
Esas No: 2015/2577
Karar No: 2015/2577
Karar Tarihi: 17/4/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
CİHAT MUSLİHAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/2577) |
|
Karar Tarihi: 17/4/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Engin GÜNDÜZ |
Başvurucu |
: |
Cihat MUSLİHAN |
Vekili |
: |
Av. Üzeyir BİLGİN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, zorunlu askerlik döneminde sağlık problemlerinin
vaktinde tespit edilememesi üzerine kronik hastalığa yakalanması sonucunda
açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi
varlığını koruma hakkının; yüksek miktarda vekâlet ücreti ödenmesine karar
verilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirmeyeceğini belirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
7. 1990 doğumlu olan başvurucunun, vatani hizmetini yapmak üzere
2/12/2009 tarihinde yapılan yoklamasında askerliğe elverişli olduğuna karar
verilmiştir. Başvurucu, 27/5/2010 tarihinde başladığı askerlik hizmetini ifa
etmekte iken 25/1/2011 tarihinde gribal
enfeksiyon şikâyetiyle revire başvurmuştur. Başvurucuya reçete ve üç
gün yatak istirahati verilmiştir.
8. 9/2/2011 tarihinde yapılan muayenede başvurucuya miyalji ve gribal enfeksiyon tanısı konularak tekrar
reçete verilmiştir. Başvurucu 25/5/2011 tarihinden itibaren boğaz ve bel
ağrısı, ateş ve hâlsizlik şikâyetleriyle dört kez daha revire başvurmuş, akut faranjit ve
lumbalji
tanısı konularak damar ve kas yoluyla enjeksiyon tedavisi uygulanmıştır.
9. Şikâyetleri artan başvurucu 28/5/2011 tarihinde Şırnak Asker
Hastanesine sevk edilmiştir. Hastane dâhiliye servisine yatırılan ve tetkik
edilen başvurucu, 2/6/2011 tarihinde "Enterokolit+Splenomegali+Akalküloz Kolesistit+ASYE?+Kilo
Kaybı?" teşhisi konularak ileri tetkik ve tedavi amacıyla
Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edilmiştir.
10. 3/6/2011 tarihinde Diyarbakır Asker Hastanesine yatan
başvurucu 10/6/2011 tarihinde erişkin
başlangıçlı still hastalığı (çoğunlukla
nedeni bilinmeyen ateş bulgusuyla ortaya çıkan ve sistemik iltihaplanmayla
seyreden erişkin hastalığı) tanısıyla Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi
(GATA) Romatoloji Bölümüne sevk edilmiştir. GATA"da
yapılan muayene ve tedavi neticesinde 22/6/2011 tarihli üç uzman tabip imzalı
raporda erişkin başlangıçlı still hastalığı tanısı
teyit edilerek üç ay süreli hava değişimi ve ilaç kullanması önerilmiştir. Bu
arada başvurucu hizmet süresini tamamlaması sebebiyle 25/8/2011 tarihinde
terhis edilmiştir. Hava değişimi süresinin bitiminde kontrol muayenesi olan
başvurucuya toplamda üç ay daha hava değişimi verilmiştir.
11. Başvurucuyu dördüncü kez muayene eden GATA tarafından
düzenlenen 9/1/2012 tarihli raporda hastalığın hayati önemi haiz olduğu
belirtildikten sonra üç ay, 27/3/2012 tarihli raporla ayrıca üç ay hava
değişimi ve ilaç tedavisi önerilmiştir. Tedavi sonrası düzenlenen 4/7/2012
tarihli GATA Sağlık Kurulu raporunda başvurucunun askerliğe elverişli olduğuna
karar verilmiştir.
12. Başvurucu 12/1/2012 tarihli dilekçesi ile zorunlu askerlik
hizmeti sürecinde yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle oluşan maddi ve manevi
zararlarının tazmini istemiyle Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava
açmıştır. Mahkemenin 14/6/2012 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM) görevli olduğu belirtilerek davanın reddine
karar verilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/11/2012 tarihli onama kararı
üzerine hüküm kesinleşmiştir.
