20. Hukuk Dairesi 2019/289 E. , 2019/3185 K.
"İçtihat Metni".......
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili dava dilekçesinde, davalıların kat mülkiyetli anataşınmazın üst katındaki teras dairenin malikleri olduğunu, ön ve arka terastan sızan suların müvekkillerine ait daireye zarar verdiğini, bu zarar ve hasar sebebi ile bağımsız bölümün kullanılamadığı ve kiraya verilemediğini, bu sebeple ihtar tarihinden itibaren 12 aylık kira mahrumiyeti olarak 20.400,00 TL"nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece davacılara ait zararın davalıların kullanımında olan terastan kaynaklandığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne dair verilen karar 18. Hukuk Dairesinin 2014/13550-2015/3424 E.-K. sayılı ilamı ile "...Dava konusu terasların, davalıların kullanımında bulunan özel nitelikli bir yer olduğu kabul edilse bile, terasların ortak alan olma vasfını değiştirmez... alt kattaki su sızıntısı ve hasarın meydana gelmesinde davalıların özel surette herhangi bir kusurundan veya haksız eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının saptanarak, eğer davacılara ait bağımsız bölümdeki su sızıntısı ve zarar davalıların herhangi bir kusur veya haksız eyleminden kaynaklanmış ise davalılar iş bu zarardan şahsen sorumlu olacaklar, eğer kişişel kusur veya haksız eylemleri yok ise projesinde ortak alan olan terasın bakım ve onarımının bütün kat maliklerinin sorumluluğunda bulunduğu dikkate alınarak meydana gelen hasar ve zarar sonucu oluşan kira kaybından davalıların arsa payına düşen miktara hükmedilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayanan bilirkişi raporu doğrultusunda tüm kira kaybının davalılardan tahsili yönünde karar verilmiş olması, davalılar vekili tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan fotokopilere göre, davacılara ait bağımsız bölümün hasar ve zarara karşı sigortalandığı, sigorta şirketi tarafından davacılara bir kısım ödemeler yapıldığı, halafiyet ilkesi gereği de sigorta şirketinin davalılara rücu ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece kira kaybı istenilen döneme ait davacıların sigorta şirketinden herhangi bir ödeme alıp almadıkları, almış iseler miktarı tespit edilerek, bu ödemelerin kira kaybından mahsup edilip edilemeyeceğinin düşünülmemesi, doğru görülmemiştir... " gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyulması sonrasında mahkemece davacıların davasının kısmen kabulü ile 16.200,00 TL"nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacıya verilmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık mahrum kalınan kira bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
SONUÇ: Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesinde; İstanbul 14. Sulh Hukuk Mahkemesince 27/09/2018 tarihli 2017/129 E.- 2018/859 K. sayılı kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere verildiği, mahkeme kararının davacıya
.......
07/11/2018 tarihinde tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesinin 10/12/2018 tarihinde kaydedildiği; davalıya karar tebliğinin 05/11/2018 tarihinde yapıldığı ve davalı tarafça kararın 19/11/2018 tarihinde temyiz edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda HUMK"nın 437. maddesi hükmünde öngörülen 8 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan 01.06.1990 gün ve 1989/3 Esas 1990/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyiz isteminin REDDİNE, 07/05/2019 gününde oy çokluğu ile karar verildi.
......
KARŞI OY YAZISI
Temyiz incelemesinde 1086 sayılı HUMK"nın uygulanması gerektiği, sulh mahkemesi kararlarının temyiz süresinin tebliğden itibaren 8 gün olduğu açıktır.
Ne varki; sulh hukuk mahkemesi, kısa ve gerekçeli kararında, temyiz süresi "8 gün" olmasına rağmen "iki hafta" olarak belirlemiş, bu hüküm davacıya 7/11/2018 tarihinde tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesinin 10/12/2018 tarihinde kaydedildiği; davalıya karar tebliğinin 5/11/2018 tarihinde yapıldığı ve ve davalı tarafça kararın 19/11/2018 tarihinde temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta, kanun yolu başvurusunda, mahkemece hatalı belirlenen sürenin mi, kanunda belirlenen sürenin mi uygulanması gerektiği, mahkeme kararında belirtilen sürenin kabul edilmemesi halinde adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediğinin incelenmesi gerekir.
Anayasanın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, yine taraf olduğumuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde de, herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmış olup, bu madde kapsamında, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
Yasal düzenlemeler ve belirtilen olgular ışığında değerlendirildiğinde; davalı, mahkemenin kısa ve gerekçeli kararında belirtilen süreye uyarak, bu süre içinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Hakim, uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit edip uygulamakla yükümlüdür. (1086 sayılı HUMK"nın madde 76, 6100 sayılı HMK 33. maddesi).
Mahkemenin, kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü göz önüne alındığında, mahkeme tarafından kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi sonucu davanın taraflarının kanun yolu başvuru talebinin süreden reddedilmesi, hatanın tüm sonuçlarının davanın taraflarına yüklenmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında adalete erişim hakkının sınırlandırılmasıdır.
Bu gibi hallerde, usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması, mahkemenin kanun yolu ve süresini hatalı belirlemesi halinde, kararda belirtilen süreye uyularak yapılan kanun yolu başvurusunun, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında süresinde yapıldığının kabül edilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, temyiz başvurusu süresinde kabul edilerek, temyiz incelemesinin yapılması gerektiğini düşündüğümden, çogunluğun kararına katılamıyorum.