
Esas No: 2015/13350
Karar No: 2015/13350
Karar Tarihi: 17/4/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
EROL AKSOY BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/13350) |
|
Karar Tarihi: 17/4/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Özgür DUMAN |
Başvurucu |
: |
Erol AKSOY |
Vekilleri |
: |
Av. Ahmet MUTLU |
|
|
Av. Fatma KARA ODABAŞI |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru bir bankaya el konulması sürecinde yapılan protokole
uyulmadığı gerekçesine dayalı olarak başvurucunun mal varlığı hakkında haciz ve
satış işlemleri yürütülmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. 2015/13350 numaralı bireysel başvuru ile farklı tarihlerde
yapılan 2015/13657 ve 2016/9457 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden
hukuki irtibatlarının bulunması nedeniyle 2015/13350 numaralı bireysel başvuru
dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine
karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmeyeceğini
bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın Arka Planı
9. Denizli"de 1927 yılında kurulan İktisat Bankası A.Ş. (Banka)
1984 yılında başvurucu ve ailesi tarafından satın alınmıştır. Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) 15/3/2001 tarihinde bu Bankanın yönetimi
ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmesine karar
vermiştir. Kararın gerekçesinde şu tespitlere yer verilmiştir:
i. Banka kaynaklarının, Bankanın emin bir şekilde çalışmasını
tehlikeye düşürecek şekilde hissedarlarının oluşturduğu sermaye grubuna
aktarıldığı belirtilmiştir.
ii. Ayrıca Banka zararının özkaynakları
aşarak yabancı kaynaklara sirayet ettirildiği vurgulanmıştır.
iii. Son olarak Bankanın mali bünyesindeki zafiyetin,
taahhütlerini karşılayamayacak boyutlara ulaştığına ve faaliyetine bu haliyle
devamının mevduat sahiplerinin haklarını ve mali sistemin güven ve istikrarını
tehlikeye düşürdüğüne işaret edilmiştir.
10. TMSF Fon Kurulunun 23/3/2006 tarihli kararı doğrultusunda
başvurucunun grup şirketleri ile 9/5/2006 tarihinde Borç Tasfiye Protokolü (Protokol) düzenlenmiştir. Bu Protokol"ü başvurucu da bizzat borçlu
sıfatıyla imzalamıştır. Protokol"e göre 31/10/2005 tarihi itibarıyla Fon
bankalarına olan 1.035.325.865 Amerikan doları (dolar) nakdi ve 12.932.875
dolar gayrinakdi grup borcunun on iki yılda ödenmesi
öngörülmüştür. Protokol"ün "Açılmış
dava ve takipler" kenar başlıklı 8. maddesinde, borçlular
tarafından Protokol hükümlerine uyulduğu sürece daha önce açılan takiplerin
işlemde kalmasını sağlamak amacıyla usuli işlemler
dışında başkaca bir işlem yapılmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Protokol"ün 9.
maddesinde ise temerrüt koşullarına yer verilmiştir. Yine Protokol"ün 14.
maddesinde de şu hükme yer verilmiştir: "Protokol"ün
hiçbir hükmü borcun yenilenmesi (tecdidi) ... anlamında yorumlanamaz."
11. Fon Kurulu 3/4/2008 tarihinde söz konusu Protokol"ün kamu
alacaklarının tahsili açısından ileriye yönelik olarak ilave bir yarar
sağlamayacağını tespit ederek Protokol"ün temerrüde ilişkin hükümlerinin
uygulanmasına karar vermiştir. Fon Kurulu bu kapsamda Erol Aksoy Grubuna dâhil
tüm gerçek ve tüzel kişi borçlular hakkında yasal takip işlemlerine ve borçlu
gruba ait ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alanına varlıkların satışına
devam edilmesine karar vermiştir. Kararda, borçlu grubun Protokol"de belirtilen
31/3/2007, 30/6/2007 ve 30/9/2007 tarihlerine ait 40.000.000 dolar tutarındaki
taksitlerin 33.416.303 dolar tutarındaki kısmının hâlen ödenmediği
belirtilmiştir. Ayrıca Protokol"de yer alan çok sayıda taahhüt ve edimlerinin
yerine getirilmediği vurgulanmıştır.