13. Başvurucu maddi ve manevi tazminat istemiyle Millî Savunma
Bakanlığına karşı 7/1/2013 tarihinde AYİM"de dava
açmıştır. Dava dilekçesinde; revirde yapılan tedavinin sonuç vermediğini,
hastaneye sevk talebinin uzun süre kabul görmediğini, ancak durumunun
kötüleşmesi üzerine hastaneye sevk edildiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca
hastalığının ömür boyu devam eden iltihabi bir romatizma olduğunu, yürümekte
zorlandığını, nefesinin kısa sürede kesildiğini ve ağrılarının bulunduğunu,
üreme yeteneğinin azalma tehlikesinin mevcut olduğunu ifade etmiştir.
Başvurucu, askerde yakalandığı hastalığın soğuk hava ve olumsuz koşullar
yanında komutanlarının ihmalinden kaynaklandığını, ileri tetkik ve tedavi
talebinin ilk anda karşılanmaması nedeniyle durumunun ağırlaştığını ileri
sürmüştür.
14. Başvurucu dava dilekçesine eklediği fakirlik belgesine
istinaden adli yardım talebinde bulunmuştur. AYİM 20/2/2013 tarihli kararıyla
adli yardım isteminin kabulüne karar vermiştir.
15. Davalı tarafın savunmasına esas olmak üzere GATA Romatoloji Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen tıbbi kanaat
raporunda; hastalığın bulgularının bir enfeksiyon hastalığını taklit eder
şekilde olduğunu, başlangıçta enfeksiyon tanısı ile antibiyotik tedavileri
verildiği, bunun tüm dünyada yaygın karşılaşılan bir durum olduğu, antibiyotik
tedavisine yanıt vermemesi ve diğer olası nedenlerin dışlanması ile kesin
tanının konulmasının aylar sonra olabildiği belirtilmiştir. Raporda ayrıca,
hastalığın seyrinde karaciğer enzimlerinin yükselmesiyle sıkça karşılaşıldığı,
yapılan tedavi ile bulgularda belirgin düzelme elde edildiği, takip edilen
hastanın ömür boyu devam edecek bir karaciğer hastalığının bulunmadığı,
hastalığın ve kullanılan ilaçların üreme yeteneğine olumsuz bir etkisinin olduğuna
dair veri bulunmadığı, hastalığın soğuk hava ve askerlik koşullarıyla
bağlantılı olduğuna ya da erken tanı durumunda daha hafif seyredeceğine dair
bilgi bulunmadığı, hastada kalıcı organ hasarı bulgusu gözlenmediği ifade
edilmiştir.
16. AYİM 2. Dairesi, başvurucuya ait tıbbi kayıt ve belgeleri
temin ederek Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji
Bilim Dalında görevli bir öğretim üyesine başvurucunun teşhis, tedavi ve bakım
hizmetlerinde hata, gecikme ve eksiklik bulunup bulunmadığı, rahatsızlığın bünyesel
olup olmadığı, oluşumunda veya tetiklenmesinde askerlik hizmetinin sebep ve
tesirinin bulunup bulunmadığı hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.
17. 14/4/2014 tarihli bilirkişi raporunda; revir kayıtlarından still hastalığı ile ilişkilendirilebilecek ilk klinik
bulguların (boğaz ağrısı ve ateş) 25/5/2011 tarihinde oluştuğu, ilk tanının ise
5/6/2011 tarihinde konulduğu tespitine yer verilmiştir. Bilirkişi, hastalık
bulgularının enfeksiyon bulguları ile son derece benzerlik gösterdiğini, tedavi
bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanmayı gerektirdiğinden tedaviye
başlamadan önce hastada enfeksiyon bulunmadığından emin olmak gerektiğini
belirterek, olayda hastalığın tanı ve tedavisinde gecikmenin söz konusu
olmadığını, son akademik literatüre uygun olarak yapılan ilaç tedavisine tam
yanıt alındığını değerlendirmiştir. Ayrıca hastalığın oluşumunda,
tetiklenmesinde veya ilerlemesinde hava, ağır iş veya askerlikle ilişkili
fiziksel ortam koşullarının etkisi olabileceğine dair bilimsel kanıt
bulunmadığı raporda ifade edilmiştir.
