
Esas No: 2015/13392
Karar No: 2015/13392
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
RESUL AKKAYMAK BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/13392) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Özgür DUMAN |
Başvurucu |
: |
Resul AKKAYMAK |
Vekili |
: |
Av. Şerife FİKİRLİ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza soruşturması sırasında hukuka aykırı olarak
arama yapılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; kültür varlığı olarak
nitelendirilen bazı eserleri kabul ettiği gerekçesiyle cezalandırılmasına karar
verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle adil yargılanma
hakkının; bu eserlere elkonularak bazılarının
müsaderesine, bazılarının ise kararın kesinleşmesiyle birlikte iadesine karar
verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/7/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
6. İstanbul"un Fatih ilçesine bağlı Beyazıt Mahallesi Katırcılar
Caddesi"nde 1/8/2011 tarihinde kolluk görevlilerince M.A.nın
üzerinde ve arabasında arama yapılmış, bu kişinin elindeki poşet içerisinde ve
arabasının bagajında seksen bir adet el yazması kitap, dört adet kâse, bir adet
testi, bir adet çömlek, beş adet çini karo parçası, üç adet ahşap sandık kapağı
ve dört adet metal obje tespit edilmiştir. Elkonulan bu eserler İstanbul
Arkeoloji Müzeler Müdürlüğü, Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürlüğü ile
İstanbul Türk Vakıf Hat Sanatı Müze Müdürlüğünde tutulmuştur.
7. Başvurucu ve M.A. kolluk görevlilerine verdiği ifadelerinde;
dört adet el yazması kitabın ve diğer eşyanın M.A.ya,
kalan yetmiş yedi adet kitabın ise başvurucuya ait olduğunu, kitapları ciltlettirmek için olay yerinde bulunduklarını
belirtmişlerdir.
8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/6/2012 tarihinde
başvurucu ve M.A.nın 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu"nun 4., 23., 27., 41. ve 67.
maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle iddianame
düzenlenmiştir. İddianamade, şüphelilerden elde
edilen yirmi bir adet eserin bildirimi yapılmamış korunması gerekli taşınır
kültür varlığı niteliğinde olduğu, yetmiş dört adet eserin ise tasnif ve tescil
dışı bırakılan ve müzeye alınması gerekli olmayan ticareti izin almak kaydıyla
yapılabilecek taşınır kültür varlığı niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Bunun yanında
iddianamade, şüphelilerin koleksiyonerlik
belgesinin ve alım satım izinlerinin olmadığı vurgulanmıştır. İddianamede
ayrıca elkonulan yirmi bir adet korunması gerekli taşınır kültür varlığı ile
izin almak kaydıyla alım satımı yapılabilecek yetmiş dört adet taşınır kültür
varlığının müzeye tevdiine, korunması gerekli taşınır kültür varlığı
niteliğinde olmayan eserin ise iadesine ve dört adet yeni taklit niteliğindeki
eserin ise suçta kullanılma ihtimali sebebiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu"nun 54. maddesine göre müsaderesine karar verilmesi talep
edilmiştir.
9. İstanbul 48. Asliye Ceza (Mahkeme) arkeoloji, sanat tarihi ve
arşiv alanlarında uzman üç kişiden oluşturulan bir bilirkişi kurulundan konu
hakkında rapor almıştır. Bilirkişi kurulunun 18/6/2013 tarihli raporunda
özetle;
i. İstanbul Arkeoloji Müzeler Müdürlüğünde tutulan bir adet çini
karo parçası, dört adet kâse, bir adet testi ve bir adet çömleğin müzede
korunması gereken kültür varlıklarından olduğu belirtilmiştir.
ii. Türk ve İslam Eserleri Müzesinde tutulan bir adet kitabın
vakıflara ait olduğu, yurt dışından getirilen bir adet tahta ciltli İncil"in de
yurt içinde alım ve satımının yapılamayacağı, diğer kitapların ise yurt içinde
alımı ve satımının serbest olup yurt dışına satışının yasak olduğu
açıklanmıştır.
iii. Son olarak İstanbul Türk Vakıf Hat Sanatı Müzesinde tutulan
yedi adet el yazması eserin ise vakıflara ait olup yurt içinde alımı ve
satımının yapılmasının yasak olduğu görüşü bildirilmiştir.
