yapılan Yargıtay içtihatları ile
başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe
teşebbüsünün savuşturulması akabinde gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün
arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı terör
örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması
birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü
üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma
mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve
keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için
bkz. Alparslan Altan [GK], B. No:
2016/15586, 11/1/2018, § 128; Erdal Tercan
([GK], B. No: 2016/15637,
12/4/2018, § 145; Adem Türkel, B.
No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 53-59;).
63. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Danıştay
üyesi olması nedeniyle 2575 sayılı Kanun"dan kaynaklanan güvenceler
uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu
itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı
bulunmaktadır.
64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
65. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen
silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir
(bkz. § 23). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı
veren Hâkimlik kararına atıf
yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen
suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
delillerin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 24).
66. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun
isnat edilen suçu (silahlı terör örgütü yöneticisi olma) işlediğine dair delil
olarak tanık beyanlarına ve kullandığı telefonun HTS kayıtlarına göre silahlı
terör örgütü sivil imamı olduğu değerlendirilerek hakkında soruşturma
başlatılan kişiyle oluşan baz hareketliliğine değinilmiştir (bkz.§ 32).
67. Soruşturmada, FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan İ.O., V.B.,
H.S., U.S., A.Ş., H.E. ve B.E.nin tanık olarak
verdikleri ifadelerinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu
yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir
(bkz. § 32). Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli
belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi
olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta
olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup
olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan
kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk
Özdemir, § 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §
58).
68. Soruşturma mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY
yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık
anlatımlarının bulunmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine
dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu
söylenemez.
69.Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan
kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.
70. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç
şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu
değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı
edilmemelidir.
71. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların
toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY"nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz
ettiği tehlike (bkz. Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler
kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç
oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı
sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında
doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY"ye
mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate
alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde
toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için
tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir
(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk
Özdemir, § 78).
72. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle
bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile
bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan
yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi
ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan
FETÖ/PDY"nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve
kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve
ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili
olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt
dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,
§ 79). Ayrıca Danıştay üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller
üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.
73. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör
örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar
öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda
öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir
(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin
Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).
Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
yer alan ve kanun gereği "tutuklama
nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır (bkz. § 33, Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,
16/11/2017 § 148).
74. Somut olayda Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun
tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılması tehlikesine,
adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 23).
75. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 8. Sulh
Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde
başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama
nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
76. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü
olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151).
77. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını
ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize
olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini
aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı
yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe
teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile
FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY"nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her
kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet
temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer
ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
78. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması
sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında
soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak
gerekli olmadığı sonucuna
varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
79. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu
ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve
temelsiz olduğu söylenemez.
80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
81. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa"da (13. ve 19.
maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. Tutukluluğun Makul
Süreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
82. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini,
tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu
kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,
kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz
kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da
gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden
gösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
b. Değerlendirme
83. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
§ 16). Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin tutukluluğun makul
süreyi aşmasına ilişkin olduğu değerlendirilmiş ve bu şikâyet Anayasa"nın 19.
maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmiştir.
84. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
85. Tutukluluk hâli sona erdikten sonra tutukluluğun kanunda
öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığını iddia eden başvurucunun devam
eden tutukluluk hâlinden farklı olarak iddia edilen ihlalin tespitini ve
tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise bu yolu tüketmesi
gerekir (Hamit Kaya, B. No:
2012/338, 2/7/2013, § 46).
86. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami
süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular
bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye
edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili
bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,
§§ 33-45).
87. Yine Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami
süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular
bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece
mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271
sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının
tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,
25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.
No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
88. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 13/3/2019
tarihinde mahkûmiyetine ve tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun
makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi
kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava
sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti
hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.
Buna göre 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun
başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu
olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun
incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
olma niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
89. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığı
iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu
yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Soruşturma Dosyasına
Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiası
90. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının
bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını
hazırlayamadığını ve iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek
adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
91. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci
fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
92. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
i. Uygulanabilirlik
Yönünden
93. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının
verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,
olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle
kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi
kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın
Anayasa"nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit
edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin
bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (bkz. §§ 57, 58).
ii. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
(1) Genel
İlkeler
94. Genel ilkeler için bkz. Salih
Sönmez, §§ 144-148.
(2)
İlkelerin Olaya Uygulanması
95. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi Savcılığın talebi üzerine
17/7/2016 tarihinde 5271 sayılı Kanun"un 153. maddesi gereğince dosyaya
erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir (bkz. § 17).
96. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra
kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla
birlikte Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 4/12/2017 tarihi (bkz. § 34)
itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun"un 153. maddesinin (4) numaralı
fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.
97. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamaların
FETÖ/PDY üyesi olduğu ve bu örgütün yargı ayağını oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu suçlamaların içeriğinin Başsavcılıkça yapılan ifade alma işlemi sırasında
başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde anılan
suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz.
§§ 19, 20).
98. Öte yandan Başsavcılıkça 20/7/2016 tarihinde düzenlenen
tutuklama talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği
tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat
edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında
suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara cevap
verdiği görülmektedir (bkz. § 22).
Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin
ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel
teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında
erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.
99. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve
tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya
veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve
itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma
aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun
tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün
görülmemiştir.
100. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin
verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı
iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu
kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
101. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle
yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa"da -özellikle 19. maddenin sekizinci
fıkrasında- yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
5. Tutukluluk
İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
102. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak
yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
103. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
104. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
105. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
106. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme
önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel
başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise
-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili
bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih
Sönmez, §§ 166-177).
107. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 14/2/2018
tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin
hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Başvurucunun
14/2/2018 tarihli ilk duruşmada hâkim önüne çıkarıldıktan sonra 24/5/2018,
10/10/2018, 13/11/2018, 23/1/2019 ve 13/3/2019 tarihlerindeki duruşmalarda
makul aralıklarla hâkim önüne çıkarıldığı, ayrıca oturumlar arasında da
tutukluluğunun incelendiği görülmektedir. Anılan madde kapsamında açılacak dava
sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti
hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.
Buna göre 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,
başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur
ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi
bireysel başvurunun ikincillik niteliği
ile bağdaşmamaktadır.
108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk
incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin
iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru
yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik
şartları yönünden incelenmeksizin başvuru
yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna
karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
109. Başvurucu; kendisinin seçtiği bir avukatın yardımından yararlandırılmaması,
dosyadaki kısıtlama kararından dolayı suçlamalar hakkında yeterli bilgi sahibi
olamaması ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
110. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa"nın 36.
maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
111. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi
şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır."
112. 6216 sayılı Kanun"un "Bireysel
başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
113. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece
mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir
kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
114. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken
bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.
Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla
başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun
başvuru formunda dile getirdiği kendisinin seçtiği bir avukatın yardımından
yararlandırılmadığına ve savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin şikâyetlerini
yargılamada, sonrasında temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda
inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve
temyiz süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı
ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği
görülmüştür.
115. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Kötü Muamele Yasağının
İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltında Kötü
Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
116. Başvurucu, nezarette günlerce aç, susuz, elektriksiz ve
ihtiyaçları karşılanmadan bekletildiğini; elleri ters kelepçe takılarak
adliyeye getirildiğini ve uzun bir süre adliyede bu şekilde bekletildiğini;
burada da ihtiyaçlarının karşılanmadığını belirterek hakkında uygulanan onur
kırıcı muameleler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
b. Değerlendirme
117. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini
öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak
iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara
sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni
göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,
B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
118. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve
Anayasa"nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna
ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma
yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).
119. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü
kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli ve kesin belirtiler
mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet
ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması
gerektiği açıktır (Tahir Canan, §
25).
120. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani
olmayan gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince
kamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri
sürmektedir. İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun
yakalandığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede
bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltında
tutma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ileri
sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa
salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir.
Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi
için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın
koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya
ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir
soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını
herhangi bir adli ve/veya idari bir merciye
ilettiğine dair bilgi veya belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde
mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu
anlaşılmaktadır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Alparslan Altan, § 183).
121. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Ceza İnfaz Kurumunda
Kötü Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
122. Başvurucu, tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumunda İnfaz
Kanunu"na aykırı olarak tek kişilik hücrede tutulduğunu ve hakkında hüküm
bulunuyormuş gibi davranıldığını belirterek tutuklandıktan sonraki bu uygulama
nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
123. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
124. Somut olayda, benzer yöndeki bir başvuru olan Mehmet Baransu
(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§ 12-18) başvurusunda Anayasa Mahkemesince
belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını
iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal
mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında başvurucu,
şikâyetlerini öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere iletip tutulma
yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri
sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini ve/veya
kötü muamele iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da
ertelenmesini isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır.
125. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul
edilemezliğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gözaltına almanın hukuki olmamasından dolayı kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.