21. Hukuk Dairesi 2017/6026 E. , 2018/421 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... 3. İş Mahkemesi
KARAR
Davacı tarafın İstemi :
Davacı vekili, muris ..."in davalıya ait müessesede çalışmakta iken meslek hastalığına yakalandığını ve malul kaldığını, bu hastalık nedeniyle 11/02/2015 tarihinde vefat ettiğini, murisin ölümünden dolayı müvekkilinin acı ve elem duyduğunu, kazanç kayıplarına uğradığını ileri sürerek, 10,00TL maddi tazminatın ölüm tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
... 3. İş Mahkemesi"nin 2016/381-340E-K sayılı birleşen dosyasında; Davacılar vekili, muris ...’in vefatı ile destekten yoksun kalan eş ... için 10,00TL maddi, 20,000,00TL manevi, oğlu ... için 10,000,00TL manevi, oğlu ... için 10,000,00TL manevi tazminatın 11/02/2015 ölüm tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalının Cevabı :
Davalı vekili, zamanaşımı süresinin dolduğunu ve davanın mükerrer olarak açıldığını, müteveffanın başka işyerlerinde de çalışmalarının olduğunu, ölümün başka iş yerlerindeki kötü çalışma koşullarından doğduğunu, Kurumun gerekli önlemleri yaptığını, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, ölümün meslek hastalığı sonucu gerçekleştiğini, davacıların destekten yoksun kaldıkları iddiasının gerçek olmadığını, istenen manevi tazminat miktarlarının çok fazla olduğunu beyan ederek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Gerekçesi ve Kararı :
İlk derece Mahkemesi tarafından kararda belirtilen gerekçelerle; Esas davanın reddine, birleşen dosyanın kısmen kabulüne ve buna göre;, 65.791,80TL maddi ve 10.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsil edilerek davacı eş ... ..."e verilmesine, davacı ... lehine takdir edilen 5.000,00TL, davacı ... lehine takdiren 5.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsil edilerek adı geçen davacı çocuklara verilmesine, tüm bu tazminatlara, davacılar murisinin öldüğü 11/02/2015 gününden tarihinden yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin Gerekçesi ve Kararı :
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri kapsamında yerel mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı değerlendirmesi üzerine davalı ve davacılar vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esas yönünden reddine karar verilmiştir.
Temyiz :
Davalı vekili, manevi tazminatın fazla olduğunu, davacılar murisinin yaşı nedeniyle SGK Başkanlığı tarafından rücu davası açılamayacağından söz etmenin mümkün olmadığını, TBK m. 55 hükmünün uygulanması gerektiğini, fark maluliyetine göre maddi zararın belirlenmesi gerektiğini savunmuştur.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsamına ve nedenlerine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-Dava, sigortalının meslek hastalığından vefatı nedeniyle hak sahipleri tarafından maddi ve manevi zararların tazminine ilişkindir.
Mahkemece, esas davanın reddine, birleşen dosya kapsamında ise 65.791,80 maddi 10.000,00TL manevi tazminatın davacı eş ..."ye, davacı çocuk ... için 5.000,00TL manevi ve diğer davacı çocuk Veli için 5.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, murisin ölüm tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir.
Dosya kapsamına göre, sigortalı murisin meslek hastalığı nedeniyle vefat ettiğinin kurumca kabul edildiği, davalı işverenin %86,44 oranında kusurlu olduğu, kaçınılmazlığın ise %13,56 oranında etkili olduğu; Sosyal Güvenlik Kurumu"nun 2011/58 sayılı genelgesi dayanağı ile davacı eş ..."ye bağlanan gelire ilişkin ilk peşin sermaye değerinin, maddi zarardan düşülmediği anlaşılmaktadır.
Meslek hastalığı sonucu sürekli iş görmez duruma gelen sigortalı, sorumlulardan maddi zararlarının giderilmesini isteyebilir. Maddi zarar kavramı ise, malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade etmek için kullanılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin tazminat davalarında öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi, Yargıtay’ın yerleşik görüşlerindendir.
