
Esas No: 2016/72230
Karar No: 2016/72230
Karar Tarihi: 17/7/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
BEKİR MUSTAFA YILMAZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/72230) |
|
Karar Tarihi: 17/7/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 11/9/2019-30885 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Fatih
HATİPOĞLU |
Başvurucu |
: |
Bekir
Mustafa YILMAZ |
Vekili |
: |
Av. Ekrem
BAYDAR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makul
süreyi aşması ve resen yapılan tutukluluk incelemesinin süresinde yapılmaması
nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 22/12/2016 ve 9/4/2018 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Yapılan incelemede aralarında konu ve kişi bakımından irtibat
olması nedeniyle 2018/12263 numaralı başvurunun2016/72230 numaralı başvuru ile
birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyanın
kapatılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
A. Tutuklamaya İlişkin
Süreç
9. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile
bağlantılı suçlar nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında 17/2/2016
tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
10. Başvurucu 20/2/2016 tarihinde Başsavcılığa sevk edilmiştir.
Başvurucunun Savcılıktaki ifadesi şöyledir:
“… 1994-1998 yıllarında İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesinde öğrenim gördüm. 1999-2001 yılları arasında … araştırma
görevlisi [olarak] görev
yaptım. 2001-2010 yılları arasında… Dış Ticaret Müsteşarlığında hukuk müşaviri
olarak görev yaptıktan sonra 2010 yılından bu güne
kadar da yine Ankara’da serbest avukatlık yapmaktayım.
Soruşturma kapsamında göz altına alınan yahut
aranan şüphelilerden S.A.yı 2010 yılı sonundan
itibaren maliki olduğum avukatlık bürosunda kendi işini takip eden avukattır.
Bir nevi kiracımdır. İşlerimiz farklıdır. Benim uzmanlık alanım ihale rekabet
alanındadır. S.A. bildiğim kadarıyla aile ve basın hukuku üzerine
çalışmaktaydı. S.A. ile tanışıklığımızı sağlayan Avukat F.Ö.dür.
F.Ö. benim üniversiteden arkadaşımdır. Kendisi İstanbul’da serbest avukatlık
yapmaktadır. F.Ö. bana S.A. ile bir ekip oluşturun daha iyi çalışırsınız
şeklinde teklifte bulununca, 2010 yılında bu teklif ikimize de makul geldi.
Birlikte çalışmaya başladık. Büroda 4’ü avukat olmakla birlikte 11 kişi ile
birlikte çalışmaktayım.
Yine şüphelilerden A.T.Ç.yi
kiracım olan S.A.nın bacanağı olması nedeni ile tanımaktayım. Telefonla zaman
zaman görüşmekteyim. Zaman zaman seyrek olarak görüşmekteyiz. En son geçen yıl
yani 2015 yılı yaz aylarında çalıştığı Aydınlı Grup adına uzmanlık alanıma
ilişkin bir kısım teknik bilgi isteyince kendisine yardımcı oldum. Zaten bu
kapsamda ücretimi de aldım. Ben S.A. ile birlikte çalışmaya başlamadan önce
kendisinde Aydınlı Grubun vekaleti varmış, büromda çalışmaya başladığında
yaptığımız iç anlaşma gereği benim büromda çalışan diğer personellere olduğu
gibi tarafıma da Aydınlı Grup tarafından vekalet verilmiştir. Ancak Aydınlı
Grubun hiç bir davasına girmişliğim yoktur.
Bugüne kadar eğitim hayatımda FETÖ/PDY denilen
örgüt adı altında faaliyet gösterdiği iddia edilip dava açılan eğitim kurumları
yahut yurtlar ile her hangi bir irtibatım olmamıştır.
Ancak üniversite hazırlıkta Ankara Maltepe Dershanelerine gitmiştim.
Benim şahsi olarak kullandığım cep telefonu
ifade başında belirtmiş olduğum cep telefonudur. Bunun haricinde eşimin ve
bürodaki çalışanlarımın kullandığı hatlar da benim adımadır. Ancak fiilen
kendileri kullanmaktadır. En son kullandığım mail adresi …
Fetullah Gülen ile hiç bir
irtibatım olmamıştır. Kitaplarını okumam. Basın yayın kuruluşlarındaki
yayınlarını izlemem. Sohbetlerini izlemem. İddia edilen yapılanma ile de hiç bir irtibatım yoktur. Yüz yüze de görüşmedim.
İhbarda ismi geçen kişiler ile benim her hangi bir irtibatım yoktur. Ancak basından H.Ş. ve
Ö.F.K. ismini duydum. Bunun haricinde diğer kişileri tanımadığım gibi
isimlerini de duymadım. Benim için hiç bir anlam ifade
etmeyen isimlerdir.
Bugüne kadar FETÖ/PDY örgütü ile hiç bir bağlantım olmadığı gibi her hangi bir kod adı veya
takma isim de kullanmadım.
Hatırladığım kadarıyla 2011 yılında pasaport
aldıktan sonra tam olarak hatırlamamakla birlikte umre ve hac için Suudi
Arabistan’a ailem ile birlikte gittim. Yine sanırım 2011 yılında uluslararası
tahkim davası nedeni ile Enerji Bakanlığı adına İsviçre’ye iş için gittim.
Devam eden tarihlerde yurt dışı çıkış kayıtlarından tespit edileceği üzere
Akkuyu Nükleer Santraline ilişkin iş görüşmesi yapmak amacı ile gittim. Bunun
haricinde yurt dışı ziyaretim yoktur. Bu ziyaterin hiç
birinde FETÖ/PDY yapılanması kapsamında yapılan ziyaret ve seyahatler
değildir.
Üst paragrafta belirttiğim gibi benim iş
görüşmesi haricinde A.T.Ç. ile her hangi bir görüşmem
söz konusu değildir. Her hangi bir toplantıya da
birlikte katılmadım. A.T.Ç. ile bunun haricinde hiç bir
bağlantım yoktur.
Sorulan C.D. adlı kişiyi basından bilirim. Hiç bir irtibatım yoktur. Şayet sorulan soruşturmaya konu
maliki olduğu gayrimenkulü satın almam ise; ben bu villayı Coldvel Banker E.B.
emlak firması aracılığı ile aldım. Emlakçı ile yapmış olduğumuz sözleşme de
vardır. Bu sebeple doğrudan C.D. ile irtibatım olmadı. Tapu işlemleri sırasında
C.D. eşine vekaletname verdiğinden alım satım işlemlerini eşi ile birlikte
tapuda gerçekleştirdik. Ancak bu alım satım sırasında da C.D. yoktu. Yine
C.D.nin eşi ve emlakçı ile beraber kredi almak için bankaya gittik. Bu ev için
Finans Bank Çankaya Şubesinden 1.350.000 TL kredi, 150.000 TL de banka havalesi
yaptım toplamda bu evi 1.500.000 TL’ye C.D. ve eşinden satın almış oldum.
Hatırladığım kadarıyla Galatasaraylı İş
Adamları Derneği haricinde her hangi bir derneğe
üyeliğim yoktur. Bunun haricinde bilgim dışında her hangi
bir derneğe üyeliğim yapılıp yapılmadığından haberim yoktur.
S.A. ordu yardımlaşma sandığı niteliğinde bir
vakfın anlaşmalı avukatıdır. Bildiğim kadarıyla bu vakfın amacı bütün
askerlerin ihtiyacı olan özellikle basın hukuku ile ilgili haklarının korunması
için hukuk yardımı almalarını temin eden bir vakıftır.
Bu kapsamda S.A. Genel Kurmay Başkanından
başlamak üzere vakfın kapsamındaki bütün üst rütbeli kişilerin avukatıdır.
Bunları ne tanır ne de görüşür. Zaten parasını da yaptığı işleri karşılığı
vakıftan ücret tarifesine göre alır. Bu kişilerden birinin de H.C. olduğunu
bilahare öğrendim. Yani örnek vermek gerekirse askerler ve paşalar hakkında
basın yayın organlarında çıkan asılsız yahut diğer niteliklerdeki tekzip,
tazminat ve benzeri davalara ilişkin vakfın istemi üzerine S.A. gerekli hukuki
girişimleri yapar. Nitekim bir kaç öncesinde S.A.yı
H.C. aramıştı. Aramasının sebebi de MİT tırları soruşturması kapsamında ifadesi
alınmak isteniyormuş. Bu sebeple S.A.ya ifade
sırasında yanında bulunmak üzere avukatı olması teklifinde bulunmuş. Bu durumu
bana S.A. anlattı. Bire bir gördüğüm olay ve olgu değildir. Ben S.A.ya kesinlikle bu nevi bir davada H.C.nin avukatı olmasının
uygun olmadığına kanaat getirdik. Zaten S.A. da bu teklifi kabul etmedi. Şunu
belirtmem gerekir ki bu yardım vakfının çalışma sisteminde bütün paşalar
öncelikle kendileri adına S.A.ya vekalet vermişlerdi. Bu
kapsamda Genel Kurmay Başkanı N.Ö.den H.A.ya kadar tüm
üst rütbeli subay ve komutanlar S.A.ya vekalet vermişlerdir. Ama hemen hemen
hiç birisi de S.A.yı tanımazlar. O da hiç bir askeri tanımaz.
Öncelikle ben itham edilmem nedeni ile şunu
söylemek isterim ki; Adana ilinde vuku bulan MİT tırlarının durdurulması
eyleminin vatana ihanet olarak algılanması gerektiğini düşünüyorum. Ve bundan
dolayı itham edilmek de beni son derece üzmüş ve gururumu rencide etmiştir.
MİT tırlarının durdurulması sonrası C.D.nin
Cumhuriyet gazetesinde MİT tırlarının durdurulması olayına ilişkin görüntüleri
yayınlaması olayı ile bu şahsa ve eşine ait gayri menkulü satın almam arasında hiç bir illiyet ve irtibat yoktur. Şöyle ki, Ankara’da
avukatlığa başladığımdan beri Armada AVM’de kiracı olarak avukatlık ofisim
bulunmaktaydı. Aylık 30.000 TL kira ücreti ödemekteydim. Bu sebeple büro
arayışına girdim. Yaptığım iş niteliği gereği, iş merkezinden ziyade müstakil
bir binada çalışmanın uygun olacağını düşündüğümden bir çok
emlakçı ile görüştüm. Bu süreçte E.B. isimli bir emlakçı bana bir satılık villa
gösterdi. O anda ben C.D.ye ait olduğunu bilmiyordum. Emlakçı ile pazarlık yaptım.Son olarak 1.500.000 TL’ye anlaştık. Ancak bu meblağı
ödeyecek param yoktu. Bu sebeple nakit arayışına girmem gerektiğini gören
emlakçı ben sana kredi bulurum dedi. Bu süreç yaklaşık 2 ay sürdü. Sonunda bana
Finansbank’tan çok uygun oranlı kredi verilmesinde aracı oldu. Bankaya hiç
nakit param olmadığını söyledim. Amacım evin yüzde 75’ine değil de tamamına
kredi alabilmekti. Ekspertiz raporunda evin değeri 1.800.000 TL gösterildi.
Ekspertiz raporunu veren firma bankanın bulmuş olduğu lisanslı bir firmaydı.
Yani bu konuda benim her hangi bir dahlim olmadı. Bu
miktarın %75’i 1.350.000 TL ye tekabül etmekteydi. Bu miktarı bankadan kredi
alarak aldım. Kalan 150.000 TL tutarındaki kısmını da kayın biraderim N.E.den
borç alıp C.D.ye havale ettim. Bu meblağ o civarın rayici sayılır. Hatta aynı
nitelikte başka bir villa çok uzun süredir 1.900.000 TL’ye satılığa çıkarıldığı
halde satılamamıştı. Kısmen bu evi uygun fiyatlı olarak satın almış oldum.
Belirttiğim gibi Cumhuriyet gazetesinde yayın
yapılması olayı ile ilgili hiç ilgim yoktur. Bunun haricinde de C.D.ye verilmek
üzere elden başkaca hiç bir ödemede bulunmadım. Bu
gayrimenkul bizzat tarafımdan alınmıştır. Her ne kadar aynı büroda diğer
şüpheli S.A. benimle birlikte çalışmakta ise de, alım
satım, paranın ödenmesi ve tüm insiyatif bana aittir. Bürodaki personelin
maaşı, büro giderleri benim tarafımdan ödenmektedir. S.A.nın
bu olaylara ve işlemlere etki ve katkısı yoktur. Hatta kendisi büroyu aldığımı
alım satımı gerçekleştirdikten sonra öğrendi.
Benim Küçükbay Yağ ve Deterjan A.Ş. ile hiç bir ilgim yoktur. Her ne kadar soruda bu firma ile bu
firma adına Akbank üzerinden para gönderdiğim vebu firmanın da hâkim savcılık
sınavında sahtecilik yapan M.S.Ö. ve G.S. adlı şahıslara para gönderdiği iddia
edilmiş ise de; bu tespitin doğru olmadığını
düşünüyorum. Akbank şubesinde hesabım yoktur. Sadece İNG Bank’tan para
gönderirim. Hazırlanan tablonun yanlış değerlendirilerek sorunun sorulduğu
kanaatindeyim.
İsmi geçen Z.H. adlı şahsı tanımadığım gibi
FETÖ/PDY kapsamında tutuklanan yahut yakalanan şahıslara bu şahsın yardım edip
etmediği hususunda bir bilgim yoktur. Z.H. ismini de ilk defa duyuyorum.
Belirtmiş olduğunuz yapılanmayı basından
bildiğim öğrendiğim kadarıyla ben de bu yapılanmanın terör örgütü olduğunu
düşünmekteyim. Maltepe Dershanesinde tesadüfen 1 yıl Üniversiteye hazırlık
kapsamında eğitim gördüm. Bunun haricinde devam eden zamanlarda bu yapı ile
doğrudan veya dolaylı hiç bir bilgim olmadığı gibi bu
yapının amaçları doğrultusunda hiç bir eylem ve ilgim ayrıca fikren de bu yapı
ile hiç bir ortaklığım olmamıştır.
Atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmem.
Belirttiğim gibi benim iddia edilen yapılanma ve örgütle hiç
bir ilgi ve irtibatım yoktur. Atılı suçları kabul etmem.
