
Esas No: 2013/5794
Karar No: 2013/5794
Karar Tarihi: 14/4/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ŞİRİN ASİ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/5794) |
|
Karar Tarihi: 14/4/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
Raportör Yrd. |
: |
İsmail Emrah
PERDECİOĞLU |
Başvurucu |
: |
Şirin ASİ |
Vekili |
: |
Av. Saim
BOZKURT |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan
başvurunun reddedilmesi ve ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama
sürecinin adil olmaması, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru ve
yargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmaması nedenleri ile adil yargılanma
ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan
yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi
neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/6/2015 tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Komisyonca aynı tarihte başvurucunun adli yardım talebinin
kabulüne karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Batman ili Sason ilçesi Dikbayır
köyünde yaşanan terör olayları nedeniyle oluştuğunu iddia ettiği zararların
tazmin edilmesi amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman 1 No.lu Zarar
Tespit Komisyonuna (Komisyon) 3/7/2006 tarihinde başvuruda bulunmuştur.
8. Komisyonca yapılan değerlendirme sonucu 27/1/2011 tarihli ve
2011/1-830 sayılı kararla bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar
ve dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu Sason
ilçesi Dikbayır köyü boşaltılmadığından, kişiye
yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından, köyde korucu aileleri dışında
yaşayan aileler de olduğundan, 1990 ile 2000 yılları arasında köyde ciddi bir
nüfus yaşadığından başvuru reddedilmiştir.
9. Başvurucu, ret işleminin iptali istemiyle 18/8/2011 tarihinde
Batman İdare Mahkemesinde iptal davası açmış; yapılan değerlendirme sonucu
Batman İdare Mahkemesi 25/11/2011 tarihli ve E.2011/861, K.2011/1381 sayılı
kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Batman İli Sason İlçesi Dikbayır
Köyü"ne aitdava dosyasında ve Mahkememizde yer alan
bu köye ait E.2011/246 dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelere göre, Batman
İl Jandarma Komutanlığı"nın 25.03.2011 tarih ve 0490-18647-11/Ter.Suç.Ks sayılı Batman
Valiliği"ne hitaben yazılı boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısından; Dikbayır Köyü"nün1993-2000 tarihleri arasında kısmen
boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığının
01/10/2009 tarih ve 3700-63966-09/GKK/Ks. sayılı ve
eki 17.11.2009 tarihli tutanağa göre, 1987-2000 yılları arasında Dikbayır Köyü"ndeGKK veGÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu,
korucu aileleri dışında köyde 15 hanenin ikamet ettiği,köy
nüfusunun 1990 yılında 210, 1997 yılında 210, 2000 yılında, 278 Kişi olduğu,
Batman/Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 04.09.2009 tarih ve 185 sayılı
yazısına göre; yapılan araştırmalarda, 1990-2000 yılları arasında muhtarlık
seçimlerinin yapıldığı,ancak evrakların imha edilmek
üzere SEKA"ya gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da sandık kurularak seçimlerin
düzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 27.04.2006
tarihli yazısından, Dikbayır Köyü İlköğretim
Okulu"nun1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalıolduğunun ifade edildiğigörülmektedir.
Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Dikbayır Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da
olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen
boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının
yaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının
bulunmaması nedenleriyle, 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece
karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda
tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.
..."
10. Temyiz talebi üzerine Danıştay Onbeşinci
Dairesinin 23/1/2013 tarihli ve E.2012/4070,K.2013/40
sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır.
11. Karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine İlk Derece
Mahkemesi kararı 23/1/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Danıştay Onbeşinci Dairesinin
23/1/2013 tarihli onama ilamı başvurucuya 10/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,
başvurucu 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,
geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008
tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin
31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu
Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,
§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
14. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
15. Başvurucu; ikamet ettiği yer olan Batman ili Sason ilçesi Dikbayır köyünde 1990 yılından itibaren yaşanan terör
olayları nedeniyle uğramış olduğu zararlar için 5233 sayılı Kanun kapsamında
başvuruda bulunduğunu, başvurunun reddi üzerine açtığı davanın da kabul
edilmediğini; Komisyona başvuru ve yargılama sürecinde idare tarafından köy
halkına "Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde baskı ve zorlama yapıldığının,
köyde bulunan ilköğretim okulunun 1994 ile 1998 yılları arasında
kapatıldığının, köyün terör örgütünün geçiş güzergahında olduğunun, köy
halkının göç etmek zorunda kaldığının dikkate alınmadığını; Danıştayın
tazminat istemlerinin kabulü için köyün tamamen boşaltılmış olması kıstasının
hayatın olağan akışına uygun olmadığını, ilgili yerde yaşanan terör olayları
nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ve mülklerine erişiminin engellendiğini, tarafınca sunulan bilgi ve belgelerin
dikkate alınmadığını, idarece sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen bilgi ve
belgelere göre karar verildiğini, Mahkeme kararlarının şablon gerekçelere
dayandığını oysa ileri sürülen temel argümanların karşılanması gerektiğini,
yargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmadığını belirterek tarafsız mahkemede
yargılanma hakkının, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesinin,
hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının ve Anayasa"nın 2., 7.,
125. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile 39.123
TL maddi tazminata hükmedilmesini istemiş ve adli yardım talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
16. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun
tarafsız mahkemede yargılanma hakkının, çelişmeli yargılama ve silahların
eşitliği ilkesinin, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının ve
Anayasa"nın 2., 7., 125. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
17. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki
başlıklar altında incelenmiştir:
a. Tarafsız Mahkemede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
18. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ
edilmeyen bilgi ve belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını
iddia etmiştir.
19. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer
iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu
konuda verdiği kararlarda, başvurulara konu yargılamalarda, hâkimin
tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten
hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel
bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu
olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların
anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,
§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:
2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).
20. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin
karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar
verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
21. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede
yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama ve
Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
22. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller dikkate
alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen
belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddine
karar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların
eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli
yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce
bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği
kararlarda, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında
karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen
boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için
de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu
belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına
aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece
Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.
Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler
ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme
imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan
dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan
belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik
ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları
kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir
imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude
Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,
§§ 70-72).
24. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan
incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve
başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı
sonucuna varılmıştır.
25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve
silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının da diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden
hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli
karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş
ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda, başvurucuların
hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının
değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve
hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri
kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude
Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,
§§ 75-77).
28. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun
taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında
Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup
olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler
kapsamında değerlendirildiği, başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm
sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §
12), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun
bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek (bkz. §§ 13,
14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucuların -hakkaniyete uygun
yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesi hususu
dışında- gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında
farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucuların gerekçeli karar
haklarının ihlal edildiği iddiasının da diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
d. Hakkaniyete Uygun
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu, komisyona başvuru ve yargılama sürecinde idare
tarafından köy halkına "Köy korucusu ol ya da köyü terk et." şeklinde
baskı ve zorlama yapıldığının, köyde bulunan ilköğretim okulunun 1994 ile 1998
yılları arasında kapatıldığının, köyün terör örgütünün geçiş güzergahında
olduğunun, köy halkının göç etmek zorunda kaldığınındikkate
alınmadığını; Danıştayın tazminat istemlerinin kabulü
için köyün tamamen boşaltılmış olması kıstasının hayatın olağan akışına uygun
olmadığını belirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini
iddia etmiştir.
31. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış
maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk
kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla
ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru
incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve
sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası
içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve
özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti
niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya
açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas
yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep
Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
32. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesindeterör
dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik
kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu
sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
33. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle
ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan
zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin
edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas
edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim
yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim
yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle
toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki
göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden
kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın
tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece
geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını
zorunlu görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen
boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme
olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan
hareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine
yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit
Tekin, §§ 84, 85).
34. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin
belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve
Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile
bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut
olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece
mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce
bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa
Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen
hususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması
ve uygulanması kapsamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken
hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna
varılmıştır (Sabri Çetin, B. No:
2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu
konudaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece
mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir
temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı
bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude
Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).
35. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, dava dosyasında ve
Mahkemenin dava ile ilişkili gördüğü bir başka dava dosyasında yer alan bilgi
ve belgelerden, Batman ili Sason ilçesi Dikbayır
köyünün 1993-2000 yılları arasında kısmen boşaltıldığının anlaşıldığı, Batman
İl Jandarma Komutanlığının bildirdiğine göre köyde 1987-2000 yılları arasında
Geçici Köy Korucusu ve Gönüllü Köy Korucusu görevlendirildiği, korucu aileleri
dışında 15 hanenin ikamet ettiği, köy nüfusunun 1990 ve 1997 yıllarında 210,
2000 yılında 278 kişi olduğu, Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının
bildirdiğine göre köyde 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimi yapıldığı,
2000 yılı sonrasında seçimlerin düzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe Milli
Eğitim Müdürlüğünün bildirdiğine göre Dikbayır Köyü
İlköğretim Okulunun 1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebi ile
eğitim-öğretime kapalı olduğunun belirtildiği; bu bağlamda, aralarında
başvurucunun da bulunduğu Dikbayır köyü halkının bir
kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayı
uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyle
anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya
yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararın, 5233
sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı
sonucuna ulaşıldığı ve başvurucunun davasının reddedildiği görülmüştür.
Mahkemenin davanın reddi yönündeki bu hükmü temyiz incelemesi neticesinde
kesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun anılan iddiaları bakımından derece
mahkemesi kararlarında açık bir keyfilik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
36. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen
iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi
kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik
de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
37. Öte yandan başvurucunun, ilgili yerde yaşanan terör olayları
nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını ve mülklerine erişiminin engellendiğini
belirterek, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının yargılamanın sonucuna
dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan
değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 30-36) başvurucunun delillerini ve
iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin olarak katılma imkânınınelinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığı
anlaşılan somut yargılama faaliyetinin, adil yargılanma hakkının gereklerine
uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet hakkının
ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir
(Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263,
26/6/2014, § 43).
e. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü
giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama
prosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle, makul sürede
yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari
yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki
iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu
konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile
davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde
Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak,
uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle
yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz
yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede
yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,
6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,
B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal
Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha
uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir
kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,
B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine
karar verebilir.”
41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucu
tarafından 3/7/2006 tarihinde Komisyona yapılan müracaat sonrasında, 5233
sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca bir kısım işlemlerin yapılması akabinde
27/1/2011 tarihinde talebin reddedildiği, belirtilen karar aleyhine 18/8/2011
tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucunun temyiz talebinin
Danıştay Onbeşinci Dairesinin 23/1/2013 tarihli ilamı
ile tamamlandığı, toplamda geçen 6 yıl 7 aylık sürede uyuşmazlığın karara
bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına
atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından
farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresinin
makul olduğu sonucuna varılmıştır.
42. Açıklanan nedenlerle makul sürede yargılanma hakkına yönelik
açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal
edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama
giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı
anlaşıldığından ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun
339. maddesi uyarınca tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 198,35 TL
harçtan ibaret yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE
14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.