
Esas No: 2017/678
Karar No: 2017/963
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/678 Esas 2017/963 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.03.2011 gün ve 2009/13 E., 2011/145 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26.12.2012 gün ve 2012/3055 E., 2012/29972 K. sayılı kararı ile;
(…Davacı, davaya konu 139.000.00.m2 arsayı 29.12.1998 tarihinde ihale ile davalı TOKİ" nin eski adı olan Arsa Ofisinden satın aldığını, arsanın bulunduğu Köy Muhtarlığının 31.07.2001 tarihinde bu yerin köy merası olduğu iddiası ile tapu iptal ve tescil davası açtığını ve yapılan yargılama sonucunda taşınmazın mera olarak tesciline karar verildiğini ve verilen bu kararın 08.03.2006 tarihinde kesinleştiğini, 2006 yılında davalı TOKİ" ye müracaat ederek mağduriyetlerinin giderilmesi ve emsal değerde arsa verilmesini istemesi üzerine davalı TOKİ" nin Ankara Valiliğinden emsal olabilecek taşınmazların mera vasfının kaldırılmasını talep ettiğini, yapılan işlemlerden sonra 28.07.2008 tarihinde davalı TOKİ tarafından davaya konu taşınmazın kendisine yeniden satış yapılarak tapudan devredildiğini fakat komşu parselde davalı TOKİ adına yapılan inşaattan çıkarılan hafriyatın, inşaatın yüklenicisi olan davalı ... şirketi tarafından davaya konu taşınmaz üzerine dökülerek kullanılmaz hale getirildiğini ileri sürerek arsanın eski hale getirilmesi ve hafriyatın kaldırılması için şimdilik 15.000.00.TL" nın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı TOKİ, diğer davalı şirket ile aralarında davaya konu taşınmaza komşu parselde anahtar teslimi inşaat yapılması için eser sözleşmesi imzaladıklarını, inşaat nedeniyle doğacak tüm sorumluluğun davalı şirkete ait olduğunu, davaya konu taşınmaza hafriyat dökümü ile ilgili diğer davalı ile Köy Muhtarlığı arasında yapılan anlaşmadan dolayı kendisine sorumluluk yüklenemeyeceğini ileri sürerek öncelikle husumet olmadığı takdirde esastan davanın reddini dilemiştir.
Davalı Ayhan Demirci şirketi, davaya konu arsanın davacıya geçmeden önceki maliki olan Köy Muhtarlığı ile yaptığı protokol çerçevesinde hafriyat döküm yerini Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu iş ile ilgili yetki verdiği Ankara Spor A.Ş." nin gösterdiğini ve bedelini ödeyerek kendisine döküm yeri olarak gösterilen davaya konu taşınmaza hafriyatı döktüğünü, hafriyat döktüğü sırada davacının arsaya malik olmadığını ve davacının arsayı mevcut halini görerek ve bilerek satın aldığını belirterek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Her ne kadar Mahkemece, "Davacının taşınmazı hafriyat dökülmüş halde yeniden satın almasından dolayı taşıtma bedelini davalılardan isteyemeyeceği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; Davaya konu 139.000.00.m2 taşınmazın otlak olarak Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü adına kayıtlı iken 29.12.1998 tarihli ihale yoluyla satışla davacı adına tescil edildiği, taşınmazın bulunduğu Köy Muhtarlığının 31.07.2001 tarihinde bu yerin köy merası olduğu iddiası ile tapu iptal ve tescil davası açtığı ve yapılan yargılama sonucunda taşınmazın mera olarak tesciline karar verildiği ve verilen bu kararın 08.03.2006 tarihinde kesinleştiği, Yasa ile Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün tüm hak ve yükümlülüklerinin TOKİ" ye devredildiği, davacı tarafından 19.01.2006 tarihinde davalı TOKİ" ye yazılı olarak müracaat edildiği ve taşınmazın hukuki sorununun çözülerek iade edilmesi veya emsal değerde arsa verilmesinin istenmesi üzerine davalı TOKİ tarafından 26.01.2006 tarihinde Ankara Valiliğinden aralarında davaya konu taşınmazında bulunduğu birçok taşınmazın mera vasfının kaldırılmasının talep edildiği ve 09.02.2006 tarihli yazı ile de taşınmazın mera vasfının değiştirilerek devir edilmesi için başvuruda bulunulduğunun davacıya bildirildiği, 12.04.2006 – 13.12.2007 tarihleri arasında mera, 13.12.2007 – 04.04.2008 tarihleri arasında Maliye Hazinesi adına kayıtlı arsa, 04.04.2008 – 28.07.2008 tarihleri arasında TOKİ adına kayıtlı arsa olarak kayıtlı taşınmazın 28.07.2008 tarihinde davalı TOKİ tarafından davacıya satış yolu ile devredildiği, taşınmazın mera vasfında olduğu 12.04.2006 – 13.12.2007 tarihleri arasında komşu parselde davalı TOKİ adına anahtar teslimi yapılan inşaattan çıkarılan hafriyatın, inşaatın yüklenicisi olan davalı ... şirketi tarafından davaya konu taşınmaz üzerine döküldüğü dosya kapsamı itibariyle sabittir.