Şüpheli S.A.nın
30/12/2015 günü saat 14.35’te C. İsimli kişi ile yaptığı telefon görüşmesinde;
(şüpheliye konuşmaya ilişkin metin okundu) şeklinde konuşma geçtiği tespit
edilmiştir. Şüpheli S.A.nın ‘C.D.nin villasıydı bu,
biz ondan aldık’ şeklinde konuşmasının sebebi nedir? Bahsi geçen evi şüpheli
S.A. ile ortak mı aldınız? Evin bedelinin ödenmesinde şüpheli S.A.nın ne gibi bir katkısı oldu? Bu konuyla ilgili ayrıntılı
olarak ifadenizi veriniz. Sorusuna
‘Üst paragrafta belirttiğim gibi bu iş yeri
tamamen tarafımca alınmıştır. S.A.nın neden bu sebeple
konuştuğunu anlamıyorum. Belki halk tabiri ile başkasının malı ile övünmek
derler. S.A.nın bu alışveriş ile hiç bir ilgisi
yoktur.’ Şeklinde cevap
verdiği anlaşılmıştır.”
11. Savcılık; başvurucuyu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan
kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli
kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme,
devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacıyla
açıklama ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından
tutuklanması istemiyle aynı tarihte İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk
etmiştir.
12. Hâkimlik aynı tarihte başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu
Hâkimlikte Savcılık ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuştur.
13. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 20/2/2016 tarihinde,
başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini
yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini
siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme, devletin güvenliğine ilişkin
gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacıyla açıklama ve silahlı terör
örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili
kısmı şöyledir:
“… Şüpheliler … ve Bekir Mustafa Yılmaz’ın
üzerilerineatılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini
ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin
gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin
etme, devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk
maksadıyla açıklama, silahlı terörörgütüneüye olmasuçlarından;şüphelilerinayrı
ayrı tutuklanmalarının talep edildiği, şüphelilerin FETÖ/PDY terör örgütünün
üyesi olduklarının iddia olunduğu, FETÖ/PDY hakkında hali hazırdadevam edenbir
çok soruşturma ve davalarınbulunduğu, benzer soruşturmalardan birinin ‘MİT
tırlarının durdurulması’ olayı olarak bilinen olay olduğu, 1/1/2014 tarihinde
Mit’e ait … tırlarındurdurularak’devlet sırrı’ niteliğindeki yardım
faaliyetinin deşifre edilmeye çalışıldığı, el koyma girişiminde bulunulduğu, bu
eylemlere ilişkin soruştuımanın devam ettiği, FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen’den
gelen talimatlar doğrultusunda bir kısım yazar ve basın yayın kuruluşları
aracılığıyla kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığı, ‘MİT tırlarının durdurulması’
olayında da benzer şekilde kamuoyu oluşturma çalışması yapıldığı, MİT tırları
üzerinden yürütülenbu çalışmalar kapsamında C.D.nin genel yayın yönetmenliğini
yaptığı Cumhuriyet gazetesinde 29/5/2015 tarihinde C.D. imzasıyla yayımlanan
haberle MİT’e ait devlet sırrı kapsamında yardım faaliyeti yürüten tırlara ait ‘devletin güvenliği veya iç
veyadış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken’
nitelikteki bilgi ve fotoğrafları FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacı olan
Türkiye Cumhuriyeti Devletini sahteihbar ve delillerle teröre yardım eden ülke
konumunasokarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasını sağlamak amacına
yardım etmek için temin ettiği ve devlet sırrınıifşa maksadıylayayınladığının
tespit edildiği, bundan ötürü yapılan soruşturmakapsamında C.D. ve E.G. isimli
şahısların tutuklandıkları, soruşturma ve yargılamanın halen devam ettiği, bu
soruşturmaların genişletilmesiyle bu dosya kapsamında haklarında soruşturma
yürütülen şüphelilerin de FETÖ/PDYile bağlantılıoldukları yönünde delillere
ulaşılmasıyla geniş çaplı soruşturmaya başlandığı, bir kısım şüphelilerin
telefon görüşmekayıtlarındandatespit edildiği üzere C.D.ye ait bir villanın
alımı konusundaşüpheli Bekir Mustafa Yılmaz ve S.A.nın birlikte hareket
ettikleri, C.D.nin MİT tırlarınındurdurulması ile ilgili haberleri yapması
karşılığında satışı yapılan villanın değerinin çok üzerinde haricen kendisine
ödeme yapıldığı, şüphelilerin FETÖ/PDYörgütü adına faaliyet yürüttükleri,
deşifre olmamak için kod isim kallandıkları, örgüt adına gizlilikiçerisinde
toplantılar yaptıkları, kamukurum ve
kuruluşlarındagizliörgütlenmedebulundukları, kamu kurumlarında görevli
yöneticilerin ihtiyaçlarını karşıladıkları, maddi menfaat karşılığında
örgütyararınafaaliyettebulunmalarını sağladıkları, şüphelilerinFETÖ/PDY
ilebağlantılı Aydınlı Grupilebağlantılarının tespit edildiği,FETÖ/PDYile ilgili
pek çok soruşturmanınhalen devam ettiği, örgütün bir çok
üyesininveeylemlerininhenüz tam olarakdeşifreedilemediği, örgüt lideri Fetullah
Gülen’in talimatları doğrultusundaMİT’e ait tırların durdurulması
görüntülerinin yayınlanmasında şüphelilerin etkin rol oynadıkları, örgütün
amaçlarından birinin sahte delil ve kurgular üzerinden Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmetini terörle ilişkilendirmek olduğu, soruşturma kapsamında yapılan
aramalarda ele geçirilen dijital malzemeler ve diğer materyallerin
incelenmesinindevamettiği,henüztanıkbeyanlarınınalınmadığı, birkısım
şüphelilerinfirarda olduğu, beyanları alınamayantanıklara
etki etmeolasılığının yüksekolduğu, şüphelilerinatılısuçları
işledikleri yönündekuvvetli suç şüphesinin bulunduğu bu itibarla bu
şüphelilerin üzerilerine atılı suçlar yönünden;kuvvetli suç şüphesinin
varlığını gösteren somut deliller bulunduğu, bu suçların yasada öngörülen
cezalarının alt ve üst sınırı, bu suçların önemli ve ciddi sayılan suçlardan
olması hasebiyle tutuklama nedenininvarsayıldığı,atılı
suçlarınkatalogsuçlardanolduğu,CM’nın 100.vedevamımaddelerinde belirtilen
tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halin bulunmadığı, atılı suçlar
yönünden şüphelilerin alabileceği ceza miktarı göz önüne bulundurulduğunda
kaçabilecekleri yönünde şüphe bulunduğu, soruşturınanın henüz taınamlanmadığı,
çok kapsamlı bir şekilde ve çok yönlü olarak soruşturmanın devaın ettiği, bu
anlamda şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı
oluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veya
güvenlik önlemi değerlendirildiğinde ‘ölçülülük’ ilkesi uyarıncadaha hafif koruma
önlemiolan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada yetersiz kalacağı,
kanaatine varılmakla şüpheliler A.T.Ç ve Bekir Mustafa Yılmaz’ınCMK’nın 100. Ve
devamı maddeleri uyarınca … tutuklanmalarına… [karar verildi.]”
14. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, ancak itirazı
İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından -tutuklama kararındaki gerekçelere
atfen- kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilerek 11/3/2016 tarihinde
reddedilmiştir.
15. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 21/3/2016 tarihinde resen
-ve duruşmalı olarak- yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun
tahliye talebinin reddine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar
gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Şüpheli[nin] … [üzerine] atılı suçlar yönünden;
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, bu
suçların yasada öngörülen. Cezalarının alt ve üst sınırı, bu suçların önemlive
ciddi sayılan suçlardan olmasıhasebiyletutuklama
nedeninin varsayıldığı,atılı suçların katalog suçlardan olduğu, CMK’nın100. Ve
devamı maddelerinde belirtilen tutuklama yasağıveya yargılama engeli gibi halin
bulunmadığı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin alabileceği ceza miktarı
gözönünebulundurulduğundakaçabilecekleri yönünde şüphe
bulunduğu,soruşturmanınhenüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı birşekildeve çok
yönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda .şüphelilerin delilleri yok
etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı
suçlar yönünden beklenen ceza veyagüvenlikönlemi değerlendirildiğinde’ölçülülük’
ilkesi uyarınca daha hafifkorumaönlemiolan adlikontroltedbiri uygulanmasının
yetersiz kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel cezaveya
güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle
şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek
nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan
kalkmadığı anlaşıldığından CMK’nın 100. Ve 108. Maddeleri gereğince
şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına… [karar verildi.]”
16. Anılan karara karşı başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen
İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği itirazın reddine karar vermiştir.
17. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 24/5/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye
olma suçundan tutukluluk hâlinin devamına, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini
ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin
gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin
etme ve devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk
amacıyla açıklama suçlarından ise
başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“…
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17/5/2016
tarih, 2016/9898 soruşturma numaralı yazısıyla şüpheliler hakkında HTS talep
edildiği, İstanbul 3. Sulh CezaHakimliği’ncebutalebin kabul edildiği, İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 18/5/2016tarih, 2016/9898 soruşturma numaralı
yazısıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Telekominikasyon İletişim
Başkanlığı’na şüpheliler hakkında verilen HTS kararının uygulanması için yazı
yazıldığı, HTS kararıyla ilgili raporların savcılık dosyasına … henüz
sunulmadığı ayrıca şüphelilerde ele geçirilen cihazlarla ilgili raporların da
dosyaya sunulmamış olduğuanlaşılmıştır.
Şüphelilerin yukarıda
belirtilen gerekçeler doğrultusunda tutuklanmalarınakarar verildiği, dosyada
delillerin toplanmasına devam olunduğu ancak tutuklamanın bir tedbir olduğu,
tutuklamayla kişilerin mağduriyetine sebebiyet verilmemesi için dosyadaki delil
toplama aşamasının Cumhuriyet savcılığınca bir an öne tamamlanmasının
gerektiği, bu aşamada delillerin tam olarak toplanamamış olması diğer…
tutuk1ama nedenleriyle birlikte göz önüne alındığında tutuklama nedenlerinin
geçerliliklerini koruduklarını kabul etmek gerektiğianlaşıldığındanhakimliğimizceşüphelilerin
silahlıterörörgütüneüyeolmasuçundantutuklulukhallerinin …devamına,
Hâkimliğimizce yapılan değerlendirmede
şüphelilerin terör örgütüne üye olma suçu dışındaki isnat edilen diğer
suçlamalar olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini
yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizlikalmasıgereken bilgilerini
siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, devletin güvenliğine ilişkin
gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama,şeklindekisuçlamalarla
ilgili bu aşamada dosyada şüphelilerin tutuklanmalarını gerektirecek düzeyde
venitelikte delil bulunmadığı bu suçlar bakımından tutuklamanın bir tedbir
oluşu ve kişilerin mağduriyetine sebebiyet verilmemesi gerektiği de dikkate
alınarak şüphelilerin bu suçlar yönünden tahliyelerine … [karar
verildi.]”
18. Anılan karara karşı başvurucunun 27/5/2016 tarihinde yaptığı
itirazı inceleyen İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 2/6/2016 tarihinde itirazın
reddine karar vermiştir.
19. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 23/6/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına
karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Şüphelilerin üzerlerine atılı silahlı terör
örgütüne üye olma suçunun CMK’nın 100. Maddesindebelirtilenkatalog suçlardan
olduğu, şüpheli anlatımları, telefon tape kayıtlarına göre yapılan görüşme
veiçerikleri, para transferine ilişkin yapılan tespitler, şüphelilerden elde
edilen dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu elde edilen
bulgular birlikte değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösterir delillerin bulunduğu, atılı suçun cezası ve delillerin henüz tam
olarak toplanmamış bulunması dikkate alındığında Adli kontrol kararının yetersiz
kalacağı ve tutuklama tedbirinin orantılı olduğu anlaşıldığından CMK’nın 108. Maddesi
gereğince tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
20. Anılan karara karşı başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen
İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 12/8/2016 tarihinde itirazın reddine karar
vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… itiraz konusu kararda kuvvetli suç
şüphesini gösteren somut delil ve vakıaların soruştıırma dosyasının içeriğine
uygun şekilde ortaya konulduğu; tutuklamayı gerektiren nedenlerin ve tutuklama
tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun olduğunun, tutuklama yerine adlikontrol
tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağını gösteren vakıa ve delillerin
somut olgularla gerekçelendirilerek açıklandığı, açıklamaların soruştuıma
dosyası içeriğine de uygunolduğu; tüm bu olgu, tespit ve nedenler karşısında
İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği’nin itiraza konu tutukluluğun devamına dair
kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmayıp, kararın yerinde olduğusonuç
ve vicdani kanaatine varılmakla, şüpheli müdafıinin yerinde görülmeyen
itirazlarının reddine … [karar verildi.]”
21. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 25/7/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına
karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… silahlı terör örgütüne üye olma suçundan
tutuklanan şüpheliler A.T.Ç., Bekir Mustafa Yılmaz [ve] S.A. hakkında dosyadaki mevcut delil durumu şüpheli
S.A.nın paralel devlet yapılanmasının Ankara sorumlusu olarak ihbarda
belirtildiği, diğer şüpheli A.T.Ç. ile bacanak olduğu ve A.T.Ç.nin FETÖ/PDY
terör örgütünde davranış şekli olan ‘Ömer’ kod adı ile tanındığı, şüphelinin
yapılan dinlemelerde 4/1/2016 tarihinde M. İsimli şahıs ile yaptığı telefon
görüşmesinde ve paralel devlet yapılanması içinde yer alan teröristlerden ‘bizim
grup’ olarak bahsettiği, M.nin ise grubun bittiğini ve grup üyelerinin yurt
dışına kaçtığını belirttiği, şüpheli S.a.nın ise bu işin sorumlusunun bacanağı
olan ‘Ömer’ kod adlı A.T.Ç. olduğunu belirttiği, soruşturma konusu olayda S.A.
ile Bekir Mustafa Yılmaz’ın birlikte hareket ettikleri,
her ne kadar şüphelilerin diğer suçlardan İstanbul9.Sulh Ceza Hakimliği’nin
kararıyla tahliyelerine kararverilmişise de;tüm şüphelilerin FETÖ/PYD terör
örgütüne üye olduklarına ilişkin dosya kapsamı itibariile değerlendirildiğinde
ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının
alt ve üst sınırı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, şüphelilerin
kaçma ihtimallerinin bulunması, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının
yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya
güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle
şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte
yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı
anlaşıldığından CMK’nın 100. Ve 108. Maddeleri gereğince şüpheliler hakkında
ayrı ayrı tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
22. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/8/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına
karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşik
organizasyonu içerisinde hareket etmeyip Türkiye Cumhuriyeti Devletini ortadan
kaldırmayı amaçlayan ve bu aınaç doğrultusunda devletin çeşitli kamu kurum ve
kuruluşlarına sızarak kamu hukukundan kaynaklanan gücü kendiamaç ve
doğrultularında kullanarakfaaliyettebulunduğukamuoyunayansıyanbir çok
hazırlıksoruşturması ve kamu davalarından anlaşılan FETÖ/PDY
olarak adlandırılan yasa
dışısilahlıterörörgütüolarakbelirtilenyapıilebağlantılıolarakhareket
ettiğikanaatine varılanillegalbiroluşum’sözdeYurttaSulhKonseyi’
olarakfaaliyetgösterenveTürk Silahlı Kuvvetlerininmeşruemirkomutazinciridışına
çıkabilengizliliğe ve denetime önem veren ayrı bir hiyerarşik yapı
oluşturularak soruşturma kapsamındaki bilgi ve belgelere göre de Türk Silahlı
Kuvvetlerinin meşru hiyerarşik yapısı yerine oluşturulan illegal yapı tarafından
yapılan planlama çerçevesinde verilen yasal mevzuata ve Türk Silahlı Kuvvetleri
İç Hizınet Kanununa aykırı görevlerin yerine getirilerek bu kapsamda sözde ‘YurttaSulhKonseyi’
olarak adlandırılan illegal oluşumun amacı ve faaliyeti ile ilgili olarak 15 Temmuz
2016 tarihinde darbe bildirisini TRT televizyon kanalında silah zoru ile
okutarak kamuoyunun bilgisine sunulduğu, amaçladıkları hedefe ulaşabilmek
içinde ülkemizin bir çok yerinde ve özellikleAnkara ve İstanbul gibibüyük
şehirlerdeCumhurbaşkanlığı Külliyesi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası, Ankara
Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT binası’nın bombalanarak sivil halkın da içinde
bulunduğu kolluk güçlerine ateş edilmesi, bir çok sivil vatandaş ile kamu
görevlilerinin öldürülmesi, kamu ve özel şahısların araçlarına, iş yerlerine
zarar verilerek zorla girilmesi gibi eylemlerin gerçekleştirildiği, bu durumda
FETÖ/PDY suç örgütünün bu manada artık silahlı terör örgütü olarak kabulü
gerektiği, bu silahlı terör örgütü mensuplarının devletin çeşitli kamu kurum ve
kuruluşlarına sızarak kamu hukukundan kaynaklanan güç ve otoriteyi bulundukları
konum ve statüye göre örgütten gelen talimatları esas almak suretiyle örgütün
faaliyeti ve amacına ulaşabilmek için hareket ettikleri ve yine bu silahlı
terör örgütünün sivil uzantılarının da himmet adı altında paralar toplayarak,
bu toplanan paralarıda çeşitli şekillerde gerek yurt içinde gerekse yurtdışına
transferinde faaliyet gösterdikleri, yine bir kısım sivil unsurlarının da
özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sahte ihbar ve delillerle teröre
yardım eden ülke konuınuna sokarak uluslararası Ceza Mahkemesinde
yargılanmasını sağlaınak amacıyla devlet sırrı niteliğindeki bir takım
bilgileri ifşa ederek kamuoyunda bir algı yaratma faaliyetinde bulundukları,
şüphelilerinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün 15 Temmuz 2016 tarihinde
gerçekliştcınıeye kalkıştığı darbe girişiminden önce İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığınca yürütülen soruşturmalar kapsamında 20/2/2016 ve 22/2/2016
tarihlerinde İstanbul 5. Ve 8. Sulh Ceza Hâkimliklerince silahlı terör
örgiitüne üye olma suçundan tutuklandıkları anlaşılmıştır.
Bu düzenlemeler ve açıklamalar ışığında
yapılan inceleme neticesinde:
Şüphelilerin üzerlerine atılı olan silahlı
terör örgiitüne üye olma suçunun TCK’nın 314/2. Maddesinde düzenlenmiş olduğu,
23/7/2016 tarih ve 29779 nolu Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren
Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin 667 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 6/1. Ve 6/ı. Maddelerindeki düzenlemeye göre tutukluluğun
incelenmesi, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerinden karara
bağlanabileceği belirtildiğinden şüphelilerin üzerlerine atılı suçların
mahiyeti ve niteliği gözönüne alınarak da CMK’nın 108. Maddesinde düzenlenen
tutukluluğun incelenmesinin soruşturma dosyası üzerinden yapılmasına karar
verilerek hazırlık soruştuıına dosyası incelendiğinde;
Şüphelilerin üzerlerine atılı suçun vasıf ve
mahiyeti, şüphelilerin ifade ve savunmaları, şüphelilerin ikametinde ve
işyerlerinde yapılan aramalarda ele geçen bilgi ve belgeler, şüphelilerin
kullanmış oldukları telefonlar üzerinde yapılan ilk incelemelerdeki kayıt ve
bulgular, kolluk görevlilerince düzenlenmiş olan açık kaynak tespit tutanağı,
soruşturma dosyası içerisindeki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanıklar
C.D. ve E.G. hakkında silahlı terör örgiitüne üye olmaksızın bilerek ve
isteyerek yardım etme suçundan dosyanın tefriki ile MİT tırlarının durdurulması
olayıyla ilgili Cumhuriyet gazetesinde 29/5/2015 tarihinde yayımlanan
haberlerle ilgili olarak ‘Devletingüvenliği veya iç veya dış sayasal yararları
bakımından niteliği itibariyle gizli kalması bilgileri açıklamak’ suçundan ma
iyetlerine dairverilmiş olan2016/37Esas,2016/162Karar sayılı karar içeriği,
şüpheliler hakkındaki MASAK raporu ile hazırlık evrakı kapsamındaki tüm bilgi
ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; Şüphelilerden S.A. hakkında yapılan
ihbarda bu şüphelinin FETÖ/PDY örgüt yapılanması içerisinde örgütün Ankara
sorumlusu olarak faaliyet gösterdiğinin belirtilmiş olması, şüpheliler A.T.Ç.
ve S.A.nın bacanak oldukları ve birbirleri ile irtibatlı oldukları,
şüphelilerden A.T.Ç.nin FETÖ/PDY terör örgütü içerisinde ‘ÖMER’ kod adı ile
tanındığı, bu şüphelinin yapılan dinlemelerde 4/1/2016 tarihinde M. İsimli
şahıs ile yaptığı telefon görüşmesinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü
yapılanması içerisinde yer alan terör örgütü mensuplarından ‘Bizim Grup’ olarak
bahsettiği, M’nin ise ‘Grubun bittiğini ve grup üyelerinin yurt dışına
kaçtığını’ belirttiği, gerçekten de kaınuoyuna yansıyan haberlerde başta
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olmak üzere ülkemizgenelinde FETÖ/PDY silahlı
terör örgütü hakkındaki hazırlık soruşturması dosyalarında yer alan bir çok
şüphelinin ya hakkında herhangi bir ifade alma işlemi yapılmadan önce ülkemizi
terk ederek yurt dışına kaçtıkları gibi sorgularının yapıldığı hakimliklerce
adli kontrol tedbiri kapsamında serbest bırakıldıklarında da gayri yasal
yollardan yurtdışına kaçtıklarının somut bir gerçeklik olduğu, MİT tırlarının
durdurulması olayıyla ilgili olarak hakkında mahkumiyet kararı verildiği
anlaşılan sanık C.D.ye ait bir villanın alımı konusunda şüphelilerden Bekir
Mustafa Yılmaz ve S.A.nın birlikte hareket ettikleri, C.D.nin MİT tırlarının
durdurulması ile ilgili haberleri yapması karşısında satışı yapılan villanın değerinin
çok üzerinde haricen kendisine ödeme yapıldığı, MASAK raporlarından da
anlaşıldığı üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finansman kaynaklarından
biri olan himmet adı altında toplanan paraların yurtdışına çıkarılmasında rol
oynadıkları, yine yapılan soruşturmalarda silahlı terör örgütü ile iltisaklı
olduğu anlaşılan Aydınlı Grup ile şüphelilerin bağlantılarının
bulunduğunun tespit edilmiş olması karşısında şüphelilerin üzerilerine atılı
suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin
bulunması, hazırlık soruşturması ile bu kapsamda delil toplama işlemlerinin çok
kapsamlı bir şekilde halen devam ediyor olması nedeniyle mevcut delil durumuna
göre delillerin tam olarak toplanmamış olması, şüphelilerin üzerine atılı suçun
100/3. Maddesinde belirtilen ve tutuklama nedeni varsayılan suçlar arasında yer
alması, atılı suçun kanun maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayacı cezanın alt
ve üst hadleri ile şüphelilerin suçunun sabit olması halinde verilebilecek ceza
miktarı ile şüphelilerin tutuklulukta geçirdiği süre nazara alındığında
tutukluluk hallerinin sonlandırmasını gerektiren bir neden bulunmadığı,
şüpheliler tutuklandıktan sonra geçen süre zarfında tutuksuz yargılanınak üzere
serbest bırakılmalarını gerektirecek nitelikte lehlerine yeni bir delil
bulunmaması, şüphelilerin üzerlerine atılı suçun ilerde şüpheliler aleyhine
vasfının değişerek daha ağır cezai müeyyideleri olan TCK’nın 309. Ve 312. Maddelerinde
düzenlenen suçlara dönüşebileceği ve şüphelilerin tutuklama gerekçelerinde
belirtilen nedenlerin ortadan kalkmaması, şüphelilerin üzerine atılı suçun
kanun maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayıcı cezanın alt ve üst hadlerine
göre ileride yapılacak yargılama sonucunda verilebilecek muhtemel ceza miktarı
nazara alındığında şüphelilerin serbest kalmaları halinde kaçacakları nitekim
FETÖ/PDY silahlıterör örgütü mensuplarının fırsatbulduklarında yasalve
gayriyasal yollarla kaçtıkları daha önceden soruşturma dosyaları içeriklerinden
anlaşılmış olmasınedeniyleadli kontrol tedbirinin uygulanmasının yeterli
olmayacağı kanaatine varılmakla CMK’nın 108. Ve devamı maddeleri gereğince
şüphelilerin … tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
23. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 26/9/2016 tarihinde resen yaptığı
tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar
vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…Şüpheliler Bekir Mustafa Yılmaz, A.T.Ç.ve
S.A.hakkındasilahlı terör örgütüne üye olma suçundanüzerlerineatılı suçunvasıf
ve mahiyeti, mevcutdelil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı
suçun yasada ön görülencezasınınüstsınırı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçu
işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin
oluşu, atılı suçların CMK’nın 100. Maddesinde sayılan
katalog suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı,
soruşturma konusu suçların ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrol
hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçların sabit görülmesihalinde
verilmesimuhtemel cezaveyagüvenliktedbirleriyletutuklama tedbirinin ölçülü
olduğu, busuretle şüphelilerintutukluluk hallerininsonlandırılmasını
gerektirecek nitelikteyenibir delilinbulunmadığı,tutuklamanedenlerininortadankalkmadığıanlaşıldığından
CMK’nın100. Ve 108. Maddelerigereğince şüphelilerin tutukluluk hallerinin
devamına … [karar verildi.]”
24. İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 27/10/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına
karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Şüphelilerin
üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun CMK’nın 100. Maddesindebelirtilenkatalog
suçlardan olduğu, şüpheli anlatımları, telefon tape kayıtlarına göre yapılan
görüşme ve içerikleri, para transferine ilişkin yapılan tespitler,
şüphelilerden elde edilen dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme sonucu
elde edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde kuvvetli suçşüphesinin
varlığını gösterir delillerin bulunduğu, atılı suçun cezası ve delillerin henüz
tam olaraktoplanmamış bulunması dikkate alındığında tutuklama tedbirinin
orantılıolduğuanlaşıldığındanbahsekonutahliye taleplerinin … reddine, CMK’nın
108/1.maddesi gereğince tutukluluk hallerinin devamına … [karar
verildi.]”
25. Anılan karara karşı başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen
İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 30/11/2016 tarihinde itirazın reddine karar
vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“…İtiraz konusu kararda
kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil ve vakıaların soruşturma dosyasının
içeriğine uygun şekilde ortaya konulduğu; tutuklamayı gerektiren nedenlerin ve
tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun olduğunun, tutuklama yerine adli
kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersizkalacağını gösteren vakıa ve
delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıklandığı, açıklamaların
soruşturma dosyası içeriğine de uygun olduğu; tüm bu olgu, tespit ve nedenler
karşısında İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin itiraza konu tutukluluğun
devamına dair kararında usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmayıp, kararın
yerinde olduğu sonuç ve vicdani kanaatine varılmakla, şüphelinin yerinde
görülmeyen itirazlarının reddine … [karar verildi.]”
26. İstanbul 12. Sulh Ceza Hâkimliği 25/11/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… ŞüphelilerA.T.Ç.,BekirMustafaYılmazveS.A.
hakkında silahlı terör örgütüneüye olmasuçundan; üzerlerineatılı suçunvasıf ve
mahiyeti, mevcut delil durumu vedelillerinhenüz tamamının toplanmamışolması,
ziraşüphelilerdenele geçirilen dijital materyellerin incelenmesine ve
şifrelerinin çözülmesi çalışmalarına devam edildiğinin bildirilmesi, atılı
suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerlerine atılı
suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
delillerin oluşu, soruşturına konusu suçların ağırlığı ve önemi dikkate
alındığında; adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı,
suçların sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik
tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin
tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir
delilinbulunmadığı,tutuklaınanedenlerininortadankalkmadığıanlaşıldığından
yukarıda anılan şüphelilerin muhtelif tarihlerdeki
tahliye taleplerinin reddine, tüm şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına … [karar
verildi.]”
