
Esas No: 2016/14178
Karar No: 2016/14178
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ALİ AKTAŞ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/14178) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 11/9/2019-30885 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Burak Cenk
İLHAN |
Başvurucu |
: |
Ali AKTAŞ |
Vekili |
: |
Av. Suat
ÇAKAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/8/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması
nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası
bakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,
diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların kabul
edilemez olduğuna 7/3/2019 tarihinde karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde
ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe
teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke
genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl
19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal
temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye"de çok uzun yıllardır
faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı
Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak
isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:
2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe
girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile
FETÖ/PDY"nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı
sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki
yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından
soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama
tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 51; Mehmet Hasan
Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin
16/7/2016 tarihli kararı ile -Alaşehir Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta
olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde meslekten
ihraç edilmesine karar verilmiştir.
11. Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu
hakkında ceza soruşturması başlatılmıştır.
12. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 17/7/2016 tarihinde
gözaltına alınmıştır. Başvurucunun 18/7/2016 tarihli Savcılık ifadesinin ilgili
kısmı şöyledir:
"...Atılı suçlamayı anladım. Kesinlikle
kabul etmiyorum. Benim bu suçtan uzaktan yakından alakam yoktur. HSYK 2.
Dairesi"nin benim meslekten çıkarılmayı gerektirir nitelikte ağır gördüğü
suçlamanın ne olduğunu, delillerin ne olduğunu anlamış değilim. Bunları
anlamadığım için suçlamaları kabul etmiyorum. 2001 yılında Mardin Mazıdağı"nda
Kaymakamlıkça sınav düzenlendi. Dereceye giren öğrencileri o dönem cemaate
bağlı olduğu bilinen Sur Dershanesi"ne ücretsiz gönderecekti. Ancak benim önceki
seneden ÖSS"ye girdiğim için yüksek bir puanım vardı. Bu puan ile başka
dershanelere de başvurmuştum. Bu şekilde Uğur Dershanesi"ne kayıt yaptırdım.
Uğur Dershanesi"ne gittim. Hatta o dönem Kaymakamlık sınav birincisi olarak
cemaatin dershanesine yönlendirmeye çalıştı. Ama ben yine de Uğur Dershanesi"ne
gittim. Daha sonra da Ankara Hukuk Fakültesini kazandım. Okulda iken birinci
yıl devletin yurdu olan Kocatepe yurdunda kaldım. Diğer üç sene de cemaatlerin
yurtlarında veya evlerinde kalmayıp, arkadaşlarım ile özel evde kaldım. Ev
arkadaşlarımın kimi hâkim savcı, kimisi de doktordur. Bu kişiler halen
görevdedirler, alınmadılar. 2006 yılında üniversiteden mezun oldum. 2007
yılında açılan hâkim ve savcı sınavını kazanarak 2007 yılı Ağustos"ta staja
başladım. 2008 yılı Ekim ayında da mesleğe fiilen başladım. Stajımı Ankara"da
yaptım. Hiçbir zaman cemaatteki hiçbir kişi ile ilişkim olmadı.Oğlum M.D. Üstek
Koleji"ne gitmektedir. Yaşı 6"dır. Buranın da cemaatle bir bağlantısı yoktur.
Ömrü hayatımda dini sohbetlere hiç katılmadım. Bu grubun da ne şekilde sohbet
yaptığını bilmem. Bu grupla hiçbir şekilde ilişkim olmadı. Dolayısıyla
yayınlarına da üye olmadım. Vakıfbank"ta hesaplarım vardır, Bunun dışında bir
de eşimin Halk Bankası"nda hesabı vardır. Finans kurumlarında hesabımız yoktur.
Kesinlikle ilişkim olmadığı bu gruba bağışta bulunmadım. Hâkim ve savcılık
sınavına evimde hazırlandım. Akademideyken sınıf temsilciliği, albüm kurulu
gibi kurullara girmedim. Umre dışında yurt dışına gitmedim. Umreye gidiş
zamanım 2016 yılı Şubat-Mart ayları arasıdır. Umrede 14 gün kaldım. Sakarya
Merkez, 2011-2013 Solhan/Bingöl, 2013-2015 Sungurlu/Çorum, 2015 Temmuz ayından
itibaren Alaşehir"de görev yaptım. Sungurlu"da iken HSYK Teftişi geldi. Bu
teftişten 75 puan aldığımı hatırlıyorum. Teftiş yapan müfettişleri ise
hatırlamıyorum. 2014 yılında yapılan HSYK seçiminde sandık müşahitliği, vesair herhangi bir görevim yoktur. Hatta oy kabininde oy
kullandığım sırada bacanağım beni aradı. Bu sırada telefonun yanında görevliler
vardı. Bu durumu görevliler de gördü. Telefonum onların yanında çaldı. 15
Temmuz 2016 tarihinde Türkiye"de meydana gelen olaylarda izinde olmam sebebiyle
Çanakkale"de iken basın yani televizyon yolu ile haberdar oldum. Normal
şartlarda pazar günü Alaşehir"e görevimin başına dönecektim. Ancak olayların
üzerine HSYK tarafından izinler iptal edildi. İzinlerin iptali ile Alaşehir
İlçesi"ne cumartesi günü akşam 17:30 sıralarında dönüş yaptım. Özel yetkili
herhangi bir yerde çalışmadım. Bana bugüne kadar herhangi bir unvan teklifi
olmadı. Benim ne cemaatle ne de 15 Temmuz"da yaşanan olaylar ile hiçbir ilgim
yoktur. Listede adımın neden yer aldığını HSYK bilir. Adımı oraya koyanlar
bilir. Beni sevmeyen biri bugüne kadar ilişkim hiçbir şekilde olmayan cemaatle
ilişkim olduğu şeklinde beni fişlediğinden dolayı şu anda buradayım. Atılı
suçlamaları kabul etmiyorum. Etkin pişmanlık hükmünü anladım. Ben suç
işlemedim. Serbest bırakılmak istiyorum. Aramada el konan bilgisayar, CD, flaş
disk, iki adet telefonun hiçbir suç unsuru yoktur. Dolayısıyla tarafıma teslim
edilmesini istiyorum."