4342 sayılı Mera Kanunu"nun 4. maddesine göre; "Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır." Yine aynı maddenin devamında, "Amaç dışı kullanılmak suretiyle vasıfları bozulan mera, yaylak ve kışlakları tekrar eski konumuna getirmek amacı ile yapılan masraflar sebebiyet verenlerden tahsil edilir." denilmektedir.
O halde, davaya konu 139.000.00.m2 taşınmazın Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü adına kayıtlı iken 29.12.1998 tarihli ihale yoluyla satışla davacı adına tescil edilmesine rağmen taşınmazın mera vasfında olması nedeniyle mahkeme kararı ile tapusunun iptal edilmesinden doğan davacı zararını zapta ve ayıba karşı tekeffül hükümleri gereğince gidermekle yükümlü olan ve zararın tazmini yönünde davaya konu taşınmazı 28.07.2008 tarihinde tekrar davacıya devrederken taşınmazı ilk sattığı hali ile ayıpsız olarak teslim ve devretme yükümlülüğüne aykırı davranan ve yasa ile Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün hak ve yükümlülüklerini devralan davalı TOKİ ile 12.04.2006 – 13.12.2007 tarihleri arasında mera vasfında olan taşınmaza, 4342 sayılı Mera Kanunu" nun 4. maddesine aykırı olarak komşu parselde davalı TOKİ adına yüklenici firma olarak anahtar teslimi yaptığı inşaattan çıkardığı hafriyatı döken davalı ...şirketi, taşınmazın eski haline getirilmesi için gerekli masraflardan dolayı davacıya karşı birlikte sorumludurlar. Buna göre, taşınmazın eski hale getirilmesi yönünde taşınmaza dökülen hafriyatın kaldırılması için gerekli masrafın hesaplanarak davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken mahkemece, yanlış gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava taşınmazın eski hale getirme bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili 381 parsel sayılı taşınmazı ...Başkanlığından (TOKİ) satın aldığını, diğer davalının ise komşu parselde yüklenici şirket olarak TOKİ adına inşaat işlerini yaptığını ve bu inşaattan çıkarmış olduğu hafriyatı müvekkilinin mülkiyetindeki taşınmaza dökmek suretiyle haksız eylemde bulunduğunu ileri sürerek, taşınmazın eski hale getirilmesi bedelinin davalılardan ihtar tarihinden başlayan faizi ile birlikte müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili Yukarı Yurtçu Köyü Muhtarlığı ile yaptığı protokol çerçevesinde döküm bedelini ödeyerek, hafriyat döküm işlemini gerçekleştirdiğini, davacının ise taşınmazı arsayı önceki sahibinin hak ve yükümlülükleri ile beraber 28.07.2008 tarihinde TOKİ’den hafriyat dökülmüş haliyle devraldığını, bu nedenle müvekkilinin hafriyat dökümünün yasal dayanağı olan protokolün davacı açısından bağlayıcı olduğunu kaldı ki devir tarihinden sonra müvekkili tarafından hafriyat dökümü yapılmadığını, davacının malik olduğu dönem öncesi yapılan döküm işlemi nedeniyle talep hakkı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Davalı TOKİ vekili müvekkilinin işi hizmet sözleşmesi ile değil eser sözleşmesi uyarınca davalı yükleniciye verdiğini, davada ileri sürülen zararlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını bu nedenle açılan davanın öncelikle sıfat yokluğundan, olmadığı takdirde ise taşınmazın davacıya devir tarihinden önce dava konusu taşınmaz üzerinde ne mülkiyet ne de başkaca ayni bir hakkı bulunmadığını bu nedenle devir tarihinden önce gerçekleşen hafriyat dökümü nedeniyle tazminat talep edemeyeceğinden esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel Mahkemece davalı TOKİ’nin dava konusu taşınmazı döküm yeri olarak göstermediği, davalı şirketin dava dışı Ankara Büyükşehir Belediyesinin verdiği yetki ile taşınmaza hafriyat döktüğü, davalıların davacıya karşı sorumluluğunu gerektirir bir taahhütleri