27. Başvurucu 21/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
28. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 27/12/2016 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Silahlı Terör Örgütüne
Üye Olma suçu ile ilgili olarak; atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil
durumu ve delillerin henüz tamamının toplanmamış olması, atılı suçun yasada
öngörülen cezasının üst sının, şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine
ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu,
atılı suçun CMK’nın 100. Maddesinde sayılan katalog suçtan oluşu nedeniyle
tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi
dikkate alındığında; adli kontrol hükümlerinin
uygulanmasınınbuaşamadayetersizkalacağı,suçunsabitgörülmesihalindeverilmesi
muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu,
bu suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek
nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan
kalkmadığı anlaşıldığından yukarıda anılan şüpheli ve müdafıilerinin tahliye
taleplerinin reddine, aynca savcılık talebinde belirtilen tüm şüphelilerin
tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
29. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 27/1/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… şüpheliler A.T.Ç.,
Bekir Mustafa Yılmaz ve … S.A.nın üzerilerine atılı suçunvasıf ve mahiyeti, suç
vasfının aleyhlerine ağırlaşabileceği, mevcut delil durumu ve delillerin henüz
top]anmamış olması ile şüphelilerin beyanları nazara alınarak, atılı suçların
yasada ön görülen cezalarının miktarı, şüphelilerin üzerine atılı suçları
işlediklerine ilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin
varlığı, şüphelilerin kaçması, saklanması, veya kaçacağı şüphesini uyandıran
somut delillerin bulunması, soruştı.ırma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate
alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun
sabit görülmesi halinde verilmesimuhtemelceza veya güvenlik
tedbirleriyletutuklama tedbirininölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin
tutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin
bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından CMK’nın
100. Ve 108. Maddeleri gereğince dosyakapsamındaki tüm tahliye taleplerinin
reddine, şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına … [karar
verildi.]”
30. Anılan karara karşı başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen
İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği 22/2/2017 tarihinde itirazın reddine karar
vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… şüphelilerin üzerlerine atılı silahlı terör
üdafile üye olma suçunun CMK’nın 100. Maddesinde belirtilen katalog suçlardan
olduğu, şüpheli anlatımları, telefon tape kayıtlarına göre
yapılan görüşme
ve içerikleri, para transferine ilişkin
yapılan tespitler, şüphelilerden eldeedilen dijital materyaller üzerinde
yapılan inceleme sonucu elde edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir delillerinbulunduğu,atılı suçun
cezası ve delillerin henüz tam olarak toplanmamış bulunması dikkate
alındığındatutuklama tedbirinin orantılı olduğu anlaşıldığından itirazın
reddine … [karar verildi.]”
31. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 24/2/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Şüpheli … Bekir Mustafa Yılmaz
suçu ile ilgili olarak; atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun vasıf ve
mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz tamamının toplanmamış olması,
atılı suçun yasada öngörülen cezasının üst sının, şüphelilerin üzerlerine atılı
suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren soıput
delillerin oluşu, atılı suçların CMK’nın 100. Maddesinde sayılan katalog suçu
oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruştı.ırnıa konusu
suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrol hükümlerinin
uygulanmasınınbuaşamadayetersizkalacağı,suçunsabitgörülmesihalindeverilmesi
muhtemel cezaveya güvenliktedbirleriyle tutuklamatedbirininölçülüolduğu, bu
suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin
sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni birdelilin bulunmadığı, tutuklama
nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından yukarıda anılan şüphelilerin
tahliye taleplerinin ayrı ayrı reddine, ayrıcaca savcılık talebinde belirtilen
tüm şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
32. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 24/3/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Şüpheli … Bekir Mustafa Yılmaz’ın
… [üzerine] atılı Silahlı
Terör Örgütüne Üye Olma suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve
delillerin henüz tamamının toplanmamış olması, atılı suçun yasada öngörülen
cezasının üst sının, şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren soıput delillerin oluşu, atılı
suçların CMK’nın 100. Maddesinde sayılan katalog suçu oluşu nedeniyle tutuklama
sebeplerinin var sayıldığı, soruştı.ırnıa konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate
alındığında; adli kontrol hükümlerinin
uygulanmasınınbuaşamadayetersizkalacağı,suçunsabitgörülmesihalindeverilmesi
muhtemel cezaveya güvenliktedbirleriyle tutuklamatedbirininölçülüolduğu, bu
suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin
sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni birdelilin bulunmadığı, tutuklama
nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından yukarıda anılan şüphelilerin
tahliye taleplerinin ayrı ayrı reddine, ayrıcaca savcılık talebinde belirtilen
tüm şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
33. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… şüpheliler … Bekir Mustafa Yılmaz’ın
üzerilerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, savunma içerikleri, tape
kayıtları, örgütsel bağlantıyı gösterir ilişkiler, para transferleri gereği
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların varlığı, mevcut
delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçların yasada ön
görülen cezalarının miktarı,soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi ve kaçma
şüpheleri gereği adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı,
suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik
tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin
tutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin
bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından CMK.nın
100. Ve 108. Maddeleri gereğince dosya kapsamındaki tüm tahliye taleplerinin
reddine, şüphelilerin tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına … [karar verildi.]”
34. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği 6/6/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… silahlı terör örgütüne üye olma, Anayasal
düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarının
vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması,
kolluk görevlileri tarafından düzenlenen tutanaklar, iletişimin tespiti
kayıtları, tanık beyanları, atılı suçların yasada ön görülen cezasının üst
sınırı, şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kuvvetli
suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, atılı silahlı terör
örgütüne üye olma ve Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme
suçlarının CMK 100/3-a-11 maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşu nedeniyle
tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi
dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı,
suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik
tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin
tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin
bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından CMK.nın
100. Ve 108. Maddeleri gereğince şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
35. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 28/6/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Şüphelilerin ifade ve savunması, soruşturma
dosyası içindeki bilgi ve belgeler, tutuklama kararlarındaki belirtilen
gerekçeler ve nedenlere göre şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair
kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı, üzerine atılı suçun
CMK’nun 100/3.maddesinde belirtilen tutuklama nedeni varsayılan suçlar arasında
yer alması, atılı suçların kanun maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayıcı
cezaların alt ve üst hadleri ile ileride suçun sabit görülmesi halinde
verilmesi muhtemel ceza miktarı dikkate alındığında şüphelilerin kaçma
şüphelerinin bulunduğu ve bu aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz
kalacağı anlaşıldığındanCMK.nın 108. Ve devamı maddeleri gereğince şüphelilerin
tutukluluk halinin devamına … [karar verildi.]”
36. İstanbul 12. Sulh Ceza Hâkimliği 28/7/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Şüphelilerin …. üzerlerine atılı suçun
vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz tamamının
toplanmamış olması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı,
şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, atılı suçların CMK’nın
100. Maddesinde sayılan katalog suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama
sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma konusu suçların ağırlığı ve önemi
dikkate alındığında; adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz
kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya
güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle
şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte
yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı
anlaşıldığından şüphelilerin tutukluluk halinin devamına …. [karar verildi.]”
37. İstanbul 12. Sulh Ceza Hâkimliği 25/8/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Şüphelilerin …. üzerlerine atılı suçun vasıf ve
mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz tamamının toplanmamış olması,
atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerlerine
atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren
somut delillerin oluşu, atılı suçların CMK’nın 100. Maddesinde sayılan katalog
suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma
konusu suçların ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrol
hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde
verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü
olduğu, bu suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını
gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin
ortadan kalkmadığı anlaşıldığından şüphelilerin
tutukluluk halinin devamına … [karar verildi.]”
38. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 15/9/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Şüphelilerin üzerlerine atılı suçun vasıf ve
mahiyeti, şüphelilerin ifade ve savunması, şüphelilerin ikametinde yapılan
aramalarda ele geçen materyallere ilişkin düzenlenmiş olan tutanak içerikleri
nazara alındığında şüphelilerin üzerine atılı suç/suçlar bakımından kuvvetli
suç şüphesi altında bulundukları anlaşılmış olup, şüphelilerin üzerine atılı
suçun CMK.nun 100/3 maddesinde belirtilen ve tutuklama nedeni varsayılan suçlar
arasında yer alması, atılı suçun kanun maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayacı
cezanın alt ve üst hadleri ile şüphelilerin suçunun sabit olması halinde
verilebilecek ceza miktarı ile şüphelilerin tutuklulukta geçirdiği süre nazara
alındığında tutukluluk hallerinin sonlandırmasını gerektiren bir neden
bulunmadığı, şüphelilerin tutuklama gerekçelerinde belirtilen nedenlerin
ortadan kalkmaması ve adli kontrol tedbirinin uygulanmasının yeterli olmayacağı
kanaatine varılmakla CMK.nın 108. Ve devamı maddeleri gereğince şüphelilerin
tutukluluk halinindevamına, ayrıca şüpheliler ve üdafilerinin yapmış oldukları
tahliye talepli dilekçelerinin de yukarıda açıklanan gerekçelerle reddine … [karar verildi.]”
39. İstanbul 13. Sulh Ceza Hâkimliği 16/10/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan yürütülen
soruşturma kapsamında tutuklanan şüphelilerin üzerlerine atılı suçun vasıf ve
mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı
suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerlerine atılı
suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
delillerin oluşu, atılı suçların CMK.nın 100. Maddesinde sayılan katalog
suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma
konusu suçların ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrol
hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde
verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü
olduğu, bu suretle tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından,
CMK’nın 100. Ve 108. Maddeleri gereğince şüphelilerin tutukluluk hallerinin …
devamına … [karar verildi.]”
40. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliği 16/11/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… şüphelilerin üzerilerine atılı suçun vasıf
ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz tamamının toplanmamış
olması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin
üzerine atılı suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren
somut delillerin oluşu, atılı suçun CMK’nın 100. Maddesinde sayılan katalog
suçlardan oluşu nedeniyle tutuklama sebeplerinin var sayıldığı, soruşturma
konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında; adli kontrol hükümlerinin
uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi
muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu,
bu suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek
nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan
kalkmadığı anlaşıldığından şüpheli A.T.Ç.nin tahliye talebinin reddine, ayrıca
savcılık talebinde belirtilen şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına … [karar verildi.]”
41. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 14/12/2017 tarihinde resen
yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tahliye talebinin reddine ve
tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı
şöyledir:
“… şüphelilerin üzerlerine atılı
suçlarınavasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış
olması, atılı suçların yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin
üzerlerine atılı suçları işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren somut delillerin oluşu, soruşturma konusu suçların ağırlığı ve önemi
dikkate alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz
kalacağı, suçların sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya
güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, tutuklama
nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından CM’nın 100. Ve 108. Maddeleri
gereğince tahliye talebinin reddi ile tüm şüphelilerin tutukluluk hallerinin
ayrı ayrı devamına… [karar verildi.]”
42. Başsavcılık 15/1/2018 tarihli iddianamesi ile başvurucunun
silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla aynı yer Ağır Ceza
Mahkemesinde kamu davası açmıştır. Başsavcılık; kamuoyunda MİT tırları
soruşturması olarak bilinen olay ve kamuoyuna ifşa hadisesine katıldıklarından
bahisle başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında başlattığı soruşturmada devletin
gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin
etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını
engellemeye teşebbüs etme, devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken
bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından “Şüphelilerin savunmalarının aksine eylemlere katıldıklarına dair kamu
davası açmaya yarayan nitelikte delil elde edilememiştir” şeklindeki
gerekçeyle ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
43. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY silahlı terör örgütü hakkında
genel bilgilere, daha sonra ise başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer
verilmiştir.
44. Bu bağlamda başvurucunun işlediği iddia olunan suça ve örgüt
bağlantısına ilişkin olarak iddianamede yer verilen olay ve olgular özetle
şöyledir:
i.İstanbul Emniyet Müdürlüğüne 24/11/2015 telefonla yapılan
ihbar üzerine başvurucu ile aynı dosyada yargılanan A.T.Ç., F.Ö. ve S.A.
hakkında Başsavcılıkça soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda 8/2/2016
tarihinde bir ihbarcının ifadesi de alınmıştır.
- 24/11/2015 tarihli ihbar içeriği şöyledir:
“Avukat A.T.Ç. kod adı ‘Ömer Abi’ Fetullah’a
bağlı. Fatih Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Aydınlı Grup’ta öğretmenlik yapar.
HSYK üyelerini giydiriyor. Tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Aynı zamanda İ.Y.nin
kızı Aydınlı Grupta çalışıyor ve cemaate para yardımı topluyor. Z. Abi ile
ortaklar. S.A. isimli abi ise Ankara’da avukat ve Ankara’nın abisi. Her zaman
Z.Ö. ile irtibat halinde. Tarık’ın elinde bir tane laptop bilgisayar var.
Devletle ilgili bilgiler var. H.A. ve B.K.T. aralarında bu bilgisayar dönüyor.
Ayrıca F.Ö. adlı avukat abi hâkimler ile konuşup her türlü davayı hallediyor.
Gittiğimiz toplantılarda telefonlarımızı toplayıp bir odaya kilitliyorlar. Daha
sonra üzerimizi arayıp ikinci bir telefon var mı diye bakıyorlar. A.T.Ç. geçen
toplantıda Amerika’ya kaçacağını söyledi.”
