Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2017/1204
Karar No: 2017/642
Karar Tarihi: 05.04.2017

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1204 Esas 2017/642 Karar Sayılı İlamı

Hukuk Genel Kurulu         2017/1204 E.  ,  2017/642 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


    Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 04.05.2010 gün ve 2010/143 E., 2010/293 K. sayılı kararın incelenmesi davacı hazine tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.04.2011 gün ve 2010/11070 E. 2011/4243 K. sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiş ise de davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine 06.10.2011 gün ve 2011/8992 E., 2011/9973 K. sayılı kararı ile,
    (…Dava; Hazine tarafından açılan kayıt miktar fazlasının iptal ve tescili isteğine ilişkin olup, yerel mahkemece son kurulan hükmün temyizi üzerine; kadastro tutanağının kesinleşme tarihinden, dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3. maddesinde de öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği ve 5841 sayılı yasa ile yapılan düzenlemeler gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasının doğru bulunduğu gerekçesiyle kararın onandığı görülmektedir.
    Gerçekten de; işin esası bakımından 5841 sayılı Yasanın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olması doğrudur. Ancak anılan yasa Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve Resmi Gazetede yayınlanmadığı için bu defa aynı tarih aynı esas ve 2011/27 sayılı karar ile iptal hükmünün eldeki davalara da uygulanmak üzere yürütmenin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Daha sonra ise karar resmi gazetede yayımlanarak iptal hükmü yürürlüğe girmiştir.
    Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasanın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümezse de 10.3.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Öyleyse, davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez.
    Hal böyle olunca; işin esasının yukarıda belirtilen ilkeler ve yasal değişikliklere göre değerlendirilmesi, davanın kısmen veya tamamen kabulü halinde de, 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözetilerek taraf iddiaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından karar bozulmalıdır,…)
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