18. Başvurucu bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde;
hastalıklar arasındaki benzerliğin ayırt edilememesinin doktorun özen
yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklandığını, somut verilere göre
değerlendirme yapılmadığını, taleplerine rağmen komutanlarının durumu
önemsemediğini ve gerekli tedaviyi almasını sağlamadığını, raporun
bilimsellikten uzak olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle başvurucu, idarenin
kusurunun belirlenmesi için Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu alınmasını
talep etmiştir.
19. AYİM 2. Dairesi 28/5/2014 tarihli kararıyla anılan bilirkişi
raporuna dayanarak davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun
askerde iken hastalığa yakalanmakla birlikte hastalığın oluşumunda veya
gelişiminde askerliğin bir etkisinin olmadığı, hastalığın tedavisinde bir
gecikme veya ihmal bulunmadığının bilirkişi raporunda belirtilmesi, bilirkişi
raporunun dosya kapsamındaki tıbbi kanaatle uyumlu olması nedeniyle somut
olayda idarenin meydana gelen zararı tazminle sorumlu tutulamayacağı
değerlendirilmiştir. AYİM, davada reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden
hesaplanan 10.400 TL nispi, manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 1.500
TL maktu olmak üzere toplam 11.900 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak
davalı idareye verilmesine de oyçokluğuyla karar vermiştir.
20. Anılan kararın karşı oy gerekçesi şöyledir:
"Mahkememizce verilen birçok kararla
ilgili olarak, davacıların bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince;
davacılar aleyhine hükmedilen yüksek miktarlardaki vekalet ücretinin Anayasanın
36’ncı maddesinde güvence altına alınan "hak arama özgürlüğü kapsamında
mahkemeye erişim hakkının ihlali olduğuna" karar verilmiştir. Anılan
kararlar bu dava için bağlayıcı olmamakla birlikte emsal karar niteliğinde
olduğundan, hükmedilen avukatlık ücreti yönünden aksi yönde oluşan çoğunluk
görüşüne katılmadım."
21. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin
10/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar 5/1/2015 tarihinde
başvurucuya tebliğ edilmiştir.
22. Başvurucu 4/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
23. Söz konusu davada karar altına alınan vekâlet ücretinin
başvurucudan tahsil edilmesinden feragat edilmediği öğrenilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
24. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Kanunu"nun "İdari davalar ve
yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı 21. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
"20 nci maddede
belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve
eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi
halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. ..."
25. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile
1602 sayılı mülga Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle
şöyledir:
“Ancak,
tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul
kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek
suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına
ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ
edilir.”
26. 2/11/2011 tarihli ve 28103 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli
İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde
Kararname’nin (KHK) “Davalardaki temsilin
niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar
başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tahkim
usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde
idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat
müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve
duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar
tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre
hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir
edilir.”
B. Uluslararası Hukuk
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar
başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna
ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve
ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil
olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini
değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme"nin 8.
maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.),
B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal
Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11,
21/5/2013).
29. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel
sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,
hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik
gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).
30. AİHM"e göre taraf devletler,
uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında
doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici
tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden
bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya
çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu
tutulabilmektedir (Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).
31. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin
sorumluluğunun Sözleşme"nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete aftedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM,
farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında
her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05,
5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi
bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere
dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §
119, Yardımcı/Türkiye, § 59).
32. AİHM"e göre yaşam hakkı
kapsamındaki pozitif yükümlülükler, askerlik hizmetini yerine getiren kişilerin
sağlıklarının ve iyilik hâllerinin korunmasını ve bu kişilere gerekli tıbbi
bakımın sağlanmasını gerekli kılar. AİHM"e göre
yetkili makamlar, askerlik hizmeti sırasında gerçekleşen her türlü yaralanma ve
ölüm olayına ilişkin makul bir açıklama sunma yükümlülüğü altındadır (Metin Gültekin ve diğerleri/Türkiye, B.
No: 17081/06, 6/10/2015, §§ 32, 33; Beker/Türkiye, B. No: 27866/03, 24/3/2009, §§ 41-43).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
33. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru
incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişinin Maddi ve
Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
34. Başvurucu; sağlık hizmetlerinden zamanında ve yeterli ölçüde
faydalanmasının davalı kurumca engellendiğini, bilirkişinin somut delil ve
olguları yeterince değerlendirmediğini, raporun yetersiz olduğunu belirterek
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, eşitlik ilkesi ile
Anayasa"nın "Devletin temel amaç ve
görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri
sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
35. Anayasa’nın “Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, ..., maddî ve manevî varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
36. Anayasa"nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden
planlayıp hizmet vermesini düzenler."
