
Esas No: 2015/3427
Karar No: 2015/3427
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ALİ EKBER EMRE BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/3427) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Mehmet Sadık YAMLI |
Başvurucu |
: |
Ali Ekber EMRE |
Vekili |
: |
Av. Meral HANBAYAT YEŞİL |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik
tazmin edilmesi, manevi zararların ise tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet
hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede
sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği
iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, Tunceli"nin Ovacık ilçesi Bilgeç
köyünde ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları
neticesinde köyünün boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda
kaldığını iddia etmiş ve 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında
zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon
6/10/2009 tarihli kararıyla başvurucuya 35.142,93 TL ödenmesine karar
vermiştir.
7. Söz konusu tutarı yeterli bulmayan başvurucu dava açmıştır.
Dava dilekçesinde, zararının Komisyonca belirlenen tutardan çok daha yüksek
olduğu belirtilerek Komisyonun 6/10/2009 tarihli işleminin iptaline ve 5233
sayılı Kanun"daki esaslar çerçevesinde 115.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi
tazminat ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
8. Elazığ 1. İdare Mahkemesi 25/9/2012 tarihli kararıyla eksik
incelemeye dayalı olduğu gerekçesiyle Komisyon kararının iptaline, maddi
tazminat istemi hakkında bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına, manevi
tazminat isteminin ise 5233 sayılı Kanun"da düzenlenmediğinden reddine karar
vermiştir.
9. Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire);
ilk derece mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu, dilekçede ileri
sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte
görülmediğini belirterek kararı 20/2/2014 tarihinde onamıştır.
10. Karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 4/12/2014 tarihli
kararı ile reddedilmiştir. Bu karar 30/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu 24/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
12. Bu arada iptal kararı üzerine anılan Komisyon tarafından
yeniden yapılan inceme ve değerlendirme sonucu 2/11/2012 tarihli kararla
başvurucuya 51.832,75 TL ödenmesine karar verilmiştir.
13. Başvurucu bu tutarı da kabul etmeyerek Komisyon kararının
iptaliyle 100.000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle
yeniden dava açmıştır.
14. Elazığ 2. İdare Mahkemesi 10/4/2014 tarihli kararıyla dava
konusu işlemin hukuka uygun olduğunu belirterek davayı reddetmiştir. Karar,
Danıştay Onbeşinci Dairesinin11/10/2017 tarihli
kararıyla ev ve ahıra ilişkin amortisman oranının evin inşa tarihine göre
yanlış uygulandığı gerekçesiyle bu kısım yönünden bozulmuştur. Elazığ 2. İdare
Mahkemesi, bozmaya uyarak yaptığı inceleme sonucu binanın inşa tarihi yanlış
belirtilmiş ise de amortisman oranının doğru oran üzerinden uygulandığını
belirterek ilk kararıyla aynı sonuca varmıştır.
15. Bu arada başvurucu, idarenin 51.832,75 TL ödenmesi teklifini
içeren, 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte
gönderilen ve “Yukarıda nakdi olarak
belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine
esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu
kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren 9/4/2015 tarihli sulhnameyi kabul etmiştir. Sulhname
başvurucunun avukatı tarafından imzalanmış ve söz konusu tutar başvurucunun
avukatının hesabına 10/6/2015 tarihinde ödenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun"un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,
geçici 4. maddeleri (Celal Demir,
B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).
17. İlgili diğer ulusal hukuk için bkz. Ali Ekber Çeçi ve diğerleri (B. No:
2015/5463, 23/1/2019,§ §18-25) başvurusu hakkında verilen karar.
B. Uluslararası Hukuk
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), söz konusu başvuruya
benzer şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle
uğranılan zararın tazminine ilişkin olarak sulhname
imzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zarar
ile manevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri
kapsayan bir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08,
28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının
-taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği için- yerel boyuttaki bu
uzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat hakkında öne sürülen itiraza
son verdiği gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
19. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözüm
beyanlarında (sulhnamelerin) manevi tazminattan söz
edilmediğini gözlemlediğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların (sulhname) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeye
ilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru
sahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil
edildiğini, bu hâlde başvuranların ne 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının
manevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını ne de bu anlaşmaların
sonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini
belirtmiştir. AİHM"e göre söz konusu düzenleme,
başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerini
gerektirmektedir ve uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyle
ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle
başvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).
20. AİHM sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besicilikten
elde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesine
ilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgili
yukarıda belirtilen sonuçların ayrıca bu şikâyete de uygulanabilir olduğu
kanaatinde olup AİHM"e göre sulhnamelerin
imzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 78).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Maddi Zararların Eksik
Tazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu; Komisyon kararında köyü terkten önceki hayvan
varlığının dikkate alınmadığını, mülkünden mahrum kaldığı sürenin yedi yıl
olarak kabul edildiğini oysa bu sürenin dokuz yıl olduğunu belirterek eksik tazmin
nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
23. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele
kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması
amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından
tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak bir tazminat
miktarı belirlenmiş ancak belirlenen tazminatı kabul etmeyen başvurucu konuyu
yargıya taşımıştır. Açılan davalar sonucunda idari yargı yeri maddi tazminat
yönünden Komisyon kararlarını hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Nihayetinde
Komisyon tarafından yeniden hesaplama yapılmış ve belirlenen tutar başvurucu
tarafından kabul edilmiştir. Bir başka deyişle başvurucu sulh teklifini kabul
etmiştir (bkz. §§ 6-15).
