
Esas No: 2013/5592
Karar No: 2013/5592
Karar Tarihi: 14/4/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ABDULAZİZ ŞENYİT VE ŞÜKRÜYE ŞENYİT BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/5592) |
|
Karar Tarihi: 14/4/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
Raportör |
: |
Yakup MACİT |
Basvurucular |
: |
1. Abdulaziz ŞENYİT |
|
|
2. Şükrüye ŞENYİT |
Vekili |
: |
Av. Rehşan BATARAY SAMAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zarar
tespit komisyonuna yapılanbaşvurunun reddedilmesi
nedeniyle açılan davada mahkemenin delilleri eksik ve hatalı değerlendirerek
kanuna ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının,
Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarında esasa etkili itirazların
cevaplanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi
nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, belli bir ırka mensubiyetten
dolayı maddi ve manevi zarara uğranılması nedeniyle de eşitlik ilkesinin ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/7/2013 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi
vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/11/2013 tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun
kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar
verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 11/8/2015 tarihinde Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş
19/8/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın
görüşüne karşı beyanlarını 3/9/2015 tarihinde sunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların müşterek çocuğu M.Ş. hakkında, Diyarbakır
Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığının 1/10/1996 tarihli ve
E.1996/1156, K.1996/430 sayılı soruşturma dosyasında, M.Ş.nin
21/4/1996 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Mermer Jandarma Karakolu
yakınlarında güvenlik kuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada ölü olarak ele
geçirildiği belirtilerek takipsizlik kararı verilmiştir.
9. Başvurucular müşterek çocukları M.Ş.nin
demircilik işiyle uğraştığını, kimseyle husumetinin olmadığını, 21/4/1996
tarihinde işten çıkıp evine gelirken sivil polisler tarafından gözaltına
alındığını, eve dönmeyince karakol ve hastanelere başvurduklarını, Diyarbakır
Devlet Hastanesinde cesedini teşhis ettiklerini, çocuklarının gözaltına
alındıktan sonra öldürüldüğünü, olayın faillerinin belirlenemediğini, ölümden
devletin sorumlu olduğunu belirterek 5233 sayılı Kanun uyarınca 25/7/2005
tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon)
başvurmuşlardır.
10. Komisyonun 4/8/2006 tarihli ve 2006/4-6311 sayılı kararında,
başvurucuların tazminat talebi reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
5233 sayılı Kanun kapsamında başvuranların
dosyasında bulunan belgelerin 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 sayılı Yönetmelik
hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle yapılan incelemede, M.Ş.nin PKK terör örgütü üyesi olduğu, güvenlik
kuvvetlerinin "DUR" ihtarına ateşle karşılık verdiği ve güvenlik
kuvvetleri ile girdiği silahlı çatışmada öldüğü tespit edildiğinden, ölümünün
kendi kusurundan kaynaklandığı anlaşılmakla 5233 sayılı Kanun"un 2. maddesinin
(f) bendi gereği tazminat talebinin reddine, komisyonumuzca karar
verildi."
11. Başvurucular, çocuklarının örgüt üyesi olduğu ve çatışma
sonucu öldürüldüğü iddialarının doğru olmadığını, Komisyonun hukuka uygun bir
şekilde araştırma yapmadığını ve tarafsız olmadığını belirterek kararın iptali
için Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde iptal davası açmışlardır.