13. Savcılık ifadesinin ardından tutuklanması istemiyle Alaşehir
Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilen başvurucunun Alaşehir Sulh Ceza Hâkimliği
tarafından 18/7/2016 tarihinde sorgusu yapılarak tutuklanmasına karar
verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheliler hakkında HSYK 2. Dairesinin
FETÖ Terör Örgütüne üye olduklarından dolayı 16/7/2016 tarihli savcılıktan
açığa alma kararı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı, şüphelilerin
üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, kanunda belirtilen cezaların alt ve
üst sınırı, delillerin tam olarak toplanmamış olması, suçun temadi ettiği adli
kontrol uygulamasının bu aşamada yetersiz kalacağı dikkate alınarak
tutukluluğun bu aşamada ölçülü olduğu anlaşıldığından 2802 Sayılı Hâkim ve
Savcılar Kurulunun 94. maddesi atfıyla CMK"nın 100 ve
devamı maddeleri gereğince şüphelilerin üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı
tutuklanmalarına..."
14. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Salihli Sulh Ceza
Hâkimliğinin 25/7/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
15. Başvurucu 8/8/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasını
27/9/2016 tarihinde yetkisizlik kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise yasal değişiklik nedeniyle dosyayı 10/1/2017
tarihli yetkisizlik kararı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
17. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 17/5/2017 tarihinde, başvurucu
hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini
yapmasını engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya
teşebbüs etme suçlarından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiş
olup aynı tarihli iddianame ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma
suçundan cezalandırılması istemiyle İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu
davası açmıştır.
18. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne
üye olduğu ileri sürülmüş olup bu suçlamaya esas alınan olgular özetle
şöyledir:
i. Başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları
tarafından getirilen Kur"an-ı Kerim"in 83., 84., 85. ve 86. sayfalarının farklı
kısımlarının yırtılmış olduğu, Nisa Suresi"nin 36., 42., 45. ve 56. ayetlerinin
işaretlendiği belirtilmiştir.
ii. HSYK Genel Kurulu tarafından gönderilen, altmış bir sayfadan
ibaret karar gerekçesine değinilerek kararda; başvurucunun FETÖ/PDY mensubu
olması dikkate alınarak ihraç edildiği tespitinin yapıldığı, özellikle bu
yapının devleti ele geçirmeye çalışması ve yargının içine sızarak anayasal
düzeni ortadan kaldırma amacı gütmesine vurgu yapılarak anılan yapıya dâhil
olan kişilerin örgüt üyesi olduğunun ifade edildiği belirtilmiştir.
19. İddianame İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesince
(Mahkeme)22/5/2017 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2017/262 sayılı
dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 22/5/2017 tarihinde
tensiple birlikte başvurucunun tahliyesine ve yurt dışına çıkış yasağı
konularak adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili
kısmı şöyledir:
"Sanığın mevcut delil durumu tutuklulukta
geçirdiği süre dikkate alınarak sanığın başka suçtan tutuklu veya hükümlü
bulunmadığı takdirdetahliyesine, sanık hakkında CMK"nın 109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkış yasağı
şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanmasına..."
20. Mahkeme 13/7/2017 tarihinde yapılan duruşmada başvurucunun
savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı şöyledir:
"Ben 15 Temmuz 2016 tarihinden önce
Manisa ili Alaşehir ilçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordum. 15
Temmuz 2016 tarihinde tatildeydim. Eşim ve çocuklarım ile birlikte Çanakkale"ye
tatile gitmiştim. Darbe yapıldığını Cumhurbaşkanımızın bildirimiyle
televizyondan öğrendim. Ardından izinlerimizin kaldırıldığını öğrendim. Ertesi
gün eşim ile birlikte tekrar görev yaptığım yere geldim. Eve gelmeden önce
Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından açığa alınan hakim
ve savcılar ile ilgili bir liste internette gördüm. Listede adımın olduğunu da
gördüm. Ben buna rağmen eşim ile birlikte görev yaptığım Alaşehir ilçesine
döndüm. Evime geldim. Adliyeye gittim. Başsavcı bey ile birlikte toplantı
yaptık. Tekrar evime geçtim. Bir süre sonra gece saat 24:00 civarında evime
polisler ile birlikte görev yaptığım savcı arkadaşım arama yapacağını
söyleyerek evimize geldiler. Evde gerekli arama işlemleri yapıldı. Gözaltına
alındım. Gözaltı işlemi yapıldı. Sonrasında tutuklandım. Ben FETÖ/PDY terör
örgütü üyesi değilim. Bu örgüt ile hiçbir ilgim yoktur. Bu örgütü lanetliyorum.
Ben eğitim gördüğüm süre içerisinde evlerinde ve yurtlarında kalmadım. Ben
ilkokulu, ortaokulu ve liseyi Mardin Mazıdağında
okudum. Lise çağında 3. Sınıfa giderken Sınav dersanesine
gititm. Sonraki sene de aldığım puan sebebiyle Uğur Dersanesi"ne gittim. Ben üniversite sınavlarına ilk
girdiğim yıl herhangi bir tercih yapmadım. 2. Yıl Mazıdağı Kaymakamlığı bir
sınav açmıştı o sınav sonucunda öğrencileri Sur Dersanesi"ne
yönlendirdiler. Beni de buraya yönlendirdiler. Daha doğrusu bu dersaneye ücretsiz kayıt yaptırabileceğimi söylediler.
Ancak ben bu dersaneye gitmedim. Uğur Dersanesi"ne gittim. Uğur Dersanesi
Diyarbakır"daydı. Diyarbakır"daki şubesine gittim. Sonrasında Ankara Hukuk
Fakültesi"ni kazandım. Fakültede okuduğum sürede ilk 1 yıl Kocatepe öğrenci
yurdunda kaldım. Sonra arkadaşlarım ile birlikte ev tuttuk. Evde kaldık. Bu
kaldığım evin cemaat ile bir ilgisi yoktur. Cemaat evi değildir. Ben cemaatin
yurt ve evlerinde kalmadım. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra evimde sınava
hazırlandım. Hiçbir zaman sınava cemaatin öğrenci evleri olarak bilinen
evlerinde hazırlanmadım. Hâkimlik sınavını kazandım. Stajımı Ankara"da yaptım.
