
Esas No: 2017/29428
Karar No: 2017/29428
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ALİ EFENDİ PEKSAK BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2017/29428) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Fatih
HATİPOĞLU |
Başvurucu |
: |
Ali Efendi
PEKSAK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,
tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,
tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,
tutuklama, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal hâkim
ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan bir hâkimlik
tarafından verilmesi, tutukluluk incelemelerinin süresinde yapılmaması,
tutukluluk incelemeleri sonunda verilen kararların yakınlarına bildirilmemesi
ve tutukluluğun devamı kararına karşı yapılan itirazın geç değerlendirilmesi
nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 30/6/2017 ve 11/9/2017 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Yapılan incelemede 2017/34978 numaralı başvurunun -konu ve
kişi bakımından irtibat olması nedeniyle- 2017/29428 sayılı başvuru ile
birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda
bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Genel Bilgiler
9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı
karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl
ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu
makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün
arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son
yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya
Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın
olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz
ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe
girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile
FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok
sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.
Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca
-aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu
hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan
soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama
tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 51, 350).
11. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme (Anayasa
Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış,
bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma
mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi
hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.
12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda
FETÖ/PDY"nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul
etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde
(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz
mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde
verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir
[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY"nin
silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.
13. FETÖ/PDY"nin (genel özelliklerine
ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak
soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,
başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere
maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlerin (Selçuk Özdemir, § 22) bir kısmı şöyle özetlenebilir:
i. Devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında
devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden
şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir
zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY;
amaçları doğrultusunda yetiştirdiği gençleri devlet yönetimi bakımından önemli
görülen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve mülki idare birimlerinin
yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş ve yargıdaki
kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.
ii. FETÖ/PDY; kendisine mensup olan hâkim ve savcılara sosyal
hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından ibadetlerini
-gizlilik içinde- nasıl yerine getireceklerine, görevlerini yaparken hangi
yönde karar vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından seçeceklerine,
kendilerinin ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri olarak nereyi tercih
edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık kuracaklarına kadar
yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve talimatlarda
bulunmuştur.
iii. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı mensupları, adaylık
sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu
yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalışmışlar; bunun için
kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde
bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun
sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli
olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, aralarındaki
iletişimde gizli haberleşme yöntemleri -ByLock ve kod adı gibi- kullandıkları
belirtilmiştir.
iv. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY"nin
yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel
hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak yapılanmadan
sonra geldiği anlayışına sahiptir.
v. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı mensupları, yapılanmaya
olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde gruplara ayrılmışlardır.
Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev yerlerine göre örgütlenmişlerdir.
Bu çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik olarak toplantılar
yapılmaktadır.
vi. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden olmayan hâkim ve
savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin yapılanmaya yönelik
tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları üstlerine (abi/abla veya
imam) iletmektedirler.
vii. FETÖ/PDY içinde gerektiğinde -bu yapılanmanın kurucusu ve
lideri olan- Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat
kurabilen, yapılanmanın Türkiye imamına
bağlı olarak hareket eden bir yargı imamı
bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde söz sahibi olabilecek kişiler arasından
seçilmektedir.
viii. Yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı mensuplarının
kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen talimatlar
doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.
ix. Her seviyedeki yargı kurumu içinde örgütlenmiş olan
FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldığı talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları
doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle yargı sistemi üzerinde
bir vesayet oluşturmuştur.
B. Başvurucuya İlişkin
Süreç
14. Kocaeli Adliyesinde hâkim olarak görev yapan başvurucu
hakkında 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY"nin hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla
soruşturma başlatılmıştır.
15. HSYK İkinci Dairesi 16/7/2016 tarihinde başvurucunun
görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine
karar vermiştir.
16. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden
uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı
üzerine başvurucu, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 16/7/2016
tarihinde gözaltına alınmıştır.
17. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni ortadan
kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından
tutuklanması istemiyle Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.
18. Başvurucunun sorgusu Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince
20/7/2016 tarihinde yapılmıştır.
19. Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun silahlı terör
örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.
20. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Kocaeli 2. Sulh
Ceza Hâkimliği 25/7/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazı reddetmiştir.
21. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/4/2017 tarihli
iddianameyle başvurucunun anayasal
düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,Türkiye
Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye
teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini
yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması istemiyle
hakkında kamu davası açmıştır.
22. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 22/5/2017 tarihinde
iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/143 sayılı dosya üzerinden yargılama
başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte tensiple birlikte başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına, Mahkemenin görevsiz olduğuna ve yargılamanın yapılması için
dosyanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesine
gönderilmesine karar vermiştir.
23. Başvurucunun anılan görevsizlik ve tutukluluk hâlinin devamı
kararına yaptığı itiraz İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından İstanbul
26. Ağır Ceza Mahkemesince ortaya konulan gerekçelere atfen 7/6/2017 tarihinde
kesin olarak reddedilmiştir.
24. Görevsizlik kararı üzerine yargılamaya Yargıtay 16. Ceza
Dairesinin E.2017/10 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur. Daire 19/6/2017
tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
25. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Yargıtay 17. Ceza
Dairesi tarafından 14/7/2017 tarihinde reddedilmiştir.
26. Başvurucu 30/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
27. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 18/7/2017 tarihinde Dairenin görevsizliğine
karar vererek görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza
Genel Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir. Daire görevsizlik kararı ile
birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
28. Başvurucu 2/8/2017 tarihinde tutukluluk hâlinin devamına
dair karara itiraz etmiş, Yargıtay 16. Ceza Dairesi 7/8/2017 tarihinde
kararında düzeltmeye yer olmadığına karar vererek dosyayı incelenmek üzere
itiraz mercii olan Yargıtay 17. Ceza Dairesine göndermiştir.
29. Yargıtay 17. Ceza Dairesi 14/8/2017 tarihinde itirazın kesin
olarak reddine karar vermiştir.
30. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10/10/2017 tarihinde İstanbul 26.
Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve ilk derece
mahkemesi sıfatıyla yargılamayı yapmak üzere dosyanın İstanbul 26. Ağır Ceza
Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
31. Anılan görevsizlik kararı üzerine yargılamaya İstanbul 26.
Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/216 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam
olunmuş, Mahkeme 22/11/2017 tarihinde tensiben
başvurucunun tutukluluk halinin devamına da karar vermiştir.
32. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 13/2/2018 tarihinde yaptığı
ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Mahkeme, anılan duruşma
sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
33. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 17/1/2019 tarihinde yaptığı
duruşmada terör örgütüne üye olma suçundan
başvurucunun 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme
anılan duruşma sonunda hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin
devamına da karar vermiştir.
34. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava
istinaf mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
35. İlgili Hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§
24-39) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi
Yönünden
37. Anayasa Mahkemesinin Mehmet
Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler
dikkate alınarak -UYAP üzerinden temin edilen ve sunduğu belgelerden- geçimini
önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun
olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihi itibarıyla tutuklu olarak ceza infaz
kurumunda bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım
talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Kişi Hürriyeti ve
Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltına Almanın
Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
38. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortaya
konulmadan ve hâkimler için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde
yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu,
ek beyan dilekçesiyle anılan şikâyete ilişkin olarak açtığı tazminat davasının
reddedildiğini bildirmiş ve buna ilişkin kararı dosyaya sunmuştur.
39. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
40.
Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine benzer beyanlarda
bulunmuştur.
b. Değerlendirme
41. Başvuru konusu olayda ileri sürülen gözaltına almanın hukuka aykırı olduğu
iddiasıyla ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve
başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden
Birinci Bölüm Birinci Komisyon
tarafından yapılan inceleme sonunda başvuru yollarının
tüketilmemesi nedeniyle kabul
edilmezlik kararı verildiği tespit
edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır. Ayrıca
başvurucunun ek beyan dilekçesinde sunduğu belgeler incelendiğinde başvurucunun
haksız gözaltı nedeniyle Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı dava
Mahkemece 6/4/2018 tarihli kararla davanın bir yıllık hak düşürücü sürede
açılmadığı gerekçesiyle istinaf kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiştir.
Başvurucunun yine haksız gözaltı nedeniyle Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde
açtığı bir diğer davayı ise Mahkeme 17/4/2018 tarihli kararıyla istinaf kanun
yolu açık olmak üzere henüz dava açma şartları oluşmadığından bahisle usulden
reddetmiştir.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi
gerekir.
2. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
43. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller
olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma
tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolün
neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili olmayan
mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını
belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
44. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
45. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında esas olarak başvuru
formundaki iddialarını tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca olağanüstü hâl ilan
edilmesinin ve süresinin uzatılmasına ilişkin koşulların bulunmadığını, bu
nedenle kendisi hakkında Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında değerlendirme
yapılamayacağını ileri sürmüş, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri
(KHK) ile başta 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu
olmak üzere 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda
yapılan bir kısım değişikliğin ancak kanunla düzenleme yapılabilecek hususlar
olduğunu, dolayısıyla anılan düzenlemelerin Anayasa"ya aykırı olduğunu ve
kendisi hakkında uygulanamayacağını iddia etmiştir. Başvurucu kovuşturma
aşamasında savunma hakkının kısıtlandığına, mahkûmiyet hükmüne esas alınan
delillerin değerlendirilmesine ve Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiği
olağanüstü hâl KHK"larının iptaline ilişkin olarak başvuru formunda ileri sürmediği
bir kısım yeni iddia da ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
46. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla
ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan
şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından
yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul
edilmezlik kararı verildiği tespit
edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır. Başvurucunun başvuru formunda ileri sürmediği ancak Bakanlık
görüşüne cevabında ileri sürdüğü ve özellikle adil yargılanma hakkı kapsamında
değerlendirilmesi gerekecek olan hususlar yeni iddialar olup ayrıca başvuru
konusu yapılması gerektiğinden bu başvuru dosyasında anılan hususlara ilişkin
bir değerlendirme yapılmamıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi
gerekir.
3. Sulh Ceza Hâkimliğinin
Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
48. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddi
kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir
başvuru mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
49. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
50. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
51. Başvuru konusu olayda ileri sürülen sulh ceza hâkimliğinin bağımsız ve tarafsız olmadığı
iddiasıyla ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve
başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden
Birinci Bölüm Birinci Komisyon
tarafından yapılan inceleme sonunda açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilmezlik kararı verildiği
tespit edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden de mükerrer
başvuru niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi
gerekir.
4. Soruşturma Dosyasına
Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
53. Başvurucu, soruşturma dosyasında gizlilik kararının
bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını
hazırlayamadığını ve iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
54. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
55. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
56. Başvuru konusu olayda ileri sürülen soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla
ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan
şikayetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından
yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul
edilmezlik kararı verildiği tespit
edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden de mükerrer başvuru niteliğinde
olduğu anlaşılmaktadır.
57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi
gerekir.
5. Tutukluluğun Makul
Süreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
58. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini, tutukluluğun
devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama
nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını, kendisi yönünden bir
kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz kalma nedenlerinin
gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz bir şekilde
reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden gösterilmeden, matbu
gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını belirterek kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ek
beyan dilekçesinde ise uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili olarak Kocaeli 3.
Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı tazminat davasının reddedildiğini bildirmiş ve
buna ilişkin kararı dosyaya sunmuştur.
59. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
60. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
61. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci
fıkrası şöyledir:
"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde
yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme
hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır
bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye
bağlanabilir."
62. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin
yedinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
63. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi
şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır."
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
65. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, §§ 16, 17).
66. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami
süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular
bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece
mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271
sayılı Kanun"un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının
tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,
25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.
No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
67. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra başvurucunun 17/1/2019
tarihinde mahkûmiyetine karar verilmiştir. Ayrıca başvurucunun ek beyan
dilekçesiyle sunduğu karar incelendiğinde başvurucunun uzun tutukluluk
şikâyetiyle ilgili olarak Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı davanın
Mahkemece, esasa ilişkin davanın derdest olduğu ve bu aşamada tazminat
konusunda karar verilemeyeceği, davanın esasa ilişkin kararın kesinleşmesinden
itibaren bir yıl içinde açılabileceği belirtilerek istinaf kanun yolu açık
olmak üzere reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurucunun
tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak
dava sonucuna göre tutukluluğun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli
mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271
sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna
uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru
yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
6. Tutukluluk İncelemelerinin
Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
69. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak
yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
70. Bakanlık, başvurucunun bu şikâyeti bakımından 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesinde düzenlenen tazminat davasının etkili bir kanun yolu
olduğunu, dolayısıyla etkili hukuk yolları tüketilmeden yapılan başvuruyla
ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik
kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca Anayasa Mahkemesinin
esas incelemesi yapması durumunda soruşturma sürecinde sulh ceza
hâkimliklerince yapılan tutukluluk incelemelerinin 27/7/2016 tarihli ve 29783
sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 668 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve
Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname"nin 3.
maddesi uyarınca dosya üzerinden yapıldığı ve Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri kararına atıfla
olağanüstü dönemin koşullarında başvurucunun tutukluluk incelemelerinin dosya
üzerinden yapılmasının hukuka uygun olduğu görüşündedir.
71. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
72. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
73. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
74. Anayasa"nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesi şöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır."
75. 6216 sayılı Kanun"un "Bireysel
başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,
eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının
tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
76. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının
tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
77. Anayasa Mahkemesi Salih
Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018)kararında tutukluluk
incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda
başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması
hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim
önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını
belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir
miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır.
78. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal
iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru
yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel
başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi
kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru
yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.
79. Somut olayda başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklanmış ve
tutuklandıktan sonra ilk kez kovuşturma aşamasında 13/2/2018 tarihinde yapılan
duruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme
fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süre
yaklaşık 1 yıl 6 ay 23 gündür. Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan
karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.
80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk
incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası
ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru
yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru
yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna
karar verilmesi gerekir.
7. Tutuklamaya Karşı
İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia
a. Tutukluluk
İncelemelerinin Süresinde Yapılmadığına İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
81. Başvurucu, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin
ve buna bağlı olarak tutukluluk durumunun -5271 sayılı Kanunda belirtilen 15
günlük süreden- 17 gün sonra değerlendirildiğini bu nedenle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
82. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
83. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
84. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca
hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini
ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını
sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır.
Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla
hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra
tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı yapılan
itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).
85. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun"un 108. maddesine göre
şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi durumunda
hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı kapsamında
bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa"nın 19. maddesinin
sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:
2013/6160, 2/12/2015 § 24).
86. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun gözden geçirilmesi
yönünden resen yapılan bu incelemeler Anayasa"nın 19. maddesinin kapsamına
dâhil olmadığından başvurunun bu kısmının konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
b. Tutukluluk İncelemesi
Sonunda Verilen Kararların Yakınlarına Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
87. Başvurucu, herhangi bir tarih belirtmeksizin hakkında resen
verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlarına tebliğ
edilmediğini ileri sürmüştür.
88. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
89. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
90. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
91. Başvurucunun şikâyetinin Anayasa"nın 19. maddesinin
sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
92. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun
incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın
Anayasa"da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye"nin taraf olduğu Sözleşme"ye
ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme"nin ortak
koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular, bireysel
başvuru kapsamında değildir (Onurhan Solmaz,
B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
93. Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple
olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında
süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine
hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Sözleşme ve anılan
Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz
başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye
talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir
güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,
§ 30). Buna göre başvurucunun tutukluluğun devamı kararlarından haberdar olması
ve bu kararlara karşı etkin şekilde itiraz edebilmesi için anılan kararların
başvurucuya tebliğ edilmesi/bildirilmesi gerekir ve bu husus Anayasa"nın 19.
maddesinin 8. fıkrası kapsamında güvence altına alınmıştır.
94. 5271 sayılı Kanun"un
"Tutuklananın durumunun yakınlarına bildirilmesi" kenar
başlıklı 107. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan
tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye hâkimin kararıyla
gecikmeksizin haber verileceği hususu düzenlenmiştir.
95. Somut olayda başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin
kararların kendisine tebliğ edilmediğine yönelik bir şikâyeti bulunmamaktadır.
Başvurucu anılan kararların yakınlarına tebliğ edilmediğinden şikâyet
etmektedir. Anayasa"nın 19. maddesinin 8. fıkrasındaki düzenleme başvurucunun
tutuklama veya tutukluluğun devamı kararlarından haberdar edilerek bu kararlara
karşı etkin şekilde itiraz edebilmesini amaçlamaktadır. Tutukluluğun devamına
dair kararların başvurucunun yakınlarına tebliğinin başvurucunun bu kararlara
etkin şekilde itiraz edebilmesi için gerekli olduğu söylenemez. Dolayısıyla
tutukluluğun devamına ilişkin kararların başvurucunun yakınlarına tebliği
hususu Anayasa"nın 19. maddesinin 8. fıkrası kapsamında koruma altına
alınmamıştır.
96. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun"un 107. maddesine göre
yapılacak olan bildirim/tebliğ Anayasa"nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile
hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı
kapsamında değerlendirilemez.
97. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutukluğun Devamına
Dair Karara Yapılan İtirazın Geç Değerlendirildiğine İlişkin İddia
i. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
98. Başvurucu, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin tutukluluk hâlinin
devamına ilişkin kararına karşı yaptığı itirazın Yargıtay 17. Ceza Dairesince
geç değerlendirildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
99. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
100. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
ii. Değerlendirme
101. Anayasa"nın 19. maddesinde her ne sebeple olursa olsun
hürriyeti kısıtlanan kişinin kısa sürede
durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde
hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine
başvurma hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla tutukluluğa ilişkin
bir karara yönelik itirazın karara bağlanmasının gecikmesi, Anayasa"nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası bağlamındaki güvenceyle ilgilidir (Ç.Ö. [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §
45).