ve eylemlerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki kararda direnilmiş, hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, dava konusu taşınmaza davalı TOKİ tarafından davacıya devir edildiği tarihten önce davalı yüklenici tarafından hafriyat dökülmesi nedeniyle davalılar aleyhine dava açılıp açılamayacağı; burada varılacak sonuca göre davalı-yüklenicinin eyleminden davalı TOKİ’nin sorumlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Kural olarak, meraların kuru mülkiyeti Hazineye, yararlanma hakkı köy ve belediyelere aittir. Meradan yararlanma hakkı olan köy ve belediyeler yoksun kaldıkları yararlanma nedeniyle haksız elatmanın kaldırılmasını, hayvanlarının yararlanamaması sebebiyle ot bedelini; mülkiyet hakkı sahibi olan Hazine ise haksız elatmanın giderilmesi ve bunun dışında 4342 sayılı Mera Kanununun 4/4 maddesine dayanarak meralarda meydana gelen tahribat sebebiyle eski hale getirme masraflarının tahsilini haksız eylem sahibinden isteyebilir.
Bununla birlikte davacının taşınmazın ayıplı olması nedeniyle davalı TOKİ’nin sorumlu olduğuna dair iddiası da bulunmaktadır. Bu nedenle olaya uyuşmazlık tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun satım sözleşmesine ilişkin hükümlerinin de uygulanması gerekmesi sebebiyle satım sözleşmesi ve ayıp kavramları hakkında da açıklama yapılmasında yarar vardır
Satım sözleşmesi Borçlar Kanununun 182. maddesinde “satım bir akittir ki onunla satıcı satıcının ilzam ettiği semen mukabilinde alıcıya teslim ve mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 194. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı alıcıya karşı satılanın zikir ve vaadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir surette tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan mesuldür” denilmektedir.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankara 2006, s.172). Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 200. maddesine (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun 225. maddesine) göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir ve satıcının ayıba karşı tekeffül borcu Borçlar Kanununun 194 ilâ 207. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Anılan Kanunun “Ayıba Karşı Tekeffül”e ilişkin 194. maddesinde:
“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.
Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.” hükmü yer almaktadır.
Ayıba karşı tekeffül, doktrinde; satılan şeyde satıcı tarafından zikir ve vaad edilen vasıfların bulunmamasından veya satılan şeyin değerini yahut akit gereğince ondan beklenen faydaları azaltan veya kaldıran noksanları bulunmasından satıcının sorumlu tutulması şeklinde tarif edilmektedir (Edis,: S. Satıcının Ayıba Karşı Tekeffül Borcu , Ankara 1963, s. 7). Şu hale göre ayıba karşı tekeffül ya zikir ve vaad olunan vasıfların bulunmaması ya da satılanın lüzumlu vasıflarının olmaması sebebiyle gerçekleşir.
Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kullanabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H.: Borçlar Hukuku-Özel Borç İlişkileri, C.1/1, Ankara 1988, s.163; Yavuz, C.: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s.91).
Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcıya Borçlar Kanununun 202 ve 203. maddelerinde seçimlik haklar tanınmıştır. Buna göre alıcı sözleşmeden dönebileceği gibi semenin indirilmesini ya da malın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini de isteyebilir. Tüketicinin korunmasına ilişkin düzenlemelerde alıcının malın onarılmasını isteme hakkına sahip olduğu da benimsenmiştir (6502 s. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.11/c).
