
Esas No: 2013/6145
Karar No: 2013/6145
Karar Tarihi: 14/4/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HAKKİ ASLAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/6145) |
|
Karar Tarihi: 14/4/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Muammer
TOPAL |
Raportör Yrd. |
: |
Gökçe
GÜLTEKİN |
Başvurucu |
: |
Hakki ASLAN |
Vekili |
: |
Av.
Abdurrahman BAYAR |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör olayları nedeniyle köyün terk etmeye mecbur
kalınması sonucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden
Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun
kısmen kabul edilmesi üzerine imzalanan sulhnamede,
oluşan gerçek zararın eksik hesaplandığından bahisle açılan davanın süre
aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği
iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Van Bölge İdare Mahkemesi
vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/2/2016 tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nufüs
İdaresi Sistemi"nden yapılan sorgulama neticesinde başvurucunun bireysel
başvuru tarihinden önce 31/1/2012"de vefat ettiği tespit edilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu 5/12/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına
giren zararının karşılanması talebiyle Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna
(Komisyon) başvurmuştur.
7. 28/9/2009 tarihli ve 2009/1-23842 sayılı Komisyon kararında
"yapılan müracaatın incelenmesi sonucu, 4/10/2004 tarihli Yönetmelik
hükümlerinde belirtilen şartlara uygun olması nedeniyle müracaatçıya mal
varlığına ulaşamamadan oluşan toplam 9.463,57 TL tazminat ödenmesine, manevi
tazminata ilişkin talebin ise reddine" karar verilmiştir.
8. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi
gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği
başvurucu vekiline gönderilmiştir.
9. “Yukarıda ayni/nakdi
olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda, Komisyonun
tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış
olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 24/11/2009 tarihinde başvurucu vekili tarafından
imzalanmıştır.
10. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvuru
üzerine ödenmesine karar verilen tutarın eksik hesaplandığı iddiasıyla 100.000
TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle 28/12/2010 tarihinde
Van 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
11. Mahkemenin 6/6/2011 tarihli ve E.2010/3434, K.2011/1575
sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları
şöyledir:
" ... davacının 5233 sayılı Yasa
kapsamındaki zararlarının tazmini istemiyle yaptığı başvuru üzerine Van
Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığınca 9.463,57-TL"nin davacıya
ödenmesine karar verildiği ve sulhname imzalanmak
üzere yapılan davet üzerine 24/11/2009 olur tarihli sulhnamenin
davacı vekili ve davalı idare temsilcisi tarafından imzalandığı görüldüğünden,
davacının Zarar Tespit Komisyonu Kararını ve bu sebeple kendisine eksik ödeme
yapıldığını en geç sulhname onay tarihi olan
24.11.2009 tarihinde öğrendiği açık olup, bu tarihten itibaren 60 gün içinde ya
davalı idareye başvurup işlem tesis ettirdikten sonra ya da doğrudan idari
yargı yerinde dava açması gerekirken, bu süreler geçirildikten çok
sonra28/12/2010 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasını
incelemeye hukuken olanak bulunmamaktadır."
12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci
Dairesinin 18/4/2013 tarihliilamı ile dilekçede ileri
sürülen temyiz nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte
görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına karar verilmiştir.
13. Karar 29/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ
edilmiştir.
14. Başvurucu vekili 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
1. İlgili Mevzuat
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,
geçici 3., geçici 4. maddeleri; 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi; Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008
tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı; 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548,
K.2008/9733 sayılı; 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı
kararları (Celal Demir, B. No:
2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları
şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge
rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine
göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü
derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört
katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci
derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık
kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı
tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara
intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri
uygulanır.”
17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı
süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare
mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.
2. Bu süreler;
a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin
yapıldığı,
…
Tarihi izleyen günden başlar.”
18. 2577 sayılı Kanun"un 11. maddesi şöyledir:
"1. İlgililer tarafından idari dava
açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya
yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan
makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye
başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.
2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse
istek reddedilmiş sayılır.
3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş
sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine
kadar geçmiş süre de hesaba katılır."
19. 2577 sayılı Kanun"un 12. maddesi şöyledir:
"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari
işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi
mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı
davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın
karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına
başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası
sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde
tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları
saklıdır."
20. 2577 sayılı Kanun"un 15. maddesi şöyledir:
"1. (Değişik: 5/4/1990
- 3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi
mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında
yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;
a) 3/a
bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların
reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili
olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava
dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine,
b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde
davanın reddine,
c) 3/f
bendine göre, davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek
açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine,
d) 3/g
bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5 inci
maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut
(c) bendinde yazılı hallerde, ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili
tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat
veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine,
e) 3/b
bendinde yazılı halde dilekçelerin görevli idare merciine tevdiine,
Karar
verilir.
2.
Dilekçelerin görevli mercie tevdii halinde, Danıştaya
veya ilgili mahkemeye başvurma tarihi, merciine başvurma tarihi olarak kabul
edilir.
3.
Dilekçelerin 3 ncü maddeye uygun olmamaları
dolayısıyla reddi halinde yeni dilekçeler için ayrıca harç alınmaz.
4.
(Değişik: 10/6/1994 - 4001/7 md.)
İlk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen; bu maddenin 1/a
bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve
yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma
tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe red kararları dışında,
kararın düzeltilmesi veya temyiz yoluna; tek hakim
kararına karşı ise itiraz yoluna başvurulabilir.
