
Esas No: 2013/6071
Karar No: 2013/6071
Karar Tarihi: 14/4/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NEBİYE MERTTÜRK VE NESLİHAN UYANIK BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/6071) |
|
Karar Tarihi: 14/4/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Alparslan
ALTAN |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
Raportör Yrd. |
: |
Gizem Ceren
DEMİR KOŞAR |
Başvurucular |
: |
Nebiye
MERTTÜRK |
|
|
Neslihan
UYANIK |
Vekili |
: |
Av. Deniz
ÖZBİLGİN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı koruması olarak
görev yapan şahıslarca darbedilme, kapalı bir mekânda
alıkonulma ile anılan iddialara yönelik etkili soruşturma yapılmaması ve
gerçekleştirilen protestodan dolayı kamu davası açılması nedenleriyle işkence
ve kötü muamele yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ile
etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/4/2014 tarihinde,
başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/4/2014 tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2015 tarihinde, başvurunun
kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar
verilmiştir.
6. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 31/7/2015 tarihinde Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş
17/8/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular,
Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 31/9/2015tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. 2/6/2012 tarihinde
başvurucular, Ankara ili Kızılay mevkii İzmir Caddesi"nde gördükleri Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanı"nın yakın tarihte yapmış olduğu kürtaj konusundaki
açıklamalarını protesto etmek amacı ile kendisine tepkilerini dile getiren
sözler söyleyerek yumurta atmışlardır.
9. Belediye Başkanı cadde
üzerinde bulunan bir mağazaya girmiş, Belediye Başkanı"nın yanındaki kişilerce
başvuruculara müdahale edilmiştir.
10. Soruşturma dosyası
içinde mevcut olan kamera görüntülerinden tespit edildiği üzere protestonun
başlaması üzerine Belediye Başkanı mağazaya girmiş, Başkan"ın peşinden mağazaya
girmeye çalışan protestocular kafalarına vurularak ve ittirilerek
uzaklaştırılmaya çalışılmışlardır. Başvurucular üç kişi tarafından kollarından
çekilmek suretiyle mağaza içine sokulmuş, Belediye Başkanı ise mağazanın alt
katına inmiştir. Başvurucular, Belediye Başkanı"nın kadınlara yönelik
söylemlerini eleştiren beyanlarına karşı sözlü olarak protestoya devam etmek
istemiş, İ.A ve S.S. tarafından kendilerine müdahale edilmiştir. Başvurucu
Neslihan Uyanık uzun süre kolu arkaya bükülerek tutulmuş, zaman zaman
konuşmaması için ağzı kapatılmıştır. Başvurucu Nebiye Merttürk
ise ensesinden ve bileklerinden tutulmuş, yerde oturur vaziyetteyken
omuzlarından bastırılmış ve nefes almasını oldukça güçleştirecek şekilde ağzı
kapatılmıştır. Başvurucular bir süre sonra mağazanın alt katında bulunan bir
odaya götürülmek istenmiş, direnmelerine karşın zor kullanılarak alt kata indirilmiş
ve odaya sokulmuşlardır. Kamera görüntülerinden odanın koşulları ve
başvurucuların ne kadar süre oda içinde tutuldukları tespit edilememektedir.
Kamera görüntülerinde yer almamakla birlikte başvurucuların bir süre sonra
polise teslim edilerek polis merkezine götürüldükleri ve haklarında gözaltı
işlemi uygulandığı anlaşılmaktadır.
11. Başvuruculardan
Nebiye Merttürk"ün olay günü saat 18.00 sıralarında
düzenlenen adli muayene raporunda Nebiye Merttürk"te
her iki kol ve el bileğinde morarma ve tırnak izleri, her iki bacakta morarma
ve ezilme, her iki el üzerinde tırnak izleri mevcut olduğu belirtilmiştir.
12. Neslihan Uyanık"ta
ise sol omuzda ve her iki kolda kızarmalar, boyunda tırnak izleri ve kızarıklık
mevcut olduğu tespit edilmiştir.
13. Olaya ilişkin Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada müşteki/şüpheli
olarak ifadesi alınan başvurucular; yumurta atmaya çalıştıkları sırada müdahale
eden koruma görevlilerinin kendilerini darp ve tehdit ettiklerini, mağazanın
penceresiz ve küçük bir odasında yaklaşık iki saat alıkonulduklarını belirterek
şikâyetçi olmuşlardır.
14. Belediye Başkanı"nın
yakın koruması olarak görev yapan Koruma Şubeye bağlı polis memuru İ.A. Cumhuriyet
Savcısı tarafından şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde özetle olay günü İzmir
Caddesi"nde kalabalık bir grubun Başkan"a yönelik tehditler savurduğunu ve üç
kişinin Başkan"ın üzerine yürüyerek ellerindeki yumurtaları Başkan"a atmaya
başladıklarını, kendilerinin Başkan"ın önüne geçerek onu cadde üzerindeki bir
mağazaya soktuklarını, kalabalığın da peşlerinden mağazaya girdiğini, iki
kişiyi ellerinden ve ağızlarından S.S. ile tuttuklarını, takviye polis
çağırdığını, anılan iki kişiyi polisler gelene kadar mağazanın içinde
beklettiklerini ve polisler geldiğinde bu kişileri polislere teslim ettiklerini
belirtmiştir.
15. Başkan"ın sivil
koruması olduğunu beyan eden ASKİ işçisi S.S. Cumhuriyet savcısı tarafından
şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde, özetle olay günü resmî koruma İ.A. ile
Başkan"ı korumak amacıyla yumurta atan üç kadını tuttuklarını, kendisinin
tutmuş olduğu kadının Başkan"a hakaret etmesi nedeniyle ağzını, yumurta
atmaması için de kollarını tuttuğunu, polisler geldiğinde kadınları polise
teslim ettiklerini, iki saat bekletme ya da tehdit etme gibi iddiaların doğru
olmadığını belirtmiştir.
16. Başvurucularla
birlikte mağaza içine alınmış ve bekletilmiş olan E.D. polis merkezinde ve
Cumhuriyet savcısı tarafından alınan ifadesinde özetle 2/6/2012 tarihinde saat
15.15"te üyesi olduğu siyasi partinin daha önceden planlanmış olan toplantısına
katılmak üzere İzmir Caddesi üzerinden Necati Bey Caddesi"ne yürümekte iken
İzmir Caddesi üzerinde bir grup erkeğin toplandığı alanda çığlık sesleri
duyması üzerine gidip baktığını, iki genç kadının bu erkek grubu tarafından darbedildiğini ve kadınların saçlarından sürüklendiğini gördüğünü,müdahale etmek istediğinde kendisini de
yakasından tutarak çektiklerini, elini ve kolunu tutarak hakaret ettiklerini,
kendilerini mağazanın içine soktuklarını, içlerinden birinin diğer iki kadını "Melih Gökçek benim babam, onun için sizi
gözümü kırpmadan öldürürüm, siz nasıl ona yumurta atarsınız, benim
babama?" diyerek darbettiğini,
toplantıya geç kalması nedeniyle Partiden arayan arkadaşlarına durumu anlatması
üzerine olay yerine yakın olan toplantı yerindeki arkadaşlarının kendisine
yardım etmek için gelmiş olduklarını sonradan öğrendiğini, polislerin olay
yerine gelmesiyle diğer iki kadını ve kendisini alıp polis merkezine
götürdüklerini beyan etmiştir.
17. Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığının 6/3/2013 tarihli ve S.2012/71087 sayılı kararı ile
başvurucuların şikâyetine ilişkin olarak "korumalar
S. ve İ "nin saldırı eylemini bertaraf etme bilinci
ile hareket ettikleri kasten yaralama kastlarının olmadığı tehdit veya hakaret
ettiklerine ilişkin müştekilerin soyut iddialarından başka delil elde
edilemediği gibi kişi hürriyetinden yoksun kılma iddialarının da şüphelileri
polise teslim etmek için bekletme eyleminden ibaret olduğu, 518(8) sayılı
yasanın 7/c-j maddesi uyarınca özel güvenlik görevlilerinin CMK 90 ve 168
maddeleri uyarınca yakalama ve tedbirlere uymayanlara kaşı zor kullanma
yetkilerinin olduğu" gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına
karar verilmiştir. Başvurucular hakkında ise mala zarar verme, birden fazla
kişi ile tehdit ve hakaret suçları isnadıyla dava açılmıştır.