- 8/2/2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Kaçakçılıkla Mücadele Şube Müdürlüğünde dinlendiği belirtilen ihbarcının
iddianamede yer verilen ifadesi şöyledir:
“A.T.Ç. isimli şahsın İstanbul’da avukat
olduğu, aslen Erzincan Refahiyeli olmasına rağmen 5 yaşından beri İstanbul’da
yaşadığı, en yakın arkadaşı H.A. ile birlikte cemaat evlerinde yetiştikleri,
dershane paralarını cemaatin karşıladığı ve FEM dershanesine devam ettikleri,
lise son sınıfta Altunizadede FEM Dersanesi’nin 5. Katında Fetullah Gülen’in
makamında hizmetlisi oldukları, A.T.Ç.nin hep Fetullah Gülen’in yanında
kaldığı, eski adı Z. İken o zamanlarda ‘Ömer’ lakabını kullandığı, herkesin onu
o yıllarda ‘Ömer’ olarak tanıdığı, daha sonra Z. İsmini resmi olarak A.T.
olarak değiştirdiği, zaman içerisinde bütün çevresiyle ve akrabalarıyla
ilişkisini kestiği, daha sonra FEM dershanelerinde öğretmenlik yaptığı, en
elit, zengin ve bürokrat çocuklarıyla kendisinin ilgilendiği ve üniversiteye
hazırlık dersleri verdiği için Türkiye’de önemli kişileri çok iyi tanıdığı ve
etkili biri olduğu, A.T.Ç.nin yedek subay olarak askerlik yaptığı, daha sonra
Işık Sigorta’da, Elektrik Kurumunda ve Pierre Cardin, Polo gibi firmaların
sahibi olan Aydınlı Grup’ta hukuk müşaviri ve Aydınlı Grup sahiplerinden
Ö.F.K.nin danışmanlığını yaptığı, arkadaşı H.A.nın savcı olduğu, H.A.nın eşi
E.A.nın da hâkim olduğu ve karı koca savcı hâkim olarak Çağlayan Adliyesi’nde
çalışırken şu an Alanya Adliyesi’nde çalıştıkları, A.T.Ç.nin cemaat adına
polislerle, subaylarla ve birçok yetkili kişilerle bizzat kendi evinde
görüşmeler yaptığı, Aydınlı Grubun polislere, adliye mensuplarına, müsteşarlara
ücretsiz kıyafetler, hediyeler dağıttığını, geçmişte A.T.Ç., H.A., D.Ç. isimli
şahısların bir dava olunca FETÖ/PDY ile alakalı davalara hangi hâkimin, hangi
mahkemenin bakacağını organize ettikleri, HSYK seçimlerinde etkili oldukları,
ayrıca A.T.Ç.nin Fatih Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu’nda dersler verdiği,
Paralel Yapının Adalet ve Hukuk Derneği’ni kurduğu, bu dernek adı altında
geziler, seminerler düzenledikleri, bu organizasyonları A.T.Ç.nin organize
ettiği, bilirkişilere ve profesörlere bu gezilerde rüşvet verildiği, dernek
aracılığıyla Suriye, Fransa, Azerbaycan, Makedonya, Bosna gibi ülkelere çok
kere gidildiği, Bosna’ya 2012 Mayıs ayında Z.H., avukat B.K.T. ve A.T.Ç.nin
beraberce gittikleri, Bosna’ya cemaat avukatlarını defalarca götürdükleri,
hâkim H.İ.Y.nin geçmişte İstanbul 13. Ticaret Mahkemesi’nde görev yaptığı, bu
dönemde ticari davalarını bu hâkimin takip ettiği, kızı Avukat A.E.Y.nin
cemaatin avukatlığını yaptığı, hâkim H.İ.Y.nin Yargıtay’da görevli olduğu
dönemde, kızı Avukat A.E.Y.nin 2008’de Aydınlı Grupta A.T.Ç.nin sayesinde işe
alındığı, ama hiç çalışmadan maaş aldığı, bu hâkimin oğlu olan E.Y.nin ve
gelini olan E.Y.nin de o dönemde aynı şekilde Aydınlı Grup’tan maaş aldıkları,
sonrasında işten ayrıldıkları, Aydınlı Grup sahiplerinin babasının M.Ş.K.
olduğu ve 82 yaşında olduğu,M.Ş.K.nın oğlu olan A.S.K.nın H.Ş. ile çok yakın
arkadaş olduğu ve Amerika’da olduğu, Ankara ilinde A.T.Ç.nin bacanağı olan
avukat S.A. ile irtibatlı olarak işlerini yürüttüğü, S.A.nın yanında da;
E.M.Ü., Ö.K., B.K.T., F.Ö., R.P. (eski savcı) isimli avukatların olduğu,
Fetullah Gülen cemaatinin şu andaki finans kasasının Z.H. olduğu, bu kişinin
Aydınlı Grup Genel Md. Yrd. Ve Hûda İnşaatın sahibi olduğu, para akışlarını
fınans açıklarını bunların karşıladığı ve cezaevindeki cemaat mensuplarının
avukatlık ücretlerinden geçimlerine kadar yardım edildiği, bu şahısların HSYK
bağlantısının HSYK 3. Daire Üyesi hâkim K.T. olduğu, avukatlar arası,
istihbarat ve fınans anlamında Ankara bağlantılarını D.Ç. isimli emekli bir
albayın yürüttüğü, bu şahsın MİT, Emniyet, Jandarma bağlantısının halen çok
güçlü olduğu ve devam ettiği, şu anda bile gözaltına alınacak kişiler hakkında
önceden haberdar olduğu, FETÖ/PDY örgütünün Büyükçekmece, Mimar Sinan,
Beylikdüzü, Bahçeşehir gibi yerlerde 20’ye yakın cafe nargile salonlarının
olduğu ve büyük gelir sağladıkları, A.T.Ç. ve 5-6 kişinin yurtdışına kaçma
planlarının olduğu, A.T.Ç.nin 6 aylık Schengen vizesi aldığı ve bu şahsın
Hollanda’ya gideceği, Fetullah Gülen’in şubat ayı içinde görüşmek üzere
A.T.Ç.yi 3 günlüğüne çağırdığı, avukat A.A.nın hâkim K.K. ile eskiden cemaat
evlerinden çok samimi arkadaş oldukları, bahsedilen cemaat avukatlarının,
A.T.Ç.den emir alarak Yargıtay, Danıştay’da cemaat firmaları ve mensuplarının
davalarını takip edip, hâkimlere rüşvet dağıttıkları, A.T.Ç.nin emekli albay
D.Ç.den bilgi aldığı, F.S. ve Z.Ö.nün yakalama kararı bilgisini aktaran kişinin
D.Ç. olduğu, avukat A.T.Ç.nin cep telefonu numarasının …, ev adresinin …
olduğu, iletişimlerini gizlilik amacıyla whatsapp tarzı bir program
aracılığıyla yaptıkları, A.T.Ç.nin bir emniyet müdürü ile de gizli bilgi
alışverişinin olduğunu öğrendiği[ni]…”
ii. Soruşturma makamlarınca yapılan açık kaynak çalışmalarında
C.D.nin Ankara’da bulunan konutunu 2013 yılı Eylül ayında 1.500.000 Amerika
Birleşik Devletleri Doları (USD) bedelle satışa çıkardığı ancak satamadığı,
29/5/2015 tarihinde Millî İstihbarat Teşkilatına (MİT) ait tırların durdurulması
ile ilgili haberin Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmasından kısa bir süre sonra
25/6/2015 tarihinde C.D.ye ait konutun 1.500.000 USD bedelle başvurucu
tarafından satın alındığı belirtilmiştir. Ayrıca S.A.nın
30/12/2015 tarihinde C. İsimli kişi ile yaptığı telefon görüşmesinde geçen “C.D.nin villasıydı bu, biz ondan aldık” şeklindeki
konuşma üzerine C.D.ye ait konutun FETÖ/PDY’nin amaçları doğrultusunda örgüt
talimatı ile başvurucu ve ortağı olduğu belirtilen S.A. tarafından birlikte
alındığı değerlendirilerek başvurucu hakkında da soruşturma başlatıldığı
belirtilmiştir.
iii. Başvurucunun telefonunda yapılan incelemeye göre “Günlük girişleri sekmesi altında yapılan incelemede;
3452 kalıtlı günlük giriş içerisinden 2389. Sıradaki uygulamanın net.bylock
tanıtıcı isminin byLock/net.bylock.bylock olduğu ve tarih saat bilgisi olarak
da 02/12/2014 saat 10:28:24 olduğunun tespit edildiği, (xls.) uzantılı excel
raporunda Yüklü Uygulamalar sekmesi içerisinde ‘bylock’ yazılarak arama
yapıldığında uygulamanın yüklü uygulamalar içerisinde bulunmadığı ancak günlük
girişler sekmesi altında adı geçen bylock uygulamasının telefondan silinmiş
olabileceğinin ve son erişim tarihinin de 2/12/2014 olabileceğinin
değerlendirildiği” dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY’nin şifreli
haberleşme programı olan Bylocku
başka bir hat üzerinden kullanmış olabileceği belirtilmiştir.
iv. 19/12/2017 tarihli tutanağa göre Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığının 2014/37666 sayılı FETÖ/PDY ana çatı soruşturması kapsamında HTS
kaydı alınan 72 şahsa ait 336 numaranın irtibatlı olduğu karşı numaraların abone bilgilerinde T.C.
kimlik numaraları kullanılarak yapılan karşılaştırma sonucu abonelik
bilgilerine rastlanan şahıslardan K.Ü., A.A., S.T, R.A ile iletişim kaydının
bulunduğu tespit edilmiştir.
v. Mali raporlara göre başvurucunun örgütle ilişkisi olduğundan
bahisle haklarında işlem yapılan ve yurt dışı
Gülenist kuruluş olarak bilinen kuruluşlara para gönderen kişilerle
parasal ilişkisinin bulunduğu, başvurucu ile aynı gün yurt dışı çıkışı yapan kişilerin
örgütle ilişkili kuruluşlarla parasal ilişki içinde bulunduğu belirtilmiştir.
Bu bağlamda;
- Başvurucuya 17/2/2014 tarihinde 5.000 TL, 7/3/2014 tarihinde
2.000 TL, 19/6/2014 tarihinde 3.000 TL ve 19/5/2015 tarihinde 1.000 TL para
gönderen R.Y. isimli kişinin 2010-2011 yıllarında Bursa Sosyal Güvenlik Kurumu
(SGK) il müdürlüğü yaptığı ve İstanbul SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığında
baş müfettiş olarak görev yaptığı, Bursa SGK il müdürlüğü yaptığı dönemde mal alım ihalelerinde FETÖ/PDY örgütü lehine
usulsüzlükler yapılması, bilgisi dahilinde FETÖ/PDY adına gazete abonelikleri
yapılması, gayri resmi şekilde para toplanması ve kendisine tahsis edilen resmi
aracı özel işlerinde kullanması gibi eylemleri nedeniyle FETÖ/PDY
ile bağlantılı suçlardan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında soruşturma
yürütüldüğü belirtilmiştir.
- Başvurucunun 2/10/2015 tarihinde “fatura ödemesi” işlem açıklaması ile 560,40 TL tutarında
para taransfer ettiği Başkent Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti. unvanlı firmanın
ortakları arasında bulunan Y.S. isimli kişinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı
Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca “Yurtdışında bulunan benzer nitelikli kurumlarla aynı
isimlerde Türkiye’de kurulan kuruluşlara, gerek Asya Katılım Bankası A.Ş.
tarafından verilen krediler gerekse Türk vatandaşı şahıslar tarafından yoğun
şekilde gerçekleştirilen para transferleri ile fon aktarılması ve aktarılan bu
fonların yurtdışındaki aynı isimli ya da farklı isimli benzer nitelikteki,
FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilen ve birbirleriyle organik olarak
ilişkili kuruluşlara transfer edilmesi” ile ilgili olarak yürütülen 2014/156758 sayılı soruşturma dosyası
kapsamında 2/10/2014 tarihli MASAK raporuna istinaden görevlendirilen denetim
elemanları tarafından hazırlanan banka hesap hareketlerine ilişkin verilerin
incelenmesinde Kanada’da faaliyet gösteren Kanada Türkiye Dostluk Derneğine
para transfer eden kişi olarak adının geçtiği belirtilmiştir.
- Başvurucunun 9/4/2011 tarihinde saat 07.20’de İstanbul Atatürk
Havalimanı’ndan giriş yaptığı, M.Y.A. isimli kişinin de aynı gün saat 06.54’te
İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan giriş yaptığı ve bu kişinin Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca yürütülen 2014/156758 sayılı soruşturma dosyası kapsamında
2/10/2014 tarihli MASAK raporuna istinaden görevlendirilen denetim elemanları
tarafından hazırlanan banka hesap hareketlerine ilişkin verilerin incelenmesi
neticesinde, eğitim ve danışmanlık adı altında
açık kaynaklara göre Gülenist kuruluş olduğu bilgisi bulunan METROPOLITAN
EDUCATION CON. SER. LLC. MRK. ABD TÜRKİYE İST. ŞB. Unvanlı kuruluşa 24/7/2013 tarihinde iki farklı işlemle
toplam 500 USD, Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) faaliyet yürüten BROOKLYN
AMTIY SCHOOL unvanlı kuruluşa 16/11/2012 tarihinde 6.000 USD ve 25/6/2013
tarihinde 20.000 USD olmak üzere toplam 26.000 USD para transfer ettiğinin
belirtildiği ve söz konusu soruşturmada isminin geçtiğibelirtilmiştir.
- Başvurucunun 5/9/2011 tarihinde saat 06.54’te İstanbul Atatürk
Havalimanından çıkış yaptığı, Ş.M.M.
isimli kişinin de aynı gün saat 06.44’te İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan çıkış
yaptığı, bu kişinin anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar,
silahlı örgüt kurma, nitelikli dolandırıcılık, 16/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı
Terörizmin Finansmanın Önlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet, resmî belgede
sahtecilik, 25/6/1983 tarihli ve 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’na muhalefet
ve 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na muhalefet suçlarından
Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2015/1846 sayılı soruşturmada
şüpheliler arasında yer aldığı belirtilmiştir.
- Başvurucunun 30/10/2011 tarihinde saat 20.16’da İstanbul
Atatürk Havalimanı’ndan çıkış yaptığı, M.D.
isimlikişinin ise aynı gün saat 20.14’te İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan çıkış
yaptığı, bu kişinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2014/156758
sayılı soruşturma dosyası kapsamında 2/10/2014 tarihli MASAK raporuna istinaden
görevlendirilen denetim elemanları tarafından hazırlanan banka hesap
hareketlerine ilişkin verilerin incelenmesi neticesinde, eğitim ve danışmanlık
adı altında ABD’de faaliyet yürüten ve açık
kaynaklara göre Gülenist kuruluş olduğu bilgisi bulunan WELLSPRING
CULTURAL AND EDUCATIONAL FOUNDATION unvanlı kuruluşa 8/3/201-8/4/2014 tarihleri
arasında sekiz farklı işlemle 49.060,62 TL ve 12.500 USD, METROPOLITAN
EDUCATİON CONSULTING SERYİCES LLC. Unvanlı kuruluşa 14/7/2011 tarihinde 250 USD
ve 11/9/2013 tarihinde 7.800 USD olmak üzere toplam 8.050 USD para transfer
ettiği ve söz konusu soruşturmada isminin geçtiği belirtilmiştir.
- Başvurucunun yine 30/10/2011 tarihinde saat 20.16’da İstanbul
Atatürk Havalimanı’ndan çıkış yaptığı sırada S.Ö.T. isimli kişinin de saat
20.08’de İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan çıkış yaptığı, bu kişinin FETÖ/PDY
ile mücadele kapsamında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2015/11658
sayılı soruşturmada ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/47593
sayılı soruşturması kapsamında şüpheli olduğu belirtilmiştir.