10. Yapılan yargılama sırasında 6/12/2012 tarihli ilk duruşmaya
katılan başvurucu, ceza verilecekse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
muvafakat ettiğini beyan etmiştir. Mahkeme 6/11/2014 tarihinde başvurucunun ve M.A.nın bildirimi yapılmamış kültür varlıklarını kabul
ettiği gerekçesiyle 2863 sayılı Kanun"un 67. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
iki yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 231. maddesinin beşinci fıkrasına göre ancak
mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme
aynı maddenin sekizinci fıkrası uyarınca başvurucunun beş yıl süreyle denetime
tabi tutulmasına karar vermiştir. Kararın elkonulan eşya ile ilgili kısmı
şöyledir:
"...İstanbul 3.Sulh Ceza Mahkemesinin
2011/746 değişik iş sayılı kararı ile el konulan suça konu eserlerden
bilirkişiler Demet Cınıslı, Hakan Cimilli
ve Göksel Erdoğan"ın 18/06/2013 günlü raporunda sonuç kısmında belirttikleri
İstanbul Arkeoloji Müzeler Müdürlüğünde bulunan b)Türk ve İslam Eserleri Müze
Müdürlüğünde bulanan, c) İstanbul Türk Vakıf Hat Sanatı Müze Müdürlüğünde
bulunan 2863 Sayılı Yasa Kapsamına girip yurt içinde veya yurt dışında satımı
yasak olan eserlerin TCK"nın 54/1 maddesi gereğince müsadereleri ile ilgili
müze müdürlüklerine teslimine,
İlgili müzelerde bulunup bilirkişilerin aynı
tarihli raporlarında yurt içinde veya dışında satışı yasak olmayan eserlerinin
ise karar kesinleştiğinde hak sahiplerine iadesine.. [karar verildi]."
11. Başvurucu ve katılan Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından
bu karara itiraz edilmiştir. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi 15/12/2014
tarihinde başvurucu vekilinin itirazının reddine, katılan vekilinin ise
itirazının kabulüne karar vermiştir. Kararda, sanıkların 2863 sayılı Kanun"un
67. maddesinin ikinci fıkrasına göre para cezasına hükmedilmesi gerektiği
gözetilmeden hüküm kurulması ve aynı maddenin üçüncü fıkrasının uygulanması
konusunun hüküm yerinde tartışılmaması doğru görülmemiştir. Bu karar 14/1/2015
tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
12. İlk derece mahkemesi 30/4/2015 tarihli ek kararla
başvurucunun 2863 sayılı Kanun"un 67. maddesinin ikinci fıkrasına göre iki yıl
hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ancak yine koşulları
oluştuğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve başvurucunun
beş yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar vermiştir. Kararda ayrıca 2863
sayılı Kanun"un 67. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanmasına yer olmadığı
belirtilmiştir. Bu kararda elkonulan eşya ile ilgili herhangi bir hükme yer
verilmemiştir.
13. Başvurucu ve katılan Hazine tarafından yapılan itirazlar
İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
14. Anılan karar başvurucu vekiline 1/7/2015 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
15. Başvurucu 31/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
16. Katılan 8/12/2014 tarihinde, sanıklardan M.A. ise 21/1/2015
tarihinde 6/11/2014 tarihli kararı temyiz etmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim
Sisteminden (UYAP) yapılan sorgulama sonucuna göre temyiz incelemesinin hâlen
devam etmekte olduğu tespit edilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 2863 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Taşınır
ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını bulanlar, malik oldukları veya
kullandıkları arazinin içinde kültür ve tabiat varlığı bulunduğunu bilenler
veya yeni haberdar olan malik ve zilyetler, bunu en geç üç gün içinde, en yakın
müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine
bildirmeye mecburdurlar.”
18. 2863 sayılı Kanun’un 5. maddesi şöyledir:
“Devlete,
kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi
gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen
veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür
ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir.
Özel nitelikleri dolayısıyla ayrı statüye tabi
tutulan mazbut ve mülhak vakıf malları bu hükmün dışındadır.”
19. 2863 sayılı Kanun’un 23. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Korunması gerekli taşınır kültür ve
tabiat varlıkları şunlardır:
a) (Değişik: 17/6/1987 - 3386/9 md.) Jeolojik, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait,
jeoloji, antropoloji, prehistorya, arkeoloji ve sanat tarihi açılarından belge
değeri taşıyan ve ait oldukları dönemin sosyal, kültürel, teknik ve ilmi
özellikleri ile seviyesini yansıtan her türlü kültür ve tabiat varlıkları;
Her çeşit hayvan ve bitki fosilleri, insan
iskeletleri, çakmak taşları (sleks), volkan camları (obsidyen), kemik veya madeni her türlü aletler, çini,
seramik, benzeri kab ve kacaklar, heykeller, figürinler, tabletler, kesici, koruyucu ve vurucu silahlar,
putlar (ikon), cam eşyalar, süs eşyaları (hülliyat),
yüzük taşları, küpeler, iğneler, askılar, mühürler, bilezik ve benzerleri,
maskeler, taçlar (diadem), deri, bez, papirus, parşümen veya maden
üzerine yazılı veya tasvirli belgeler, tartı araçları, sikkeler, damgalı veya
yazılı levhalar, yazma veya tezhipli kitaplar, minyatürler, sanat değerine haiz
gravür, yağlıboya veya suluboya tablolar, muhallefat
(religue"ler), nişanlar, madalyalar, çini, toprak,
cam, ağaç, kumaş ve benzeri taşınır eşyalar ve bunların parçaları,
Halkın sosyal heyetini yansıtan, insan yapısı
araç ve gereçler dahil, bilim, din ve mihaniki sanatlarla ilgili etnografik nitelikteki kültür varlıkları.
