Hukuk Genel Kurulu 2017/1607 E. , 2017/968 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasındaki “ipoteğin kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Sarayköy Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24/03/2014 gün ve 2013/359 E., 2014/111 K. sayılı kararın davacı vekili ve davalı Ece Banyo Gereçleri San. Tic. A.Ş. vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2014 gün ve 2014/25476 E., 2014/24668 K. sayılı kararı ile,
“…Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince, taşınmaz üzerinde hak sahibi olan eşin tasarrufu, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Bu rıza alınmadan taşınmaz üzerinde hak sahibi olan dahili davalı koca, davalı şirket lehine, 19.10.2007 tarihinde ipotek tesis ettirmiştir. İpotek tesis tarihinde tapu kütüğünde taşınmazın "aile konutu" olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, lehine ipotek tesis edilen şirketin kazanımı iyi niyetli olması halinde korunur (TMK md.1023). Zira Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi ile tapuya güven ilkesine bir istisna getirilmiş değildir. Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. İyi niyetin varlığı asıl olduğuna göre, lehine ipotek tesis edilen şirketin kötü niyetli olduğunu kanıtlama yükümlülüğü bunu iddia edene düşer (TMK md.6). Dosya içindeki belgelerden, lehine ipotek tesis edilen şirketin kötü niyetli olduğu kanıtlanamamıştır. Şu hale göre, tapuya güven ilkesini esas alan Türk Medeni Kanunu"nun 1023. maddesi koşulları işlem tarafı olan davalı şirket lehine gerçekleşmiştir. Öyleyse davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir (HGK"nun 24.04.2013 tarih. 2012/2-1567 esas. 2013/579 karar sayılı ilamı)…"
gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava Türk Medeni Kanununun (TMK) 194. maddesine dayalı olarak açılan ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin rızası dışında aile konutu üzerine ipotek konulduğunu, bu durumun TMK’nın 194. maddesine aykırı olduğunu iddia ederek ipoteğin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı şirket vekili ipoteğin tesis edildiği tarihte tapuda taşınmazın aile konutu olduğuna dair herhangi bir şerh bulunmadığını, bankanın TMK’nın 1023. maddesi gereğince iyiniyetli üçüncü kişi olarak ayni hak kazandığını ve iyiniyetli kazanımının korunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... taşınmazın aile konutu olduğunu, davalı şirketin bu durumu bildiğini, eşinin ipotekten haberi olmadığını belirterek davayı kabul etmiştir.
Yerel mahkemece dava konusu parselin tapu kaydında aile konutu şerhinin bulunmadığı ancak davalı şirketin basiretli bir tacir olması gerekliliği karşısında davalının söz konusu durumu araştırmak zorunda olduğu, bu tür bir davranış sergilememesi dolayısıyla iyi niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği, davacının ipotekten haberdar olduğu noktasında bir kanıt elde edilemediği gerekçesiyle ipoteğin kaldırılması talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiş; Özel Dairece davaya “Aile Mahkemesi Sıfatıyla” bakılması gerekirken Asliye Hukuk Mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip hüküm kurulmasının hatalı olduğu gerekçesiyle oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak “Aile Mahkemesi Sıfatıyla” görülen dava sonunda önceki gerekçelerle ipoteğin kaldırılması talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm, davacı vekili ve davalı şirket vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece davacı vekilince sunulan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2015 günlü oyçokluğu ile verilen 2013/2 -2056 Esas 2015/1201 Karar sayılı kararında ""... TMK"nın 194/1 maddesi eşin açık rızasını aradığından yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır..."" şeklinde gerekçe belirtildiği ve bu gerekçenin usul ve yasaya daha uygun olduğu, kanunun açık hükmünün herkes tarafından uygulanmasının hukuka ve hakkaniyete daha uygun olacağı somut olayda da davacının açıkça rızasının alınmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair direnme hükmü kurulmuştur.
Direnme hükmü davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmayan taşınmaz üzerine konulan ipoteğin TMK’nın 194 ve 1023. maddeleri dikkate alındığında kaldırılıp kaldırılmayacağı noktasında toplanmaktadır
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu önsorun olarak tartışılmıştır.
Mahkemenin 24.03.2014 tarihli kararının Özel Dairece bozulmasından sonra yapılan yargılamanın 11.11.2015 tarihli celsesinde “usul ve yasaya uygun görülen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2015/13140 Esas 2015/14396 Karar sayılı bozma kararına uyulmasına” şeklinde ara karar oluşturulmuş buna karşılık 09.12.2015 tarihli duruşmada “bozmadan sonra yapılan yargılamanın birinci celsesinde karar düzeltme isteminin reddini içerir ilamın esas ve karar numarası yazılarak bozma ilamına uyulmasına şeklinde sehven karar verildiği, ancak bu uyma kararının sehven zabıtta yer aldığı” belirtilerek davanın kabulüne dair hükümde direnilmesine şeklinde hüküm kurulmuştur.
Burada "usul hukuku" ile ilgili ortaya çıkan sorun mahkemece “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi"nin bozma kararına uyulmasına” ilişkin ara kararı oluşturulmasına karşın, bu hukuki sonucun tam aksine bir karar verilmesinin hukuken mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere bir davada mahkemenin veya tarafların yapmış oldukları bir usul işlemi nedeniyle taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğan ve gözetilmesi zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilir. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozma kararında gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bozma nedenidir.
Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönerek direnme kararı veremez; bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak ya da gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır.Aynı ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK 21.01.2004 gün ve 2004/10-44 E., 19 K.; 03.02.2010 gün ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararları).
Bu sayılanların dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6, b İstanbul 2001, s. 4738 vd).
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda, davacı vekili ve davalı şirket vekilinin temyizi üzerine verilen Yargıtay bozma kararı üzerine yerel mahkemenin bu karara uyması ile taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Burada usuli kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre, artık önceki kararda direnilmesi usulen mümkün değildir. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeni ile ilgili olup temyiz aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında mahkemece karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararın esas ve karar numaralarının yazılarak uyma kararı verildiği, bu durumun maddi hata sonucu yazıldığının anlaşıldığı, maddi hatanın taraflar yararına usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece bozmaya uyulmakla gerçekleşen usuli kazanılmış hak nazara alınarak hükmüne uyulan bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, direnme kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bozulması gerekir.
S O N U Ç: Davacı vekili ve davalı Ece Banyo Gereçleri San. Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı usulden BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.05.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.