- Başvurucunun 13/11/2011 tarihinde saat 19.51’de İstanbul
Atatürk Havalimanı’ndan giriş yaptığı, K.T. isimli kişinin ise aynı gün saat
19.56’da İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan giriş yaptığı, bu kişinin Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2014/156758 sayılı soruşturma dosyası
kapsamında 2710/2014 tarihli MASAK raporuna istinaden görevlendirilen denetim
elemanları tarafından hazırlanan banka hesap hareketlerine ilişkin verilerin
incelenmesi neticesinde, eğitim ve danışmanlık adı altında ABD’de faaliyet
yürütenve açık kaynaklara göre Gülenist
kuruluş olduğu bilgisi bulunan MILKYWAY EDUCATION CENTER
INC.-PIONEER ACADEMY OF SCIENCE unvanlı kuruluşa 9/7/2014-2/1/2015 tarihleri
arasında üç farklı işlemle 33.550 USD, METROPOLİTAN EDUCATİON CONSULTİNG
SERVICES LLC. Unvanlı kuruluşa 15/8/2014 tarihinde 2.780 USD para transfer
ettiğinden söz konusu soruşturmada isminin geçtiği belirtilmiştir.
- Başvurucunun aynı tarihte ve saatte İstanbul Atatürk
Havalimanı’ndan giriş yaptığı sırada F.A. isimli kişinin de saat 20.01’de
İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan giriş yaptığı, bu şahsın Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen 2015/64950
sayılı soruşturma kapsamında şüpheli olduğu belirtilmiştir.
vi. Başvurucunun irtibatlı olduğu belirtilen ve başvurucu ile
aynı dosyada FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yargılanan;
- A.T.Ç.nin Bylock kullanıcısı
olduğu, konutunda ve işyerinde yapılan aramalarda FETÖ/PDY ile bağlantılı çok
sayıda basılı yayının ve örgüt lideri Fetullah Gülen’e ait konuşmaları içeren
birçok dijital materyalin ele geçirildiği belirtilmiş; ayrıca FETÖ/PDY ile
bağlantılı kişilerle ilişkisi olduğuna dair HTS kayıtlarına yer verilmiştir.
A.T.Ç. beyanında, bacanağı olan S.A.nın ortağı olması
nedeniyle başvurucuyu tanıdığını ifade etmiştir.
- F.Ö.nün Bylock kullanıcısı
olduğu, 24/11/2015 tarihli ihbar içeriğine göre örgüt içinde avukat abi olarak
yer aldığı, ihbarda bulunan kişinin 8/2/2016 tarihli ifadesine göre S.A. ile
bağlantısının bulunduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/10792 sayılı
soruşturma dosyasının ihbarcısı H.C.ye göre
paralel yapının avukatı
olduğu, tanık A.Y.Ö.nün ifadesine göre örgüt ile ilişkisinin bulunduğu, sohbet
ve dernek faaliyetlerine katıldığı, E.S.nin beyanına göre örgütün avukatlık
yapılanmasında yer aldığı, sohbet ve toplantılara katıldığı, F.T.nin beyanına
göre örgütün sohbet ve toplantılarına katıldığı, S.T.nin beyanına göre Türkiye
İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonunun avukatı olduğu, aramalarda ele
geçirilen dijital materyallerde örgüt liderinin fotoğraf ve videolarının
bulunduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı çatı soruşturmasında ismi geçen A.Ç.
ve A.C. ile irtibatlı olduğu, örgütle ilgisi bulunduğu değerlendirilen şirketin
ortağı olduğu bilgilerine yer verilmiştir. F.Ö. Savcılıkta alınan ifadesinde
özetle A.T.Ç.yi İstanbul’da avukatlık yapmasından
dolayı bir şirketin davası nedeniyle yaklaşık on yıldır tanıdığını
belirtmiştir.
- S.A.nın ise 24/11/2015 tarihli ihbar içeriğine göre “Ankara’da avukatlık yaptığı, Ankara’nın abisi
olduğu ve her zaman Z.Ö. ile irtibat halinde olduğu”, 8/2/2016 tarihinde
ihbarda bulunan kişinin ifadesine göre “hâkim
K.K. ile eskiden cemaat evlerinden çok samimi arkadaş oldukları, bahsedilen
cemaat avukatlarının, A.T.Ç.den emir alarak Yargıtay, Danıştay’da cemaat
firmaları ve mensuplarının davalarını takip edip, hâkimlere rüşvet dağıttıkları”
şeklinde beyanların geçtiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı çatı
soruşturmasında ismi geçen A.C. ile irtibatlı olması, bacanağı olan A.T.Ç.nin
İstanbul’da, kendisinin de Ankara’da faaliyet göstererek koordinasyonu
sağladığı, MİT tırlarının durdurulması olayında kilit rol oynayan H.C.nin
avukatlığını yaptığı ve MİT tırlarıyla ilgili haberin anılan gazetede
yayımlanmasından kısa bir süre sonra C.D.ye ait konutu başvurucu ile birlikte
satın aldıkları belirtilmiştir. S.A. Savcılıktaki ifadesinde özetle başvurcu
ile üniversite yıllarına dayanan bir tanışıklığının olduğunu, 2009 yılında
başvurucuya -Armada AVM’de ofis açtığında tanışıklığı olması nedeniyle- hayırlı
olsuna gittiğini, kendisinin işlerinin iyi olmaması nedeniyle başvurucunun bürosunda
bir odayı kiraladığını, buna ilişkin kira sözleşmesinin de bulunduğunu, bu
şekilde başvurucu ile aynı büroda çalışmaya başladıklarını ancak hâlen herhangi
bir iş ortaklıklarının olmadığını, 2015 yılının sonuna doğru başvurucunun
kendisine müstakil bir villa aldığını söylediğini, kendisinin de yine
başvurucunun kiracısı olarak söz konusu villaya başvurucu ile birlikte
taşındığını, bu büronun C.D.den alınmasıyla ilgilisüreç hakkında hiçbir
bilgisinin bulunmadığını ve villanın alınmasında katkısının olmadığını, F.Ö.
ile başvurucu vasıtasıyla tanıştığını, F.Ö.nün
başvurucunun arkadaşı olduğunu, F.Ö. ile samimiyetinin bulunmadığını
ifade etmiştir.
vii. Sonuç olarak Savcılık; başvurucunun -aynı dosyada FETÖ/PDY
ile bağlantılı suçlar nedeniyle yargılanan- A.T.Ç. ve F.Ö. ile irtibatlı
olması, MİT tırlarının durdurulması olayında kilit rol oynayan H.C.nin
avukatlığını yapan, ayrıca A.T.Ç. ile koordineli olarak Ankara’da faaliyet
gösteren ve ihbar içeriğinde de Ankara’da abilik
yaptığı belirtilen S.A. ile ortak olması hususlarını ve tape kayıtlarına
yansıyan görüşme içeriğini dikkate alarak başvurucunun C.D.ye ait gayrimenkulü
örgütün amaçları doğrultusunda S.A. ile satın aldıklarını, böylece örgütün
hiyerarşik yapısı içinde yer aldığını ve örgütün amacı doğrultusunda hareket
ettiğini, bu suretle atılı suçu işlediğini iddia etmiştir.
45. İddianame İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)
11/1/2018 tarihinde kabul edilerek E.2018/7 sayılı dosya üzerinden kovuşturma
aşaması başlamıştır. Mahkeme, aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte
başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Tutukluluğun
devamına dair karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Sanıklar Bekir Mustafa Yılmaz, A.T.Çve
S.A.nın üzerilerineatılı suçun vasıf ve mahiyeti bu konuda hazırlık
soruşturması aşamasında ortaya konulan iddialar ve bu iddialar ile
irtibatlandırılan deliller ele alındığında CMK’nın 100/1-ilk cümle uyarınca
sanıklar aleyhine kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı ile
toplanacak delillerin bu şüpheyi güçlendirme olasılığı; sanıkların üzerilerine
atılı suçun niteliği itibari ile CMK’nın 100/3a. Maddesinin 9.,10., ve 11. Bentlerinde
tanımlanan bizatihi tutuklama nedeni oluşturan suçlara ait nitelendirmenin
değerlendirme tarihi itibari ile sanık aleyhine mevcut olduğu yolundaki somut
tespit; Anayasamızın 90. Madesi uyarınca ülkemiz için de bağlayıcı olan Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. Maddesi ve bu maddenin yorumu ile Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin tutukluluk tedbiri konusundaki yerleşik karar ve
gerekçelerinde kişilerin kaçma riskinin bulunması, kamu düzeninin sağlanması ve
yeni bir suçun işlenmesinin önlenmesi amacı ile tutukluluk tedbirinin uygulanabileceğinin
belirtilmiş olduğu, iş bu soruşturma dosyasında da AİHM’nin belirttiği bu
kriterlerin mevcut olduğu, sanıklar aleyhine açılan davanın niteliği ve
özelliği dikkate alındığında, tutuklamanın ölçülü olduğu ve bu tutuklamadan
beklenen gayenin adli kontrol hükümleri ile sağlanamayacak olması, ayrıca
tutuklama kararından sonra tutuklama tedbirini kaldıracak şekilde sanık lehine
delillerde herhangi bir değişiklik bulunmadığının anlaşılması, delilerinin
toplanmamış olması nedenleri tutukluluk halinin devamına… [karar
verildi.]”
46. Mahkeme 16/2/2018 tarihinde ilk duruşmada başvurucu ve diğer
sanıkların savunmasını almıştır. Başvurucunun savunması özetle şöyledir:
i. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı
suçlar nedeniyle hakkında soruşturma yürütüldüğü belirtilen R.Y. isimli kişinin
kendisinin müvekkili olduğunu ve hukuk davalarını takip ettiğini, bu kişinin
kendisine taksitler hâlinde gönderdiği 11.000 TL’nin vekâlet ücreti olduğunu,
adı geçen kişiyle başkaca bir ilişkisinin bulunmadığını belirtmiştir.
ii. Başkent Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.nin marka ve patent
ofisi olduğunu, fatura üzerinde açıkça yazdığı gibi ödenen paranın marka tescil
ve başvuru hizmet bedeli olduğunu, bunun dışında anılan Şirketle herhangi bir
ilişkisinin bulunmadığını belirtmiştir.
iii. Aynı anda havalimanında bulunduğu iddia edilen kişilerin
hiçbirini tanımadığını, adları geçen kişilerle herhangi bir bağı olduğuna dair
ortaya hiçbir şey konulmadığını, suçlamaya konu edilen olayların 2011 yılında
geçtiğini ve belirtilen tarihlerde ailesiyle
umreden dönüş, uluslararası bir tahkim davası için İsviçre’ye gidiş ve hacca
gidiş ve dönüş nedeniyle havaalanında bulunduğunu beyan etmiştir.
iv. Dosyadaki belgelerde Bylock
kullandığına dair hiçbir tespit olmadığı gibi kullanılıp silindiğine
dair de delil bulunmadığını, ayrıca mahkeme kararıyla istenen HTS kayıtlarına
göre söz konusu telefonun ifadesinde belirttiği hat dışında başka bir hatla
kullanılmadığının tespit edildiğini ancak iddianamede Bylock kullanmış olabileceği yönünde bir değerlendirme
yapıldığını, kesinlikle Bylock programını
indirmediğini ve kullanmadığını beyan etmiştir.
v. Avukat S.A. ile ortak olmadıklarını, sadece aynı büroyu
kullandıklarını, vergi ve diğer tüm işlemlerinin ayrı olduğunu, bürosunda yirmi
avukat çalıştırdığını, S.A.nın ise kendisine çalışmadığını, kiracısı olduğunu,
iddianamede belirtilen bankacılık işlemlerinin S.A.nın kira ödemesinden ve uzmanlık alanları nedeniyle birbirlerine
yönlendirdikleri dosyalar nedeniyle ödedikleri komisyonlardan ibaret olduğunu,
C.D.ye ait villayı büro olarak kullanmak için tek başına satın aldığını ve
herhangi bir gizli amacının bulunmadığını, villayı satın aldığı tarihte C.D.
hakkında açılmış herhangi bir soruşturma bulunmadığını beyan etmiştir.
vi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ana çatı
soruşturması kapsamında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında
soruşturma yürütülen ve telefon görüşmesi yaptığı belirtilen kişileri
tanımadığını, bu kişilerin adına kayıtlı olan ancak santral hattı olarak
kullanılan hattan arandıklarını, şahsi olarak kullandığı telefondan bir arama
olmadığını, ayrıca bu kişilerin karşı aramalarının da bulunmadığını, anılan
görüşmelerin 2010 ve 2102 yıllarında gerçekleştiğini ve bu kişilerle yasal
olmayan herhangi bir ilişkisinin söz konusu olmadığını belirtmiştir.
vii. S.T. isimli kişinin üniversiteye hazırlık için gittiği
dershanedeki matematik öğretmeni olduğunu, 2010 yılı Ramazan Bayramı’nda
rehberdeki herkese toplu mesaj gönderdiğini, bu kişiye de o kapsamda mesaj
gönderdiğini, bunun dışında o kişiyle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını
beyan etmiştir.
viii. Bank Asyada hesabının olduğunu ancak hesaba para
yatırmadığını ve sohbetlere katılmadığını beyan etmiştir.
ix. Büroda ilk olarak üç avukatla çalışmaya başladığını, daha
sonra çalışan avukat sayısının yirmiye kadar çıktığını, işyerini kurabilmek
için kredi çektiğini beyan etmiştir.
x. F.Ö.nün İstanbul’da avukatlık
yaptığını ve kendisiyle üniversitede tanıştıklarını, zaman zaman görüştüklerini
ve birbirlerine iş yönlendirdiklerini, S.A. ile F.Ö. aracılığıyla tanıştığını
beyan ederek suçlamayı kabul etmemiştir.
47. Mahkeme, duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin
devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“… Sanıklar Bekir
Mustafa Yılmaz ve A.T.Ç.nin
üzerine atılı suçun niteliği, sanık hakkında mevcut olan delillerin iddianamede
bildirilen terör örgütü yapısı kapsamı ile olan ilintisine ait deliller
kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin
varlığı, dava dosyasında beyanı alınmayan ve diğer sanıklarla illiyet ve
irtibatı olması muhtemel bir sanığın bulunması dikkate alındığında, delilleri
karartma ve sanıkların diğer şahıslar üzerinde etkide bulunma ihtimalinin
bulunmasının açık olması, bu anlamda delillerinde toplanmamış olması ve sanık
için yöneltilen suçlamanın CMK’nın 100/3. Maddesinde sayılan suçlardan olması
nedeni ile sanık aleyhine tutuklama nedeninin varlığının tespiti, mevcut
deliller ve ön görülen suçlamanın yasadaki yaptırımı çerçevesinde AHİS’nin 5.
