12. Ceza Dairesi 2014/9953 E. , 2014/11705 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Olası kastla öldürme
Hüküm : TCK"nın 81, 21/2, 62/1 ,53/1-3, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Olası kastla öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Katılan vekilinin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Katılan vekilinin yüzüne karşı 21.03.2013 tarihinde verilen hükmü, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra 16.04.2013 tarihinde temyiz ettiği anlaşıldığından, aynı Kanunun 317. maddesi uyarınca, isteme uygun olarak temyiz talebinin REDDİNE,
2-Sanık müdafiinin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Duruşmada kendisini vekille temsil ettiren katılan yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın, olay nedeniyle TCK"nın 86/2-3-e, 35, 53/1-2, 58/6 maddeleri uyarınca 4 ay 15 gün hapis yine TCK"nın 85/1, 53/1-2, 58/6 maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin, Ankara 19. Asliye Ceza mahkemesinin, 25.07.2008 tarih ve 2007/697-2008/929 sayılı hükmünün, sanık müdafiinin temyizi üzerine Dairemizce bozulduğunun anlaşılması karşısında, CMUK"un 326/son maddesi uyarınca ceza süresi yönünden kazanılmış hakkının bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK"un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına "CMUK"un 326/son maddesi uyarınca ceza süresi yönünden kazanılmış hakkı nedeniyle sanık hakkında tayin edilen cezanın 2 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına indirilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan ve re"sen de temyize tabi hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, sanık hakkında tayin edilen hapis cezasının süresi ve tutuklu kaldığı süreye göre TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu hükümlü değilse derhal serbest bırakılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına 14.05.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanık ... hakkında ...’a karşı yaralamaya teşebbüsten TCK’nın 86/2, 86/3, 35/1. maddeleri ile taksirle öldürme suçundan da TCK’nın 85/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına dair hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine “sanığın taksirle öldürme suçuna konu eyleminin olası kastla öldürme olduğu” gerekçesiyle dairemiz tarafından bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkeme bozma doğrultusunda hüküm kurmuş olup, biz olayda olası kastla öldürme eyleminin olmadığını, eylemin bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturduğundan sayın çoğunluğun bu yöndeki görüşlerine katılmıyoruz.
Travesti olan sanığın ilişkiye girmek konusunda anlaştığı, ölenin arkadaşının ise sadece şaka yollu bir pazarlık yapıldığını bildirdiği olay sonrası sanık ile ölenin tartıştığı, sanığın öleni kovalarken ölenin yola kaçması üzerine ve dikkatsizce orta refüju geçip karşıya geçmek isterken diğer sanık ....’un aracının ona çarpması sonucu ölmüştür.
Tanık beyanına göre de sanığın kadın kıyafeti giymiş biri olduğu ve öleni kovaladığı konusunda şüphe yoktur.
Sayın çoğunluğun kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksir açıklamalarına katıldığımızı belirtmekle birlikte bu bilimsel görüşlerle olaya baktığımızda suçun olası kastla değil bilinçli taksirle işlendiğini görüyoruz.
Trafik kazasının meydana geldiği yer, bulvar yolu olup orta refüjü bulunan bir yerdir. Vakit gece 24.00 sıralardır. Sanığın mağduru bıçakla kovalaması TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında yaralamaya teşebbüstür. Ancak Kanun koyucu neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamayı düzenleyen TCK’nın 87/4. maddesinde ölüm halinde yaralamanın TCK’nın 86/2. maddesindeki basit tıbbı müdahalelik olması durumunda TCK’nın 87/4. maddesi kapsamında olamayacağını öngördüğünden olayımızda basit tıbbi müdahaleye teşebbüs bakımından bu fıkraların uygulama alanı bulunmamaktadır.
Sanık öleni bıçakla kovalamaya başladıktan sonra ölenin trafiğin gece geç vakti aktığı bulvar yoluna girdiğini gördüğünde kovalamayı bırakması gerekirdi. Sanığın ölene bir aracın çarpması şeklinde olursa olsun bir aldırmazlığı da yoktur. Burada sanık bakımından öngörülen neticenin kabullenilmesi yoktur. Eğer böyle bir kabullenme olsaydı o zaman olası kast düşünülebilirdi. Aynı tehlikeli durum sanık için de geçerlidir. Çünkü kendisi de aynı trafiğin içinde bulunmaktadır, üstelik herkesin bildiği kıyafetleri ile. Eğer olayın meydana geldiği yer bir oto yol olsaydı veya karşıdan karşıya geçişi engelleyici demir bariyerler bulunsaydı bu durumda belki olası kast ile öldürme durumu düşünülebilirdi. Olay yeri tespit tutanağında ölenin “taşıt trafiğini yeterince kontrol etmeden, yaklaşan vasıtanın uzaklık ve hızını dikkate almadan, can güvenliğini tehlikeye atacak şekilde yolun karşısına geçmek istemiş, ilk geçiş hakkını araca bırakmamıştır” şeklindedir. Görüldüğü gibi karşıdan karşıya geçiş tamamıyla yasaklanmış bir yer değil. Dosyada mevcut raporlara göre de hem ölen, hem de ona çarpan araç sürücüsü kusurludur. Nitekim bu kişi hakkında da taksirle öldürmekten hüküm kurulmuş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Ölenin yol kenarında bulundukları yerden ileri veya geriye veya sağ tarafa yönelmesi yerine araçların akışı olan bulvara doğru kaçtığını gören sanığın kovalamayı bırakması gerekirdi. Sanığın kusuru bilinçli taksir düzeyindedir. Çoğunluk görüşünde de belirtildiği gibi olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla fail, öyle ya da böyle her halde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim diyorsa bilinçli taksir söz konusudur. Olayımızda sanık neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi yapmazdı, çünkü onun sorunu müşteri bulmak olduğuna ve kolluk kuvvetleri ile yeteri kadar sorun yaşadığına göre kendisini zora sokacak davranışlar içine girmesi düşünülemez. Kavga ettiği müşterisinin öyle ya da böyle ölmesini istediği sonucuna varılamaz.
Daha önceki bozma kararında açıklanan bu nedenlerden dolayı, olayda olası kastla öldürme değil bilinçli taksirle öldürme olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmıyoruz.