Abaküs Yazılım
17. Hukuk Dairesi
Esas No: 2015/5656
Karar No: 2015/13016

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2015/5656 Esas 2015/13016 Karar Sayılı İlamı

17. Hukuk Dairesi         2015/5656 E.  ,  2015/13016 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

    Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalılar ... Ltd. Şti, ... ve ... vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
    -K A R A R-
    Davacı vekili, davacının maliki olduğu araca, davalıların maliki, sürücüsü, ünvanı altında aracın işletildiği firma olduğu araç tarafından çarpılması sonucu, davacı aracında hasar oluştuğunu, karşı araç sürücüsünün kazada tam kusurlu olduğunu, iş makinası vasfında olan aracın, davalılardan ... Ltd.Şti. tarafından diğer davalı ... Ltd. Şti"ye 30.06.2009 tarihinde satıldığını, karşı aracın tescili zorunlu olduğu halde tescil belgesinin ve trafik sigortasının bulunmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL. tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
    Davalılar ... Ltd. Şti, ... ve ... vekili, kazaya davacının aşırı hızlı olmasının neden olduğunu, kazada davalıların kusurunun bulunmadığını, kaza sonrası oluşan zarar belirlenebilir olduğundan davacının belirsiz alacak davası açamasının usule aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
    Mahkemece, kararda yazılı gerekçelerle, davanın kısmen kabulü ile 4.875,00 TL"nin, olay tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar ... Ltd. Şti, ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
    1-Davacı vekili, davalılardan ... İnşaat Ltd.Şti. hakkında aracın işleteni olduğu esasına dayanarak dava açmıştır.
    İşleten tanımı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır. 2918 sayılı KTK"nın 3. maddesinde işleten sıfatını belirlenmesinde şekli ve maddi ölçüt olmak üzere iki ayrı ölçüden yararlanılmıştır. Şekli ölçüye göre trafik sicilinde malik görülen kişi işletendir. Maddi ölçüye göre ise, trafik sicilinde adı geçen kişinin önemi bulunmamakta olup önemli olan araç üzerindeki fiili hakimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama, masraf ve rizikolara katlanma gibi ölçütlerdir.
    Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdikleri zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, bu araçların sahipleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılmasının bir başka kimseye devir edilmesi halinde (çok kısa bir süre olmaması kaydıyla), artık üzerindeki fiili hakimiyetin kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip, bunun sonucu olarak da araç malikinin sorumlu tutulmaması gerekecektir. Gerek doktrinde, gerekse Yargıtay"ın uygulamalarında, işleten sıfatının belirlenmesinde araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması ve fiili hakimiyetin uzun süreli olması gerekmektedir. Ancak bu konuda getirilecek delillerin üçüncü kişileri bağlayabilecek nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını halele uğratacak bir sonuç yaratmaması şarttır.
    Somut olayda ise, davacı aracına çarparak hasar verdiği ve davalı ... İnşaat Ltd.Şti"nin işleteni olduğu iddia olunan iş makinasının, kaza tarihi itibariyle bu davalı adına tescilli olmadığı, kazadan 12 gün sonra aracın bu davalı adına tescilinin yapıldığı görülmektedir.Davacı aracına çarparak hasarladığı iddia olunan araçla ilgili olarak yukarıda ifade olunan yasal düzenlemeler ile kaza tarihinde aracın davalı şirket adına tescilli olmayışı hususları
    gözetilerek, davada bu davalıya husumet düşüp düşmeyeceği değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
    2-Bozma ilamının kapsam ve şekli göz önünde bulundurulduğunda, davalı ... İnşaat Ltd.Şti. vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
    3-Davalılar ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
    4-Davacı taraf, dava konusu kaza nedeniyle 5.000,00 TL. maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiş; mahkemece 4.875,00 TL. tazminatın tahsiline, fazla isteğin reddine karar verilmiş ve davada kendisini vekille temsil ettiren davalılar lehine vekalet ücretine hükmolunmamıştır. Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT"nin 3/2 maddesinde "müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur" düzenlemesine; 12/1. Maddesinde "Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir" düzenlemesine; 12/2 maddesinde ise "Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez" düzenlemesine yer verilmiştir.