Maddesi gözetilerek CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri uyarınca tutuklama
tedbirinin bu aşamada gerekli olduğu ve bu konuda adli kontrolün yeterli
olmadığı anlaşılmakla tutukluluk halinin devamına… [karar
verildi.]”
48. Mahkeme 7/5/2018 tarihinde yaptığı duruşmada sanık ve
müdafilerini dinlemiş, her bir sanığın gözaltına alındığı tarihe kadar HTS
kayıtlarının Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan istenmesine, HTS
kayıtlarında yer alan ve görevde bulunan ya da meslekten çıkartılmış hâkim veya
Cumhuriyet savcısı sıfatı taşıyan kişilerin -eski yüksek yargı üyeleri dâhil-
tespiti yönünden HTS kayıtlarının analizinin yaptırılmasına ve sair delillerin
tespiti için ilgili kurumlara müzekkere yazılmasına karar vermiştir. Mahkeme
duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.
Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“… Sanıklar Bekir
Mustafa Yılmaz ve A.T.Ç.nin
üzerine atılı suçun niteliği, sanık hakkında mevcut olan delillerin iddianamede
bildirilen terör örgütü yapısı kapsamı ile olan ilintisine ait deliller
kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı,
dava dosyasında beyanı alınmayan ve diğer sanıklarla illiyet ve irtibatı olması
muhtemel olan bir sanığın bulunması dikkate alındığında, delilleri karartma ve
sanıkların diğer şahıslar üzerindeetkide bulunma ihtimalinin bulunmasının açık
olması, bu anlamda delillerinde toplanmamış olması ve sanık için yöneltilen
suçlamanın CMK 100/3. Md sayılan suçlardan olması nedeni ile sanık aleyhine
tutuklama nedeninin varlığının tespiti, mevcut deliller ve ön görülen
suçlamanın yasadaki yaptırımı çerçevesinde AHİS’nin5. Maddesi gözetilerek CMK’nın
100. Ve devamı maddeleri uyarınca tutuklama tedbirinin bu aşamada gerekli
olduğu ve bu konuda adli kontrolün yeterli olmadığı anlaşılmakla tutukluluk
halinin devamına… [karar verildi.]”
49. Mahkeme 4/7/2018 tarihinde yaptığı duruşmada bir kısım
tanıkları dinlemiş ve ilgili kurumlara yazılan müzekkere cevaplarının dönüşünün
beklenmesine karar vermiştir.Mahkeme duruşma sonunda
sanık A.T.Ç.nin tahliyesine, başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar
vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Sanık Bekir Mustafa Yılmaz’ın üzerine atılı
suçun niteliği, sanık hakkında mevcut olan delillerin iddianamede bildirilen
terör örgütü yapısı kapsamı ile olan ilintisine ait deliller kapsamına göre
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı, dosyada
kaçak sanığın bulunması kaçak sanıkla tutuklu sanık arasındaki ilişkiyi
gösterir somut delillerin varlığı çerçevesinde CMK’nın 100/2. Madde yönünden
sanık aleyhine koşulların mevcut olduğu suçlamanın CMK’nın 100/3. Maddesi
sayılan suçlardan olması nedeni ile sanık aleyhine tutuklama nedeninin
varlığının tespiti, mevcut deliller ve ön görülen suçlamanın yasadaki yaptırımı
çerçevesinde AHİS’nin 5. Maddesi gözetilerek CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri
uyarınca tutuklama tedbirinin bu aşamada gerekli olduğu ve bu konuda adli
kontrolün yeterli olmadığı anlaşılmakla takdiren sanık Bekir Mustafa Yılmaz’ın
CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri uyarınca tutukluluk halinin devamına … [karar
verildi.]”
50. Mahkeme 4/7/2018 tarihinde yaptığı duruşmada bir kısım
tanıkları dinlemiş ve ilgili kurumlara yazılan müzekkere cevaplarının dönüşünün
beklenmesine karar vermiştir. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına da karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Sanık Bekir Mustafa Yılmaz’ın üzerine atılı
suçun niteliği, sanık hakkında mevcut olan delillerin iddianamede bildirilen
terör örgütü yapısı kapsamı ile olan ilintisine ait deliller kapsamına göre
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı, dosyada
kaçak sanığın bulunması kaçak sanıkla tutuklu sanık arasındaki ilişkiyi
gösterir somut delillerin varlığı çerçevesinde CMK’nın 100/2. Madde yönünden
sanık aleyhine koşulların mevcut olduğu suçlamanın CMK’nın 100/3. Maddesi
sayılan suçlardan olması nedeni ile sanık aleyhine tutuklama nedeninin
varlığının tespiti, mevcut deliller ve ön görülen suçlamanın yasadaki yaptırımı
çerçevesinde AHİS’nin 5. Maddesi gözetilerek CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri
uyarınca tutuklama tedbirinin bu aşamada gerekli olduğu ve bu konuda adli
kontrolün yeterli olmadığı anlaşılmakla takdiren sanık Bekir Mustafa Yılmaz’ın
CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri uyarınca tutukluluk halinin devamına … [karar
verildi.]”
51. Mahkeme 31/10/2018 tarihinde yaptığı duruşmada bir kısım
tanığı dinlemiş; HTS kaydının analizine ilişkin bilirkişi raporu alınmasına,
başvurucunun telefonunda kullandığı hatlarla
Bylock programının kullanıp kullanılmadığına dair ilgili yerlere
müzekkere yazılmasına karar vermiştir. Anılan müzekkereye İstanbul İl Emniyet
Müdürlüğünce 6/12/2018 tarihli yazı ile verilen cevapta başvurucunun Bylock kullanıcısı olduğuna dair bir
veriye rastlanmadığı belirtilmiştir. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk
hâlinin devamına da karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Sanık Bekir Mustafa YILMAZ’ın üzerine atılı
suçun niteliği, sanık hakkında mevcut olan delillerin iddianamede bildirilen
terör örgütü yapısı kapsamı ile olan ilintisine ait deliller kapsamına göre
kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı sanık için
yöneltilen suçlamanın CMK 100/3. Md sayılan suçlardan olması nedeni ile sanık
aleyhine tutuklama nedeninin varlığının tespiti, mevcut deliller ve ön görülen suçlamanın
yasadaki yaptırımı çerçevesinde AHİS 5. Madde gözetilerek CMK 100 ve devamı
maddeleri uyarınca tutuklama tedbirinin bu aşamada gerekli olduğu ve bu konuda
adli kontrolün yeterli olmadığı anlaşılmakla takdiren sanık Bekir Mustafa
Yılmaz’ın CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri uyarınca tutukluluk halinin devamına
… [karar verildi.]”
52.Mahkeme 20/2/2019 tarihinde yaptığı duruşmada haftanın belirlenen günlerinde bir kuruma başvurma
ve yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmak
kaydıyla başvurucunun tahliyesine
karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
“Sanık Bekir Mustafa Yılmaz’ın üzerine atılı
suçun delillerinin büyük oranda toplanmış olması, bu anlamda delilleri karartma
ihtimalinin bulunmadığının anlaşılması, sanığın sabit ikametgah sahibi oluşu,
kaçma ihtimalinin bulunmadığı, tutuklamanın bir ceza değil zorunlu durumlarda
başvurulan geçici bir tedbir oluşu somut olayda tutuklama tedbirinin devamının
zorunlu kılacak bir hususunun bulunmadığının anlaşılması, sanığın tutuklu
kaldığı süre hususları göz önüne alınarak tahliyesine … [karar
verildi.]”
53. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk
derece mahkemesinde derdesttir.
B. İlgili Süreç
54. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle
karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü
hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son
bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu
teşebbüsün arkasında Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve
son yıllarda FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu
değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve
diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
55. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde
Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe
girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarındaki
örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi
farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar yürütülmüş ve çok sayıda
kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:
2016/23672, 11/1/2018, § 12).
IV. İLGİLİ HUKUK
56. İlgili hukuk için bkz.
Özcan Güney,B.
No: 2017/20709, 15/11/2018, §§ 30-38.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
57. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
58. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular
ortaya konulmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının
ihlal edildiğini iddia etmiştir.
59. Bakanlık görüşünde; başvuru konusu olayda tutuklama için
gerekli olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ve tutuklamanın orantılı olduğu
belirtilerek tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun
olduğu ileri sürülmüştür.
60. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
2. Değerlendirme
61. Anayasa’nın “Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. Maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
62. Anayasa’nın “Kişi
hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. Maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
…
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini
önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda
gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.”
63. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. Maddesinin
üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
64. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
65. Anayasa’nın 19. Maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan
sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek
şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı
olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
66. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale
olarak tutuklamanın Anayasa’nın 13. Maddesinde öngörülen ve tutuklama
tedbirinin niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın
ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına
dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının
belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
67. Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama
ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti
bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla
tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin
bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı
delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa
Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
68. Öte yandan Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrasında,
tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini
önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesine göre de şüpheli veya sanığın
kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların
bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme
yahut değiştirme, tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılması
girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde
tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli
şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin
bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).
69. Diğer taraftan Anayasa’nın 13. Maddesinde temel hak ve
özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük
ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak
hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak
olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
70. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun
işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin
bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle
anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve
delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine
kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım
(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte
yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa
Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi,
somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve
tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567,
25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir [GK],
B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57; Gülser
Yıldırım (2), § 124).
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
71. Başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya
veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması
gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme, devletin
güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacıyla açıklama
ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından 5271 sayılı Kanun’un 100. Maddesi
uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
72. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti
bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.
73. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde
başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken başvurucunun anılan suçları
işlediğine dair -tanık beyanı ve iletişimin tespiti kayıtları gibi- somut
delillerin bulunduğu olgularına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13).
74. Bu bağlamda tutuklama kararında özetle FETÖ/PDY ile
bağlantılı suçlar nedeniyle devam eden birçok soruşturma ve davanın bulunduğu,
bunlardan biri olan MİT tırlarının durdurulması olayında MİT’e ait
tırlarındurdurularak devlet sırrı niteliğindeki yardım faaliyetinin deşifre
edilmeye çalışıldığı, anılan olaya ilişkin soruşturmanın devam ettiği, C.D.nin
genel yayın yönetmenliğini yaptığı Cumhuriyet gazetesinde 29/5/2015 tarihinde
C.D. imzasıyla MİT tırları ile ilgili olarak yayımlanan haber ile Türkiye
Cumhuriyeti devletinin -sahte ihbar ve delillerle- teröre yardım eden ülke gibi
gösterilmeye çalışıldığı, yayımlanan haber nedeniyle yapılan soruşturma
kapsamında C.D. ve E.G. isimli kişilerin tutuklandıkları, bir kısım
şüphelilerin de FETÖ/PDY ile bağlantılı oldukları yönünde delillere ulaşılması
üzerine soruşturmanın genişletildiği, anılan soruşturma kapsamında şüpheli olan
S.A.nın telefon görüşme içeriğine göre C.D.ye ait villanın alımı konusunda
başvurucu ve S.A.nın birlikte hareket ettikleri, C.D.nin MİT tırlarının
durdurulması ile ilgili haberleri yapması karşılığında C.D.ye ait villanın
-değerinin çok üzerinde haricen ödeme yapılarak- satın alındığı, başvurucu ve
diğer şüphelilerin FETÖ/PDY adına faaliyet yürüttükleri, deşifre olmamak için
kod isim kullandıkları, örgüt adına gizlilik içinde toplantılar yaptıkları,
kamu kurum ve kuruluşlarındagizli örgütlenmede bulundukları, başvurucunun diğer
şüpheliler ile birlikte örgüt liderinin talimatları doğrultusunda MİT’e ait
tırların durdurulmasına ait görüntüleri yayımlayan kişilere maddi menfaat
sağlamak suretiyle örgüt yararına faaliyet yürüttüğü belirtilerek kuvvetli suç
şüphesinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
75. İddianamede özetle soruşturma makamlarınca yapılan açık
kaynak araştırmaları sonunda C.D.nin Ankara’da bulunan konutunu 2013 yılı Eylül
ayında 1.500.000 USD bedelle satışa çıkardığı ancak satamadığı, 29/5/2015
tarihinde MİT’e ait tırların durdurulması ile ilgili haberin Cumhuriyet
gazetesinde yayımlanmasından kısa bir süre sonra 25/6/2015 tarihinde C.D.ye ait
konutun 1.500.000 USD bedelle başvurucu tarafından satın alındığı, daha önce
ihbar üzerine hakkında soruşturma başlatılan S.A.nın 30/12/2015 tarihinde C. İsimli
kişi ile yaptığı telefon görüşmesinde geçen “C.D.nin
villasıydı bu, biz ondan aldık” şeklindeki konuşma üzerine başvurucu
hakkında da soruşturma başlatıldığı, telefonunda yapılan incelemeye göre
başvurucunun FETÖ/PDY’nin şifreli haberleşme programı olan Bylock programını başka bir hat üzerinden
kullanmış olabileceği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü FETÖ/PDY
çatı soruşturması kapsamında şüpheli olan kişilerin görüştüğü bir kısım
kişilerle iletişim kaydının bulunduğu, mali raporlara göre başvurucunun örgütle
ilişkisi olduğundan bahisle haklarında işlem yapılan ve yurt dışı Gülenist kuruluş olarak bilinen
kuruluşlara para gönderen kişilerle parasal ilişkisinin bulunduğu, başvurucu
ile aynı gün yurt dışı çıkışı yapan kişilerin örgütle ilişkili kuruluşlarla
parasal ilişki içinde bulunduğu, başvurucunun irtibatlı olduğu belirtilen ve
başvurucu ile aynı dosyada FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yargılanan F.Ö. ve
A.T.Ç.nin Bylock kullanıcısı
oldukları, adı geçen bu kişilerin konut ve işyerlerinde yapılan aramalarda çok
sayıda örgütle bağlantılı yayın ile örgüt liderinin konuşmalarını içeren
dijital materyalin ele geçirildiği ve FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle
haklarında soruşturma yürütülen birçok kişi ile bağlantılarının bulunduğu,
başvurucunun MİT tırlarıyla ilgili haberin yayımlanmasından kısa bir süre sonra
C.D.ye ait konutu S.A. ile satın aldığı, bu şekilde örgütün hiyerarşik yapısı
içinde yer aldığı ve örgütün amacı doğrultusunda hareket ettiği, bu suretle
atılı suçu işlediği iddia edilmiştir.
