Hukuk Genel Kurulu 2015/1103 E. , 2017/644 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Çorlu İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.04.2012 gün ve 2010/801 E., 2012/202 K. sayılı kararının temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 29.01.2013 gün ve 2012/11302 E., 2013/1221 K. sayılı kararı ile:
(...Davacı vekili, davacının davalı şirkete ait işyerinde 10.08.1992-02.02.2009 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin 02.02.2009 tarihinde davacının emekliye ayrılması nedeniyle sona erdiğini, işyerinde yılda dört kez yarım maaş tutarında ikramiye uygulamasının olduğunu belirterek kıdem tazminatı ve 2007, 2008, 2009 yıllarına ait ikramiye alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davacı ile kıdem tazminatının ödenmesi ve miktarı konusunda anlaşıldığını, buna ilişkin ibraname imzalandığını, bu nedenle davacının davalıdan kıdem tazminatı alacağı bulunmadığını, davacının herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin aldığını, bu nedenle işverenliğin ikramiye ödememe isteği şeklinde gerçekleşen çalışma şartını zımnen kabul etmiş sayılacağını, davacının ikramiye ödenmeyişini gerekçe göstererek iş sözleşmesini haklı nedenle feshe kalkışmasının dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda işverenin ikramiye uygulamasına yönelik değişikliği davacıya yazılı olarak bildirdiğine veya bu konuda davacının muvafakatini aldığına dair delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dosya içeriğine göre davacı işyerinde yılda dört kez yarım maaş tutarında ikramiye ödendiğini, 2007 yılından itibaren ikramiyelerin ödenmediği iddiası ile ikramiye alacağı isteğinde bulunmuştur. Davalı işveren işyerinde ikramiye uygulamasının olmadığını savunmuştur. Taraflar arasında, işverene ikramiye borcu yükleyen toplu iş sözleşmesi ve yazılı iş sözleşmesi bulunmamaktadır. Mahkemece tanık beyanlarına ve davalı işverene karşı açılan 2008/735 esas ve 2009/451 Karar sayılı dava dosyasında ikramiye isteğinin kabulüne dair kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onandığı gerekçesiyle işyerinde ikramiye uygulaması olduğu sonucuna varılarak ikramiye alacağına hükmolunmuş ise de davacı tanıklarından Nutiye işyerinde ikramiyelerin 2004 yılından itibaren ödenmediğini beyan etmiş diğer davacı tanığı Esra ise 2007 yılından itibaren ikramiyelerin ödenemediğini beyan etmiştir. Davalı tanıkları ise şirkette ikramiye uygulamasının olmadığını bildirmişlerdir. Taraf tanıklarının sözü edilen anlatımları birlikte değerlendirildiğinde işyerinde ikramiye verilmediği ve iş koşulu haline gelmiş işyeri uygulamasının olmadığı dolayısıyla ikramiye alacağının kanıtlanmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki işyerinde ikramiye uygulaması olduğu kabul edilse dahi davacının iddiasına göre 2007 yılından itibaren davacının işyerinden ayrıldığı 02.02.2009 tarihine kadar ikramiye ödenmediği, davacının işverenin ikramiye ödenememesi yönündeki uygulamasına karşı çıkmadığından davalı işverenin ikramiye ödenmemesi iş şartı haline geldiğinin kabulü gerekir. Davacının ikramiye talebinin reddi yerine ikramiye alacağına karar verilmesi hatalı hatalıdır.
3- İş sözleşmesinin sona erdiği dönemde davacıya ikramiye ödemesi yapılmadığından kıdem tazminatı hesabında davacının temel ücretine ikramiye alacağı yansıtılarak hesaplanan kıdem tazminatı alacağının hüküm altına alınması da hatalıdır. Gerekirse hesap bilirkişiden bu yönde ek rapor alınarak kıdem tazminatı hüküm altına alınmalıdır. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.…)
gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesinden önce, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme, bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan, önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanun"un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi)
Eş söyleyişle; mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
Somut olayda ise; Özel Daire bozma kararından sonra davacı vekili tarafından işyerinde ikramiye uygulamasının bulunduğuna ilişkin olarak bir başka davalı işveren işçisine ait “hizmet sözleşmesine ek protokol” başlıklı belge sunulmuş olup, Yerel Mahkemece bozma kararından sonra dosyaya ibraz edilen ilgili ek protokol başlıklı belge de gerekçe gösterilmek suretiyle önceki kararda direnilmiştir.
Mahkemenin "direnme" olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
Hal böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.
Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 05.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.