B. İstanbul 6. İdare
Mahkemesinde Görülen Dava Süreci
12. TMSF başvurucunun hissedarı olduğu S.T. Pazarlama Turizm
Otelcilik İnşaat ve Ticaret A.Ş.nin mülkiyetinde
bulunan İzmir"in Menderes ilçesine bağlı Görece köyünde bulunan 1515, 1782 ve
1784 parsel sayılı taşınmazların satışının yapılmasına karar vermiş ve
14/10/2008 tarihinde de ihale işlemleri yapılmıştır.
13. Başvurucu iptal istemiyle 15/12/2008 tarihinde İstanbul 6.
İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 6/5/2009 tarihinde dava konusu
taşınmazların satışa çıkarılması işleminin mi yoksa yapılan ihale işleminin mi
iptalinin istenildiğinin belirli olmadığı gerekçesiyle dilekçenin reddine karar
vermiştir.
14. Başvurucu 10/7/2009 tarihinde yeniden dava dilekçesi
vermiştir. Dava dilekçesinde taşınmazların satışa çıkarılması kararı ile satış
işleminin iptali istenilmiştir. Mahkeme 28/7/2010 tarihinde davanın reddine
karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, 3/4/2008 tarihli Fon Kurulu kararının 19/6/2008
tarihinde tebliğ edildiği, buna karşın davanın ise 15/12/2008 tarihinde
açıldığı belirtilerek davanın bu kısmının süre aşımı yönünden incelenmesinin
mümkün olmadığı vurgulanmıştır. Mahkeme diğer yandan idareye devredilen
bankalardan kullanılan ve vadesinde ödenmeyen kredilerin bu bankaların devriyle
birlikte kamu alacağı niteliği kazanacağını, bu sebeple davalı idarenin bu
alacakları 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil yetkisinin olduğunu belirtmiştir.
Mahkemeye göre tahsil edilemeyen kamu alacağının başvurucunun hissedarı olduğu
şirketin mülkiyetinde bulunan taşınmazların satışının yapılması işleminde
hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
15. Temyiz edilen karar Danıştay Onüçüncü
Dairesince 10/6/2011 tarihinde bozulmuştur. Kararın gerekçesinde, davanın süre
aşımı yönünden reddine ilişkin kararda isabet görülmediği, bu gerekçeye göre
satış işlemleri yönünden de ayrıca bir karar verilmesi gerektiği
belirtilmiştir.
16. Mahkeme 30/1/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
Kararın gerekçesinde, dava konusu 3/4/2008 tarihli Fon Kurulu kararının
kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla imzalanan Protokol"e davacının
uymaması sonucu tesis edildiği, dolayısıyla bu işlem yönünden hukuka aykırılık
bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca bozma öncesi verilen kararda
belirtilen gerekçeleri yineleyerek kamu alacağının tahsili amacıyla
taşınmazların satışı işlemlerinin yapılması yönünden de hukuka aykırılık
bulunmadığı sonucuna varmıştır.
17. Temyiz edilen karar Daire tarafından 22/4/2014 tarihinde
onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairece 4/6/2015 tarihinde
reddedilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 7/7/2015 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
18. Başvurucu 6/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. İstanbul 1. İdare
Mahkemesinde Görülen Dava Süreci
19. Başvurucu 9/5/2006 tarihli Protokol"e konu alacağın 6183
sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilemeyeceğini belirterek buna göre
başlatılan takiplerin durdurulması için 17/12/2010 tarihinde TMSF"den talepte bulunmuştur. Başvurucunun talebine
süresinde cevap verilmemiştir.