Sonrasında kura sonucu Sakarya merkezde savcı olarak göreve başladım. Burada 3
yıl çalıştıktan sonra Bingöl Solhan"a tayinim çıktı. Orada da 2 yıl çalıştıktan
sonra Çorum Sungurlu ilçesine tayinim çıktı. Sungurlu"dan sonra da Manisa
Alaşehir ilçesine tayinim çıktı. En son buradayken de açığa alındım ve ihraç
edildim. Ancak HSYK ihraç kararı incelendiğinde ihraç kararının hiçbir yerinde
ne ismim, ne görev yaptığım yerler, baktığım dosyalar,
işler ile ilgili hiçbir bilgi yoktur. Cemaat ile bağlantılı olduğuna ilişkin
herhangi bir delil de yoktur. Ben ihraç kararı ile ilgili olarak da dava açtım.
Sonucunu bekliyorum. Ben bugüne kadar cemaat yapılanması içerisinde yer
almadım. Sohbet ve toplantılara katılmadım. Dersanelerine
ve okullarına gitmedim. Zaman gazetesi ve sızıntı dergisi aboneliğim yoktur. Bank
Asya"da herhangi bir hesabım yoktur. Bugüne kadar hiç kimseye fitre, zekat, bağış, himmet, burs, kurban adı altında para
vermedim. Kimseden de bu adlar altında para toplamadım. Ben tutukladıktan sonra
eşimden Kur"an-ı Kerim meali getirmesini istedim. Ben sonuçta müslüman bir insanım ve Kur"an okumayı biliyorum. O anki
duygularım ile ceza evindeyken Kur"an okumak istedim. Önceden de okuyordum.
Kur"an-ı Kerim ailem tarafından getirildi. Ancak bana verilmedi. Bunun
verilmeyiş nedenini ceza evi müdürüne sorduğumda Kur"an-ı Kerim"in 2 sayfasının
yırtılmış olduğunu belirtti. Nisa Suresi"nin bulunduğu kısımda ayetlerin
işaretlendiği iddia edilmektedir. Herhangi bir işaret yoktur. Sadece Nisa
Suresi"nin bulunduğu yerdeki sayfa yırtılmıştır. Bu özel bir amaç ile yapılmış
değildir. Ben bile ne şekilde yırtıldığını hatırlamıyorum. Çocuğum yırtmış
olabilir. Ben okurken hızlı çevirip yırtmış olabilirim. Ne şekilde yırtıldığını
bilmiyorum. Diyanet mührünün olmadığı söylenmektedir. Kur"an"ın arkasında ISBN
numarası vardır. Herhangi bir amaç ile bu Kur"an"ı evimde bulundurmadım. Özel
bir amacı yoktur. Kur"an-ı Kerim aynı basımevi tarafından basılmakta ve
yayınlanmaktadır. Bu hususta ne amaçlanmaktadır anlamış değilim. Ben Kur"an-ı
Kerim bana verilmeyince dilekçe yazarak verilmesini istedim. Kur"an-ı Kerim
aynı gün akşam idare tarafından bana tutanak ile teslim edildi. Ben iddianamede
yazılı hiçbir hususu kabul etmiyorum. Benim işaretlediğim iddia edilen ayetler
kadın hakları ile ilgilidir. En sonunda da Allah"a ortak koşmama ve doğru
söyleme ile ilgili ayetlerdir. Kur"an-ı Kerim"i yayınevinden eşim bana satın
almıştır. Çünkü eşim Kur"an-ı Kerim"i bana hediye etti. Benim çocuğum 6
yaşındadır. Alaşehir"de bulunan Üstek Koleji"ne
gidiyordu. Bu kolejin örgüt ile cemaat ile herhangi bir ilgisi yoktur. Halen de
açıktır. Alaşehir"de cemaatin okulu vardır. Ben çocuğumu o okullara vermedim.
Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Daha önceden de ifade vermiştim.
İfadelerim doğrudur. Ben bu suçlama nedeniyle 310 gün tutuklu kaldım. Eşimin
bulunduğumuz yerden 2 kez tayini çıktı. Daha doğrusu eşimin Alaşehir"de bulunan
geçici görevini kaldırdılar. Sonradan da Yalova"ya eş durumu olmaması sebebiyle
tayini çıktı. Mağdur oldum. Bunu da belirtmek istiyorum. Ben iddianamedeki
delillere göre örgütün neresindeyim bunu bilmek istiyorum. Hangi şekilde
organik bağım var bilmiyorum. İddianamede belirtilen iddialar asılsızdır.
Aslında iddia da yoktur. Sadece HSYK kararı ve Kur"an-ı Kerim vardır. Aleyhime
başkaca delil gösterilmemiştir. Hangi eylemim, hangi faaliyetim örgüt ile
ilgilidir. Bu belli değildir. Böyle bir şey yoktur."
21. Mahkemenin 15/2/2018 tarihinde, başvurucu hakkındaki güncel
bilgi ve belge talebi üzerine, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) Mahkemeye
gönderdiği 28/3/2018 tarihli yazıda, başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve
irtibatına dair Genel Sekreterlik Disiplin Bürosunda mevcut bilgi, belge ve
delillerin gönderildiği belirtilmiş olup bu bilgi ve belgelerden (HSYK"nın görevden uzaklaştırma, meslekten çıkarma kararları
ve yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararı, HSYK Üçüncü Dairesi"nin
5/11/2016 tarihli kararı, Başbakanlık İletişim Merkezi başvurusu, sosyal medya
paylaşımı, tanık T.P.nin 16/2/2018 tarihli ifadesi)
bazılarının içeriği özetle şöyledir:
i. HSYK Üçüncü Dairesi"nin 5/11/2016 tarihli ve 2016/9876 sayılı
kararında bahsedilen 8/8/2016 tarihli, M.A. imzalı dilekçede; 23/10/2015
tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün cemaat yapılanmasına ilişkin olarak
bir vatandaş tarafından yapılan ihbar üzerine yürütülen soruşturmada,
başvurucunun ihbarla ilgili ifade almaktan başka herhangi bir işlem
yapmadığının iddia edildiği anlaşılmıştır.
ii. Başbakanlık İletişim Merkezi"ne (BİMER) 6/1/2017 tarihli
isimsiz ihbarda; Ankara"da görevli M.T. İsimli Cumhuriyet savcısının 2011
yılında Çorum Sungurlu Adliyesinde görevli iken ağır ceza hâkimi, mahkeme
başkanı İ.Ç., V.G., Cumhuriyet Başsavcıları M.B., N.D., Cumhuriyet Savcıları
Ali Aktaş, M.K., Ö.Ç."nin bir cinayet soruşturmasını
yürütüp, uyduruk delil bulup, gerçek delilleri karartıp sanıkları beraat
ettirdikleri, beraat eden sanık H.A."nın oğlunun
Tunceli Vali Yardımcısı S.A. olduğu, S.A."nın FETÖ"den tutuklu olup ceza infaz kurumunda bulunduğu,
adlarını saydığı Sungurlu Adliyesi personelinin FETÖ"cü
olduğu, M.T. araştırılırsa FETÖ"cü olduğunun ortaya
çıkacağı belirtilmiştir.
