14. Hukuk Dairesi 2012/13330 E. , 2013/753 K.- YOLSUZ TESCİL
- SATIŞ VAADİ ŞERHİNİN TERKİNİNDEN SONRA YAPILAN SATIŞ
- TAPU SİCİLİNE İYİNİYETLE DAYANMA
- TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 3
- TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1023
- TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1024
"İçtihat Metni"Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.10.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 03.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 31.08.1972 ve 18.10.1972 tarihli satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalı, iyiniyetli kayıt maliki olduğunu, istemin zamanaşımına uğradığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın tapu kaydındaki şerhin terkininden sonra tapu kaydına güvenerek edinen davalının iyiniyetli üçüncü kişi olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden geri alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzeninin sağlanması düşüncesiyle, satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat, hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, TMK’nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde hükme bağlanmış, aynı ilke tamamlayıcı
madde niteliğindeki 1024. maddede “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Somut olayda; kayıt sahibinin mülkiyeti, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan hakkın bertaraf edilmesi kastiyle ve kötüniyetle kazandığı ileri sürüldüğünden, malikin ayni hakkın yolsuz olarak tescil edildiğini bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi olup olmadığının araştırılması zorunludur. Burada, satış vaadi sözleşmesi şerhinin tapudan terkin edilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan, mülkiyet hakkı sahibinin satış vaadi sözleşmesini bilmesi gereken kişilerden olup olmadığının saptanmasıdır.
Böyle olunca, davacının kötüniyet iddiasına karşı delilleri istenip toplanmalı ve davalının durumu Türk Medeni Kanununun 3. maddesi çerçevesinde değerlendirerek bir sonuca ulaşılmalıdır.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacı vekili dava konusu taşınmazın tapudan davalıya devrinden önce düzenlenen satış vaadi sözleşmelerinden kaynaklanan şahsi hakkını boşa çıkarmak amacıyla önceki maliklerle davalının el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini ileri sürdüğü ve buna ilişkin tanık da gösterdiği anlaşıldığından davacının bu yöne ilişkin delilleri değerlendirilmeden, tanıkları dinlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 21.01.2013 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
K A R Ş I O Y
Davacı, 31.08.1972 ve 18.10.1972 tarihli satış vaadi sözleşmelerine dayalı olarak 119 ada 14 parselde, D.. Y.."ın miras payının satın aldığını, daha sonra Ş.. T..Y.."ın miras payını satın aldığını, satış vaadi sözleşmelerinin tapuya şerh verildiğini, dava önce açtığı davanın ifa imkansızlığı nedeniyle ret edildiği, davalının bu taşınmazı kötü niyetle aldığını bildirerek tapu iptali ve adına pay tescilini talep etmiştir.
Davacı, tapuya güven ilkesine göre iyi niyetli malik olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Her ne kadar satış vaadi sözleşmeleri başlangıçta tapuya şerh verilmişse de, Tapu Kanununun 26. maddesinin 6. fıkrasında "Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse iş bu şerh tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından re"sen terkin olunur." hükmüne amirdir. Dolayısıyla satın alma yoluyla tapu maliki olan davalı şirketin kötüniyetini belirleyen bir şerh mevcut değildir.
Kaldı ki, mirasçılardan Feride, 13.05.1994 tarihli noter ihtarnamesi ile davacıya, satış vaadi sözleşmeleri ile aldığı paylar için şufa hakkını kullanacağını, bildirmiş, davacı buna karşı sessiz kalmıştır.
Davacıların kötüniyetine ilişkin herhangi bir belge de dosyada mevcut değildir.
Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının onanması düşüncesi ile sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.