    Somut olayda, davalılar ... ve ..."un davada kendilerini vekille temsil ettirdikleri, davalıların davaya konu edilen tazminattan davacıya karşı müteselsilen sorumlu olduğu, her iki davalı bakımından red sebebinin aynı olduğu, davanın reddolunan kısmının 125,00 TL. olduğu, anılan tarife hükümlerine göre iki davalı lehine 125,00 TL. vekalet ücretine hükmolunması gerekirken davalılar lehine vekalet ücretine hükmolunmayışı doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ: Yukarıda (1) ve (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılar ... İnş.Nak.Tem.Gıda Taah.San Ve Tic.Ltd. Şti, ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... İnş.Nak. Tem.Gıda Taah.San ve Tic.Ltd.Şti. vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar ... İnş.Nak.Tem.Gıda Taah.San ve Tic. Ltd. Şti, ... ve ..."a geri verilmesine 30/11/2015 gününde Üye ..."ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

    (Karşı Oy)

    Davacı vekili, davacının maliki olduğu araca davalıların maliki, sürücü, işleten firma olduğu araç tarafından çarpılması sonucu hasar oluştuğunu, kazada davalının tam kusurlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000 TL olarak açtığı belirsiz alacak davasındaki tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
    Davalılar, davacının aşırı suratli olduğunu, kazada kusurlarının bulunmadığını, kaza sonrası oluşan zarar bedelinin hesaplanabilir olduğunu, belirsiz alacak davası açmasının usule aykırı olduğunu belirterek davanın reddini istemişlerdir.
    Mahkemece davanın 4.875 TL olarak kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
    Yüksek Dairece yapılan inceleme sonucunda davacı aracına çarparak hasar veren ve davalı ... Ltd.Şti"nin işleteni oludğu iddia edilen iş makinasının, kaza tarihi itibariyle bu davalı adına kayıtlı olmadığı, kazadan 12 gün sonra adına tescil yapıldığı değerlendirilerek bu davalıya husumet düşüp düşmeyeceği tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden
    bahisle davalı ... Ltd. Şti yönünden kararın bozulmasına, bu davalının bir kısım temyiz taleplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, davalılar ... ve ..."un sair temyiz itirazlarının reddine ancak vekalet ücreti yönünden yapılan itirazın kabulü ile bunlar yönünden kararın düzeltilerek onanmasına karar verildiği görülmüştür.
    Aşağıdaki nedenlerle sayın Daire çoğunluğunun bozma dışındaki görüşlerine katılmıyorum.
    6100 Sayılı HMK 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
    Medeni Usul Hukukuda talep sonucunun belirli olması ilke olarak benimsenmiştir. Bu benimsemeye göre, talep eden davacının mahkemeden neyi istediğini açıkça ortaya koyması gerekir. Çünkü, HMK gereğince birçok usul hükmünün uygulanması bu talep sonucuna göre belirlenecek, hatta karar bu talep nazara alınarak oluşturulacaktır.
    Ancak, 6100 Sayılı HMK yenilik olarak alacağın tam olarak belirlenmesinin imkansız ya da alacaklıdan beklenmeyecek kadar zor olduğu durumlarda, birçok ülkeye ait hukuk sistemlerinde de benimsenen belirsiz alacak ve tesbit davalarını getirmiştir.
    Davacının, davanın açıldığı tarihte talep sonucunu veya miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız veya kendisinden beklenemeyecek bir nitelik taşıması halinde, hukuki olayı açıklamak sureti ile açacağı davaya HMK 107/1 maddesi tanımındaki gibi belirsiz alacak davası denir.