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi
takdir eder (Tahir Canan, B. No:
2012/969, 18/9/2013, § 16).
38. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu
belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde
özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel
bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
39. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu
olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki
tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında
düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında
incelemiştir (Melahat Sönmez, B.
No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,
B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
40. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun
tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa"nın 17. maddesinin birinci
fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında
incelenmesi gerekmektedir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
42. Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının
bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin
müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
43. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin
maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî
müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler
nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve
manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,
15/10/2015, § 49). Nitekim
Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık
alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
44. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi
varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları
tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi
ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini
sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet
Acartürk,§ 51).
45. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda
temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk
veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
46. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında
hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat
davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi
gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri
yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve
özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da
Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece
mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı
sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde
sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,
§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:
2014/18266, 25/1/2018, § 32).
47. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna
ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların
ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden
hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek
Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet
Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi
ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul
yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir
şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece
mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip
etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek
için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015
§ 44).
48. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların
kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak
surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli
açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere
dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,
§ 45).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
49. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa"nın 17. maddesi
kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine
getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,
devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin
pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
50. Başvurucu temel olarak, hastalığının askerlik koşullarından
ileri geldiğini ve zamanında teşhis edilmediğini ileri sürmektedir. Başvurucu,
geç teşhis konulduğu iddiasını uzun süre gelişmiş bir sağlık kuruluşuna sevk
edilmemesine dayandırmaktadır.
51. AYİM, başvurucunun iddialarını da dikkate alarak başvurucuya
ait tıbbi kayıt ve belgeleri temin etmiş ve konunun uzmanı bir bilirkişiye,
tanı ve tedavide gecikme olup olmadığı, hastalık sürecinde askerlik hizmetinin
sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı konusunda inceleme yaptırmıştır.
52. Revir kayıtlarını inceleyen bilirkişi, boğaz ağrısı ve ateş
şeklindeki still hastalığı bulgularının ilk kez
25/5/2011 tarihinde başladığını tespit etmiş, hastalık bulgularının enfeksiyon
bulgularıyla benzerlik gösterdiğini, tedaviye başlamadan önce hastada
enfeksiyon bulunmadığından emin olunması gerektiğini belirterek olayda tanı ve
tedavide bir gecikme olmadığını belirtmiştir. Başvurucu bu değerlendirmeye
katılmamış ise de 25/1/2011 ve 9/2/2011 tarihlerinde çıktığı revirde kendisine
gribal enfeksiyon tanısının konulduğu, başka bir şikâyetten dolayı kaydının
bulunmadığı dikkate alındığında, rapordaki değerlendirmenin revir kayıtlarıyla
uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Rapordaki tespit ve açıklamalardan bilirkişinin,
başvurucunun 25/5/2011 tarihinden önceki dört aylık süreçte still
hastalığına dair bulguları taşımadığı kanaatinde olduğu, gribal enfeksiyon
nedeniyle revirde tedavi edilmesini ve bu süreçte ileri tetkik ve tedavi
amacıyla hastaneye sevk edilmemesini tıbbi bir eksiklik olarak
değerlendirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
53. Öte yandan bilirkişi, hastalığın teşhisinden sonra yapılan
takip ve tedavi işlemlerinde herhangi bir hata ve eksiklik bulunmadığını,
tedaviye tam yanıt alındığını belirtmiştir. Bilirkişi ayrıca, hastalığın
oluşumunda ya da gelişiminde askerlik hizmeti ile ağır iş ve hava koşullarının
etkisi olduğuna dair bilimsel kanıt bulunmadığını açıklamıştır.
54. AYİM bilirkişi raporunda belirtilen tıbbi kanaat
doğrultusunda yaptığı değerlendirmede, hastalığın oluşumunda veya gelişiminde
askerliğin bir etkisinin olmadığı, hastalığın tedavisinde bir gecikme veya
ihmal bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
55. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbi
ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan
uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek
başvurucunun iddialarının karşılandığı görülmektedir.
56. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen
başvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara
başvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu
davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını
inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar
edildiği anlaşılmaktadır.
57. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında
alınan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla
ilgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için
esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa"nın 17. maddesinin
gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay
bakımından kamu makamlarının, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinden
söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence
altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Mahkemeye Erişim
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
59. Başvurucu; aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin hakkaniyete
uygun olmadığını, mağduriyetini daha da arttırdığını, bu nedenle hak arama
hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
60. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın
36. maddesi şöyledir:
“Herkes,
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki
davaya bakmaktan kaçınamaz.”
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
61. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
62. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen
veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme
kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını
ihlal edebilir (Özkan Şen, § 52).
63. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre
kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme
masraflarının ödenmesine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim
hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun
talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.
Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir
amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu
yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil
dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş
olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61,
62).
64. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlık
ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına
yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi
için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması
gerekir. 2/11/2011 tarihinde yayımlanan 659 sayılı KHK ile idarenin taraf
olduğu davaların idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve
avukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine
avukatlık ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksiz
başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin
gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi
amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin
kapsamını belirlemek, kamu otoritelerinin takdir yetkisindedir. Öngörülen
yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derece
zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.
Dolayısıyla davayı kaybetmesi hâlinde başvurucuya yüklenecek olan avukatlık
ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan
Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38, 39).
65. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan
başvurucunun reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık
ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmesi ihtimali veya olgusu, belirli
dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmasını engelleme ya da mahkemeye
başvurmasını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel
koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim
hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan
Şen, § 54).
66. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı tarihte
yürürlükte bulunan mevzuatta, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu
miktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesini öngören bir düzenleme
bulunmamaktadır.
67. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi ve
benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde
belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak
kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya
öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu
belirsizliğin talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması
da 1602 sayılı Kanun gereği davanın açıldığı tarihte mümkün olmadığından hak
kaybına uğramak istemeyen davacıların tazminat taleplerine ilişkin miktarları
yüksek tutmaktan başka seçeneklerinin olmadığı görülmektedir.
68. Başvurucunun da bu nedenle AYİM’e
açtığı davada uğradığı zarar için 100.000 TL maddi ve 140.000 TL manevi
tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır. AYİM, davayı reddetmiş ve davalı
idare lehine 11.900 TL avukatlık ücretine hükmetmiştir.
69. Buna göre başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânının
olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksek tuttuğu,
davanın reddedilmesi sonrasında 11.900 TL avukatlık ücreti ödeme yükümlülüğü
altına girdiği anlaşılmaktadır.
70. Başvurucu aleyhine avukatlık ücreti ödenmesini öngören
düzenlemenin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bu
düzenleme sonucu gerçekleşen müdahalenin ölçülü olup olmadığının da incelenmesi
gerekir.
71. Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde
değerlendirildiğinde maddi durumunun elverişsiz olması nedeniyle başvurucu
lehine adli yardım kararı verildiği, öte yandan başvurucunun dava açtığı sırada
ıslah imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek
tuttuğu görülmüştür. Böylece ıslah imkânı olmaması nedeniyle yüksek tazminat
talebinde bulunularak açılan davalara ilişkin yargılama sonucunda başvurucular
aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin, Anayasa Mahkemesinin emsal
kararlarında belirlediği kriterlere göre ölçülü olmadığı saptandığından mahkemeye
erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (Galip Kocuk, B. No: 2014/5639,
24/6/2015; Metin Taşdemir, B. No:
2014/6991, 26/2/2015; Murat Kara ve
diğerleri, B. No: 2014/6042, 9/3/2017).
72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.
maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine
karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedilir...
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde
başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması
yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."
74. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin
ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle
getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için
ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin
ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep
olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen
diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet
Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
75. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna
göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden
kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun
belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet
Doğan, § 57).
76. Başvurucu; ihlalin tespitini, 100.000 TL maddi ve 140.000 TL
manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.
77. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına
alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal
edildiği sonucuna varılmıştır.
78. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından
salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında
başvurucuya net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile adil
yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR
OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 9.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.