Ayıba karşı tekeffüle ilişkin kuralların uygulanabilmesi için satıcının kusurlu olması şart değildir. Gerçekten de Borçlar Kanunu"nun 194. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre satıcı, ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur. Ancak satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi alıcı satım anında malın ayıplı olduğunu bilmemelidir. Açık ayıbı bilen veya bilmesi gereken alıcı, satıcı ayrıca garantide bulunmamış ise ayıp hükümlerine dayanamaz. Bu konu Borçlar Kanununun 197. maddesinde “Bayi, müşterinin bey"i zamanında malumu olan ayıptan mesul olmadığı gibi mebii kâfi derecede muayene etmekle fark etmiş olacağı ayıptan da ancak bunun mevcut olmadığını temin etmiş ise mesul olur.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre satıcı alıcı ayıbı gizli ya da açık ayıbı bilerek alıyorsa ayıba karşı tekeffül hükümlerine başvuramaz.
Ne var ki satıcının ayıp nedeniyle sorumluluktan kurtulabilmesi için alıcı sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmelidir. Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. Satım konusu malda gözden geçirme sırasında ilk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcut ve alıcı mali bu hali ile satın almaya kabul etmiş ise alıcının ayıbı kabul ettiği varsayılır satıcı bu ayıptan sorumlu tutulamaz.
Somut olayda davacı dava konusu 381 parsel sayılı taşınmazı 29.12.1998 tarihinde Arsa Ofisinden satın almıştır. Fakat arsanın bulunduğu Yukarı Yurtçu Köyü Muhtarlığının açmış olduğu davada taşınmazın kadim köy merası olması nedeniyle davacı adına olan tapu kaydının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir. Bu kararın kesinleşmesinden sonra davacı kooperatif yeni bir arsa tahsis edilmesini sağlamak için TOKİ’ye müracaat etmesi üzerine dava konusu 381 parsel sayılı taşınmazın 4342 ayılı Mera Kanunun 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin c bendi uyarınca tahsis amacı değiştirilerek Hazine adına ham toprak vasfı ile tescil edilmiş sonrasında kayıt maliki Hazine tarafından bedelsiz olarak TOKİ’ye devir edilmiştir. TOKİ de 29.07.2008 tarihinde taşınmazı satış suretiyle davacı kooperatife yeniden devir etmiştir.
Davalı yüklenicinin hafriyat dökümü yaptığı sırada dava konusu 381 parsel sayılı taşınmaz mera niteliğine haizdir. Yukarıda da belirtildiği üzere meraların eski hale getirilmesi bedelini sadece Hazine talep edebildiğine göre dava konusu taşınmazı sonradan satın alan davacının taşınmazın mera vasfına sahip olduğu dönemde yapılan haksız eylem nedeniyle eski hale getirme bedelini talep edemeyeceği kabul edilmelidir.
Ne var ki dosya kapsamından davacının davalı TOKİ’nin taşınmazı ilk haliyle teslim etmediğini bu nedenle davacıya karşı ayıp nedeniyle tazminat ile sorumlu olduğu iddiasına yönelik de değerlendirme yapılması gerekmektedir. Dosya içeriği ve davacının yargılama aşamasındaki beyanlarından, taşınmaza hafriyat döküldüğüne dair bilgisi olduğu halde davacı dava konusu taşınmazı hiçbir kayıt koymadan 28.07.2008 tarihinde hafriyat dökülmüş haliyle yeniden satın aldığı anlaşılmaktadır. Davacı kendisine devir ve teslim edilen taşınmazı gözle görülebilen açık ayıpları ile birlikte kabul ettiğine göre ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca da bir talepte bulunamayacağı kabul edilmelidir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında mera vasfında olan taşınmaza 4342 sayılı Mera Kanunu hükümlerine aykırı olarak hafriyat dökmesi nedeniyle davalı şirket ile taşınmazı ayıpsız olarak teslim etmesi gerektiği halde bu yükümlülüğü yerine getirmeyen davalı TOKİ’nin sorumlu olduğu bu nedenle bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.05.2017 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.