20. Başvurucu bu idari işleme karşı İstanbul 1. İdare
Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 3/10/2013 tarihinde davanın reddine
karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun Protokol"den kaynaklanan
edimlerini yerine getirmediği hususunun İstanbul 6. İdare Mahkemesinin
kesinleşen kararı ile sabit olduğuna vurgu yapılmıştır. Mahkeme bu sebeple
davalı TMSF tarafından tahsil edilmesi gereken alacakların bankacılık
mevzuatındaki ilgili hükümlere göre 6183 sayılı Kanun uyarınca tahsil edilmesi
gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme ayrıca borcun yenilendiği, bu yüzden kamu
borcu bulunmayıp sözleşmeye dayalı yeni bir borcun mevcut olduğu yönündeki
itiraza ise söz konusu Protokol"de borcun yenilendiğine dair herhangi bir
ibareye yer verilmemiş olduğu için itibar edilemeyeceğini açıklamıştır. Kararda
borcun bir şekilde tahsil edilebilmesi için taraflarca akdedilen ve aslında borcun
ödenmesi için başvurucuya belirli imkânlar tanıyan protokolün imzalanmasının
borcun kamu borcu niteliğini değiştirmeyeceği vurgulanmıştır.
21. Temyiz edilen karar Daire tarafından 13/5/2014 tarihinde
onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairece 4/6/2015 tarihinde
reddedilmiştir.
22. Nihai karar başvurucu vekiline 9/7/2015 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
23. Başvurucu 10/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
D. İstanbul 9. İdare
Mahkemesinde Görülen Dava Süreci
24. Başvurucu grup şirketlerine el konulmasına ilişkin bütün
işlemlerin iptali istemiyle 18/11/2008 tarihinde TMSF aleyhine İstanbul 9.
İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
25. Mahkeme iptali istenen idari işlemlerin açık bir şekilde
belirtilmesi gerektiğine vurgu yaparak 8/1/2009 tarihinde dava dilekçesinin
reddine karar vermiştir.
26. Başvurucu bu defa 18/3/2009 tarihinde yeniden dilekçe
vererek grup şirketlerine el konulmasına ilişkin 18/9/2008 tarihli Fon Kurulu
kararının iptalini talep etmiştir. Dava dilekçesinde; Fon Kurulu kararının
kendisine tebliğ edilmediği, Protokol"e uygun ödeme tekliflerinin TMSF
tarafından reddedildiği ve Protokol hükümlerinin kendisi tarafından yerine
getirildiği hâlde temerrüde düşmesinin sağlandığı iddialarına yer verilmiştir.
27. Mahkeme 6/10/2010 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
Kararın gerekçesinde, söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada
İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından anılan işlem açısından davanın süre
yönünden reddine karar verildiği belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca grubun
temerrüde düşmesi nedeniyle kamu alacağının tahsilinin etkin bir şekilde
sağlanabilmesi bakımından, başvurucunun şirketler grubuna dâhil 36 şirketinin
yönetiminin devir alınmasına ilişkin işlemde kamu yararına ve hukuka aykırılık
bulunmadığı sonucuna varmıştır.
28. Temyiz edilen hüküm Daire tarafından 27/12/2011 tarihinde
bozulmuştur. Bozma kararında, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin süre aşımı
yönünden verdiği kararın temyiz üzerine bozulmuş olması gerekçe gösterilmiştir.
TMSF tarafından yapılan karar düzeltme istemi Dairenin 4/7/2013 tarihli
kararıyla reddedilmiştir.
29. Bozma kararına uyan Mahkeme 30/9/2013 tarihinde davanın
reddine karar vermiştir. Mahkeme davaya konu Fon Kurulu kararının iptali
istemiyle açılan davada İstanbul 6. İdare Mahkemesinin süre aşımı yönünden
verdiği kararın bozulması üzerine yapılan yargılamada sonuç olarak davanın
reddine karar verildiğine dikkati çekmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun Fon
Kurulu kararının iptaline ilişkin olarak açtığı dava reddedildiğinden grubun
temerrüde düşmesi nedeniyle kamu alacağının tahsilinin etkin bir şekilde
sağlanabilmesi bakımından başvurucunun şirketler grubunda yer alan şirketlerin
yönetiminin devralınmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
30. Başvurucunun temyiz ettiği karar Daire tarafından 4/6/2015
tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin
16/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
31. Nihai karar başvurucu vekiline 18/4/2016 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
32. Başvurucu 18/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
33. 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga Bankalar Kanunu"nun
15. maddesinin (7) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:
"a) Fon, alacağının tahsili bakımından
yarar görmesi halinde ve Fona borçlu olup olmadıklarına bakılmaksızın;
hisseleri kısmen veya tamamen kendisine intikal eden bir bankanın yönetim ve
denetimine sahip olduğu iştiraklerinin, bu bankanın yönetim ve denetimini
doğrudan veya dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulunduran tüzel
kişi ortaklarının, gerçek ve tüzel kişi ortaklarının yönetim ve denetimini
doğrudan ya da dolaylı olarak tek başına veya birlikte elinde bulundurdukları
şirketlerin ortaklarının, bu şirketlerde sahip oldukları hisselerinin tamamına
ve/veya bir kısmına ilişkin temettü hariç, ortaklık hakları ile bu şirketlerin
yönetim ve denetimini devralmaya ve şirket ana sözleşmesinde belirlenen
yönetim, müdürler ve denetim kurulu üyelerinin sayılarıyla bağlı kalmaksızın ve
imtiyazlı hisselere dayanılarak atanıp atanmadıklarına bakılmaksızın görevden
almak ve/veya üye sayısını artırmak ve/veya eksiltmek suretiyle bu kurullara üye
atamaya yetkilidir...
b) Hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal
eden bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak tek başına
veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının veya yöneticilerinin, yönetim
kurulu, kredi komiteleri, şubeler, diğer yetkili ve görevliler aracılığıyla
veya sair suretlerle banka kaynaklarını ve varlıklarını doğrudan veya üçüncü
kişilere rehnetmek, teminat göstermek, ekonomik gücü
olmayan kişilere kredi vermek, karşılığında kredi temin etmek amacıyla kredi
kullandırmak, yurt içi veya yurt dışı banka ve malî kuruluşlar nezdinde depo
veya sair adlarla hesap açtırmak veya bu hesapları teminat göstermek ve sair
şekillerde kullanmak suretiyle veya başkaca dolanlı işlemlerle edindikleri veya
bu suretle üçüncü kişilere edindirdikleri para, mal, her türlü hak ve
alacakların temininde kullanılan banka kaynakları ve varlıkları nedeniyle doğan
alacak Fon alacağı sayılır. Bu alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Fon, bu para,
mal, her türlü hak ve alacaklara ihtiyati haciz koymaya, muhafaza altına almaya
ve bunlardan değeri Fon tarafından belirlenemeyenleri 213 sayılı Vergi Usul
Kanununun 72 nci maddesine göre kurulan takdir
komisyonlarının Fon tarafından belirlenecek kurum ve kuruluşlarca hazırlanacak
raporları da dikkate alarak tespit edeceği değeri üzerinden, alacağına ve/veya
bu bankaların Fon tarafından devralınan zararlarına mahsuben devralmaya
yetkilidir..."
34. 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu"nun
geçici 11. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunun yayımı tarihinden önce,
26.12.2003 tarihine kadar temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve
denetimi Fona intikal eden ve/veya bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul
etme izin ve yetkileri ilişkili Bakan, Bakanlar Kurulu veya Kurul tarafından
kaldırılarak tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen veya Fon tarafından tasfiye
işlemleri başlatılan bankalar hakkında başlatılan işlemler sonuçlanıncaya ve
her türlü Fon alacakları tahsil edilinceye kadar bu Kanunla yürürlükten
kaldırılan 4389 sayılı Kanunun 14, 15, 15/a, 16, 17, 17/a ve 18 inci maddeleri,
ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri ile geçici 4 üncü
maddesi hükümlerinin uygulanmasına devam edilir."
35. 6183 sayılı Kanun"un 74. maddesinin birinci fıkrası
şöyledir:
"Haczedilen her türlü mallar satılarak
paraya çevrilir."
36. 6183 sayılı Kanun"un 90. maddesinin birinci fıkrasının
ilgili kısmı şöyledir:
"Gayrimenkuller, satış komisyonlarınca
açık artırma ile satılır."