18. Başvurucuların
kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı yaptıkları itiraz, Sincan 2. Ağır Ceza
Mahkemesinin 14/5/2013 tarihli ve 2013/1509 Değişik İş sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
19. İtirazın reddine dair
karar 2/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucular 1/8/2013 tarihinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Yürütülen
kovuşturmada ise Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/1/2014 tarihli ve
E.2013/805, K.2014/1126 sayılı kararıyla başvurucular hakkında olası kastla
mala zarar vermeye teşebbüs suçundan her biri için 500 TL adli para cezasına,
birden fazla kişi ile tehdit ve hakaret suçlarından toplam 2 yıl 7 ay hapis
cezasına hükmedilmiş; cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Başvurucular
temyiz isteminde bulunmuş olup dosyanın Yargıtaydaki
incelemesi devam etmektedir.
B. İlgili Hukuk
21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Zor kullanma yetkisine sahip kamu
görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevin in gerektirdiği
ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin
hükümler uygulanır.”
22. 5237 sayılı Kanun’un 86. maddesi şöyledir:
“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya
sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan
üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki
etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması
halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir
yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz
kötüye kullanılmak suretiyle,
…
işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların
İddiaları
24. Başvurucular Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı"na kürtaj
konusundaki açıklamaları nedeniyle tepkilerini göstermek istedikleri sırada
Başkan"ın yanındaki şahıslarca darbedildiklerini,
kapalı bir mekânda alıkonulduklarını, anılan iddialara yönelik etkili
soruşturma yapılmadığını ve eleştirileri nedeniyle aleyhlerinde kamu davası
açıldığını belirterekişkence ve kötü muamele yasağı,
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ile etkili başvuru
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; soruşturmanın yenilenmesi ve
manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların etkili başvuru hakkı ile kişi
hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlaline yönelik iddiaları işkence ve kötü
muamele yasağı kapsamında değerlendirilmiş olup ifade özgürlüğünün ihlaline
yönelik iddialar ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
a. İfade Özgürlüğünün
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucular, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı"nın kürtaj
meselesi hakkında yaptığı açıklamaları eleştirmek amacıyla dile getirdikleri
ifadeler nedeniylekamu davası açılarak tehdit ve
hakaret suçlarından haklarında hapis cezasına hükmedilmesi nedeniyle ifade
özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
27. Bakanlık görüşünde ifade özgürlüğü kapsamında bireylerin
eleştiri yapma haklarının da koruma altına alındığı, kabul edilebilir eleştiri
sınırlarının politikacılar için daha geniş kabul edildiği, tepkilerini dile
getiren söylemlerinin ve yumurta atmaya çalışmalarının tehdit ve kamu
görevlisine hakaret suçunu oluşturduğu gerekçesiylebaşvurucular
hakkında her biri için 2 yıl 7 ay 20 gün hapis cezasına hükmedildiği, ayrıca
olası kastla mala zarar vermeye teşebbüs suçundan adli para cezası verildiği,
başvurucuların eylemlerinin eleştiri sınırı içinde kalıp kalmadığının
değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
28. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı
şöyledir:
" Başvuruda bulunabilmek için olağan
kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar
başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
" İhlale neden olduğu ileri sürülen
işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru
yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması
gerekir. "
30. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru
yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının
tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm
organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya
çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu
nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece
mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve
bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, § 16).
31. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia
edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde
başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun
ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek
için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca
başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve
süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu
konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı
zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş
olması gerekir (Ayşe Zıraman
ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
32. Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması
yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun
şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla
mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp bu yolların
uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının
kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,
B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
33. Başvuruya konu süreçte başvurucuların birtakım açıklamaları
nedeniyle tehdit ve hakaret suçunu işledikleri isnadıyla haklarında kamu davası
açılmış, İlk Derece Mahkemesi tarafından başvurucular hakkında 2 yıl 7 ay hapis
cezasına hükmedilmiş ve cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. Anılan karar,
başvurucular tarafından temyiz edilmiş olup temyiz incelemesinin devam ettiği
ve ifade özgürlüğüne müdahale oluşturduğu iddia edilen mahkûmiyetin
kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
34. Başvurucular hakkında yürütülen yargılamanın ve İlk Derece
Mahkemesi tarafından verilen hükmün, başvurucuların ifade özgürlüklerine
yönelik bir müdahale ve ihlal teşkil edip etmediğinin öncelikle temyiz merci
tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.
35. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. İşkence ve Kötü
Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence
ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
37. Başvurucular Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının yanındaki
şahıslarca darbedildiklerini, kapalı bir mekânda
alıkonulduklarını, anılan iddialara yönelik etkili soruşturma yapılmadığını
belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
38. Bakanlık görüşünde başvurucuların olay tarihinde adli
muayenelerinin yaptırıldığı ve birtakım yaralanmaların tespit edilmiş olduğu,
yakalama sırasında kullanılan gücün güç kullanımını gerektiren durum ile
orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, yapılan soruşturma
sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararında anılan yaralanmalara ve adli
muayene raporuna ilişkin bir açıklamaya yer verilmediği, başvurucuların
yakalanmalarının ardından genel kolluk birimine teslim edilmek üzere yaklaşık
iki saat süreyle bir odada kapalı tutuldukları, ayrıca saat 18.00 sıralarında
adli muayenelerinin yapılmasının ardından Cumhuriyet savcısı tarafından
ifadelerinin alınması maksadıyla bir gece nezarethanede tutuldukları
belirtilmiştir.
39. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında tanık
ifadesiyle desteklenen ölümle tehdit edilmeleri ve bir odada alıkonulmalarının
da işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini
belirtmişlerdir.
40. İncelemeye konu başvurunun esasına ilişkin değerlendirmenin
ancak etkili bir soruşturma yapılması sonucunda mümkün olacağı anlaşıldığından
başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü devletin etkili
soruşturma yapma usul yükümlülüğü ile sınırlı olarak incelenecektir.
a. Genel İlkeler
41. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı
kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul
yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal
saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa
cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır.
Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun
etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da
kurumlarının, karıştıkları olaylarda sorumlulukları altında meydana gelen
olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi
Demir ve diğerleri, 2013/293, 17/7/2014, § 110)
42. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişiler
tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde
bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması
hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin
temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel
yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili bir resmî soruşturmanın
yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve
cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,
sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet
görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan
kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).
43. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma
türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin
yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak
tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana
gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi
gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların
tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai
soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen
idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu
hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli
değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,
B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).
44. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve
manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını
ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini
sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması
yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve
diğerleri, § 56).
45. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve
cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.
Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma
makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine
yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele
iddialarının gerektirdiği soruşturma, bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde
yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle
öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını
temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
46. Şartlar ne olursa olsun yetkililer resmî şikâyet yapılır
yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü
muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler bulunduğunda soruşturma
açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız
biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün
olarak etkili olması gerekir (Tahir Canan,
§ 25).
47. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan
soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.
Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen
sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü
muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka
aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin
engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve
kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın
azami bir hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi
Demir ve diğerleri, § 117).
48. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muamele
iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan
sorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız
olmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal
bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir
(Cezmi Demir ve diğerleri,§ 119 ).
49. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi
varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili
bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini
sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması
yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle
ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak
usul yükümünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı
cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır.
b. İlkelerin Olaya
Uygulanması
50. Başvuruya konu olayda Cumhuriyet Savcılığı tarafından
başvurucular hakkında mala zarar verme, birden fazla kişi ile tehdit ve hakaret
suçlarından; şüpheli İ.A ve S.S. hakkında ise kasten yaralama ve kişi
hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından soruşturma yürütülmüş ve başvurucular
hakkında dava açılırken şüpheli İ.A. ve S.S. hakkında ek kovuşturmaya yer
olmadığı kararı verilmiştir.
51. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın gerekçesi,
müdahalenin saldırı eylemini bertaraf etmeye yönelik olduğu ve şüphelilerin
kasten yaralama kasıtlarının olmadığı 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel
Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun uyarınca özel güvenlik görevlilerinin yakalama
ve zor kullanma yetkilerinin olduğu yönündedir (bkz. § 17) .