12. Mahkeme 22/4/2008 tarihli ve E.2007/91, K.2008/593 sayılı
kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
5233 sayılı Kanun hükümlerinden
faydalanabilmek için; meydana gelen zararın ya bizzat terör eylemi sebebiyle
oluşması ya da terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle
oluşması gerekmekte olup, davacının terör örgütü mensubu olup olmadığınıntespiti için dosyadaki belgelerin
incelenmesinden;
21/4/1996 tarihli olay yeri tespit
tutanağında, Küçükakören Köyü Ambarçayı
köprüsü mevkiinde saat 01:30 sıralarında silahlı bir şahsın devriyeyi görerek
kaçmaya başladığı, kaçan şahsa dur ihtarı yapıldığı, silahla ateş ederek
karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmada şahsın ölü olarak ele geçirildiği…
şahsın 1.60-1.65m. boylarında, 55-60 kg. ağırlığında
ve 18-19 yaşlarında erkek olduğu… üzerinde haki yeşil elbise, spor ayakkabısı
yanında bir adet kaleşnikof marka silah ve örgütsel
doküman bulunduğunun belirtildiği,
Olay yeri krokisinde 1 teröristin yanındaki
silah ve dökümanlarla ölü olarak ele geçirildiğinin
gösterildiği,
24/4/1996 tarihli Ölü Muayene ve Otopsi
Tutanağında; 21/4/1996 günü Mermer karakolu yakınlarında meydana gelen silahlı
çatışmada ölü olarak ele geçirilen PKK üyesi 1 kişinin otopsisinin yapıldığı,
...kimliği T.B. olarak tespit edilen cesedin kesin ölüm nedeninin ateşli silah
yaralanması sonucu beyin harabiyeti, göğüs ve karın
iç kanamasından olduğunun belirtildiği,
26/4/1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığının görevsizlik kararında maktül M.Ş.nin askerlerle girdiği silahlı çatışma neticesinde
öldürüldüğü, …yasa dışı PKK örgütü üyesi olduğu… olayın terör amacıyla
gerçekleştirildiği anlaşıldığından hazırlık evrakının görevli Diyarbakır DGM
Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,
1/10/1996 tarihli Diyarbakır Cumhuriyet
Başsavcılığının takipsizlik kararında maktül-sanık M.Ş.nin Küçükakören Köyü Ambarçayı köprüsü yakınlarında karşılaştığı yol emniyet
devriyesi görevini ifa eden güvenlik kuvvetlerinin dur ihtarına silahla
karşılık vermesi üzerine çıkan silahlı çatışma sonucu üzerinde bulunan silah ve
örgütsel dökümanlarla birlikte ölü olarak ele
geçirildiği tüm evrak kapsamından anlaşıldığından tahkikata yer olmadığına
karar verildiği anlaşılmaktadır.
5233 sayılı Kanun terörden ve terörle
mücadeleden zarar gören kişilerin zararlarını ödemeye münhasır çıkartılmış bir
kanundur. Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği üzere; terörün bütün topluma
yönelmiş bir tehdit olması sebebiyle zararın kendi fiilisonucu
değil, sadece toplumun bir bireyi olmasından dolayı meydana gelmesi nedeniyle
ödenmesi amaçlanmıştır. Ancak yukarıda yer alan muafiyet maddesinde de
belirtildiği üzere, zarar kendi fiili sebebiyle veyaterör
ya da teröre yataklık suçu nedeniyle oluşmuş ise bu kişilerin zararlarının
karşılanması hukuken mümkün görülmemektedir.
Bütün bu maddi ve hukuki olay birlikte
değerlendirildiğinde; murisin yasadışı terör örgütü üyesi olduğu ve güvenlik
güçleriyle girdiği silahlı çatışmada öldüğü hususu göz önüne alındığında, bu
ölüm sebebiyle davacıların zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında
karşılanması mümkün olmadığından, bu yönde tesis edilen işlemde hukuka
aykırılık görülmemiştir.
Davacılar tarafından, murisleri M.Ş.nin 21/4/1996 tarihinde işten eve giderken sivil
giyimli, ellerinde telsiz bulunan iki kişi tarafından resmi polis aracına
bindirilerek gözlem altına alındığı ve gözlem altındayken öldürüldüğü, terör
örgütüyle hiçbir bağlantısının olmadığıiddia
edilmekte ise de dosyada bu iddiaları kanıtlamaya yetecek nitelikte bilgi ve
belge bulunmamaktadır.
..."