..."
20. 2863 sayılı Kanun’un 27. maddesi şöyledir:
"Yirmibeşinci madde
gereğince tasnif ve tescil dışı bırakılan ve Devlet müzelerine alınması gerekli
görülmeyen taşınır kültür varlıklarının ticareti, Kültür ve Turizm Bakanlığının
izni ile yapılır.
Bu ticareti yapmak isteyenler, Kültür ve
Turizm Bakanlığından ruhsatname almak zorundadırlar. Bu ruhsatnameler üç yıl
için geçerlidir. Bu sürenin bitiminden bir ay önce ruhsatname yenilenebilir. Bu
Kanun hükümlerine aykırı hareket edenlerin ruhsatnameleri, süresine
bakılmaksızın iptal edilir."
21. 2863 sayılı Kanun’un 67. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili
olarak bildirim yükümlülüğüne mazereti olmaksızın ve bilerek aykırı hareket
eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bildirimi yapılmamış olan kültür ve tabiat
varlığını satışa arzeden, satan, veren, satın alan,
kabul eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin
güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu durumda birinci
fıkrada tanımlanan suçtan dolayı ayrıca cezaya hükmolunmaz.
Ticareti yasak olmayan taşınır kültür
varlıklarının izinsiz olarak ticaretini yapan kişi, altı aydan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır."
22. 2863 sayılı Kanun’un 75. maddesi şöyledir:
"Bu Kanun kapsamında kalan suçlar
nedeniyle elkonulan taşınır kültür ve tabiat varlıkları müzeye teslim
edilir."
23. 5237 sayılı Kanun’un 54. maddesinin (4) numaralı fıkrası
şöyledir:
"Üretimi,
bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya,
müsadere edilir."
24. 5271 sayılı Kanun"un 116. maddesi şöyledir:
"Yakalanabileceği veya suç delillerinin
elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü,
eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir."
25. 5271 sayılı Kanun"un 119. maddesinin (1) numaralı fıkrası
şöyledir:
"Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde
sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına
ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri
arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı
alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde
Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri
ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir."
26. 5271 sayılı Kanun"un 127. maddesinin (1) ve (3) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan
hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise
kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini
gerçekleştirebilir.
(3)
(Değişik: 25/5/2005 – 5353/16 md.) Hâkim kararı
olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat
içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan
itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde
elkoyma kendiliğinden kalkar."
27. 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"(1) Suç soruşturması veya kovuşturması
sırasında;
...
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde
gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,
koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler
alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan
veya zamanında geri verilmeyen,
Kişiler, maddî ve manevî her türlü
zararlarını, Devletten isteyebilirler..."
28. 5271 sayılı Kanun"un 142. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerin
kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya
hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde
bulunulabilir.
(2)
İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır
ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir
ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara
bağlanır..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayata Saygı
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu, ceza soruşturması sırasında hukuka aykırı olarak
arama yapıldığından yakınarak kolluk görevlilerinin özel bir kişiye ait araçta
arama yapabilmesinin 5271 sayılı Kanun"un 119. maddesi uyarınca hâkim veya
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emrini
gerektirdiğini, ancak somut olayda böyle bir emir verilmeden arama işleminin
yapıldığını belirtmiştir. Başvurucu bu gerekçeyle adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu bağlamda başvurucunun adil yargılanma
hakkı kapsamında ileri sürdüğü hukuka aykırı olarak arama tedbirinin
uygulandığı yönündeki şikâyeti özel hayata saygı hakkı kapsamında
değerlendirilmiştir.
32. Anayasa Mahkemesi Hülya
Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma
tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda
yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren
makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme
yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları
kabul edilmiştir. Bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan
zararın kaçınılmaz olandan ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî
uygulandığının ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden
daha ileri bir değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (ilkeler için
bkz. Hülya Kar, §§ 21-46).
33. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturma
kapsamında M.A.nın üzerinde ve arabasında arama
yapıldığı görülmektedir (bkz. § 6). Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayata
ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu
tedbirin bir soruşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek
amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
34. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi
kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma
tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi
bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir ve kesin bir
hukuki düzenlemeye dayanmaktadır. Ayrıca başvurucuya itirazlarını sorumlu
makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı tanınmıştır. Bundan
başka tedbir, süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.
35. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma
tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde
başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma
tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru
formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır. Diğer taraftan
aramanın ölçüsüz olarak uygulandığı şikâyeti yönünden 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde öngörülen tazminat yolunun varlığına da dikkati çekmek gerekir.
Dolayısıyla özel hayata saygı hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açıktır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna
karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu, ceza mahkemesince bildirim yapılmaksızın kültür
varlığı kabul etme suçundan dolayı hakkında mahkûmiyet kararı verildiğinden
yakınarak kararın usule, hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını iddia etmiştir.
Başvurucu otuz yıldır el yazması kitap topladığını, bu kitapların idareye
bildirilmesinin gerektiğini bilmesinin beklenemeyeceğini belirtmiştir.
Başvurucu söz konusu eserlerin alım satıma konu edilmediğini, suç işleme
kastının bulunmadığını, isnat edilen suçun unsurlarının da oluşmadığını, ayrıca
2863 sayılı Kanun"un 67. maddesinin ikinci fıkrasının ticari anlamda kabul etme
fiilini suç olarak saydığını savunmuştur. Başvurucuya göre bu maddede öngörülen
ceza ölçülü olmayıp kültür ve tabiat varlıklarını ticari amaçlarla satışa
sunanlar ile başka yollarla devredilenler arasında farklı muamele yapılarak
eşitlik ilkesine aykırı davranılmıştır. Başvurucu son olarak hukuka aykırı
arama sonucu elde edilen delilin yargılamada kullanılmış olmasından da
yakınmaktadır. Başvurucu bu gerekçelerle adil yargılanma hakkının, eşitlik ile
suç ve cezalarda kanunilik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
38. Anayasa Mahkemesi yukarıda da değinildiği üzere olayların
başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve
olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (bkz. § 32). Başvurucunun
eşitlik ile suç ve cezalarda kanunilik ilkelerinin ihlal edildiğine yönelik
iddialarının başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri
bırakılması kararına yönelik olduğu anlaşıldığından, başvurucunun yukarıda
belirtilen bu şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar
başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme,
… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
40. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığa yüklenen suça
ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının
belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına
gelmektedir. Kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesine karşın, sanığın
kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar
verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasının son
cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın, yargılamanın hukuki
kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da cezaya hükmedilmesi
durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını tercih etme imkânı
bulunmaktadır (Ali Gürsoy, B. No:
2012/833, 26/3/2013, § 19).
41. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, yargılamayı
hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona
erdiren düşme nedenlerinden biridir. 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (10)
ve (11) numaralı fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi içinde kasıtlı
yeni bir suç işlenmediği takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak
davanın düşmesine, denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde
hükmün açıklanmasına karar verilir (Ali
Gürsoy, § 21).
42. 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (12) numaralı
fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun
yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte ancak denetim süresi
içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu
süre içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama
nihai olarak sona erdiğinde, hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun
yoluna başvurulabilir ve esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir (Ali Gürsoy, § 22).
43. 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin (6) numaralı fıkrasına
göre sanık kabul etmediği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı verilmez. Bu durumda ilk derece mahkemesinin kararı temyizi kabil hâle
gelebilecektir. Başka bir deyişle haklarında hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararı verilmesini kabul eden sanıklar, verilen kararın Yargıtayda yapılacak esas ve usul incelemesini talep etme
hakkından vazgeçmişlerdir. Başvurucunun hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına ilişkin hükümlerin uygulanmasına açıkça rıza gösterdiği
durumlarda söz konusukarar ile ortaya çıkan
menfaatlerden yararlanmayı tercih ettiği kabul edilmelidir (Adnan Erkuş/Türkiye (k.k.),
B. No: 61196/11, 4/12/2012, § 22).
44. Somut olayda yargılamalar sonunda verilen kararların temel
hakları ihlal ettiği iddiası -somut başvurunun özelliği de nazara alındığında-
istinaf/temyiz incelemesinde de ileri sürülebilecek iddialardandır.
Başvurucunun kabulü üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı
verildiği ve istinaf/temyiz yoluna başvurmayı mümkün kılan bir karar
verilmesinin tercih edilmediği anlaşılmaktadır.