76. Başvurucu ise savunmasında özetle Bursa Cumhuriyet
Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma
yürütüldüğü belirtilen R.Y. isimli kişinin kendisinin müvekkili olduğunu ve
hukuk davalarını takip ettiğini, bu kişinin kendisine taksitler hâlinde
gönderdiği 11.000 TL’nin vekâlet ücreti olduğunu, adı geçen kişiyle başkaca bir
ilişkisinin olmadığını, Başkent Danışmanlık Hizmetleri Ltd. Şti.nin marka ve
patent ofisi olduğunu, fatura üzerinde açıkça yazdığı gibi ödenen paranın marka
tescil ve başvuru hizmet bedeli olduğunu, bunun dışında anılan Şirketle
herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, aynı anda havalimanında bulunduğu iddia
edilen kişilerin hiçbirini tanımadığını, adları geçen kişilerle herhangi bir
bağı olduğuna dair ortaya hiçbir şey konulmadığını, suçlamaya konu edilen
olayların 2011 yılında geçtiğini ve belirtilen tarihlerde ailesiyle umreden dönüş, uluslararası bir
tahkim davası için İsviçre’ye gidiş, hacca gidiş ve dönüş nedeniyle
havaalanında bulunduğunu, dosyadaki belgelerde Bylock
kullandığına dair hiçbir tespit olmadığı gibi kullanılıp silindiğine
dair de delil bulunmadığını, ayrıca mahkeme kararıyla istenen HTS kayıtlarına
göre söz konusu telefonun ifadesinde belirttiği hat dışında başka bir hatla
kullanılmadığının tespit edildiğini ancak iddianamede Bylock kullanmış olabileceği yönünde bir değerlendirme
yapıldığını, kesinlikle Bylock programını
indirmediğini ve kullanmadığını, avukat S.A. ile ortak olmadıklarını sadece
aynı büroyu kullandıklarını, vergi ve diğer tüm işlemlerinin ayrı olduğunu,
bürosunda yirmi avukat çalıştırdığını, S.A.nın ise kendisine çalışmadığını,
kiracısı olduğunu, iddianamede belirtilen bankacılık işlemlerinin S.A.nın kira
ödemesinden ve uzmanlık alanları
nedeniyle birbirlerine yönlendirdikleri dosyalar nedeniyle ödedikleri
komisyonlardan ibaret olduğunu, C.D.ye ait villayı büro olarak kullanmak için
tek başına satın aldığını ve herhangi bir gizli amacının bulunmadığını, villayı
satın aldığı tarihte C.D. hakkında açılmış herhangi bir soruşturma
bulunmadığını, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ana çatı soruşturması
kapsamında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında soruşturma
yürütülen ve telefon görüşmesi yaptığı belirtilen kişileri tanımadığını, bu
kişilerin adına kayıtlı olan ancak santral hattı olarak kullanılan hattan
arandıklarını, şahsi olarak kullandığı telefondan bir arama olmadığını, ayrıca bu
kişilerin karşı aramalarının da bulunmadığını, anılan görüşmelerin 2010 ve 2102
yıllarında gerçekleştiğini ve bu kişilerle yasal olmayan herhangi bir
ilişkisinin söz konusu olmadığını, S.T. isimli kişinin üniversiteye hazırlık
için gittiği dershanedeki matematik öğretmeni olduğunu, 2010 yılı Ramazan
Bayramı’nda rehberdeki herkese toplu mesaj gönderdiğini, bu kişiye de o
kapsamda mesaj gönderdiğini, bunun dışında o kişiyle herhangi bir bağlantısının
bulunmadığını, Bank Asyada hesabının olduğunu ancak hesaba para yatırmadığını
ve sohbetlere katılmadığını, büroda ilk olarak üç avukatla çalışmaya
başladığını, daha sonra çalışan avukat sayısının yirmiye kadar çıktığını,
işyerini kurabilmek için kredi çektiğini, F.Ö.nün İstanbul’da avukatlık
yaptığını ve kendisiyle üniversiteden tanıştıklarını, zaman zaman
görüştüklerini ve birbirlerine iş yönlendirdiklerini, S.A. ile F.Ö.
aracılığıyla tanıştığını beyan ederek suçlamayı kabul etmemiştir.
77. Kovuşturma aşamasında başvurucunun Bylock kullanıp kullanmadığına ilişkin olarak yazılan
müzekkereye başvurucunun Bylock
kullanıcısı olduğuna dair bir veriye rastlanmadığı şeklinde cevap verilmiştir
(bkz. § 51).
78. Bu itibarla başvurucunun savunması ve dosya kapsamına göre
somut olayda tutuklama için
gerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli
belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.
79. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup
bulunmadığı, tutuklamanın ölçülü olup olmadığı ve başvurucunun tutuklamanın
hukuki olmadığına yönelik diğer iddialarının ayrıca incelenmesine gerek
görülmemiştir.
80. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli
belirtiler ortaya konulmadanbaşvurucu hakkında tutuklama tedbirinin
uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan
dönemde Anayasa’nın 19. Maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere
aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
81. Başvurucu, tutukluluğunun makul süreyi aştığından da şikâyetçi
olmuştur. Tutuklamanın hukuki olmadığı sonucuna varıldığından bu şikâyetin
ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.
B. Resen Yapılan
Tutukluluk İncelemesinin Süresinde Yapılmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
ve Bakanlık Görüşü
82. Başvurucu 23/6/2016 tarihinden otuz gün sonra yapılması
gereken tutukluluk incelemesinin 25/8/2016 tarihinde yapılması nedeniyle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
83. Bakanlık, 5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesinde düzenlenen
tazminat davasının etkili bir kanun yolu olduğunu, dolayısıyla etkili hukuk
yolları tüketilmeden yapılan başvuruyla ilgili olarak bu şikâyet yönünden
başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi
gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca Anayasa Mahkemesinin esas incelemesi
yapması durumunda soruşturma sürecinde sulh ceza hâkimliklerince yapılan
tutukluluk incelemelerinin 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan
668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum
ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
3. Maddesi uyarınca dosya üzerinden yapıldığı ve olağanüstü dönemin
koşullarında başvurucunun tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden
yapılmasının hukuka uygun olduğu görüşündedir.
84. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine
benzer beyanlarda bulunmuştur.
2. Değerlendirme
85. Anayasa’nın 19. Maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti
kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu
kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak
amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
86. Başvurucunun şikâyetinin Anayasa’nın 19. Maddesinin
sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
87. Anayasa’nın 19. Maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple
olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında
süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine
hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ve anılan Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun yasallığına
ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan
davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının
incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, §
30).
88. 5271 sayılı Kanun’un 108. Maddesinde, soruşturma evresinde
şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler
itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda
Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimliği tarafından 100. Madde
hükümleri gözönünde bulundurularak, kovuşturma evresinde ise tutuklu sanığın
tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar
gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim
veya mahkemece resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.
89. 5271 sayılı Kanun’un 108. Maddesine göre yapılacak
değerlendirmeler, resen (ex officio) yapılmakta olup Anayasa’nın 19. Maddesinin
sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz
edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (Firas
Aslan ve Hebat Aslan, § 32).
90. Somut olayda başvurucu, İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin
23/6/2016 tarihinde resen yaptığı tutukluluk incelemesinden sonra yaklaşık iki
ay yeniden tutukluluk incelemesi yapılmadığını ileri sürmüştür. Ancak dosya
kapsamından İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/7/2016 tarihinde resen
tutukluluk incelemesi yapıldığı anlaşılmaktadır (bkz. § 21).
91. Bu çerçevede resen gerçekleştirilen tutuklulukla ilgili
incelemeler sonucunda verilen kararlar konu bakımından yetki kapsamı dışındadır
(Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814,
18/6/2014, § 40). Bireysel başvuru kapsamında olmayan bu kararların usulüne
dâhil alt unsurlar da kararlarla aynı hukuki sonuca tabidir.
92. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun’un
50. Maddesi Yönünden
93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) numaralı
fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
94. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın
19. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucu
hakkındaki davada 20/2/2019 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar
verilmiştir (bkz. § 52). Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hâli sona
ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yapılması gereken bir hususun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
95. Başvurucu 1.000.000 TL manevi ve 2.000.000 TL maddi tazminat
talebinde bulunmuştur.
96. Mahkemenin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun
uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet
bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması
nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
97. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik
müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi
zararları karşılığında başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
98. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
A. Açıklanan gerekçelerle;
1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
2. Resen yapılan tutukluluk incelemesinin yasal sürede
yapılmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. Maddesinde
güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE
Muammer TOPAL’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 27. Ağır Ceza
Mahkemesine (E.2018/7) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/7/2019 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya
veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması
gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme, devletin
güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacıyla açıklama
ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan
tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun işlendiğine
dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilecektir.
Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri incelendiğinde,
başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken anılan suçları işlediğine dair
-tanık beyanı ve iletişimin tespiti kayıtları gibi- somut delillerin bulunduğu
olgularına dayanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda tutuklama kararında özetle
FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle devam eden birçok soruşturma ve
davanın bulunduğu, bunlardan birisi olan MİT tırlarının durdurulması olayında
MİT"e ait tırların durdurularak devlet sırrı niteliğindeki yardım faaliyetinin
deşifre edilmeye çalışıldığı, anılan olaya ilişkin soruşturmanın devam ettiği,
C.D.nin genel yayın yönetmenliğini yaptığı Cumhuriyet gazetesinde 29/5/2015
tarihinde C.D. imzasıyla MİT tırları ile ilgili olarak yayımlanan haber ile
Türkiye Cumhuriyeti devletinin -sahte ihbar ve delillerle- teröre yardım eden
ülke gibi gösterilmeye çalışıldığı, yayımlanan haber nedeniyle yapılan
soruşturma kapsamında C.D. ve E.G. isimli kişilerin tutuklandıkları, bir kısım
şüphelilerin de FETÖ/PDY ile bağlantılı oldukları yönünde delillere ulaşılması
üzerine soruşturmanın genişletildiği, anılan soruşturma kapsamında şüpheli olan
S.A.nın telefon görüşme içeriğine göre C.D.ye ait villanın alımı konusunda
başvurucu ve S.A.nın birlikte hareket ettikleri, C.D.ninMİT tırlarının
durdurulması ile ilgili haberleri yapması karşılığında C.D.ye ait villanın
-değerinin çok üzerinde haricen ödeme yapılarak- satın alındığı, başvurucu ve
diğer şüphelilerin FETÖ/PDY örgütü adına faaliyet yürüttükleri, deşifre olmamak
için kod isim kullandıkları, örgüt adına gizlilik içinde toplantılar
yaptıkları, kamu kurum ve kuruluşlarında gizli örgütlenmede bulundukları,
başvurucunun diğer şüpheliler ile birlikte örgüt liderinin talimatları
doğrultusunda MİT"e ait tırların durdurulmasına ait görüntüleri yayımlayan
kişilere maddi menfaat sağlamak suretiyle örgüt yararına faaliyet yürüttüğü
belirtilerek kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
İddianamede ise tutuklama kararında değinilen suçlamaya konu
olgular ortaya konulmuştur. Bu bağlamda iddianamede;
-Başvurucunun irtibatlı olduğu belirtilen ve başvurucu ile aynı
dosyada FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yargılanan F.Ö. ve A.T.Ç.nin Bylock
kullanıcısı oldukları, adı geçen bu kişilerin konut ve işyerlerinde yapılan
aramalarda çok sayıda örgütle bağlantılı yayın ile örgüt liderinin
konuşmalarını içeren dijital materyalin ele geçirildiği ve FETÖ/PDY ile
bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında soruşturma yürütülen birçok kişiyle
bağlantılarının bulunduğu, başvurucu ile aynı büroda avukatlık yapan S.A.nın
ise 24/11/2015 tarihli ihbarda ve 8/2/2016 tarihli ihbarcı beyanında FETÖ/PDY
ile bağlantılı olduğuna dair ifadelerin geçtiği, FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar
nedeniyle haklarında soruşturma yürütülen kişilerle bağlantılarının bulunduğu,
bacanağı olan A.T.Ç.nin İstanbul"da, kendisinin de Ankara"da faaliyet
göstererek koordinasyonu sağladığı, ayrıca S.A.nın 30/12/2015 tarihinde C.
isimli kişi ile yaptığı telefon görüşmesinde geçen "C.D.nin villasıydı bu,
biz ondan aldık." şeklindeki konuşma içeriğine göre MİT tırlarıyla ilgili
haberin yayımlanmasından kısa bir süre sonra C.D.ye ait konutu başvurucu ile
birlikte satın aldıkları belirtilmiştir.
-Savcılık başvurucunun -aynı dosyada yargılanan- A.T.Ç. ve
özellikle F.Ö. ile irtibatlı olması, ihbar içeriğine göre A.T.Ç. ile koordineli
olarak Ankara"da faaliyet gösteren ve Ankara"da abilik yaptığı belirtilen S.A.
ile ortak olması hususlarını ve tape kayıtlarına yansıyan görüşme içeriğini
dikkate alarak başvurucunun C.D.ye ait gayrimenkulü örgütün talimatı ve
amaçları doğrultusunda ve S.A. ile satın aldıklarını, böylece örgütün
hiyerarşik yapısı içinde yer aldığını ve örgütün amacı doğrultusunda hareket
ettiğini belirterek atılı suçu işlediğini iddia etmiştir.
Anılan hususların soruşturma makamlarınca suçun işlendiğine dair
kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.
Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin
bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru
bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede
tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut
olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.
Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne
üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç
tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen
cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir. Ayrıca anılan
suç 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve
kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır.
Somut olayda İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun
tutuklanmasına karar verilirken tutuklama nedeni olarak başvurucunun üzerine
atılı suçun tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar listesinde olmasına,
başvurucunun kaçma şüphesine ve delilleri etkileme ihtimalinin bulunmasına
dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki
genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul
5. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde
başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu
söylenebilir.
Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup
olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın 13.
ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu
makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi
hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin
-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir
şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde
yorumlanmamalıdır. Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı
soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY"nin özellikleri de dikkate
alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve
karmaşık olduğu ortadadır. Somut olayda da FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu
belirtilen başvurucuyla ilgili bir soruşturma söz konusudur.
Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında
İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın
ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında
uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının
yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.
Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığı
iddiasına ilişkin olarak Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence
altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerektiği oyuyla karara katılmadım.
|
|
|
|
Üye Muammer TOPAL |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.