    HUKUK GENEL KURULU KARARI

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava; tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
    Davacı Hazine vekili, çekişmeli 46,47,53,54,57 ve 58 parsel sayılı taşınmazların davalılar adına tapuya kayıtlı olduğunu, Adana Tapulama Mahkemesinde yapılan yargılamada Hazine adına itiraz eden şahsın itiraz tarihinde Hazineyi temsile yetkili olmadığı gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine davalılar adına tescil edildiğini, çekişmeli taşınmazlara bir kısım tapu ve vergi kayıtlarının uygulandığını, taşınmazlara revizyon gören kayıtların miktar fazlasının 320340 m2 olduğunu, tapu ve vergi kayıtlarının genişlemeye müsait olduğu iddiasıyla çekişmeli 46,47,53,54,57 ve 58 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile vergi ve tapu kayıt miktar fazlası olan kısımların hazine adına tapuya kayıt ve tescili ile davalıların müdahalelerinin önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Bir kısım davalı vekilleri davanın reddini savunmuş, bir kısım davalılar ise cevap vermemişlerdir.
    Yerel Mahkemece (27.04.1993 günlü karar) toplanan delillere göre 3402 sayılı Yasanın 14. ve 17. maddelerindeki şartların davalılar yararına oluştuğu cihetle davalılar adına yapılan tespit ve tescilin iptalini gerektiren haklı bir neden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Hükmün davacı hazine vekili tarafından temyizi üzerine;
    Özel Dairece (21.06.1999 günlü karar) çekişmeli taşınmazların dayanak kayıtlarının tesisinden itibaren tedavülleri ile komşu taşınmazların kadastro tutanakları ve dayanak kayıtlarının getirtilerek mahallinde yerel bilirkişi ve tanıklar eşliğinde keşif yapılmak suretiyle tapu kayıtlarının sınırları hakkında kapsamlı bilgi alınması, tapu kayıtlarının sınırları değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa miktarı ile geçerli kapsam tayin edilmesi, tapu miktarı dışında kalan kısımlar yönünden davalılar yararına zilyetlik ile mülk edinme şartlarının oluşup oluşmadığının araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle hüküm bozulmuştur.
    Yerel mahkemece (20.02.2002 günlü karar) bozma kararına uyulmasından sonra çekişmeli taşınmazların, dayanak tapu kayıtları kapsamında kaldığı, davalılar yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine; Özel Dairece (04.07.2002 günlü karar) yerel mahkeme tarafından bozma kararının gereklerinin yerine getirilmediğini, bozma kararı uyarınca soruşturma ve uygulama yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel mahkemece (01.05.2007 günlü karar) bozma kararına uyulmasından sonra çekişmeli 54,57 ve 58 parseller yönünden tespit malikleri lehine zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğundan davacı hazinenin anılan taşınmazlara ilişkin davasının reddine, 46 ve 47 parsel sayılı taşınmazların bir bölümünde davalılar yararına zilyetlikle iktisap şartlarının oluşmadığı, 53 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün ise ziraat arazisi olmaması nedeniyle bu bölümlerin hazine adına tesciline, kalan kısımların ise tapu malikleri adına aynı parsel altında tesciline karar verilmiştir.
    Hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine; Özel Dairece (24.11.2008 günlü karar) tarafların sair temyiz itirazları reddedildikten sonra, Hazine adına tapuların iptal ve tesciline karar verilen (46 ve 47 parsel) bir bölümün imar gördüğü ve yeni imar parsellerinin oluştuğu, dava konusu kadastral parsellerin yargılama sırasında bir bölümünün imar uygulamasına tabi tutulduğu gözetilerek yeni imar parsel maliklerinin tespit edilmesi, davalılar adına kayıtlı olması halinde bu parseller yönünden hüküm kurulması, imar parsellerinin dava dışı kişiler adına kayıtlı olduğunun saptanması halinde, kayıt maliklerinin davada taraf olmadığı dikkate alınarak buna göre bir hüküm kurulması gereğine değinilerek hüküm bozulmuştur.
    Davalılar vekilinin karar düzeltme istemi üzerine;
    Özel Dairece (07.12.2009 günlü karar) bozma ilamından sonra 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasa’nın 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen "bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" ve 3. maddesi ile eklenen geçici 10. maddesinde" bu kanunun 12. maddesinin 3. fırkası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" hükmünün getirildiği, çekişme konusu 46 ve 47 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin 26.06.1962 tarihinde, 53, 54, 57 ve 58 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitinin ise 29.06.1962 tarihinde yapıldığı, bu tespitlere Hazine tarafından yapılan itirazlar nedeniyle Kadastro Mahkemelerinde görülen davalarda görevsizlik kararı verildiği, bu kararların kesinleştiği ve taşınmazların tapuya tescil edildiği, eldeki davanın 17.03.1981 tarihinde açıldığı, hal böyle olunca, öncelikle çekişme konusu taşınmazlarla ilgili olarak yukarıda belirtilen 5841 sayılı Yasa hükümlerinin uygulama yeri bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, anılan yasa hükümlerinin uygulanması gerekmediğinin düşünülmesi halinde; Daire"nin 24.11.2008 tarih ve 2008/8563 E., 2008/12273 K. sayılı bozma ilamında sözü edilen hususların gözetilmesi ve yerine getirilmesi gereğine değinilmek suretiyle davalılar vekilinin karar düzeltme isteği kabul edilerek hüküm bozulmuştur.
