Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 8103 ada 47 parsel 2 nolu meskeninin 05.12.2003 tarihinde vekil tayin ettiği dava dışı H.. B.. tarafından 29.01.2007 tarihinde azline rağmen vekalet ilişkisi sona erdikten sonra ve vekalet görevi kötüye kullanılarak 14.01.2008 tarihinde satış suretiyle davalılara temlik edildiğini, vekaletsiz taşınmaz satışının usul ve yasaya aykırı olduğu gibi bu satıştan haberinin dahi olmadığını ileri sürerek, tapu iptali ve tecsil, olmazsa taşınmaz bedelinin iadesini istemiştir.
Davalılar, çekişmeli taşınmazı 100,000 TL. Bedeli davacı adına vekaleten işlemi yapan dava dışı H.. B.."a ödemek suretiyle satın aldıklarını, yapılan işlemden usul ve yasaya aykırılık bulunmadığını; iyiniyetli olduklarını, azilnameden haberdar olmadıklarını belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava dilekçesinde davalıların vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bildikleri yönünde herhangi bir iddiada bulunulmadığı, tanıkların dava konusu olaya ilişkin olarak gösterilmeyip,davacı ile vekili arasındaki iç ilişkiyi açıklamaya yönelik olarak gösterildiklerinden dinlenilmelerine gerek duyulmadığı; satış tarihinde azilnamenin vekile ve ilgili Tapu Sicil Müdürlüğüne tebliğ edilmediği, bu durumda Borçlar Kanununun 37. maddesine göre davacının iddialarının dinlenileceği, vekilin azilnameden haberdar olduğu kabul edilse dahi, azilname Tapu Sicil Müdürlüğüne satış tarihinden sonra gönderildiğinden Borçlar Kanununun 34/3. maddesine göre davalılarla yapılan satış akdinin davacıyı bağlayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.“Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 8103 ada 47 parsel 1. Kat 2/16 arsa paylı 2 bağımsız bölüm nolu meskenin davacı adına kayıtlı iken, davacının 05.12.2003 tarihinde vekil tayin ettiği dava dışı H..B.tarafından davacıya vekaleten 14.01.2008 tarihinde davalılara satış suretiyle temlik edildiği, davacının 29.01.2007 tarihinde vekili H."ı vekillikten azletmiş olduğu, ancak azilnamenin vekile tebliğ edilemediği, Tapu Sicil Müdürlüğü"ne ise 18.07.2008 tarihinde gönderildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, vekalet ilişkisi sona erdikten sonra ve vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle temlikin yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının vekili olarak hareket eden dava dışı H.."ın, azli bilip bilmediğinin ve davalılarla el ve işbirliği içinde olup olmadığının öncelikle açıklığa kavuşturulması gerektiği tartışmasızdır. Bu nedenle de tanık dinlenmesi zorunludur. Ayrıca, yerinde uygulama yapılarak dava konusu taşınmazın satış akdi tarihi ile dava tarihi itibariyle değerinin tespit edilmesi gerekir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda araştırma, inceleme ve soruşturma yapılması, taraf tanıklarının dinlenmesi, çekişmeli taşınmazın satış ve dava tarihleri itibariyle değerinin belirlenmesi, toplanan ve toplanacak olan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle ve noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 24.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.