24. Bireysel başvuruda bir hakkın ihlaline karar verilebilmesi
için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya konu olan kamu gücü kullanımına
dayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı anda mevcut olması ve başvuru
hakkında karar verileceği zamana kadar devam etmesi gerekir. Mağdurluk
statüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken başvurucunun şikâyet
ettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut olup olmadığı ve
muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği incelenmelidir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, § 36).
25. Bunun yanında tazminat ya da başvurucunun taleplerinin
anlaşma ile karşılanması da mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder (Arman Mazman, B.
No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).
26. Başvuruya konu olayda eksik hesaplandığı iddia edilen
zararın miktarı üzerinde başvurucunun idareyle anlaşma sağlamış ve sulhnameyi imzalamış olması sebebiyle maddi mağduriyetinin
açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu,
Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan
ettiği alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkına
ilişkin mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı
tarihte sona ermiştir. Belirtmek gerekir ki başvurucu, Komisyonun sulhname teklifini avukatı aracılığıyla kabul etmiş ve sulhname başvurucu adına avukatı tarafından imzalanmıştır.
Dolayısıyla başvurucunun maddi tazminat iddialarını sona erdiren sulhnamenin bu hukuki sonucundan habersiz olduğu da
düşünülemez. Öte yandan başvurucu, Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen
tazminat tutarının kendilerine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir
iddiada da bulunmamıştır.
27. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun"da
öngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açık
olup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevi
tazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.
28. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklanan
mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucunun mağdurluk statüsünü
kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik
şartları yönünden incelenmeksizin kişi
bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Manevi Zararların
Tazmin Edilmediğine İlişkin Şikâyet Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, manevi zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi
tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel
başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında
başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat
ödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla
birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep
hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Özden
Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).
31. Bir başka deyişle 5233 sayılı Kanun; Anayasa Mahkemesi ve
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği
üzere maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi
zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir yasadır.
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 12. ve 13.
maddelerinde, idarenin işlem veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal
edilenlere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233
sayılı Kanun dışında idari yargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan
zararın tazminine imkân sağlamaktadır (Abbas
Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 81).
32. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun
manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre
açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir. Bir
başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun kapsamında
değil 5233 sayılı Kanun"dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel
prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.
33.
Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları davaların niteliği ve
manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getiriş biçimleri özel önem taşır.
Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtilen içtihada uygun şekilde yani genel
hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun"un ilgili maddelerinde belirtilen
usullere göre mi açıldığı yoksa manevi tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun"a
mı dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.
34. Başvurucunun İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinin
incelenmesinden dilekçenin sonuç ve istem kısmında 5233 sayılı Kanun"daki
esaslar çerçevesinde 115.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine
karar verilmesini istediği, bir başka deyişle başvurucunun davasını 5233 sayılı
Kanun kapsamında açtığı ve taleplerini anılan Kanun"a dayandırdığı görülmektedir.
35. Başvurucunun dava dilekçesindeki talepleri ve dayanakları
bağlamında inceleme yapan İdare Mahkemesi, başvurucunun anılan iddialarına
yönelik 5233 sayılı Kanun"un sadece maddi zararların karşılanmasını
düzenlediği, manevi zararların tazminine yönelik herhangi düzenlemeye yer
vermediği, dolayısıyla talep edilen manevi zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında
karşılanmasına imkân bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat istemini
reddetmiştir. 5233 sayılı Kanun kapsamına göre talep edilen, 2577 sayılı
Kanun"un genel hükümlerine göre talep edilmeyen manevi tazminat isteminin
reddine ilişkin karar Danıştay tarafından onanarak kesinleşmiştir.
36. Somut olayda başvurucu tarafından Anayasa Mahkemesi ve
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu içtihatlarında belirtildiği şekilde manevi
tazminat istemiyle genel hükümlere göre tam yargı davası açılmadığından manevi
tazminat istemiyle 5233 sayılı Kanun kapsamında açılan davada derece
mahkemelerinin söz konusu istemin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanmasına
imkân bulunmadığı değerlendirmesini yaparak tazminat istemini reddetmesinde
mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu; köyü terkten evvel var olan hayvan varlığına
ilişkin iddiaların dikkate alınmaması ve derece mahkemelerinin bu konuda
gerekçelerinin bulunmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının da ihlal
edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca 5233 sayılı Kanun kapsamında
başvurulan idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede
sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini
iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
39. Somut olayda sulhname imzalanarak
maddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin yukarıda
mülkiyet hakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç
gözetildiğinde usul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı
şikâyetlerin tekrar incelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu
nedenle başvurucunun bu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri sürdüğü
benzer mahiyetteki şikâyetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
40. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin
şikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsız
olduğundan ve başvurucunun temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabilecek
nitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme
yapılmıştır.
41. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra yürürlüğe giren 25/7/2018
tarihli ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek
Suretiyle Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
42. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi
ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat
Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
43. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)
kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya
da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara
ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin
yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama
kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini
tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 27-36).
44. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru
yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması
nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına
makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat
ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi
olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama
imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi
olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan
başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile
bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)
45. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.