45. Sonuç olarak hatalı değerlendirme sonucu verilen kararın
adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiası, başvurucunun talebi üzerine
hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması ve temyiz yoluna
başvurmayı mümkün kılan bir karar verilmesini başvurucunun tercih etmediği
dikkate alındığında dayanaktan yoksun görünmektedir.
46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Elkoyma Tedbirinin
Hukuka Aykırı Olarak Uygulandığı Şikâyeti Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
47. Başvurucu kitaplarına hukuka aykırı olarak elkonulduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
48. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek
için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet
Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
49. 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının
(j) bendinde, eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine koşulları oluşmadığı
hâlde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası
veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan yahut zamanında geri
verilmeyen kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.
50. Anayasa Mahkemesi, ceza soruşturması veya kovuşturması
sırasında şüphelilerin eşyasına ya da mal varlığı değerlerine ilişkin olarak
elkoyma tedbirinin uygulandığı durumlarda tedbirin hukuka aykırı olduğu veya
bunların korunması için gerekli tedbirlerin alınmadığı ya da amaç dışı
kullanıldığı veyahut zamanında geri verilmediği iddialarına ilişkin olarak
bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da
olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili
bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Nuray
Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016, §§ 60-68; Sinan Aydın Aygün (2), B. No: 2014/922,
16/6/2016, §§ 61-69; Alparslan Altan
[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 196).
51. Somut olayda başvurucunun kitapları hakkında korunması
gerekli kültür varlığı olduğu şüphesiyle ceza soruşturması sırasında elkoyma
tedbiri uygulanmıştır. Ceza kovuşturmasını yapan İstanbul 48. Asliye Ceza
Mahkemesince 6/11/2014 tarihinde elkonulan bazı kitaplar yönünden bilirkişi
raporuyla kültür varlığı olarak tespit edildikleri gerekçesiyle müsadere
edilmelerine, diğer kitaplar yönünden ise karar kesinleştiğinde hak sahiplerine
iadesine karar verilmiştir. Buna göre ceza soruşturması sırasında uygulanan
elkoyma tedbiri hükümle birlikte sona ermiştir. Diğer bir deyişle hükümden
sonra artık müsadere ve iade kararları çerçevesinde hükme bağlı olarak devam
eden yeni bir süreç söz konusudur.
52. Elkoyma tedbirinin hukuka uygun olup olmadığı yönündeki şikâyet
ise 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir
(bkz. § 28). Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla elkoyma kararının hukuka
aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da
hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen
dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir
hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel
başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik
niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. ElKonulan Eşyanın Kararın Kesinleşmesinden Sonra Teslimine
Karar Verildiği Şikâyeti Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları
54. Başvurucu hukuka uygun yollarla elde ettiğini belirttiği
kitaplarından yetmiş dört adedinin Mahkemece kendisine iadesine karar
verilmekle birlikte iadenin kararın kesinleşmesi koşuluna bağlandığını ifade
etmiştir. Başvurucu bu yüzden beş altı yıl boyunca kitaplarından mahrum
kalacağını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
55. Başvuru formu incelendiğinde başvurucunun müsadere kararı
yönünden açık bir şikâyetinin bulunmadığı görülmektedir. Başvurucu haksız yere
kitaplarına elkonulduğunu belirterek elkonulan yetmiş
dört adet kitabın kararın kesinleşmesinden sonra kendisine verilmesi kararına
bağlı olarak bu kitapların geç teslim edilmesinden yakınmaktadır. Dolayısıyla
başvurucunun şikâyetinin, korunması gerekli kültür varlığı olmadığı tespit
edilen kitapların kararın kesinleşmesinden sonra teslim edilmesi kararına yönelik
olduğu değerlendirilmiştir.
56. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün 64. maddesinin (1)
numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği,
başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün
içinde yapılması gerekir.
57. Somut olayda şikâyete konu kararın kesinleşmesiyle birlikte
kitapların iadesine yönelik nihai karar, İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesinin 6/11/2014
tarihli kararıdır. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz İstanbul 7. Ağır
Ceza Mahkemesince 15/12/2014 tarihinde reddedilmiştir. Bu karar ise başvurucuya
14/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Ancak başvurucunun itirazının reddi
kararının tebliğ tarihi tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi
geçtikten sonra 31/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın;
a. Elkoyma tedbirinin hukuka aykırı olarak uygulandığı şikâyeti
yönünden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
b. El konulan eşyanın kararın kesinleşmesinden sonra teslimine
karar verildiği şikâyeti yönünden süre aşımı
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.