22. 4/4/2018 tarihinde yapılan altıncı celsede;
i. Başvurucu müdafiinin beyanlarının
ilgili kısmı şöyledir:
"HSK"dan gelen
yazı cevabı içeriğine göre Şubat 2018 tarihinde alınan tanık T.P. ifade
vermiştir. Ancak müvekkilimiz ile bu tanığın arası bozuktur. Aralarında husumet
vardır. Bu kişinin verdiği ifade delil taşımamaktadır. Kendisi duyumlara
dayanarak ifade vermiştir. BİMER başvurusunda müvekkilimizin sadece adı
geçmektedir. Başvurunun tarihi müvekkilimizin tutuklandığı tarihten sonradır.
İddianamede bu başvuruya dayanılmamıştır ve değinilmemiştir. T.P. ile
müvekkilimiz sadece 4 - 5 ay birlikte çalışmıştır. Kendisi
Sungurlu ilçesinde Başsavcı olarak görev yapmıştır. Şu anda ... İli Başsavcısı
olarak görevde olduğunu biliyoruz. Beyanları soyut isnatlara dayandığı için
bizce delil vasfı yoktur. Ancak mahkeme takdir ederse tanık olarak dinlenmesini
talep ediyoruz. Ayrıca gelen belge ve bilgileri inceleyip beyanda bulunmak için
süre talep ediyoruz, ..."
ii. Başvurucunun beyanlarının ilgili kısmı şöyledir:
"Avukatımın beyanlarına katılıyorum.
Siber incelemede olan telefon hattı benim adıma kayıtlıdır. Ancak eşim tarafından
kullanılmaktaydı. 2015 yılının Ocak ayında o telefon
kırıldı. Ben de kendisine yeni bir telefon aldım. Arama sırasında bu telefon
alınmış. Ancak ben bu telefonu hiçbir zaman kullanmadım. GSM hattımı da bu
telefonu hiçbir zaman takmadım. Bu nedenle bu yöndeki incelemeden
vazgeçilmesine karar verilmesini talep ediyorum. HSK hakkımda soruşturma devam
ettiği söylenen dosya ilgili olarak 2015 yılında bir askerin getirdiği bir
ihbarcı veya müşteki bilemiyorum. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili beyanda
bulunmuş ve benim bu konuda işlem yapmadığım belirtilmiştir. Ancak ben o
kişinin ifadesini almıştım ve dosya yetkili savcıya aktarılmıştı. Nöbetçi
savcıyken gerekli işlemleri yapıp ilgili savcıya aktarmışımdır. T.P. ile 2015
yılında kısa bir süre çalışmıştık. Ben kendisine başsavcı olarak her türlü
saygıyı göstermiştim. Kendisi ile aramızda bir soğukluk vardı. İfadesinde
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili olarak bahsetmesi gerekirken benim
mesleki yetersizliğim hakkında beyanda bulunmuştur. Ben bu beyanını kabul
etmiyorum. Kendisi bana önyargılı bir şekilde davranmıştır. Tanığın benim
mesleki yeterliliğim konusunda değerlendirme yaptığı beyanını kabul etmiyorum.
Benim mesleki başarılarım dosyamda mevcuttur. Bu tanık bana karşı önyargılıdır.
Beyanından bu husus anlaşılmaktadır. Ben çalıştığım yerlerde sadece bu yapı ile
bağlantısı olan kişilerle değil tüm meslektaşlarımla en iyi şekilde görüştüm.
Sosyal ilişkilerimi bu şekilde kurdum."
23. Mahkemenin 3/4/2018 tarihli yazısı üzerine HSK tarafından
gönderilen 24/4/2018 tarihli yazıda başvurucu hakkında FETÖ/PDY silahlı terör
örgütü üyesi olduğu iddiasıyla soruşturma izni verildiği, evrakın Teftiş Kurulu
Başkanlığı"na gönderildiği, soruşturmanın halen devam ettiği belirtilerek yazı
ekinde V.K. isimli şahsın şikayetlerinin yer aldığı bazı belgeler
gönderilmiştir.
24. Bu belgeler incelendiğinde; V.K."nın
2017 yılında İçişleri Bakanlığı ve BİMER"e yaptığı
başvurularında özetle; Jandarma personeli iken FETÖ’cü
hâkim ve savcıların komplosuyla orantısız ceza aldığını, Manisa Alaşehir
Adliyesinde o dönem Cumhuriyet savcısı olan, FETÖ/PDY kapsamında ihraç edilen
ve tutuklu olan Ali Aktaş ile aralarında husumet olduğunu, savcının kendisi
nöbetçiyken görevini ihmal ettiğini, ihmal suçunu şahsının üzerine atarak
hakkında tutanak tuttuğunu ve kendisi bu FETÖ"cü
savcının yalan söylediğini mahkemede ispat edince hedef gösterildiğini, FETÖ"cü hâkim ve savcıların kendisine düşman gibi
baktıklarını ve adeta açığını aradıklarını belirttiği anlaşılmaktadır.
25. Kovuşturma aşamasında dinlenen tanıkların beyanları özetle
şöyledir:
i. Tanık T.P. (Cumhuriyet Başsavcısı), HSK"nın
Mahkemeye gönderdiği (bkz. § 22) 16/2/2018 tarihli ifadesiyle benzer içerikteki
beyanında özetle; başvurucuyu Sungurlu Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev
yaptığı dönemde tanıdığını, başvurucunun aynı yerdeki Hâkim B.G. ve Cumhuriyet
Savcısı İ.P. ile ilişkilerinin iyi seviyede olduğunu gözlemlediğini, bu
kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakları nedeniyle meslekten ihraç edilen kişiler olduğunu,
başvurucunun da bu örgüt ile bağlantıları yönünde duyumların mevcut olduğunu,
başvurucunun ayrıca mesleki olarak yetersiz bir Cumhuriyet savcısı olduğunu,
kendisinin tanzim ettiği iddianameleri veya kovuşturmaya yer olmadığına dair
kararları yetkisi dâhilinde eksiklik sebebi ile iade etmesi üzerine diğer
savcılara kendisine karşı birlik olmalarını ve karşı durmalarını, birlik
olmaları hâlinde kendisinin bu tür işlemlerde bulunamayacağını söylemiş
olduğunu aynı yerde görev yapan Cumhuriyet Savcısı Ö.F.Ö. ve S.Y.nin kendisine ilettiğini hatırladığını, Alaşehir
Cumhuriyet Başsavcısı A.Y.den duyduğuna göre adı
geçenin görevden alındığında ve hakkındaki soruşturma sebebiyle tutuklandığında
duruşma salonunda "Hırsızlar dışarıda,
biz içeri giriyoruz" şeklinde sözler söylediğini, bu sözlerin
mahkeme tutanaklarına geçip geçmediğini bilmediğini, ayrıca başvurucunun
kendisinden önceki Sungurlu Cumhuriyet Başsavcısı N.D. ile başsavcısı-savcı
ilişkisi dışında birlikteliklerinin olduğunu, N.D.yi
bir başsavcı olarak değil istediğini yaptırabilecek bir kişi olarak gördüğünü
yukarıda isimlerini belirttiği Cumhuriyet savcılarından duyduğunu, N.D.nin de ihraç edilen kişilerden olduğunu, başvurucu ile
ilgili daha ayrıntılı bilgiyeo dönemde aynı yerde
görev yapan Ö.F.Ö. ve S.Y.nin sahip olabileceğini
düşündüğünü, başvurucu ile dört beş ay gibi bir süre çalıştığını belirtmiştir.
ii. Tanık B.G. beyanında özetle; başvurucu ile Sungurlu
Adliyesinde 2013-2015 yılları arasında çalıştığını, T.P. isimli başsavcının
S.Y. isimli savcı tarafından tahrik edilmesi ve kendisiyle samimi olduğu
iddiası nedenleriyle başvurucunun meslekten ihraç edildiğini, başvurucuyla
ilişkisinin diğer meslektaşlarıyla ilişkisinden farklı olmadığını, iş nedeniyle
tanışmışlığı dışında kişisel ilişkisinin olmadığını, iddia edildiği şekilde
silahlı terör örgütüne üye olma konusunda hiçbir eylemine tanık olmadığını,
ihraç edilen eski Başsavcı N.D. ile çok samimi olduğu iddiasının da yersiz
olduğunu, hatta başvurucu kıdemli savcı olmasına rağmen başsavcı izne ayrıldığında
başsavcı vekili olarak başvurucunun değil S.Y. isimli savcının
görevlendirildiğini, belirtilen bu hususların resmî kayıtlarda da mevcut
olduğunu belirtmiştir.
iii. Tanık S.Y. beyanında özetle; Başsavcı T.P.nin
başvurucunun yazdığı iddianameleri ve kovuşturmaya yer olmadığına dair
kararları yetkisi dâhilinde eksiklik nedeniyle haklı olarak iade ettiğini,
başvurucunun doğrudan kendisine başsavcının iadeleri karşısında "Birlikte hareket edelim, birlik olalım, bu
şekilde hareket etmemiz halinde başsavcı bir şey yapamaz"
şeklinde bir şey söylemediğini, ancak bu sözleri diğer Cumhuriyet Savcısı
Ö.F.Ö.ye söylediğini, Savcı Ö. Bey"in de başvurucunun bu şekilde sözler
söylediğini kendisine söylediğini belirtmiştir.
iv. Tanık Ö.F.Ö. beyanında özetle; 2014 Yaz Kararnamesi ile
Sungurlu Cumhuriyet Başsavcılığına atandığını, o dönemde başvurucu ile
Sungurlu"da Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını,2014 HSK seçimlerinden
sonra T.P.nin, Cumhuriyet Başsavcısı olarak
Sungurlu"ya geldikten sonra yapılan toplantıda iddianamelerin yazımında
uyulacak şekil kuralları hususunda birlikte karar aldıklarını, bu şekilde
birçok iddianame yazdıklarını, başsavcının başvurucunun birçok iddianamesini bu
şekilde olmadığı, olay anlatımı itibarıyla yetersiz olduğu gerekçesiyle iade
etmiş olduğunu, bu hususta başvurucu ile başsavcı görüştüğünde başsavcının
başvurucuya kendisini emsal göstererek iddianameleri istenen şekilde yazmış
olduğunu, iddianamelerinin gayet güzel olduğunu söylediğini, bunun üzerine
hatırladığı kadarıyla savcı odasında bulunduğu sırada başvurucunun geldiğini, "Başsavcı bey senin iddianamelerini kabul
etmiş, senin yüzünden bana laf etti, hepimiz aynı şekilde yazsak başsavcı beyin
dediklerini yapmasak bize bir şey diyemez" dediğini, görüşme
sırasında Cumhuriyet Savcısı S.Y.nin odada
olmadığını, sonradan bu durumu kendisine anlattığını, başvurucunun yine aynı
dönemde ağır ceza mahkemesi üyesi olarak görev yapan, daha sonra FETÖ/PDY ile iltisakı nedeniyle meslekten ihraç edilen B.G. ve
Cumhuriyet Savcısı İ.P. ile daha çok görüştüğünü, meslekten ihraç edilen
Başsavcı N.D. döneminde başvurucunun iddianamesinin yine iade edildiğini,
başvurucunun "İade etse de ben aynı
şekilde yine yazar, gönderirim" dediğini belirtmiştir.