5. (Ek:
5/4/1990 - 3622/6 md.) 1
inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen
dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu vekili, 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona
başvurduğunu ve Komisyon tarafından sunulan sulhnameyi
imzaladığını, ödenmesine karar verilen tutarın eksik hesaplandığından bahisle
açtığı tam yargı davasının hukuka aykırı olarak süre aşımından reddedildiğini,
dava açma süresinin sulhnamenin imzalanmasıyla
başlayamayacağını, bu aşamada henüz sulh olunduğundanbahsedilemeyeceğini
ancak ilgili kamu görevlilerinin imzası ve onayı ile sulhnamenin
geçerli hâle geldiğini, ayrıca sulhnamenin
imzalanması ve ödeme yapmak amacıyla parasal kaynağın talep edilmesi yönündeki
işlemlerin hukuka aykırı olarak kendisine tebliğ edilmediğini, sulh sağlandığı
hususunun ödemenin yapıldığı tarihte öğrenileceğini, dava açma süresinin sulh
sağlandığına ilişkin tebligatın yapılmasıyla başlayabileceğini, henüz böyle bir
tebligatın yapılmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin
(Sözleşme) 3., 6., 8. ve 13. maddeleri ile Sözleşme"ye
Ek 1 No.lu Protokol"ün 1. maddesinin,Sözleşme"ye Ek 4
No.lu Protokol"ün 2. maddesinin ayrıca eşitlik ilkesi ile kazanılmış haklara
saygı ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; adli yardım isteminin kabulü,
ihlalin tespiti, Danıştay kararının kaldırılması ve tazminat ödenmesi talebinde
bulunmuştur.
B. Değerlendirme
23. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış
temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki
herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa
Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının
tüketilmiş olması şarttır.”
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış
temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek
Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü
tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
25. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel
başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı
ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı
doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un
45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa’da güvence altına
alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf
olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal
edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı
tanınmıştır. Dolayısıyla medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler bireysel
başvuru yönünden dava ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22, 25/12/2012, § 24).
27. 6216 sayılı Kanun’un
“Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde
kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1)
numaralı fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda
bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön
koşullar, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü
eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu
ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak” ve
“doğrudan” etkilenmiş olması ve
bunların sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”
olduğunu ileri sürmesidir (Onur Doğanay,
B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).
28. 2/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Doğum ve ölüm” başlıklı 28. maddesinin
birinci fıkrası şöyledir:
“Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu
anda başlar ve ölümle sona erer.”
29. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar”
başlıklı 43. maddesi şöyledir:
“Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi
taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil
olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini
kaybetmesi veya iflas etmesi durumlarında sona erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi
durumunda da uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları
saklıdır.”
30. Aynı Kanun’un “Ölüm,
ehliyetin kaybedilmesi ve iflas” başlıklı 513. maddesinin birinci
fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
“Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi
anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini
kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur.”
31. 4721 sayılı Kanun’un 28. maddesine göre gerçek kişiler
hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle sona ermekte olup ölüm ile
kişiliği sona erenler için artık hak ve fiil ehliyetine sahip olduklarından söz
etmeye olanak bulunmamaktadır. 6098 sayılı Kanun’un anılan hükümlerinden
anlaşıldığı üzere vekâlet veren ile vekil arasında hukuki işlemden doğan temsil
yetkisine dair sözleşme, aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi
anlaşılmadıkça taraflarının birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası
ile hiçbir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden son bulacaktır (Abdurrehman Uray, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 28).
32. 6216 sayılı Kanun"un "Başvuru
hakkının kötüye kullanılması" kenar başlıklı 51. maddesi
şöyledir:
"Bireysel
başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine,
yargılama giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk
Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir."
33. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün
(İçtüzük) “Başvuru hakkının kötüye
kullanılması” kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:
“Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki
davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit
edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para
cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.”
34. İlgili düzenlemeler vasıtasıyla genel hukuk teorisinde bir
kamu düzeni kuralı olarak ele alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça
öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının
hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının
bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda
bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu
gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye
kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (Mehmet Güven Ulusoy, [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31;
S.Ö., B. No: 2013/7087,
18/9/2014, § 28).
35. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek
olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,
başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi
verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu
değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında
mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat
oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak
kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya
tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında
ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla
bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru
hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (Mehmet Güven Ulusoy, § 32; S.Ö.,
§ 29).
36. Başvuru konusu olayda Van 1. İdare Mahkemesinde açılan davanın
temyiz incelemesi sırasında 31/1/2012 tarihinde başvurucu vefat etmiş, daha sonraDanıştay Onbeşinci
Dairesinin temyiz isteminin reddine ilişkin 18/4/2013 tarihli ilamın başvurucu
vekiline tebliğinin ardından vekil tarafından anılan yargılama sonucunda
başvurucunun Sözleşme"de korunan haklarının (bkz. §
21) ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapılmış, başvuru formunda
başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer verilmemiştir.
37. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel
başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından
bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman URAY, § 30).
38. Açıklanan nedenlerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş
başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan
bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye
kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
39. Bu durumda Avukat Abdurrahman Bayar aleyhine Anayasa
Mahkemesini yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun"un
51. maddesi ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 500 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi
gerekir.
V. HÜKÜM
A. Başvurunun başvuru
hakkının kötüye kullanılması nedeniyle REDDİNE,
B. 6216 sayılı Kanun"un 51. maddesi uyarınca 500 TL disiplin para
cezasının başvurucudan TAHSİLİNE
14/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.