52. Kovuşturmaya yer olmadığı kararında 5188 sayılı Kanun"a
atıfta bulunulmakla birlikte şüphelilerden İ.A.nın polis memuru olduğu anlaşılmakta, S.S.nin ise özel güvenlik statüsünde bulunduğuna ilişkin
soruşturma dosyasında bir belge ya da bilgiye rastlanmamaktadır.
53. Kuvvet kullanımının belirli koşullar ve sınırlar dâhilinde
gerçekleştirilmesi hâlinde hukuka aykırılık teşkil etmeyebileceği kabul
edilmekle birlikte (bkz. § 49) anılan koşullar ve sınırlar kolluk görevlileri,
özel güvenlik görevlileri ve vatandaş için farklılık arz etmektedir. Soruşturma
aşamasında öncelikle anılan şüphelinin hukuki statüsünün tespit edilerek zor
kullanma yetkisi bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
54. Zor kullanma yetkisinin tespiti hâlinde ise başvurucuların
sağlık raporuyla tespit edilen yaralanmaları ve kamera görüntüleri
doğrultusunda uygulanan kuvvetin yakalama/etkisiz hâle getirme amacıyla ve
başvurucuların saldırısı/direnişiyle orantılı olup olmadığı yönünde bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
55. Anılan yönde bir değerlendirme ancak somut olayın
özellikleri dikkate alınarak yapılabilecektir. Soruşturmanın etkililiğinden söz
edilebilmesi için somut olayın özelliklerinin tüm ayrıntılarıyla
değerlendirilerek zor kullanma koşullarının ve sınırlarının somut olaya
uygulanması gerekirken kovuşturmaya yer olmadığı kararında, başvurucuların adli
muayene raporlarında tespit edilen yaralanmalarına ve kamera görüntülerinden
tespit edilen eylemlere ilişkin bir değerlendirmenin söz konusu olmadığı
görülmektedir.
56. Soruşturma aşamasında ayrıca başvurucuların penceresiz ve
havasız bir odada iki saat alıkonulduklarına ilişkin iddiaları kapsamında,
anılan odanın koşulları ve başvurucuların ne kadar süre burada tutuldukları ile
anılan iddiaların kuvvet kullanımında sınırın aşılıp aşılmadığına ilişkin
yapılacak değerlendirmeye etkisine yönelik bir incelemenin yapılmadığı
anlaşılmaktadır.
57. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe
katılmamışlardır.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
58. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
59. Başvurucular, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali nedeniyle
soruşturmanın yenilenmesi ve her biri için 10.000 TL manevi tazminata
hükmedilmesi talebinde bulunmuşlardır.
60. Başvuru konusu olayda, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yargılamanın (soruşturmanın) yenilenmesine karar verilmesi, ayrıca
başvurucuların her birine net 5.000 TLmanevi tazminat
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet
ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü etkili
soruşturma yapma usul yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve Celal
Mümtaz AKINCI"nın karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların her birine net 5.000 TL manevi tazminat
ÖDENMESİNE; tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
14/4/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Bireysel başvuruya esas olayın hukuki tahlilinde, polis memuru
olan koruma görevlisinin (ve özel koruma olduğu öne sürülen bir çalışanın)
koruduğu kamu görevlisine karşı başvurucularca gerçekleştirilen ve adli yargı
yerince “kamu görevlisine karşı tehdit, hakaret ve mala zarar vermeye teşebbüs”
suçlarını oluşturduğu kabul edilerek neticeten 2’şer yıl 7’şer ay hapis ve
500’er TL adli para cezasına hükmedilen fiileri
önlemek amacıyla başvurucuların “yakalandığı” ve güvenlik görevlilerine teslim
edilene kadar bir müddet “alıkonulduğu” anlaşılmakla, incelemenin “yakalama”ve “polisin sahip olduğu zor kullanma yetkisi”
çerçevesinde incelenip bir sonuca gidilmesi gerekli bulunmaktadır.