26. Mahkeme 13/2/2019 tarihli duruşmada başvurucu ve müdafiine tanık beyanlarına karşı diyeceklerini sormuştur.
i. Başvurucu müdafiinin tanık
beyanlarına karşı açıklamasının ilgili kısmı şöyledir:
"Talimat ile dinlenen tanık beyanlarından
aleyhe hususları kabul etmiyoruz. T.P.nin
beyanlarında müvekkilin ilk tutuklandığı vakit duruşma salonunda hırsızlar
dışarıda biz içeri giriyoruz diye söylediğini duyduğunu belirtmiştir. Bu duyuma
dayalı olduğu için buna itirazımız mevcuttur. Müvekkilim ben ne yaptım hırsız
mıyım rüşvet mi aldım devlete ne yaptım şeklinde sözler söylediğini polis
memurları tutanak altına almıştır. Diğer tanık beyanlarıyla da anlaşıldığı
üzere T.P. ile müvekkil arasında iddianamenin iadesi yönünde hoş olmayan
durumlar oluşmuştur. Aralarında husumet oluşmuştur. Bu nedenle beyanını kabul
etmiyoruz."
ii. Başvurucunun tanık beyanlarına karşı açıklamasının ilgili
kısmı şöyledir:
"Talimat ile dinlenen tanık beyanlarından
aleyhe hususları kabul etmiyorum. Bu konuda avukatımın beyanlarına katılıyorum.
T.P. iki kez beyan vermiştir. Beyanları birbiriyle aynıdır. Beyanlarında
belirttiği iki kişinin Ö.F.Ö. ile S.Y.nin benim ile
ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir. Somut beyan bu şekildedir.
Bunun dışındaki beyanları duyuma dayalıdır. Ben T.P."nin
beyanlarını kabul etmiyorum. Buna ilişkin daha önce de beyanda bulunmuştum.
Beyanlarım geçerlidir. Ö.F.Ö. ve S.Y.de somut beyanlarda bulunmamışlardır. Ben,
Ö.F.Ö. ile başsavcının iadesiyle ilgili konuşmuştum. O hususu da hatırlıyorum.
Birlikte olalım karşı çıkalım şeklinde bir şey söylemedim."
27. Savcılık 13/2/2019 tarihinde esas hakkında mütalaasını
sunmuştur. Esas hakkında mütalaanın ilgili kısımları şöyledir:
"Sanık hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör
Örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığı,
Sanık hakkında tanzim olunan iddianamede ceza
infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları tarafından Kur"an-ı Kerim
getirildiği, 83-84-85-86 sayfalarının farklı kısımlarının yırtılmış olduğu,
Nisa süresi 36-42-45 ve 56. Ayetlerinin işaretlendiği, bu nedenle infaz koruma
müdürlüğünce araştırma yapıldığı, söz konusu Kur"an-ı Kerim"in basımıyla ilgili
Diyanet İşleri Başkanlığı"nın bununla ilgili tutanağının dosya arasında olduğu,
HSK tarafından ihraç edildiği gerekçesiyle delillerin takdiri mahkemeye ait
olmak üzere kamu davasının açıldığı,
72 tepe yöneticisi ile herhangi bir
görüşmesinin bulunmadığı,
Yapılan bylock
sorgusu ve polnet araştırması neticesinde sanığın
örgütün gizli haberleşme ağı olan bylock programını
kullanmadığının tespit edildiği, polnet sorgusunda
herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı,
Bank Asya hesaplarına ilişkin alınan bilirkişi
raporunda, hesabının bulunmadığının anlaşıldığı,
Zaman gazetesi ve Sızıntı dergisi aboneliğinin
olmadığı,
Fitre, zekat, bağış,
himmet, burs, kurban adı altında para verdiğine veya topladığına dair bir
iddianın ve delilin bulunmadığı,
KHK ile kapatılan kurumlarda çalışma kaydının
bulunmadığı,
Çocuğunun KHK ile kapatılan okullarda eğitim
görmediği,
Yapılan arama neticesinde ele geçen dijital
materyaller ile ilgili olarak siber inceleme raporunun geldiği, herhangi bir
suç unsuruna rastlanmadığının sadece materyalde kakao talk isimli program
kalıntılarına rastlandığının bildirildiği,
Talimat ile tanık olarak ifadesi alınan B.G."nin ifadesinde iddia edildiği şekilde sanığın silahlı terör
örgütüne üye olma konusunda hiçbir eylemini görmediğini, tanık olmadığını,
ihraç olan eski başsavcı N.D. ile çok samimi olduğu iddiasının da yersiz
olduğu, silahlı terör örgütüne üye olduğuna dair hiçbir şekilde bir eylemine
tanık olmadığını beyan ettiği,
Tanık S.Y."nin
beyanında, sanık Ali Aktaş için doğrudan kendisine Cumhuriyet başsavcısına
karşı birlikte hareket edelim birlik olalım bu şekilde hareket etmeleri halinde
başsavcının bir şey yapamayacağı şeklinde bir şey söylenmediğini beyan ettiği,
UYAP bilgi bankasından yapılan sorgulamada
aleyhine herhangi bir beyanın bulunmadığı,
Dolayısıyla yapılan yargılama, toplanan
deliller, gelen cevabi yazılar, tanık beyanları bir bütün halinde
değerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine
yeterli, her türlü şüpheden arındırılmış kesin, inandırıcı delil elde
edilemediğinden 5271 sayılı CMK"nın 223/2-e maddesi
gereğince beraatine karar verilmesi kamu adına talep
ve mütalaa olunur."
28. Mahkemece 13/2/2019 tarihinde başvurucu hakkında verilen
beraat kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Sanıktan ele geçen dijital materyaller ile
ilgili olarak siber inceleme raporunda herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı,
sadece 6 numaralı materyal olan Samsung marka
GT-18190 model ... İMEİ numaralı cep telefonun export
incelenmesinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü soruşturma konusu kapsamında
şüphelilerin iletişim olarak kullandıkları ve daire başkanlığı tarafından
bildirilen ve internet üzerinden indirilerek kullanılabilen Kakao Talk isimli
uygulamanın kalıntılarına rastlanmış ise de, söz konusu programın milyonlarca
insanın görüşme amacı ile kullandığı ve halen Google play
store ve App storeda bulunduğu ve faal bir şekilde telefonlara
indirilebildiği, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2017/3495 Esas, 2018/768 Karar
sayılı bozma ilamında da "Kakao isimli programın sanık tarafından kullanıldığı
belirtilmiş, aynı şekilde Whatsapp isimli yazışma
programının da sanık tarafından kullanılmasının karşısında, bahse konu
programların kullanılmasının, sanığın adı geçen silahlı terör örgütünün üyesi
olduğunu kanıtlayacak nitelikte deliller olmadığı" belirtilmiştir.