B. Uluslararası Hukuk
37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"ne (Sözleşme) ek 1 No.lu
Protokol"ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk
dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak
kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun
genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin
kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da
başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli
gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel
getirmez."
38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bankalara el konulması
ile bağlantılı şikâyetleri, bankaya el konulmasını kimi durumlarda mülkiyetten
yoksun bırakma sonucuna yol açsa dahi ülkedeki bankacılık sektörünü kontrol
etmek amacına yönelik bir tedbir niteliğinde olduğu gerekçesiyle mülkiyetin
kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural
çerçevesinde incelemiştir (Reisner/Türkiye, B. No: 46815/09, 21/7/2015, §
47; Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,
B. No: 6334/05, 23/10/2012, §§ 146, 147). Bununla birlikte AİHM"e
göre söz konusu müdahale Sözleşme"ye ek 1 No.lu
Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde belirtilen genel
ilke ışığında yorumlanmalıdır. Buna göre müdahalenin hukuka uygun olup
olmadığı, kamu yararına dayalı meşru bir amacının olup olmadığı ve başvurucunun
mülkiyet hakkı ile müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı
arasında adil bir denge sağlanıp sağlanmadığı belirlenmelidir (Reisner/Türkiye, § 47).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
40. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini
ileri sürmüştür.
41. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495
sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 25/7/2018 tarihli
ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle
Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
42. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya
da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat
Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
43. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)
kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya
da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği
iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara
ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve
ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama
kapasitesi olduğunu değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru
yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı
sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul
edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,
§§ 27-36).
44. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren
bir durum bulunmamaktadır.
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
46 Başvurucunun iddiaları özetle şöyledir:
i. Başvurucu öncelikle temerrüde düşmediğini, aksine TMSF"nin alacaklı temerrüdüne düştüğünü belirtmiştir.
Başvurucu buna karşın ilk taksit ve peşinat ödemelerini yaptığını ve daha önce
açtığı davalardan da feragat ettiğini, Protokol ile kararlaştırılan diğer
ödemelerin yapılabilmesi için uluslararası bir kredi kuruluşu ile anlaşma
sağladığını, ancak yaptığı tekliflere TMSF tarafından bir cevap verilmediğini,
yapılan başka bir teklifin de yine TMSF tarafından haksız yere reddedildiğini belirtmiştir.
Başvurucuya göre bu durum Fonun edim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve
Protokol hükümlerinin yerine getirilmesine engel olduğunu göstermektedir.
ii. Başvurucu Protokol hükümlerine göre satışları yapabilmek
için öncelikle şirketlerin kendisine devredilmesi gerektiğini öne sürmektedir.
Başvurucu buna rağmen söz konusu şirketlerin kendisine devredilmediğinden
yakınmıştır. Başvurucu şirketlerin kendisi tarafından işletilerek değerinin
arttırılması ve bu süreçte paraya çevrilerek kamu borcunun ödenmesi
amaçlandığına göre söz konusu şirketlerin devri sağlanmadan borcun ödenmesinin
beklenemeyeceğini ifade etmiştir.
iii. Başvurucu kesinleşmiş bir kamu alacağı bulunmadığı hâlde
açtığı davanın buna dayalı olarak gerekçesiz bir biçimde reddedildiğini
belirtmiştir. Başvurucu bu çerçevede İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinde
açılan davanın bekletici mesele yapılmamasını da eleştirmiştir. Başvurucu
uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine tabi bir sözleşme uyuşmazlığı olduğunun
Yargıtay 11. Hukuk Dairesince belirlendiğine vurgu yapmıştır.
iv. Başvurucu bu bağlamda ayrıca TMSF ile imzalanan Borç Tasfiye Protokolü"nün borcun
niteliğini değiştirdiğini, bu Protokol"ün bir sulh
sözleşmesi niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Buna göre söz konusu
Protokol"ün imzalanmasıyla hukuken borcun yenilendiği ve Fon alacağının artık
sözleşmeden doğan bir borç hâline geldiği ifade edilmiştir. Başvurucu
Protokol"de yer alan ve Protokol"ün hiçbir hükmünün tecdit (yenileme) olarak
nitelendirilemeyeceğine ilişkin hükmün Protokol hükümleri bir bütün olarak gözönünde bulundurulduğunda hukuken geçersiz olduğunu
belirtmiştir.