“Yakalama” müessesesi dayanağını başta Anayasanın 19 ncu maddesinden almakta; Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK)
“Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler” başlıklı 90 ncu maddesi ise bu konudaki genel esasları düzenlemektedir.
Anılan maddenin başvuru konusu olay yönünden uygulanabilecek bölümleri
şöyledir:
“(1) Aşağıda belirtilen
hallerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
(a) Kişiye suçu işlerken rastlanması
•
•
•
(2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama
emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde;
Cumhuriyet Savcısına veya amirlerine derhal başvurma olanağı bulunmadığı
takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.
•
•
•
(5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya
ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet
Savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır…”
4.7.1934 tarih ve 2559 sayılı Polis Vazife Ve Salâhiyet
Kanununun (PVSK) 13, 16 ve Ek 6 ncı
maddesinde “Polis” in bir suçla karşılaşması halinde ne şekilde davranması
gerektiği keza yakalama ve zor kullanma yetkisi düzenlenmiş bulunmaktadır.
Anılan Kanunun 13 ncü maddesinde “Polis, A) Suçüstü
halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya
suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser emare veya delil
bulunan şüphelileri… eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına
alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar…”
denilmekte; aynı Kanunun “Zor ve silah kullanma” başlıklı 16 ncı maddesi “Polis, görevini yaparken direnişle
karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor
kullanmaya yetkilidir…” “hükmünü öngörmekte; anılan Kanunun “Adli görev ve
yetkiler” başlıklı Ek Madde 6’da ise“…Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya
şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde
kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar
gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal
gerekli tedbirleri alır…” denilmektedir. Benzer düzenlemeler 10.6.2004
tarih ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 7. ve 9.
maddelerinde de yer almaktadır.
Somut olayda, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun 20 nci maddesi ve bu kanuna dayalı
olarak çıkartılan Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nin ilgili hükümleri uyarınca
verilen
“koruma amaçlı” polis memuru tahsis edilen kişinin vücut
bütünlüğüne karşı başvurucularca vaki olduğu Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi
mahkûmiyet kararıyla kabul edilen fiiller nedeniyle koruma görevlilerinin
yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine uygun hareket ederek korunan kişiye
yönelen ve protesto/ifade özgürlüğü hudutlarını aşarak suç haline dönüşen
fiilleri önlemeye matuf olarak, “koruma, yakalama ve zor kullanma” yetkilerini
kullandıklarını, bu yetkilerini aştıkları ve “kötü muamele yasağı” kapsamında
bir tutum ve davranışları olduğu yolunda somut hiçbir delilin bulunmadığı,
başvurucularda doktor raporu ile belirlenen araz ve ekimozların
anılan yetkinin kullanımı ve zor kullanma esnasında oluştuğunun Cumhuriyet
Savcılığı tarafından da benimsendiği ve koruma görevlileri hakkında
Kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, anılan kararın metnine bu hususun
açıkça yazılmaması ve başvurucuların güvenlik görevlilerine teslim edilene
kadar muhafaza altına alındığı (alıkonuldukları) mağaza kamera kayıtlarının
dosyada mevcut olmasına karşın, karar metnine bunun izlendiği ve varılan sonuca
bu izlemenin menfi bir etkisinin olmadığının salt yazılmamasının Anayasanın 17.
Maddesinin 3. Fıkrasının öngördüğü “etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün
“ihlâline yol açamayacağı, verilen KYOK kararı ile bu karara karşı yapılan
itirazı reddeden Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesinin “itirazın reddi” yolundaki
kararının hukuki isabet taşıdığı, aksinin kabulü halinde “koruma görevlisi”
olarak görevlendirilen bu kişilerin korudukları şahsa vaki saldırı ve “vücut
bütünlüğüne yönelen davranışları defetme, alıkoyma ve zor kullanma” yetkilerini
kullandıkları için cezalandırılmaları gerektiği gibi hukukun asla tecviz
etmeyeceği bir sonucun hasıl olacağı, sonuç itibariyle başvuruda hak ihlâlini
gerektiren bir durumun bulunmadığı kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun Anayasanın
17. Maddesinin 3. Fıkrasının ihlâl edildiği yolundaki kararına katılmıyoruz.
Üye Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye Celal Mümtaz AKINCI |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.