...
Tüm dosya kapsamı, sanık savunması, tanık
beyanları dikkate alındığında; sanığın örgüt üyesi olup olmadığı hususundaortaya bir şüphenin çıktığı, mevcut delillerin
örgüt üyeliği için yeterli olmadığı, zira silahlı terör örgütüne üye olma suçu,
sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmasıyla tamamlanacağı, sanığın,
örgütün hiyerarşik yapısına dahil olup olmadığı, bu örgütsel pozisyonun
doğrudan doğruya ortaya konulması veya sanığın eylem ve faaliyetlerinin
sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ya da eylemin niteliğinden hareketle
belirleneceği, sanığın 72 tepe yöneticisi ile herhangi bir görüşmesinin
bulunmadığı, yapılan bylock sorgusu ve polnet araştırması neticesinde sanığın örgütün gizli
haberleşme ağı olan bylock programını kullanmadığının
tespit edildiği, polnet sorgusunda herhangi bir suç
unsurunun bulunmadığı, Bank Asya hesaplarına ilişkin alınan bilirkişi
raporunda, hesabının bulunmadığının anlaşıldığı, Zaman gazetesi ve Sızıntı
dergisi aboneliğinin olmadığı, fitre, zekat, bağış, himmet, burs, kurban adı
altında para verdiğine veya topladığına dair bir iddianın ve delilin
bulunmadığı, KHK ile kapatılan kurumlarda çalışma kaydının bulunmadığı,
çocuğunun KHK ile kapatılan okullarda eğitim görmediği, UYAP bilgi bankasından
yapılan sorgulamada aleyhine herhangi bir beyanın bulunmadığı, tanık
beyanlarında bu hususa ilişkin bir delil bulunmadığı gibi sözü geçen Kur"an-ı
Kerim"in Diyanet Vakfı"nın basımı olduğu anlaşılmakla, amacı maddi gerçeğin
ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de "
kuşkudan sanık yararlanır " (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin
özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı
göz önünde tutulması gereken herhangi bir meselede baş gösteren kuşkunun,
sanığın yararına değerlendirilmesidir. Bu itibarla sanığın atılı suçu işlediğine
dair mahkumiyetine yeterli, her türlü kuşkudan arınmış, kesin, hukuki ve
inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından giderilemeyen kuşkudan sanık
yararlanır ilkesi gereğince silahlı terör örgütüne üyelik suçundan
cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçun sanık
tarafından işlendiği sabit görülmediğinden 5271 sayılı CMK"nın
223/2-e md.si gereğince beraatine karar verilmesi gerekmiş[tir.]... "
29. Karara karşı başvurucu müdafii
tarafından, başvurucunun üzerine atılı suçu işlemediği sabit olduğu
gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 223.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi
gerektiğinden bahisle 18/2/2019 tarihinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
30. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla
istinaf aşamasında derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
31. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§
24-39.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
33. Başvurucu; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya
teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından -suç işlediğine dair
kuvvetli belirtinin yokluğuna rağmen- tutuklama nedeni olmadan, hukuka aykırı
olarak tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
34. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucu hakkında uygulanan
tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında
incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir
amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararının verildiği andaki
genel koşulların gözardı edilmemesi gerektiği, darbe
teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin
soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve
soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma
tedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceği, somut olayda
başvurucunun tutuklanmasına dair verilen kararda yer alan gerekçeler kapsamında
başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağının değerlendirildiği,
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun ikincil bir yol olduğu, Anayasa"ya
bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık bir keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren
durumlar hariç olmak üzere isnat edilen eylemlerin suç oluşturup
oluşturmadığının, tutuklamaya ilişkin olanlar da dâhil kanun hükümlerinin
yorumu ve bunların somut olaylara uygulanmasının derece mahkemelerinin takdir
yetkisi kapsamında olduğu belirtilmiştir.
35. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle
tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa Mahkemesinin denetimine
tabi olduğunu, tutuklandığı sırada HSYK"nın açığa
alma kararı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı dışında hiçbir delilin
bulunmadığını, iddianamede aleyhine somut hiçbir delilin bulunmadığını, yapılan
yargılama sonunda Cumhuriyet savcısının mütalaasında beraat kararı verilmesini
talep ettiğini, Mahkemenin oyçokluğu ile "yüklenen
suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması" nedeniyle beraatine karar verdiğini, bu karara karşıoy
yazan mahkeme üyesinin ise "yüklenen
suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması" nedeniyle
beraat kararı verilmesi gerektiğini vurguladığını, tutuklanmasının Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi içtihatlarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme)
5. maddesine ve yasal mevzuata aykırı olduğunu, Anayasa"nın 19. maddesi
kapsamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini
belirtmiştir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
37. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini
veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla
tutuklanabilir."
38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki
olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü
fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi
gerekir.
1. Uygulanabilirlik
Yönünden
39. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü
bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya
konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla
bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa"nın 15. maddesi uyarınca
yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§§ 187-191).
40. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama
tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki
yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa
Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla
ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
41. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi
kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun
tutuklanmasının başta Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer
maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,
aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu
aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;
Selçuk Özdemir, § 58).
2. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu
iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
43. Genel ilkeler için bkz. Metin
Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52) başvurusu hakkında
verilen karar.
b. İlkelerin Olaya
Uygulanması
44. Başvurucu; darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında,
silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi
uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
46. Alaşehir Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan
başvurucunun HSYK İkinci Dairesinin 16/7/2016 tarihli kararı ile görevden
uzaklaştırılmasına karar verilmesinin ardından başlatılan soruşturmada
başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurulmuştur.