Davanın yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu oluşturmaktadır. Kanunun 55. maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Komisyonu"nun 55. madde gerekçesinde; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafık kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” açıklamalarına yer verilmiştir.
Ayrıca, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre, Türk Borçlar Kanunu"nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanması gerekir. Dairemizin ve giderek Yargıtay"ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Yine, somut olayda Kurum"un meslek hastalığından dolayı vefat eden sigortalının yakınına bağladığı gelir nedeniyle, kusuru bulunan işverene rücu edip edemeyeceği giderek yapacağı idari tasarruflarla kendisine tanınan rücu hakkını kısıtlaması durumunda, sigortalnın hak sahibinin maddi zararı hesaplanırken bu durumun dikkate alınıp alınmayacağı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Yasal düzenlemelerin tetkikinde meslek hastalığından kaynaklanan vefat nedeniyle sigortalının hak sahibine bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinden dolayı Kurum"un açacağı rücu davasının yasal dayanağının meslek hastalığının tespit edildiği tarihte yürürlükte bulunan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu"nun 21. maddesi olduğu görülmektedir. Maddenin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, işverenin sorumluluğunun belirlenmesinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı belirtilmiştir. Diğer yandan Kurum"un 22/07/2011 tarihli 2011/58 sayılı genelgesinin 9. Bölüm / 3.10. maddesiyle 506 sayılı Kanun uygulamasında 60 yaşından büyük sigortalılar için rücu davası açılmadığı, bu yaş sınırının, aktif çalışma dönemi kavramı dikkate alınarak belirlendiği, yurtdışı uygulamaları esas alınarak aktif çalışma döneminin 65 yaş olarak değiştirildiği, buna göre, 65 yaşından büyük sigortalılar için rücu davası açılmayacağı yönünde bir düzenleme getirdiği görülmektedir.
Anayasa’nın 138. maddesinde de yer alan, "Normlar hiyerarşisi" ilkesi uyarınca, hukuk kuralları yukarıdan aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "Diğer alt düzenleyici işlemler (Yönerge, Genelge vb.)" şeklinde sıralanmakta olup, alt kademe yer alan bir normun üst kademedeki norma aykırı olması ya da onun kapsamını aşan düzenlemeler içermesi mümkün bulunmamaktadır. Bu durum, “Genel kurallar, usulü dairesinde değiştirilinceye veya kaldırılıncaya kadar, düzenleyici işlem tesis etme yetkisi olan makam ve kurumları da bağlar” şeklinde ifade edilen “Tu patere legem quam facisti”prensibi ile izah olunmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu olarak, normlar hiyerarşisinde üst kademede yer alan yasal kurallara aykırı düzenleyici tasarrufların idare tarafından yürürlüğe konulması durumunda idari tasarruf yerine yasal düzenlemenin uygulanması gerektiği şüphesizdir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre, 5510 sayılı yasanın 21. maddesinde, gelir bağlanan sigortalının yaşı nedeniyle ilgililer aleyhine rücu davası açılamayacağını öngören ayrık bir düzenleme bulunmadığından, Kurum"un 2011/58 sayılı genelgesine dayanılarak SGK Başkanlığı tarafından rücu davası açılmayacağı yorumu ile sonuca gidilmesi hatalıdır.
Sonuç olarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesi gereğince rücu edilmesi mümkün olan peşin değerli gelirin tazminat alacağından tenzili, kanunun emredici hükmü gereği olduğundan, SGK Başkanlığı"nın tek taraflı takdir hakkı ile sigortalıya bağladığı peşin değerli gelir nedeniyle sorumlulara rücu davası açmayacağı yorumu üzerine davacıların aynı zarar verici olay nedeniyle mükerrer şekilde tazminattan faydalandırılması hükmü hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, bu davaya konu kısımla ilgili olarak Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek bölümünün, maddi tazminat alacağından tenzil edildiği hesap raporuna göre karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASI gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK"nun 373/1. maddeleri uyarınca (KALDIRILMASINA), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle (BOZULMASINA), dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 22.01.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.