102. Somut olayda başvurucu, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin
18/7/2017 tarihli tutukluluk hâlinin devamına dair karara karşı 2/8/2017
tarihinde yaptığı itirazın 17 gün sonra değerlendirildiğini ileri sürmüştür.
103. Anayasa Mahkemesi söz konusu şikâyeti incelediğinde giderim
olarak eğer başvurucunun itirazı henüz değerlendirilmemiş ise derece
mahkemesince itirazın veya tahliye talebinin değerlendirilmesine ve tazminata
hükmedebilecektir. Ancak başvurucunun şikâyetine konu itiraz ya da tahliye
talebi değerlendirilmiş, başvurucu tahliye edilmiş ya da başvurucu hakkında mahkumiyet kararı verilmiş ise Anayasa Mahkemesi giderim
olarak ancak tazminata hükmedebilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için
bkz. Salih Sönmez, B. No:
2016/25431, 28/11/2018, §§ 164-177).
104. Somut olayda başvurucunun itiraz dilekçesi 14/8/2017
tarihinde incelenmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar
verilmiştir. Yine sonraki tarihlerde de resen yapılan incelemeler ya da tahliye
talebi üzerine başvurucunun tutukluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Ayrıca
Mahkeme 17/1/2019 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun mahkûmiyetine ve
hükmen tutukluluk durumunun devamına karar vermiştir. Dolayısıyla Anayasa
Mahkemesi inceleme sonunda ihlal sonucuna varması hâlinde giderim olarak sadece
tazminata hükmedebilecektir.
105. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).
106. 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama
işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları
durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine
imkân sağlamaktadır.
107. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir
olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun
şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla
mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da
etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış
olması gerekir (Ramazan Aras, B.
No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
108. Başvurucunun belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda
sadece bir kuşku duyması, kendisini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde
bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvurucudan yorum yetkilerini kullanarak
mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için uygun mahkemelere başvurması
beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk
yolunun gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı
durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması başvuru
yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bir hukuk yolunun kesinlikle
başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu değilse o hukuk yolunun
etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların bulunmaması tek başına
başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira
başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması hâlinde mahkemelerin içtihatlarını
başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali her zaman vardır. (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018,
§ 37)
109. Somut olayda başvurucu, ihlalin tespiti ve tazminat
talebinde bulunmuştur. Bu tespite bağlı olarak başvurucuya davanın esasının
sonuçlanmasından önce tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir başvuru yolunun
mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
110. 5271 sayılı Kanun"un tazminat isteminin düzenlendiği 141.
maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendine göre, yakalanan veya tutuklanan
kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru
imkânlarından yararlandırılmaması durumunda bu kişilerin maddi ve manevi her
türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır. Somut olayda
da başvurucu, tutukluluğun devamı kararına yaptığı itirazın geç
değerlendirildiğini ileri sürmüştür.
111. Somut olayda başvurucunun durumuna benzer bir durumda bu
hükmün başarıyla uygulandığını gösteren emsal davalar bulunmamaktadır. Ancak
böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya
koyacak bir durum da söz konusu değildir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin
6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116, K.2016/5826 sayılı kararında, yakalama
işlemine yapılan itirazın sürüncemede bırakılmasıyla ilgili bir davada asıl
davanın sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine
göre tazminat talep edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla özel
bir amaçla kabul edilen ve bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli
nitelik taşıyan bir yasal düzenlemeye işlerlik kazandırmak ve yasal
düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında
yarar bulunmaktadır. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre görevli
mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271
sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen dava yolu tüketilmeden yapılan
bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır (aynı yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Cafer Yıldız, § 39).
112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki olmamasına, soruşturma
dosyasına erişimin kısıtlanmasına, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve
tarafsız olmadığına ilişkin şikâyetler yönünden başvurunun mükerrer olması nedeniyle REDDİNE,
C. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Resen yapılan tutukluluk incelemelerinin süresinde
yapılmadığına ilişkin iddianın konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluk incelemesi sonunda verilen kararların yakınlarına
tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluğun devamına dair karara yapılan itirazın geç
değerlendirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu"nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten
TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.