21. Hukuk Dairesi 2019/5268 E. , 2020/2338 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
K A R A R
A) Davacının İstemi :
Davacı, işe giriş bildirgesini veren ..."a ait iş yerinde 01/11/1989 tarihinde fiilen çalışmaya başladığını, çalıştığı iş yerinde sigorta primlerinin ödendiğini bildiğini, ancak sigortalılık işlemleri ile ilgili olarak Sosyal Sigortalar Kurumu’na müracaat ettiğinde tarafına emeklilik süresinin henüz dolmadığı bilgisinin verildiğini, bu sebeple emeklilik işlemlerinde gecikmenin söz konusu olduğunu beyan ederek, ilk işe giriş tarihinin 01/11/1989 olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalıların Cevapları :
Davalı SGK vekili, davacının 01/11/1989 tarihinde başladığını iddia ettiği hizmetlerinin tespitine ilişkin davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, usul ve yasaya aykırı davanın reddedilmesi gerektiğini, talep edilen süreye ilşkin Kurumda herhangi bir kayıt ve tescilin bulunmadığını, açılan davada müvekkilinin kusurlu sayılamayacağını, müvekkilince davaya sebebiyet verilmemiş olduğu nazara alındığında yargılama giderlerinden müvekkilinin mesul tutulması gerektiğini savunmuştur.
Müteveffa ...’ın varisleri olan davalı şahıslar, ayrı ayrı beyan dilekçesi sunarak, açılan davaya diyekceklerinin olmadıklarını, davaya konu ..."ın çocukları olduklarını, dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde davacının, babalarına ait iş yerinde 01/11/1989 tarihinde çalıştığını, buna bizzat şahit olduklarını ve bu nedenle davacının iddia ettiği hususların tamamının doğru olduğunu beyan etmişlerdir.
C) İlk Derece Mahkemesinin Gerekçesi ve Kararı :
Mahkemenin 02/08/2018 tarihli kararında, davanın mahiyeti gereği re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı, tanık listesinde bildirilen ve bordroda isimleri geçen tanıkların yanında temin olunan kamu tanıklarının dinlenildiği, tüm tanıkların beyanına göre davacının, muris Mehmet KÖKSAL"a ait keresteciler sitesindeki işletmede çalıştığı, dosya kapsamı deliller ile birlikte davacının ilk işe giriş tarihinin 01/11/1989 olduğu ve bu tarihte 1 gün süre ile çalıştığının tespiti kanaati üzerine davanın kabulüne karar verilildiği ifade edilmiştir.
D) Bölge Adliye Mahkemesinin Kararı :
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, dinlenen tanık beyanları, askerlik belgesi, işe giriş bildirgesi ile Sosyal Güvenlik Kurumu hizmet cetveli ve dayanak belgelere göre davacının ilk işe giriş tarihinin 01/11/1989 tarihinde olduğu sabit olmakla ilk derece mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, fer’i müdahil kurum vekilinin istinaf talebinin, HMK"nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
E) Temyiz Talebi :
Davalı ... Kurum vekili, kararın hatalı olduğunu, eksik inceleme ile usule ve yasaya aykırı karar verildiğini, kamu düzenine ilişkin bu türden davalarda çalışma olgusunun hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerektiğini, Kurum işleminin tamamen mevzuata uygun olduğunu ve herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını beyanla kararın bozulması gerektiğini savunmuştur.
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe :
Dava, sigortalı çalışmaya başlanılan tarihin tespitine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa"nın 108.maddesinin 1.fıkrasında; "Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir" hükmü düzenlenmiştir.
Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa"nın belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa"nın 6. maddesi ile 5510 sayılı Yasa"nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.Bu tür davalar yalnızca bir günlük çalışmanın tespitinden ibaret olarak görülmemeli, bir günlük çalışmanın kabulü ile saptanacak sigortalılık başlangıcının sigortalıya sağlayacağı sigortalılık süresi ile birlikte kazandıracağı haklar dikkate alınmalı ve giriş bildirgesi ile birlikte eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı özellikle belirlenmeli, buna göre dönem bordrosunda yer alan ve davacının talep ettiği tarihte çalışması mevcut tanıklar ile gerektiğinde komşu işyerleri çalışanları olduğu kayıtlarla ya da emniyet yolu ile yaptırılacak araştırma ile belirlenen kimselerin beyanlarına başvurulmalı, sonucuna göre karar verilmelidir.Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Taraf sıfatı, usul hukukuna değil, maddi hukuka ilişkin bir sorundur. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def’i değil) bir itirazdır. (Prof Dr Baki Kuru, Prof Dr Ramazan Arslan, Prof Dr Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, Ders Kitabı, 2006, Genişletilmiş 17. Baskı, ss: 278, 279, 280)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 04/11/1998 tarih ve 6/757 Esas 793 karar sayılı kararı da aynı yöndedir. Buna göre, "Bir kişinin belli bir davada davalı sıfatına haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir defi de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde resen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur."
Somut olayda, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 4. maddesinde hizmet tespiti davalarında Kurumun fer’i müdahil olduğu ve lehine yargılama giderine hükmedilmeyeceği düzenlenmesinin mevcut olduğu, eldeki davanın ise sigorta başlangıç tarihinin tespitine ilişkin olduğu, dava dilekçesinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nun davalı olarak gösterildiği, dava açılmadan önce Sosyal Kurumuna başvuru şartının yerine getirildiği, ancak Kurum tarafından talebin reddedildiği anlaşılmakla ve yine bu neviden davalarda Kurum’un tek başına sigortalı talebini karşılayabileceği, bununla işverenin hak alanın ihlal edilmeyeceği gözetilerek Sosyal Güvenlik Kurumu’nun davalı olarak kabul edilmesi ve bu yönde karar verilmesi gerekirken, ilk derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında SGK Başkalığı’nın fer’i müdahil olarak değerlendirilmesi ve yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Dairemizin 16/10/2019 tarihli 2019/4290 Esas 2019/6221 Karar sayılı ilamı da benzer mahiyettedir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı kaldırılmasına, ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.G) SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesi"ne, karardan bir örneğin de Bölge Adliye Mahkemesi"ne gönderilmesine, 15/06/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.