13. Başvurucuların temyizi üzerine karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 21/3/2012 tarihli ve E.2011/9606,
K.2012/1343 sayılı ilamıyla onanmıştır.
14. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 13/3/2013 tarihli ve
E.2012/8991, K.2013/1893 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
15. Ret kararı 26/6/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş,
22/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun"un 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya
terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara
uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri
belirlemektir."
17. 5233 sayılı Kanun"un 2. maddesinin ilgili kısımları
şöyledir:
"Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren
eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar
gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin
hükümleri kapsar.
Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı
dışındadır:
...
e) Kişilerin kendi kasıtları sonucunda oluşan
zararlar.
f) 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamındaki suçlar ile terör
olaylarında yardım ve yataklık suçlarından mahkûm olanların bu fiillerinden
dolayı uğradığı zararlar.
..."
18. 5233 sayılı Kanun"un geçici 1. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,
19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına
giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında
yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel
kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
20.Başvurucular müşterek çocuklarının ölümü nedeniyle maddi ve
manevi zarara uğradıklarını, Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen
soruşturmada verilen takipsizlik kararına dayanarak İdare Mahkemesinin davayı
reddettiğini ancak çocuklarının çatışmada öldüğü iddiasının doğru olmadığını,
terör örgütü üyesi de olmadığını, demircilik işindeçalıştığını,
21/4/1996 tarihinde işten çıkıp evine doğru gelirken sivil polisler tarafından
gözaltına alındığını, eve dönmeyince karakol ve hastanelere başvurduklarını ve
Diyarbakır Devlet Hastanesinde cesedini teşhis ettiklerini, çocuklarının
gözaltına alındıktan sonra öldürüldüğünü, olayın faillerinin belirlenemediğini,
ölümden devletin sorumlu olduğunu, davada delil olarak değerlendirilen
soruşturma dosyasında ölüm olayının etkili bir şekilde araştırılmadığını,
1990"lı yıllarda Kürt vatandaşlarının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde faili
meçhul ölümlerin olduğunu, birçok olayda mağdur veya maktullerin çatışmada
öldürülmüş gösterildiklerini, güvenlik güçlerinin olayın faili olması nedeniyle
olayların birçoğunun aydınlatılmadığını, bu konuda gerçeğe aykırı belgeler
düzenlendiğini, o dönemde güvenlik kuvvetlerinin işlediği suçlara karşı
cezasızlık politikası yürütüldüğünü, 5233 sayılı Kanun"un çıkarılış amacı gözönüne alındığında tazminat talebinde bu hususların
dikkate alınması gerektiğini, idarenin kusursuz sorumluluğu gereği uğranılan
zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, tazminat taleplerine ilişkin etkili ve
ciddi bir araştırma yapılmadığını, bu konuda tanık dinlenmediğini, olayın
mahiyeti gereği başvuruculardan belge sunulmasının beklenemeyeceğini, DGM
Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından yürütülen eksik ve
yetersiz soruşturmanın da karara esas alındığını, vatandaşlarının can
güvenliğini koruma sorumluluğu olan devletin yükümlülüğünü yerine getirmediği
gibi doğrudan maktulün yaşam hakkını ihlal ettiğini, yargılamanın makul
sayılmayacak şekilde uzun sürdüğünü, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarz muameleleremaruz kaldıklarını, temyiz ve karar düzeltme
aşamalarında taleplerinin cevaplandırılmadığını belirterek Anayasa"nın 10.,
17., 36. ve 40. maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri
sürmüşler; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi
talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların Anayasa"nın 17. maddesinin
üçüncü fıkrası ve 40. maddesinde düzenlenen haklarının ihlal edildiği
iddiasının Anayasa"nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
22. Başvurucular murislerinin gözaltındayken öldüğünü, terör
örgütü üyesi olmadığını, ölüm olayında devletin sorumluluğu olduğunu, Savcılık
soruşturmasının olayın aydınlatılmasında etkili ve yeterli olmadığını
belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerse de bu iddiaların
özellikle Komisyon ve İdare Mahkemesinin ret kararlarına esas alınan DGM
Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında, ölüm olayının ne şekilde
meydana geldiği hususunda yapılan tespitin yargılamada delil olarak
kullanılamayacağı olgusuna dayanılarak dile getirildiği, başka bir ifadeyle
iddiaların tazminat talebinin kanıtlanması amacıyla ileri sürüldüğü anlaşılmış;
bu açıdan yaşam hakkı yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek
görülmemiştir.
