Hukuk Genel Kurulu 2017/1552 E. , 2017/969 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 12.02.2013 gün ve 2012/3 E., 2013/65 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21.11.2013 gün ve 2013/12719 E., 2013/16456 K. sayılı kararı ile,
"…Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, 5335 sayılı Yasa"nın 32/1. maddesinin iptal edildiği, ancak iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, tamamlanmış hukuki işlemlere uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 36106/6 parsel sayılı taşınmazın, TCDD tarafından ihale ile davalıya temlik edildiği, bu şekilde sicil kaydının oluştuğu ve daha sonradan ihalenin feshedildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; tapu sicillerinin tutulması bir takım prensiplere bağlı olup; bunlardan ilki tescil, ikincisi sicilin güvenilirliği(aleniliği), diğeri Hazine"nin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise; geçerli bir hukuki sebebin bulunması, bir başka ifadeyle, illetten mücerret olmamasıdır. Oluşan bir sicil kaydının korunabilmesi bakımından, illetini teşkil eden geçerli bir sebebin olması zorunludur.
Somut olayda, davalı adına oluşan sicil kaydının hukuki mesnedi, ihale olup; bu da iptal edilmiştir.
O halde, ihalenin iptali ile sicilin hukuki dayanaktan yoksun kalacağı ve TMK"nun 1025. maddesi hükmü uyarınca yolsuz tescil durumuna düşeceği sabittir.
Öyleyse, davalı adına tesis edilmiş olan sicil kaydının ihalenin feshiyle yolsuz tescil durumuna düştüğü gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken; 5335 sayılı Yasa"nın 32/1. maddesinin iptal edilmesi ve iptal kararının geriye yürümemesi gerekçe gösterilerek, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddi isabetsizdir.
Davacı idarenin, temyiz itirazları yerindedir…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı ... vekili, Ankara İli Mamak İlçesi Şafaktepe Mahallesi 36106 ada 6 parsel sayılı taşınmazın müvekkiline ait iken 5335 sayılı Kanunun ilgili hükümleri ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne ait Taşınmazların Satışı ve Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümleri uyarınca 12.04.2007 tarihinde yapılan ihale (müzayede) ile davalıya satıldığını, satış doğrultusunda tapuda devir işlemlerinin tamamlandığını, ancak Danıştay 13. Dairesinin 26.04.2011 gün ve 2007/5183 E., 2011/1862 K. sayılı kararı ile 12.04.2007 tarihinde yapılan TCDD taşınmaz satış ihalesinin iptaline karar verildiğini, davalıya resmi yazı gönderilerek bedeli karşılığında tapunun iadesinin istenildiğini, ancak davalının taleplerine cevap vermediğini belirterek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı vekili taşınmazın davalı kurumdan satın alındığını, Danıştay 13. Dairesinin 2007/5183 Esas sayılı dosyasında Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine Anayasa Mahkemesince 5335 sayılı Yasanın 32/1. maddesinin iptal edildiğini, Danıştay 13. Dairesince 12.04.2007 tarihli ihalenin iptaline karar verildiğini, Anayasanın 153"üncü maddesinin 5"inci fıkrası gereğince verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceğini, bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2010 tarih ve 2010/14-274 Esas, 2010/356 Karar sayılı kararının bulunduğunu, kararın tamamlanmış hukuki durumu etkilemeyeceğini, taşınmazdaki tescilin yolsuz tescil olmadığını, kusurun davacıda olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 30.06.2010 tarihli 2010/14-274 Esas, 2010/356 Karar sayılı kararında Anayasa Mahkemesi"nce verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, verilen iptal kararının geçmişe dönük olarak uygulanmasının mümkün olmadığı, ihale suretiyle satın alınan tapuda yapılan resmi senetle taşınmaz tescil edildikten sonra Anayasa Mahkemesi"nin yasanın ilgili hükmünün iptaline karar verilmiş olması halinde bile verilen iptal kararının geçmişe yürüyemeyeceği, tamamlanmış hukuki durumu etkilemeyeceği, ihale alıcısı adına tapuda kaydı sağlanan tescilin yolsuz hale gelmeyeceği, ihale alıcısının satın aldığı taşınmazın mülkiyetinin yasaların öngördüğü yöntem ile kazanıldığının olayda herhangi bir duraksamaya neden olmadığı, taşınmazın davacı adına tescil edildiği tarihten sonra verilecek iptal kararının eldeki davaya etkisinin bulunamayacağının belirtilmiş olması karşısında dava konusu taşınmazın davacının ihalesi ile davalıya devredildikten sonra ihalenin iptalinin tapu kaydının iptalini gerektirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece önceki gerekçeler tekrarlanmak suretiyle verilen direnme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından yolsuz tescil durumunun oluşup oluşmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2010 gün ve 2010/14-274 E., 2010/356 K. sayılı kararının eldeki davaya bir etkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; Türk hukuk sisteminde tapu kayıtlarının oluşumunda "illilik", diğer bir anlatımla "sebebe bağlılık" prensibi esas alınmış olup, bu prensip uyarınca tescilin geçerli ve haklı bir sebebe dayanması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu husus 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1024. maddesinin 2. fıkrasında "Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur" şeklinde açıklanmıştır.
Tescilin kurucu unsurlarından biri veya bir kaçının eksik olması nedeniyle, yolsuz tescil durumu başlangıçtan itibaren söz konusu olabileceği gibi, bu unsurların tescilden sonra ortadan kalkması nedeniyle sonradan da oluşabilir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararları geçmişe etkili değildir. Söz konusu bu ilke, 1982 Anayasası"nın 153. maddesinin 5. fıkrasında; "İptal kararları geriye yürümez." şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla, verilen iptal kararının, tamamlanmış hukuki durum ya da olaylara etkili olacak şekilde, geçmişe dönük olarak uygulanması mümkün değildir.
Somut olayda, çekişme konusu 36106 ada 6 parsel sayılı taşınmaz, davacı ... tarafından 12.04.2007 tarihinde yapılan ihale ile davalı ..."a devredilmiş, 04.07.2007 tarihinde ise sicil kaydı oluşturulmuştur. Bu arada 20.03.2008 tarihinde çekişme konusu taşınmazın tapu kaydına “TCDD Genel Müdürlüğünce satışı veya devri yapılan kişi ve taraflarca satışı ve devrinin yapılamaması ile ipotek, haciz, irtifa, rehin, teminat ve sair mülkiyeti kısıtlayıcı hak ve şerhlerin tesis edilememesi hususlarında Danıştay kararı vardır” şerhinin konulması nedeniyle, kayıt maliki ... tarafından TCDD Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılarak şerhin terkini isteminde bulunulmuş, mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, yerel mahkeme kararı Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 03.12.2010 gün ve 2010/11950 E., 2010/13394 K. sayılı kararı ile yasal dayanağı bulunmayan belirtmenin terkinine karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuştur. Yerel mahkemece, bozma kararına uyularak dava konusu taşınmaz üzerine konulan “TCDD Genel Müdürlüğünce satışı veya devri yapılan kişi ve taraflarca satışı ve devrinin yapılamaması ile ipotek, haciz, irtifa, rehin, teminat ve sair mülkiyeti kısıtlayıcı hak ve şerhlerin tesis edilememesi hususlarında Danıştay kararı vardır” şerhinin terkinine karar verilmiş, verilen karar Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 29.09.2011 gün ve 2011/10219 E., 2011/11177 K. sayılı kararı ile onanmış, taraflarca karar düzeltme yoluna başvurulmadığından hüküm 05.12.2011 tarihinde kesinleşmiştir.
Yukarıda anılan Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.04.2011 gün ve 2011/82 E., 2011/135 K. sayılı kararında ve yerel mahkemece direnme gerekçesi olarak dayanılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.06.2010 gün ve 2010/14-274 E., 2010/356 K. sayılı “tapu kaydındaki belirtmenin terkini” davasında, taşınmazın mülkiyeti yönünden verilen bir karar bulunmamaktadır. Diğer yandan, Danıştay 13. Dairesinin 26.04.2011 gün ve 2007/5183 E., 2011/1862 K. sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın davalı adına tesciline esas olan 12.04.2007 tarihli ihale iptal edilmiştir. Kaydın illetini teşkil eden ihalenin iptal edilmiş olması nedeniyle tescilin yolsuz duruma düşeceği açıktır. Tescilin yolsuz hale gelmesinin nedeni, Anayasa Mahkemesince dayanak yasa maddesinin iptaline karar vermiş olması değil, tescili sağlayan ihalenin Danıştay 13. Dairesi"nce iptal edilmiş olmasıdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında alıcının ihale suretiyle satın alıp, tapuda yapılan resmi senetle taşınmazı kendi adına tescil ettirdikten sonra Anayasa Mahkemesince anılan yasanın iptaline karar verilmesi halinde iptal kararının geriye yürümeyeceği, dolayısıyla davalı adına yapılan tescilin yolsuz olmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.05.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.