47. Alaşehir Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında (bkz. §
13) başvurucu yönünden görevinden açığa alındığı belirtilerek tutukluluğun
ölçülü olduğuna genel olarak değinilmiştir. Tutuklamaya itirazın reddine
ilişkin Salihli Sulh Ceza Hâkimliğinin kararında da herhangi bir delile atıf
yapılmaksızın genel bir ifadeyle Alaşehir Sulh Ceza Hâkimliğinin söz konusu
kararında usul ve yasaya aykırılık görülmediği ifade edilmiştir.
48. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihracına ve ceza
infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları tarafından getirilen Kur"an-ı
Kerim"in bazı sayfalarının farklı yerlerinin yırtılmış olduğuna ve Nisa
Suresi"nde bazı ayetlerin işaretlendiğine değinilmiş; bu olguların başvurucunun
FETÖ/PDY üyesi olduğunu ortaya koyduğu ileri sürülmüştür.
49. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan
suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır.
Başvurucu, HSYK"nın 24/8/2016 tarihli kararı ile
meslekten ihraç edilmiştir.
50. 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbe teşebbüsünden
sonra 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar
verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Olağanüstü hâl
döneminde alınan tedbirlerden biri de 23/7/2016 tarihli ve 667 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde
Kararname"nin (KHK) 3. ve 4. maddeleri uyarınca, terör örgütlerine veya
devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK"ca
karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu
değerlendirilenlerin kamu görevlilerinin veya yargı mensuplarının görevlerinden
uzaklaştırılması ya da kamu görevinden veya meslekten çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-59).
51. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiği üzere 667
sayılı KHK"nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma
tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle
ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması şartı
aranmamış; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK"ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ
kurulması yeterli görülmüştür. Ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz
konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması
zorunlu olmayıp iltisak ya da irtibat şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan
anılan maddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı
faaliyette bulunduğuna MGK"ca karar verilen yapı,
oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulması şartı aranmamıştır (AYM,
E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 84-86).
52. Anayasa Mahkemesi, 667 sayılı KHK"nın 3. ve 4. maddeleri
kapsamında kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın -adli suç veya disiplin
suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak- terör
örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer
yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı
amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu, bu kapsamda
yapılacak değerlendirmenin adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir
eylemin soruşturulması mahiyetinde bulunmadığını, burada ulaşılacak kanaatin
cezai sorumluluğun tespitinden bağımsız olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2016/6
(D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 79, 86, 96).
53. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen
olağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarma
tedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi
için gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında başvurucu hakkında
görevden uzaklaştırma ve/veya meslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tek
başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir
(benzer değerlendirme için bkz. Mustafa
Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70).
54. Başvurucunun ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada yakınları
tarafından getirilen Kur"an-ı Kerim"in bazı sayfalarının farklı yerlerinin
yırtılmış olduğu ve Nisa Suresi"nin bazı ayetlerinin işaretlendiği iddianamede
belirtilen bir diğer husus olup belirtilen sayfaların yırtık olmasının ve
ayetlerin işaretlenmesinin hangi suretle atılı suça delil olabileceği konusunda
bir açıklama yapılmamış, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında söz konusu
Kur"an-ı Kerim"in Diyanet Vakfının basımı olduğu belirtilmiştir.
55. Başvurucu hakkında Sulh Ceza Hâkimliğince 18/7/2016
tarihinde verilen tutuklama kararında ve düzenlenen iddianamede HSK tarafından
gönderilen (bkz. § § 21/i,ii,
23) bilgi ve belgelere değinilmediği, mahkemenin beraat kararı gerekçesinde de
açıkça bu belgelerden bahsedilmediği anlaşılmaktadır.
56. Tanık T.P.nin ifadesinde
belirttiği hususlardan, başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olabileceğine dair
beyanlarının doğrudan ve somut olmadığı ayrıca diğer tanık beyanları ile
birlikte değerlendirildiğinde de çelişkili ve soyut mahiyette kaldığı, yargı
makamlarının denetimini yapabilecek bilgiler içermediği anlaşılmıştır.
57. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve
değerlendirmeler kapsamında somut olayda tutuklama için gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin
yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
58. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup
bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir
inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
59. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli
belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin
uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan
dönemde Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere
aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
60. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel
hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını
düzenleyen Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının
incelenmesi gerekir.
4. Anayasa"nın 15.
Maddesi Yönünden
61. Anayasa"nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,
sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının
kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa"nın diğer
maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.
Ancak Anayasa"nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki
tanımamaktadır. Anayasa"nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı
tedbirlerin Anayasa"nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve
özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı
bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince
Anayasa"nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı
olacaktır. Anayasa Mahkemesi bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur
(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§
192-211, 344).
62. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,
sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği
dönemlerde Anayasa"nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması
yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden
olağanüstü hâllerde Anayasa"daki güvencelere aykırı tedbirler alınması
mümkündür (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§§ 196, 345).
63. Ayrıca anılan hakkın milletlerarası hukuktan kaynaklanan
yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye"nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası
Sözleşme"nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme"nin 15. maddesinin (2)
numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme"ye ek
protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi
somut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz
konusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir
yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye)
aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuz
ve diğerleri, §§ 199, 200, 346; Turhan
Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).
64. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, devletin
bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan
temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK],
B. No: 2015/18567, 22/2/2016, §
62). Kişilerin keyfî olarak hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun
üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli
güvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî
olmaması, olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması
gereken temel bir güvencedir(Aydın Yavuz ve diğerleri, § 347).
65. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak
güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması
gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için
ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla
-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan
tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde
bir tedbir olarak kabul edilemez (Turhan
Günay, § 88).
66. Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturma makamlarının
suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu
hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır. Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve
özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen
Anayasa"nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
yönelik Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere
aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.
67. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa"nın 15. maddesiyle birlikte
değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası
bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı
Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)
numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri ile (2) numaralı fıkrası
şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
69. Başvurucu 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
70. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle
Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar
verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 22/5/2017 tarihinde başvurucunun
tahliyesine karar verilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hâli sona
ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
71. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik
müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi
zararları karşılığında başvurucuya talebiyle sınırlı olarak net 20.000 TL
manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa"nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle İHLAL
EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin İzmir 14. Ağır Ceza Mahkemesine
(E.2017/262) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.