23. Yine başvuru formunda başvurucuların, Mahkemenin davanın
çözümü için güvenlik güçlerince düzenlenen resmî belgeler dışında tanık deliline
başvurmadığını belirttikleri; ancak, somut olarak yargılama sırasında dosyaya
bildirdikleri herhangi bir tanığın dinlenmediği yönünde iddiada bulunmadıkları,
bu açıdan iddianın yargılamada usule ilişkin bir hakkın tanınıp tanınmaması
hususundan ziyade doğrudan yargılamanın sonucuna yönelik olduğu anlaşılmış;
buna yönelik şikâyetler silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama hakkı
kapsamında incelenmeyerek yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı başlığı
altında değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin
İddia
24. Başvurucular, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarz
muamelelere maruz kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen
eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat
taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha
önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği
kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık
yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen
iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış
oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude
Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,
§§ 39-44).
26. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığa
yönelik belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt
sunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de
bulunmamaktadır.
27. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal
edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin "açıkça dayanaktan
yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil
Olmadığına İlişkin İddia
28. Başvurucular, Mahkemenin, olayın şüphelisi olan yetkililerce
düzenlenen tutanak dışındaki ispat araçlarını araştırmadan eksik inceleme ile
karar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
29. Anayasa"nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun"un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara
ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye
tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun"un 48. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul
edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,
§ 24).
30. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca
derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talebini içeren
başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ile kanun tarafından
Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır.
Bu kapsamda bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk
kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul
edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece
mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması
bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa"da yer
alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vederece
mahkemelerinin kararları bariz takdir hatası içermedikçe kararlardaki maddi ve
hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece
mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa
Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, §§ 25, 26).
31. Başvurucuların iddiasının özünün Derece Mahkemelerince
delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet
bulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.Mevcut bilgi ve belgelerden davacıların
müşterek çocuğu M.Ş.nin güvenlik kuvvetleri ile
girdiği çatışmada ölü olarak ele geçirildiği, 5233 sayılı Kanun"un 2.
maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f)bendi gereği davacıların murisinin
ölümünden dolayı uğranıldığı belirtilen zararların karşılanması isteminin
reddine ilişkin Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesine
dayanılarak İlk Derece Mahkemesince verilen ret kararında bariz takdir hatası
yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen
iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi
kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik
de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul
edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
33. Başvurucular, Danıştay onama ve karar düzeltme ilamlarının,
ileri sürdükleri iddia ve dosyadaki maddi olguları karşılayacak nitelikte
olmadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
34. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma
olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini
ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun
yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme
kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi
zorunludur (Tahir Gökatalay,
B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 66).
35. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma
hakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen
her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği
şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı
kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık
bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız
bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanısıra
kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da
her zaman bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu
mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer
verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu
durumda üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin
benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin
Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve
Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
36. Somut başvuru açısından İlk Derece Mahkemesinin, Savcılık
soruşturma dosyası ve dava dosyası kapsamında yer alan 21/4/1996 tarihli olay
yeri tespit tutanağını, olay yeri krokisini, otopsi tutanağını, maktulde ele
geçirilen silahları ve örgütsel dokümanları, iddia ve savunma çerçevesinde
değerlendirerek, başvurucuların çocuğunun güvenlik kuvvetleri ile girdiği
çatışmada ölü olarak ele geçirildiği kanaatine ulaştığı ve davanın reddine
karar verdiği; Danıştay Onbeşinci Dairesinin ise
Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapmak suretiyle hükmü onadığı ve
karar düzeltme talebini de reddettiği anlaşılmıştır. Başvurucular tarafından
temyiz ve karar düzeltme aşamasında ileri sürülen ve davanın sonucunu
etkilediğini iddia ettikleri taleplerin İlk Derece Mahkemesi önünde özü
itibarıyla dile getirildiği, Mahkeme kararında bu hususların değerlendirildiği,
bu kapsamda temyiz ve karar düzeltme aşamasında davayı esastan etkileyecek
nitelikte ayrıca cevaplandırılması gereken herhangi bir iddianın ileri
sürülmediği anlaşılmış; bu suretle Danıştay ilamlarının gerekçesiz olduğuna
yönelik iddianın yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Başvurucuların gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin
olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının da diğer kabul
edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin
"açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığına
İlişkin İddia
38. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça
dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları
başvuruda dava sürecininuzun sürmesi nedeniyle makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkı açısından
benzer nitelikteki başvurularda verilen kararlar ile mevcut başvuru
kapsamındaki yargılama dikkate alındığında, önceki kararlardan farklı bir
neticeye ulaşılmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.
41. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari
yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki
iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu
konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile
davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde
Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak
uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle
yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz
yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede
yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,
§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.
No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet
Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,
§§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede
gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan
kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,
B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
42. Ancak toplamda sekiz yılın altında gerçekleşen başvuruların
karara bağlanma süresinin her durumda makul olduğu şeklinde bir değerlendirme
yapılması mümkün değildir.Başvuru
konusu olaydaki gibi Komisyon aşamasında geçen sürelerden ziyade yargılama
aşamasında geçen sürelerin göreceli olarak uzun olduğu durumlarda ayrıca
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
43. Somut olayda başvurucular tarafından 25/7/2005 tarihinde
Komisyona yapılan müracaatta, Komisyonun 4/8/2006 tarihinde talebin reddine karar
verdiği, kararın iptali istemiyle 25/1/2007 tarihinde başlatılan yargılama
sürecinin ise başvurucuların karar düzeltme talebinin reddine dair Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/3/2013 tarihli ilamı ile
tamamlandığı, idari ve yargısal sürenin 7 yıl 7 ay olduğu; ancak, başvuruya
konu uyuşmazlığın Komisyon kararının iptaline yönelik olmasına ve davanın
esastan çözümünün İlk Derece Mahkemesince yaklaşık 1 yıl 2 ayda tamamlanmış
olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 4 yıl 10 ay 21 günlük
sürede karar verilmiş olduğu, davanın yaklaşık 6 yıl 1 ayda sonuçlandığı,
davanın uzun sürmesinden şikâyet eden başvurucuların tutumlarının yargılamanın
uzamasına özellikle bir etkisi olduğunun tespit edilmediği, başvurunun karara
bağlanma süresi toplamda sekiz yılın altında gerçekleşmiş ise de yaklaşık 6 yıl
1 aylık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu, bu açıdan
makul sürede yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gereken toplam
sürenin yaklaşık 7 yıl 7 ay olduğu sonucuna varılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un
50. Maddesi Yönünden
45. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. ...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir."
46. Başvurucular, 75.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminata
hükmedilmesini talep etmişlerdir.
47. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul
sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
48. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca
ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında
başvuruculara müştereken net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
49. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için
başvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal
arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucular bu konuda herhangi bir belge
sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin
başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın "açıkça dayanaktan yoksun olması"
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin
iddianın "açıkça dayanaktan yoksun
olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "açıkça dayanaktan yoksun olması"
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede
yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvuruculara net 4.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN
ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin
diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
1.998,35 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine
GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.