v. Başvurucu Protokol konusu borçların artık bir sözleşme borcu
hâline geldiği için 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre değil 2004 sayılı İcra
ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca takip edilebileceğini vurgulamıştır.
iv. Başvurucu ayrıca bilirkişi incelemesi yapılmaksızın
başvurucunun temerrüde düştüğünün kabul edilemeyeceğini, bunun ilgili usul
kurallarına aykırı olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca henüz kesinleşmemiş
yargı kararına dayalı olarak davasının reddedilmesinden yakınmıştır.
47. Başvurucu sonuç olarak adil yargılanma ve mülkiyet
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
48. Anayasa’nın
"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,
mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz.”
49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal
edildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun bankanın yönetimine ve
denetimine el konulması sonrası düzenlenen protokol çerçevesinde
yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesine dayalı olarak kamu
alacaklarının tahsili usulüne göre şirketlerine ait mal varlığının satışına
yönelik işlemler esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirmektedir. Bu
doğrultuda başvurucunun belirttiği yargılamaya ilişkin şikâyetlerin mülkiyet
hakkının usul boyutu yönünden değerlendirilebileceği gözetildiğinde
başvurucunun söz konusu şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlali iddiası
kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan
mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün Varlığı
51. Anayasa"nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet
hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal
varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).
Somut olayda başvurucunun hissedarı ve hâkim ortağı olduğu şirketler grubu ile
TMSF arasında 9/5/2006 tarihli Protokol
imzalanmıştır. Bu Protokol hükümleri uyarınca yükümlülüklerin yerine
getirilmediği gerekçesiyle Fon Kurulu tarafından 3/4/2008 tarihinde Protokol"ün
temerrüde ilişkin hükümlerinin yerine getirilmesine ve bu çerçevede 6183 sayılı
Kanun hükümlerine göre borçlu şirketler grubuna ait varlıkların satışına karar
verilmiştir. Başvurucu da gerek bu karara gerekse de karar uyarınca şirketler
grubuna ait üç taşınmazın satışına yönelik olarak çeşitli davalar açmış, bu
davalar sonrasında bireysel başvuruda bulunmuştur. Buna göre başvurucunun
anılan şirketler grubunun hâkim ortağı olduğu, söz konusu Protokol"de bizzat
borçlu sıfatıyla imzasının bulunduğu, bu davaların başvurucu tarafından
açıldığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla başvurucunun gerek bizzat borçlu
sıfatıyla imzaladığı Protokol nedeniyle sorumlu tutulduğu mal varlığı yönünden
gerekse de hâkim ortağı olduğu şirket payları sebebiyle şirket mal varlığı
yönünden Anayasa"nın 35. maddesi anlamında korunması gereken bir menfaatinin
olduğu açıktır.
ii. Müdahalenin Varlığı ve
Türü
52. Başvuruya konu olayda başvurucunun ve başvurucunun hâkim
ortağı olduğu şirketler grubunun TMSF ile imzalanan Protokol hükümlerinin
gereğini yerine getirmediği tespit edildiği için 6183 sayılı Kanun hükümlerine
göre takip işlemlerine başlanmıştır. Bu takip işlemleri sürecinde şirketler
grubuna ait ticari ve iktisadi bütünlük kapsamına alınan varlıkların satış
işlemlerine devam etme kararı alınmıştır. Başvurucunun ve hâkim ortağı olduğu
grup şirketlerinin mal varlığı hakkında takip işlemleri yürütülerek satış
işlemleri yapılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur.
53. Kamu alacaklarının tahsilini ve bunların ödenmesini güvence
altına almaya yönelik müdahalenin, takip ettiği amaç dikkate alındığında
mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi yetkisi
kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
iii. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
54. Anayasa"nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
55. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak
olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla
sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken
temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri
düzenleyen Anayasa"nın 13. maddesinin de gözönünde
bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin
Anayasa"ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı
amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:
2014/1546, 2/2/2017, § 62).