    Yerel Mahkemece (04.05.2010 günlü karar) hükümden sonra yürürlüğe giren ve 3402 sayılı Kanunun 12. maddesine ek yapan 5841 sayılı Kanunun 2. maddesine göre tapulama tespitine 10 yıl içinde itiraz etme zorunluğunun kişiler ve kurumlar yönünden eşitlendiği, tapulama tespitinin kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında yaklaşık 16 yıl geçtiği kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir
    Hükmün davacı hazine vekili tarafından temyizi üzerine;
    Özel Dairece (12.04.2011 günlü karar) yetkisiz kişinin kadastro tespit tutanağına karşı yapmış olduğu itirazın yapılan tespitin kesinleşmesine engel teşkil etmeyeceği, bu sebeple tutanağın kesinleşme tarihinden dava tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3. maddesinde de öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği ve 5841 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemeler gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasının doğru bulunduğu gerekçesiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.
    Davacı Hazine vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle onama kararı kaldırılmak suretiyle hüküm bozulmuştur.
    Yerel Mahkemece dava konusu Boynuyoğun Köyünde bulunan taşınmazlarla ilgili tapulama tespitlerinin yapılması sonucu askıya çıkartıldığı, Tapulama Mahkemesince itiraz eden kişinin yetkisiz olması nedenine dayalı olarak itirazı reddetmesi sonucu taşınmazlara ilişkin tapulama tespitlerinin ilan edildiği askı süresi bitiminde 1966 yılı içinde kesinleşmiş olduğunun kabulü gerektiği, davanın aradan yaklaşık 15 yıl geçtikten sonra 1981 yılı içinde açıldığı, davanın açılmasından 30 yıl sonra verilmiş Anayasa Mahkemesi kararı ile dava tarihi öncesi karara bağlanmış İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçe bölümüne işaret edilerek uyuşmazlığın esası yönünde değerlendirme yapılmasının istenmesinin davalılar yönünden anlaşılabilir ve kabul edilebilir olmasının beklenemeyeceği, kamu düzeni ve devletin hüküm ve tasarrufu gerekçesi ile somut çekişmede hazine yararının araştırılıp davalıların mülkiyet hakkı ve yasalara uymaları yükümlülüğü ile edinilmiş usuli kazanılmış haklarının yorum ve gerekçe ile ortadan kaldırılmasının adalete olan inancı ortadan kaldıracağı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
    Direnme kararını davacı Hazine vekili temyize getirmektedir.
    Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi"nin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E., 2011/77 K. sayılı kararının eldeki davaya uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Dosya içerisindeki belgelere göre; çekişme konusu taşınmazlar kadastro tespit çalışmalarında davalılar adına tespit edilmiş, kadastro tespitine ilişkin askı ilanı 19.10.1966-18.11.1966 tarihleri arasında yapılmış, kadastro tespit tutanaklarına askı ilanı süresinde Hazine adına yetkisiz kişi itiraz etmiş olduğundan Adana Tapulama Mahkemesince itirazın görev yönünden reddine karar verilmiştir.
    Davacı Hazine vekili, çekişmeli taşınmazların dayanak tapu ve vergi kayıt miktar fazlalıklarının Hazineye ait olduğu iddiasına dayalı olarak 17.03.1981 tarihinde eldeki davayı açmıştır.
    Gerçekten de, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasında; “tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” hükmü yer almaktadır.
    3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun anılan 12/3. maddesine 25.2.2009 tarihinde kabul edilen ve 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile bir cümle ilave edilerek; “…Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dâhil, tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır.” denilmiş ve aynı yasanın Geçici 10. maddesinde de “Bu Kanunun 12’nci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Buna göre taşınmazın niteliği ne olursa olsun Hazine tarafından açılacak davalarda da 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanabileceği benimsenmiş ise de; Anayasa Mahkemesi’nin 12.5.2011 tarih ve 2009/31 E., ve 2011/77 K. sayılı kararı ile Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesine eklenen “…iddia ve taşınmazın niteliğine…” ilişkin hükümle, Geçici 10. maddesinin yürürlüğünün durdurulmasına ve iptaline karar verildiğinden ve gerekçeli karar da 23.7.2011 tarih ve 28003 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe girdiğinden, anılan hükmün eldeki davaya uygulanma olanağı kalmamıştır.
    Şöyle ki, Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamları, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıkça Anayasanın 153/son maddesinde düzenlendiği gibi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 33. maddesinde yer alan “Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke de gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu da ortadadır.
    Somut olayda; Yerel Mahkemece direnme kararının verildiği 21.12.2012 tarihi itibariyle 5841 sayılı kanunla 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesine eklenen hüküm ile Geçici 10. maddesinin yürürlüğünün durdurulduğu ve akabinde de 23.07.2011 tarihinde iptale ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete"de yayımlanmış olduğu anlaşılmakla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olduğundan, Hazine tarafından açılan davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle reddine karar verilmesi isabetsizdir.
    Hal böyle olunca; aynı hususa işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ: Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.





    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi