
Esas No: 2015/4584
Karar No: 2015/4584
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MEHMET LEYLEKOĞLU BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/4584) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Mehmet Sadık YAMLI |
Başvurucu |
: |
Mehmet LEYLEKOĞLU |
Vekili |
: |
Av. Meral HANBAYAT YEŞİL |
|
|
Av. Ümit SİSLİGÜN |
|
|
Av. M. Ali KIRDÖK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik
tazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet
hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede
sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, Tunceli"nin Ovacık ilçesi Cevizlidere
köyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları
neticesinde köyün boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını
iddia etmiş; 3/8/2004 tarihinde 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve
Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında
zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon
19/4/2011 tarihli kararıyla başvurucuya 2.571,95 TL ödenmesine karar vermiştir.
7. Başvurucu, Komisyon kararının iptali istemiyle dava açmıştır.
Elazığ 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 26/9/2012 tarihli kararıyla özetle davalı
idarenin sunulan bilgi ve belgeleri dikkate alarak yeniden karar vermesi
gerektiği gerekçesiyle işlemi iptal etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme,
davacının uğradığını iddia ettiği hayvan ve ot, saman, odun gibi sair zararlarına
ilişkin iddialarına bakıldığında davacıya ait menkul malların bulunup
bulunmadığı, köyü terk ederken bunları beraberinde götürüp götürmediği, satıp
satmadığı, özetle menkul zararının oluşup oluşmadığı hususlarında ispat yükünün
davacıya ait olduğu ve davacı zararını ispat edemediğinden bu yöndeki
iddialarının soyut ve afaki olduğu da belirtilmiştir. Mahkeme, 5233 sayılı
Kanun"da manevi zararların karşılanacağına yönelik hüküm bulunmadığını da
gerekçesinde belirtmiştir.
8. Karar, başvurucu tarafından temyiz edilmiş ise de Danıştay Onbeşinci Dairesi tarafından 19/12/2013 tarihinde onanmış
ve karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 12/12/2014 tarihli kararıyla
reddedilmiştir.
9. Nihai kararın 19/2/2015 tarihinde tebliğinin ardından
başvurucu 11/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
10. İptal kararı üzerine anılan Komisyon tarafından yeniden
yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu başvurucuya miras hissesi dikkate
alınarak ev ve ağaçları için toplam 4.760,99 TL ödenmesine karar verilmiştir.
11. Başvurucu bu tutarı da kabul etmeyerek Komisyon kararının
iptali istemiyle yeniden dava açmıştır. Elazığ 1. İdare Mahkemesi 12/11/2014
tarihli kararıyla özetle mülkiyet durumunun netleştirilmesi, tüm eksikliklerin
giderilerek davacının mal varlığıyla ilgili olarak çelişki içermeyen, detaylı
araştırma yapılması ve sonucuna göre işlem tesis edilmesi gerektiği
gerekçesiyle işlemi yeniden iptal etmiştir.
12. Karar temyiz edilmiş olup Danıştay tarafından temyiz
incelemesinin henüz sonuçlandırılmadığı anlaşılmaktadır.
IV. İLGİLİ HUKUK
13. 5233 sayılı Kanun"un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,
geçici 4. maddeleri (Celal Demir,
B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
14. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari
eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu
eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle
öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren
beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini
istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu
konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış
gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,
dava süresi içinde dava açılabilir.”
15. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,
K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:
"5233 sayılı Yasa,
terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler
nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna
gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla
karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan
vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif
bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca
uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin
esasları Yasa"da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
...
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari
bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların
karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa"daki düzenlemeler, yasakoyucunun
sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine
yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak "sosyal
risk ilkesi" gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden
ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir
yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle
sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda
değerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin
sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya
eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle
mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda
idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin
kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve
terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece "maddi" olan
kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa"da
bu zararlardan "manevi" olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir
hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede "sulh yoluyla çözülemeyen
uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır" denilerek
Anayasa"nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer
verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını
daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm
içermemektedir."
16. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve
E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:
“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına
dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna
başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece
maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle
giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen
nitelikte bir yasadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı
Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında
Kanunla ilgili olarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat
talep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari
mahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği
görülmektedir.” ifadesine yer verilmiştir.
Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana
gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca
karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat
taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve
kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak
manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması
gerekmektedir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Maddi Zararların Eksik
Tazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu, Komisyon kararında köyü terkten önceki hayvan
varlığının dikkate alınmadığını belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
19. Başvurucu her ne kadar, hayvancılıkla uğraştığını ve hayvan varlığının
bulunduğunu, buna rağmen hayvancılık zararlarının tazmin edilmediğini beyan
etmiş ise de hayvanlarının terör nedeniyle telef olduğuna dair bir iddiada
bulunmadığı gibi bu konu hakkında herhangi bir bilgi ya da belge sunmamıştır.
Başvurucu, sadece hayvan varlığına ve bundan mahrum kalınan gelire değinerek bu
zararın giderilmediğinden şikâyet etmektedir. Hayvanlarının telef olduğu
hakkında somut iddiada bulunmadan salt hayvan miktarları üzerinden tazmin talep
eden başvurucunun taleplerinin derece mahkemelerince reddedilmesi hususunda
açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır
(benzer yöndeki karar için bkz. Abbas Emre,
B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 39).
20. Öte yandan somut olayda başvurucunun Komisyon kararının
iptali istemiyle açtığı davada Elazığ 1.İdare Mahkemesi, 26/9/2012 tarihli
kararıyla davayı kabul ederek Komisyon kararını iptal etmiş ve karar, Danıştay
tarafından onanarak kesinleşmiştir. İptal kararı üzerine Komisyon tazminat
miktarını yükselterek yeniden bir karar vermiş ve başvurucu bu karara karşı da
dava açmıştır. Açılan davada Komisyonun son kararı da aynı Mahkemenin
12/11/2014 tarihli kararıyla hukuka aykırı bulunmuş ve yine iptal edilmiştir.Bu karar da temyiz edilmiş olup bireysel başvurunun
karara bağlandığı tarih itibarıyla henüz temyiz incelemesinin sonuçlanmadığı
görülmektedir (bkz. §§ 7-12).
21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluna başvurabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, § 16).
22. Bu durumda başvurunun maddi tazminata ilişkin diğer kısmında
henüz başvuru yollarının tüketilmediği anlaşılmaktadır.
23. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Manevi Zararların
Tazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu, manevi zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle
mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
b. Değerlendirme
25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi
tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel
başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında
başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat
ödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla
birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep
hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Özden
Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
26. Bir başka deyişle 5233 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi ve
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği
üzere maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararların
genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir kanundur. 2577 sayılı
Kanun"un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı
olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı
tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere
başvurularak uğranılan zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas Emre, § 81).
27. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun
manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre
açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.
Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun
kapsamında değil 5233 sayılı Kanun"dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel
prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.
28. Bu durumda başvurucunun idare mahkemesinde açtığı davaların
niteliği ve manevi tazminata ilişkin talebini dile getiriş biçimi özel önem
taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtilen içtihada uygun şekilde
yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun"un ilgili maddelerinde
belirtilen usullere göre mi açıldığı yoksa manevi tazminat talebinin 5233
sayılı Kanun"a mı dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.
29. Somut olayda başvurucu, Komisyon kararının iptali istemiyle
açtığı davada Komisyon tarafından manevi tazminat da ödenmesi gerektiğini ileri
sürmüştür. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan ve faaliyette bulunan
Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi beklenemez. Dolayısıyla başvurucunun
Komisyona başvurunun ardından açtığı davayı 5233 sayılı Kanun"a dayandırdığı ve
genel hükümlere göre tam yargı davası açmadığı anlaşıldığından manevi tazminat
isteminin anılan gerekçeyle reddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal
olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu; köyü terkten evvel var olan hayvan varlığına
ilişkin iddiaların dikkate alınmaması, mülkten mahrum kalınan sürenin eksik
hesaplanması, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi, derece mahkemelerinin
anılan konularda gerekçelerinin bulunmaması nedenleriyle adil yargılanma
hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca 5233 sayılı
Kanun kapsamında başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul
sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
32. Somut olayda mülkiyet hakkına dair gerekçede belirtilen
değerlendirme ve varılan sonuç gözetildiğinde usul güvencesi olan adil yargılanma
hakkı bakımından aynı şikâyetlerin tekrar incelenmesini gerektiren bir neden
bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurucunun bu başlık altındaki mülkiyet hakkı
yönünden ileri sürdüğü benzer mahiyetteki şikâyetlerinin incelenmesine gerek
görülmemiştir.
33. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin
şikâyet ise başvurucunun temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabilecek
nitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme
yapılmıştır.
34. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve
30495 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 25/7/2018
tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek
Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
35. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi
ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından
incelenmesi öngörülmüştür.
36. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§
27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da
hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen
bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat
Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,
başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı
yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
37. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru
yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi
olduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
38. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduklarına karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.