    Yasal düzenlemeye göre bu tür davalarda davacının dava konusu yaptığı miktarı, davayı açtığı tarihte tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin ya imkansız olması yada kendisinden beklenemeyecek nitelik taşıması gerekir.
    Tabii bu belirlemedeki imkansız olma koşulunu HMK 27 ve TMK 2 maddeleri anlamında dürüstlük, doğruluk, makul ve orta zekalı bir insanın göstermesi gereken tüm dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen, alacak tutarının tam ve kesin olarak tesbit edememe olarak anlamak gerekmektedir.
    Yani davacı alacaklı objektif özen yükümlülüğü çerçevesinde uğradığı zararı bilememelidir.
    Bu durumda davanın açıldığı tarihte davacının uğradığı zarar miktar itibarı ile tam ve kesin olarak biliniyor, ya da bilinebilmesi için varlığı gereken tüm unsurlar doğruluk ve güven kuralı gereğince gerekli özen gösterildiğinde tesbit edilebiliyorsa, alacağın belirsiz olduğundan söz etmek mümkün olmayacaktır.
    Düzenlemenin yapıldığı HMK 107 maddesinde benimsenen belirsiz alacak davası bir eda davasıdır. Yine düzenlemeye göre yalnız belirsiz alacak davası, yalnız belirsiz tesbit davası ya da kısmi eda davası ile belirsiz tesbit davası açılabilir.
    Belirsiz alacak davası ile kısmi dava birbirine benzerlik göstermektedir. Fakat ikisi arasındaki en önemli fark, kısmi davada alacağın bir kısmı dava edilmesi söz konusu iken, belirsiz alacak davasında alacağın tümü dava konusu yapılmaktadır. Ayrıca zamanaşımı def"ini ileri sürülmesi halinde kapsamı, mahkeme masrafları, ihtiyati tedbire ilişkin taleplerin içeriği ve uygulaması, bölünebilirlik durumu, faizin başlangıç tarihleri, fazlaya ilişkin saklı tutulan haklar konusunda farklı düşünceler ve uygulamalar ortaya çıkacaktır.
    Belirsiz alacak davalarına konu olabilecek uyuşmazlıklar;
    1-Hakimin takdirine göre belirlenebilecek haklar
    2-Karşı tarafın sunacağı delillere göre belirlenecek haklar
    3-Yargılama aşamasında taraflarca sunulan delillerin toplanmasından sonra belirlenebilecek haklar olarak sayılabilir.
    Her üç halde de belirsiz alacak davası açılacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
    Alacak miktarının hakimin takdirine bağlı olarak belirlenebildiği durumlarda, takdirin sonucunun belirlenmesinde çok etkili olması nedeniyle davacının zararı bilebilmesi mümkün olmadığından belirsiz alacak davası açılabilir. Ancak bu husus bile İsviçre Federal Mahkemesinde tartışılmış, İsviçre BK 42 mad/2.fıkrasındaki gibi talep sonucunun belirlenmesinin hakimin takdir yetkisine bırakıldığı durumlarda kanton hukuklarının belirsiz alacak davasını kabul etmeleri gerektiğine karar verilmiştir. Halen Almanya ve İsviçre"de bazı hukukçular farklı aksi görüşlerde ileri sürmektedirler.
    İkinci bir belirsiz alacak davasının açılabileceği durum, talebin karşı tarafın 3.kişinin verdiği veya yargılama sırasında verebileceği belge ve bilgilerden sonra belirlenebileceği haldir. Bu durumda daha çok hastane belgeleri ve raporların, ameliyat belgelerinin, faturaların vs gibi belgelerin gerekli olduğu durumlarda söz konusu olabilir. Bu halde belirsiz alacak davası açılabilir.
    Son olarak yargılama aşamasında delillerin toplanması sonucunda zararın ne miktar olacağı ve bunun bir bilirkişi incelemesi sonucu kesinleşeceği durumlardır. Bunlarda haksız fiiller ve sebepsiz z...inleşmelerden doğan anlaşmazlıklar olarak sayılabilir.