(1). Kanunilik
56. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi
gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit
edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının
ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,
müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun
hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye
İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,
B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
57. Başvurucu müdahalenin kanuni bir dayanağı olmadığını öne
sürmektedir. Başvurucu bu bağlamda özellikle TMSF ile imzalanan Protokol ile
birlikte borcun niteliğinin değiştiğini, bu Protokol"ün bir sulh sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve
borcun yenilenmesi sonucunu
doğurduğunu belirterek özel hukuk hükümlerinin uygulanması gerektiğine vurgu
yapmaktadır. Başvurucu buna göre kamu alacaklarının tahsili hakkındaki 6183
sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve satış işlemlerinin yapılamayacağını savunmaktadır.
58. Başvurucu bu iddialarını derece mahkemeleri önünde de dile
getirmiştir. İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 3/10/2013 tarihli kararında, borcun
yenilenmesinden söz edebilmek için tarafların bu yöndeki iradesinin açıkça
ortaya konması gerektiği, ancak olayda ise Protokol"de böyle bir hükme yer
verilmediği belirtilmiştir. Mahkemeye göre taraflarca akdedilen ve aslında
borcun ödenmesi için belirli imkânlar tanıyan Protokol"ün imzalanması borcun
kamu borcu niteliğini değiştirmemektedir. Danıştay Dairesi de hükmü onamak
suretiyle bu yorumu benimsemiştir. Bunun yanında derece mahkemeleri 5411 sayılı
Kanun"un geçici 11. maddesinin birinci fıkrası ile atıfta bulunduğu 4389 sayılı
mülga Kanun"un 15. maddesinin (7) numaralı fıkrasındaki düzenlemelere işaret
etmişlerdir. Buna göre anılan kanun hükümleri uyarınca söz konusu borcun kamu
borcu niteliğinde olduğu ve 6183 sayılı Kanun"a göre takip ve satış
işlemlerinin yapılabileceği tespit edilmiştir.
59. Taraflar arasındaki Protokol"ün 9. maddesinde, bu protokoldeki
hiçbir hükmün borcun yenilenmesi anlamında yorumlanamayacağı yönünde bir
maddeye yer verildiği başvurucu tarafından da kabul edilmektedir. Dolayısıyla
derece mahkemelerinin kararlarının keyfî veya öngörülemez olmadıkları
anlaşılmaktadır. Bu durumda ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir olduğunda
kuşku bulunmayan 5411 sayılı Kanun"un geçici 11. maddesinin birinci fıkrası ile
atıfta bulunduğu 4389 sayılı mülga Kanun"un 15. maddesinin (7) numaralı fıkrası
ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olan müdahalenin kanuni bir dayanağının
olduğu sonucuna varılmıştır.
(2). Meşru
Amaç
60. Kamu borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınması
ve bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun geniş
bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda kişilerin kamuya olan borçlarının
tahsili için mal varlığının haczedilerek satış işlemlerinin yapılmasında kamu
yararına dayalı meşru bir amacın olduğu açıktır (benzer yöndeki
değerlendirmeler için bkz. İlyas Yılmaz,
B. No: 2015/1927, 22/3/2018, § 61).
(3). Ölçülülük
(a) Genel
İlkeler
61. Son olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin
ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
62. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,
gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden
oluşmaktadır. Elverişlilik
öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli
olmasını, gereklilik ulaşılmak
istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif
bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile
ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini
ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,
27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §
38).
63. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının
sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları
arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun
şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş
olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir
taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin
niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate
alacaktır (Arif Güven, B. No:
2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
64. Anayasa"nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden
söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda
korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da
ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da
makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu
makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması
güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak
yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §
36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:
2013/3044, 17/12/2015, § 71).
(b) İlkelerin
Olaya Uygulanması
65. Somut olayda kamu borcunun tahsili amacıyla takip
işlemlerinin yapılarak taşınmazların satılmasının ulaşılmak istenen kamu yararı
amacını gerçekleştirmeye elverişli
ve bu amaç doğrultusunda gerekli
olduğu tartışmasızdır. Ancak bunun yanında müdahalenin orantılı olup olmadığı
da tartışılmalıdır.
66. Bu bağlamda ilk olarak mülkiyet hakkının gerektirdiği usul
güvencelerinin yerine getirilip getirilmediği incelenmelidir. Başvurucu derece
mahkemelerinin kararlarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındaki görevi -kural olarak- yargı
kararlarının hukuka aykırı olup olmadığını denetlemek değildir. Buna göre
açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece ilgili
hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesi görevi derece
mahkemelerine aittir.
67. Her ne kadar başvurucu temerrüde düşmediğini, aksine
idarenin temerrüde düştüğünü belirtmekte ise de Fon Kurulu tarafından verilen
18/9/2008 tarihli kararda başvurucunun 9/5/2006 tarihli Protokol gereği ödemesi
gereken üç adet taksit tutarının tamamını yerine getirmediği gerekçesine dayalı
olarak temerrüt hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir. Başvurucu,
Protokol hükümlerinin gereği olarak söz konusu taksit tutarlarını zamanında
yatırdığına dair herhangi bir bilgi veya belge sunamadığı gibi esas itibarıyla
bu hükümlerin gereğinin yerine getirilmesi için yaptığı yeni tekliflerin kabul
edilmediğinden yakınmaktadır. Ancak idarenin bu yeni teklifleri kabul etme
zorunluluğu olduğunu gösterir herhangi bir olguya ise dayanılmamıştır.
Başvurucu bunun yanında şirketlerin yönetiminin devri hâlinde ancak Protokol
hükümlerine göre borcun ödenebileceğini ifade etmişse de idarenin Protokol
çerçevesinde böyle bir yükümlülüğü olduğunu açık olarak gösterememiştir.
68. Başvurucu söz konusu kararların yeterli bir gerekçe
içermediğinden yakınmış ise de sonuca etkili olabilecek hangi iddia ve
itirazının makul bir biçimde karşılanmadığını somut bir biçimde
gösterememiştir. Nitekim derece mahkemelerinin kararlarında makul ve yeterli
gerekçelerin mevcut olduğu görülmektedir.
69. Başvurucu ayrıca temerrüde düşüp düşmediğinin hesap
gerektirdiğini, bunun ise ancak bilirkişi marifetiyle açıklığa
kavuşturulabileceğini vurgulamıştır. Bununla birlikte temerrüt olgusunun somut
olay bağlamında hesaplama yapılmasını gerektirmediği, hâkimin hukuk bilgisiyle
çözülebilecek konularda da bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı
dikkate alınmalıdır.
70. Başvuruya konu olayda da başvurucu iddia ve itirazlarını
vekili aracılığıyla derece mahkemeleri önünde dile getirebilmiş ve delillerini
sunabilme olanağı bulabilmiştir. Derece mahkemeleri de bu iddia ve itirazları
ilgili hukuk kuralları doğrultusunda yorumlamışlar ve yukarıda da değinildiği
üzere müdahalenin kanuni bir dayanağı bulunduğunu keyfî olmayacak bir şekilde
belirlemişlerdir (bkz. §§ 57-59).
71. Nihayet başvurucunun idare tarafından kamu alacağının
tahsili çerçevesinde alacak miktarını aşan şekilde haciz veya satış işlemleri
yapıldığı yönünde bir şikâyeti ise bulunmamaktadır. Dolayısıyla koruduğu hukuki
menfaat olan alacak miktarına göre satış işlemlerini de içeren takip sürecine
ilişkin müdahalenin orantısız olduğu ortaya konulamamıştır.
72. Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan
müdahalenin kamu yararı ile karşılaştırıldığında başvurucuya şahsi olarak aşırı
bir külfet yüklemediği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının
korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil denge bozulmamış olup
müdahale ölçülüdür.
73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence
altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.