1. Hukuk Dairesi 2016/18181 E. , 2020/2186 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, miras bırakanları babaları ...ın 7 numaralı bağımsız bölümünü davalı oğlu Yusuf’a; 8 numaralı bağımsız bölümünü diğer davalı oğlu ...’a mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak satış suretiyle, devrettiğini ileri sürerek, davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile veraset ilamındaki payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, temliklerin miras bırakan tarafından yapılmadığını ve iddiaların doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, miras bırakanın ara malik kullanarak gerçekleştirdiği temliklerin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan Turan Polat’ın 02/06/2013 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı çocukları...,..,.... ile davalı oğulları ...,...ve dava dışı oğlu ...’i bıraktığı, miras bırakanın 5 parsel sayılı taşınmazının 71/100 payını 26/04/2011 tarihinde; kalan 29/100 payını ise 23/09/2011 tarihinde dava dışı ...’ye satış suretiyle devrettiği, taşınmaz üzerinde 15/11/2012 tarihinde kat mülkiyeti tesis edildikten sonra Zeki’nin 7 numaralı bağımsız bölümü davalı ...’a; 1 numaralı bağımsız bölümü miras bırakana 19/11/2012 tarihinde ; 8 numaralı bağımsız bölümü ise 27/11/2012 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle devrettiği, davalı ...’ın 27/11/2012 tarihinde 43.000,00 TL bedelli 120 ay vadeli konut kredisi kullandığı ve miras bırakan adına temlik harici üç parça taşınmaz olduğu anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu"nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu"nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu"nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu"nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; çekişmeli 7 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin doğrudan miras bırakan tarafından değil, üçüncü kişi konumundaki Zeki tarafından yapılan bir satış işlemi ile davalılara devredildiği görülmektedir.
Her ne kadar, mahkemece Zeki ile miras bırakan arasında bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinin varlığına kanaat getirilerek davanın kabulüne karar verilmişse de, böyle bir sözleşme dosyaya delil olarak sunulmamıştır.
Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeler ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi çerçevesinde ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.