    Ancak bir davada, bilirkişiye başvurulmuş olmasına rağmen dava açma aşamasında davacı, zararının ne kadar olduğunu tam ve kesin olarak belirleyebilecek ise belirsiz olarak davasını açamaz. Yani bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi, tek başına o davayı belirsiz alacak davası olarak açılmasını gerektirmez. Bir kısım basit hesaplar ve araştırma sonucunda alacağın miktarı belirleniyorsa bu davaları ayırmak gerekmektedir. Aksi halde basit bir hesap yapılmasını gerektiren konuda hakimin bilirkişiye başvurduğunu düşünmek o alacağı belirsiz alacak haline gelmesine neden olacaktır. (faiz olacağı hesabı gibi.)
    Bu bakımdan belirsiz alacak davası 6100 Sayılı HMK"ya istisnai bir dava türü olarak girmiştir. Aksi düşünce belirsiz alacak davasını genel bir dava, kısmi davayı ise istisnai bir dava haline getirir.
    Bu anlamda Dairemizin iş alanı içinde kalan cismani zararlar (yaralamaya dayalı daimi ve geçici işgöremezlik halleri) ile destek tazminatlarının belirsiz alacak davası olarak açılabileceği, bu uygulamanın da birçok hak kaybına ...el olacağı ve daha adil ve hakkaniyete uygun kararlarının çıkması yönünden faydalıdır.
    Ancak yine Dairemizin görevi içinde kalan araç hasarları, araç değer kayıpları, araç kullanamamaktan kaynaklanan zararlar, kasko tazminatlar gibi dava türlerinde belirsiz alacak davasına konu olamayacağını düşünüyorum.
    İsviçre ve Alman Hukukunda bile bir asırı aşkın uygulama yapılmasına rağmen bir çok kıymetli hukukçu tarafından hangi davalar belirsiz alacak davası olur veya olmaz diye tartışmalar yapılmakta olup bu tartışmalar hala devam etmektedir.
    Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; araç hasarına ilişkin davada, hasarlanan araç davacıdadır. Hasarlanan parçalar bellidir, aracın modeli, yaşı, önceki kazaları, değişen parçaları belirli olup, gelişmiş teknoloji karşısında aracın plakasını yazmak suretiyle piyasadaki rayiç 2nci el fiyatı, her yaşa göre hasarlanmanın özelliği nazara alınarak değer kaybının ne
    kadar olduğunu, kaç günde onarılabileceğini veya aynı aracın kaç günde yeniden satın alınabileceğini, onarım süresinde ikame aracın kiralama miktarının ne kadar olabileceğini davacının bilmemesi mümkün değildir. Basit bir araştırma ile tüm bu bilgilere ulaşabilir. Üstelik sigorta davada taraf ise zaten temerrüt için önceden bir başvuru yapılması gerekip, sigortanın da orada olaya ilişkin bir eksper çalışması yaptıracağından, karşı taraftan alınması gerekli ilgi ve belgelerde davacı için söz konusu değildir. Tüm bilgi ve belgeler ve hasarlı araç davacı elinde olması karşısında davacı için alacağın miktar ve değerinin belirsiz olduğundan söz etmek mümkün olmayacaktır.
    O nedenle davacının bu anlamda araç hasarından dolayı belirsiz alacak davası açması yargılamada, hukuk önünde karşılıklı taraf olarak bulunan ve mutlak surette eşit davranılması gereken davacı ve davalı taraf yönünden, usul hukukunun önemli ilkelerinden biri olan tarafların silahlarının eşitliği ilkesini zedeleyeceğinden mahkemece HMK 114 ve 115 maddeleri gereğince belirsiz alacak davası şartları oluşmadığından her zaman nazara alınması gereken hukuki yarar olan dava şartı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi ve bu kararın da bir kısım davalılar yönünden düzeltilerek onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi