
Esas No: 2015/8095
Karar No: 2015/8095
Karar Tarihi: 17/4/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
SÜLEYMAN AKKAYA BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/8095) |
|
Karar Tarihi: 17/4/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Engin GÜNDÜZ |
Başvurucu |
: |
Süleyman AKKAYA |
Vekili |
: |
Av. Mustafa Sait AKSU |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerde kan alma işlemi sonrasında gelişen rahatsızlık
dolayısıyla askerliğe elverişsiz hâle gelme nedeniyle kişinin maddi ve manevi
varlığını koruma hakkının; mahkeme heyetinde hâkim sınıfından olmayan üyelerin
yer alması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
6. Başvurucu acemi eğitimini tamamlamak üzere 26/5/2010
tarihinde Manisa/Kırkağaç"taki birliğine katılmıştır. Burada komando
olabileceklerin tespiti için 07/6/2010-11/6/2010 tarihleri arasında muayene
işlemi yapılmış, bu kapsamda sağ kolundan kan alınan başvurucunun kol ve elinde
şişlik, ağrı ve ciltte renk değişimi şikâyetleri ortaya çıkmıştır.
7. Başvurucu 9/6/2010 tarihinde artrit, 23/6/2010 ve 11/7/2010
tarihlerinde trombofilebit,
14/7/2010 tarihinde nörit
ve 20/7/2010 tarihinde sağ elde kızarıklık
teşhisi ile İzmir Asker Hastanesine sevk edilerek muayene ve tetkikleri
yapılmıştır.
8. Başvurucu 15/8/2010 tarihinde Tunceli/Çemişgezek/Akçapınar"daki birliğine katılması sonrasında
rahatsızlığını beyan etmesi üzerine Elazığ Asker Hastanesine sevk edilmiş, sağ üst ekstremitede kronik
venöz trombozu
teşhisi konulmuş ve başvurucuya toplamda üç ay hava değişimi verilmiştir.
Başvurucunun rahatsızlığının devam etmesi üzerine bu kez sağ el refleks sempatik distrofi
teşhisi ile Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi tarafından
24/2/2011 tarihinden itibaren bir buçuk ay süreli üç ayrı hava değişimi
verilmiştir.
9. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) tarafından sağ el refleks sempatik distrofi
sendromu tanısı ile düzenlenen 20/9/2011 tarihli sağlık raporunda
başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı belirtilmiş ve 28/10/2011 tarihinde terhis
edilmiştir.
10. Başvurucu, kan alımı ve sonrasındaki hatalı tıbbi işlemler
nedeniyle sağ kolunu kullanamaz hâle geldiği iddiasıyla maddi ve manevi
zararlarının tazmini talebiyle Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava
açmıştır. Mahkeme 29/6/2012 tarihli kararıyla uyuşmazlığın çözümünde idari
yargının görevli olduğu gerekçesiyle yargı yolu bakımından görevsizlik kararı
vermiştir.
11. Başvurucu, olaydan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini
talebiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Başvurucu
dilekçesinde; askere alınmadan önce yapılan sağlık kontrolünde askerlik yapmaya
elverişli olduğunun tespit edildiğini, kolundan kan alındıktan sonra
rahatsızlandığını, doktorların bu durumu kan alımı sırasında enfeksiyon kapmış
olmasına bağladıklarını, hastanede kapsamlı bir tedavi uygulanmadığını
belirtmiştir. Başvurucu ayrıca rahatsızlığın kendi bünyesinden
kaynaklanmadığını, tıbbi hata veya askeri eğitim sırasındaki zorlanma nedeniyle
meydana geldiğini, her iki hâlde de idarenin tazmin sorumluluğunun bulunduğunu
ifade etmiştir.
12. AYİM İkinci Dairesince başvurucunun tüm tetkik ve tedavi
belgeleri getirtildikten sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar
verilmiştir. Daire bu kapsamda;
- Başvurucunun askerliğe elverişsiz hâle gelmesine sebep olan algonörodistrofi (Sağ El Reflex Sempatik Distrofi
Sendromu) (RSD) rahatsızlığın başvurucuda mevcut bünyesel bir durum
ve hastalıktan mı yoksa başka bir sebepten mi kaynaklandığı, bünyesel değilse
rahatsızlığın oluşumunda kan alımı esnasında yapılan enjeksiyonun ve askerlik
hizmetinin sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı, başvurucunun kan alımı
esnasında enfeksiyon kaptığı iddiasının doğru olup olmadığı,
- Rahatsızlık bünyesel bir durum ve hastalıktan kaynaklanmış ise
bu durumun tetiklenmesinde, ortaya çıkmasında veya artmasında kan alımı
esnasında yapılan enjeksiyonun ve askerlik hizmetinin sebep ve tesirinin
bulunup bulunmadığı,
- Rahatsızlığın başvurucu askere alındığında mevcut olup
olmadığı, askere alındığında mevcut ise bu durumun askere alma esnasında tespit
edilip edilemeyeceği,
- Hizmet kusurunun hizmetin kurulmasındaki ve işleyişindeki
eksiklik, aksaklık veya bozuklukları ifade ettiği dikkate alınarak, başvurucunun
rahatsızlığıyla ilgili olarak birliğinde ve birlik revirinde yapılan işlemler
ile sevk edildiği askerî hastanelerde teşhis ve tedavilerde hata, eksiklik,
ihmal, kusur ve gecikme bulunup bulunmadığı, rahatsızlığın daha önce tespit
edilmesi durumunda hastalığın gelişiminin önlenip önlenemeyeceği veya
sonuçlarının başvurucu yönünden daha az bir hasarla atlatılıp atlatılamayacağı
hususlarının belirlenmesine yönelik olarak Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı ile Fiziksel
Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalında görevli öğretim üyelerinden oluşan
bilirkişi kurulundan rapor istemiştir.
13. 11/9/2014 tarihli bilirkişi raporunda;
- Hastanın öyküsünde daha önce de sağ el 3. parmağında yara
çıktığının bildirildiği, sağ el bileği seviyesinde 4x4 cm"lik
hiperemi
saptandığı ancak bunun iğne giriş yeri ile ilişkisinden bahsedilmediği,
- Kan alma sırasında hastaların mikrop kaparak tromboflebit
olmalarının tıp disiplini içerisinde yer alan genel önlemler ve basit hijyen
kurallarına dikkat edildiğinde beklenen bir durum olmadığı, kurallara dikkat
edilmediğinde tek bir hastada değil yanlış uygulamanın yapıldığı hastaların
çoğunda enfeksiyon ile karşılaşılmasının beklendiği ancak kişisel
hassasiyetlere bağlı olarak (kanın hiperkoagülasyon eğilimi, buerger
hastalığı, sigara içiciliği vb. nedenler) steril koşullarda iğne girişine bağlı
tromboflebit rahatsızlığının çok nadiren de olsa
görülebilecek bir durum olduğu, dosya bilgilerine göre hastanın günde yarım
paket sigara kullandığı, başlangıçtaki tanı sterilite
kurallarına uymamaktan kaynaklanan tromboflebit olsa
bile uygun tedavi ile düzelebilecek bir durum olduğu, ayrıca hastanın 12/7/2010
tarihinde yapılan kontrol muayenesinde tromboflebit
bulgularının devam etmediği ve herhangi bir sorun olmadığının kaydedildiği, bu
tarihlerde yapılan kan tetkiklerinde RF ve ASO değerlerinin normalin üst
sınırında bulunduğu ancak aktif enfeksiyon bulgusunun olmadığı,
- Hastanın 4/2/2011 tarihli muayenesinde sağ el bileği ve avuç
içinde kaşıntılı eritem ve kontakt dermatit tanıları ile devamlı cilt
lezyonu olduğunun kaydedildiği, sağ el RSD rahatsızlığının sıklıkla kırıklar,
ezilme gibi ciddi bir travmadan sonra travmanın şiddetinden de bağımsız
mekanizma ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu, kan alma işlemi sonrasında
beklenen bir komplikasyon olmadığı, enfeksiyon kaynaklı olmayan tromboflebitlerin de doku yanıtı ile ilgili bir durum olup
sıklıkla uygulamanın yapılışı ile ilişkilendirilmediği,
- Sonuç olarak, kronik tromboflebitin
bünyenin özelliklerinden kaynaklanan nedenlerle görülebildiği, başlatan
nedenlerin çok çeşitli olabildiği, hastada kan almayla venöz
tromboflebit gelişiminin hiperkoagulasyona
da bağlı olabileceği, bu süreçte tanı ve tedavinin uygun şekilde yapıldığı ve
hastanın venöz trombozunun
düzeldiği, RSD bünye özelliklerinin, hatta kişinin ruhsal durumunun bile
etkisinin olduğu seyri iyi bilinen, pek çok başlatıcı nedene bağlı olabilen,
tedavinin çok iyi bilinmediği bir hastalık grubu olduğu, hastanın önceki tromboflebitinin RSD"ye yol
açtığına dair bir kanıt olmadığı, bu nedenlerle hastanın mağduriyetinin
başlangıçta yapılan tetkikten kaynaklanmadığı, süreçte uygun tedavilerin
yapıldığı, sorunun bünye özelliklerinden kaynaklandığı belirtilmiştir.
14. Başvurucu tebliğ edilen bilirkişi raporuna karşı beyanlarını
sunmuştur. Bu kapsamda, raporda muğlak ve çelişkili ifadelerin yer aldığını,
şikâyetlerinin başlangıcı olan ve venöz trombozuna yol açan hatalı kan alma işleminin RSD"yi tetiklediğini, bünyesel yatkınlığı olsa bile kendi
kusuru olmaksızın askerî hizmet sırasında yapılan müdahale sonrasında gelişen
bir sekel ile malul olması nedeniyle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi
gereğince tazmin sorumluluğunun bulunduğunu ifade etmiştir.
15. AYİM 19/11/2014 tarihli kararıyla davanın reddine
hükmetmiştir. Karar gerekçesinde; bilirkişi raporuna atıfla rahatsızlığın
başvurucuda mevcut olan bünyesel durum ve hastalıktan kaynaklandığı, hastalığın
ortaya çıkmasında ve tetiklenmesinde askerlik görevinin özellikle de kan
alımının sebep ve tesirinin, başvurucuya uygulanan teşhis ve tedavilerde hata
ya da gecikmenin bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı
tazminle sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir.
16. Karara muhalif kalan Daire üyesinin görüşü ise şöyledir:
"... Bu durumda her ne kadar davacının
askerliğe elverişsiz hale gelmesine sebep olan refleks sempatik distrofi rahatsızlığı ile davacıdan kan alımı dolayısıyla
askerlik hizmeti arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmamakla birlikte, bu
rahatsızlığı davacının komando muayeneleri sebebiyle kan alımı sonucunda oluşan
trombofilebit rahatsızlığının tetiklediği, bu sebeple
oluşan zararla askerlik hizmeti arasında uygun illiyet bağının bulunduğu,
dolayısıyla oluşan zararın davacının bünyesel yatkınlığı da dikkate alınarak
kusursuz sorumluluk kuramı gereğince davalı idare tarafından karşılanması
gerektiği kanaatinde olduğumdan ..."
17. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 25/3/2015 tarihli
kararıyla reddedilmiştir.
18. Nihai karar 14/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiştir.
19. Başvurucu 14/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
20. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Kanunu"nun "İdari davalar ve
yargı yetkisinin sınırı" kenar başlıklı 21. maddesinin ilgili
kısmı şöyledir:
"20 nci
maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem
ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi
halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır..."
B. Uluslararası Hukuk
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar
başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Herkes özel ve aile hayatına, konutuna
ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve
ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil
olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini
değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme"nin 8.
maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; Karakoca/Türkiye (k.k.),
B. No: 46156/11, 21/5/2013).
23. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel
sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,
hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik
gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 89; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).
24. AİHM"e göre taraf devletler, uygulanması
planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara
önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak
zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz
konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda,
ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir
(Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010).
25. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin
sorumluluğunun Sözleşme"nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi
için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında
ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin
ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,
B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya
sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların
doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında
olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §
119, Yardımcı/Türkiye, § 59).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil Yargılanma
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu; hukukçu üyelerin itirazlarına rağmen bir başkan
ve hukukçu olmayan iki kurmay üyeden oluşan salt çoğunluğun kararıyla davasının
reddedildiğini, bu nedenle mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığını ileri
sürmüştür.
2. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiası, adil yargılanma hakkı
kapsamında bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı yönünden
incelenmiştir.
29. AYİM"in bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme olmadığı iddiaları, daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa
Mahkemesince bu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir
(Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,
16/5/2013, § 29; S.Ç., B. No:
2012/1061, 21/11/2013, § 26; Salih Karakoç,
2013/2954, 19/12/2013, § 49). Somut başvuru açısından farklı karar verilmesini
gerektiren bir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kişinin Maddi ve
Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; sağlıklı ve askerlik yapmaya elverişli olarak
birliğine katıldığını, kan alma işlemiyle başlayan süreç sonunda kolunu
kullanamaz hâle geldiğini, bu durumun tıbbi hatadan ya da askerliğin zor bir
görev olmasından kaynaklandığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini
iddia ve yeniden yargılama yapılmasını talep etmiştir.
2. Değerlendirme
31. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”
kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, ..., maddî ve manevî varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
32. Anayasa"nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden
planlayıp hizmet vermesini düzenler."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
34. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu
belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde
özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel
bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.
35. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu
olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki
tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında
düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında
incelemiştir (Melahat Sönmez, B.
No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,
B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).
36. Anılan kararlar doğrultusunda başvurucunun tıbbi ihmale
dayalı şikâyetlerinin Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelenmesi
gerekmektedir.
a. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin
maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
38. Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının
bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin
müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).
39. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin
maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî
müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler
nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve
manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,
15/10/2015, § 49). Nitekim
Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık
alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
40. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi
varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları
tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi
ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini
sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet
Acartürk,§ 51).
41. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda
temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk
veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).
42. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında
hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat
davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi
gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri
yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve
özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da
Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece
mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı
sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde
sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016,
§ 57; Tevfik Gayretli, B. No:
2014/18266, 25/1/2018, § 32).
43. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna
ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların
ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden
hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek
Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet
Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi
ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul
yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir
şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece
mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip
etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek
için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015
§ 44).
44. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların
kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak
surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli
açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere
dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,
§ 45).
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
45. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa"nın 17. maddesi
kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine
getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,
devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin
pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.
46. AYİM, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaları da
dikkate alarak meydana gelen rahatsızlığın sebeplerini ortaya koymak amacıyla
çok yönlü bir araştırma yapmıştır. Bu kapsamda başvurucuya ait tıbbi kayıt ve
belgeleri temin ederek ve detaylı sorular yönelterek konunun uzmanlarından
oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırmıştır.
47. Kurul; hastalığın sebeplerine ve tedavi sürecine yönelik
aşamalı ve ayrıntılı bir inceleme sonunda tromboflebit
gelişimini başlatan nedenlerin çok çeşitli olabildiği, rahatsızlığın uygun tedavi
ile düzeldiği, nitekim başvurucunun venöz trombozunun düzeldiği, ayrıca kan tetkiklerinde enfeksiyon
bulgusuna rastlanmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur. Raporda RSD
hastalığının kırık ve ezilme gibi ciddi travma sonrası, travmanın şiddetinden
de bağımsız mekanizma ile ortaya çıkan bir hastalık olduğu, bünye
özelliklerinin hatta kişinin ruhsal durumunun bile hastalık üzerinde etkisinin
olduğu, pek çok başlatıcı nedene bağlı olabilen, tedavisinin çok iyi
bilinmediği bir hastalık grubu olduğu belirtilerek başvurucuda görülen tromboflebitin RSD"ye yol
açtığına dair bir kanıt olmadığı tespit edilmiştir. Kurul sonuç olarak hastanın
mağduriyetinin başlangıçta yapılan tetkikten kaynaklanmadığı, süreçte uygun
tedavilerin yapıldığı, sigara kullanımı, yara, kaşıntı ve cilt lezyonu
şeklindeki hasta öyküsü de dikkate alındığında sorunun bünye özelliklerinden
kaynaklandığı yönünde görüş bildirmiştir.
48. AYİM bilirkişi raporunda belirtilen tıbbi kanaat
doğrultusunda yaptığı değerlendirmede, hastalığın ortaya çıkmasında ve
tetiklenmesinde askerlik görevinin özellikle de kan alımının sebep ve tesirinin
bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
49. Buna göre derece mahkemesince yapılan yargılamada tıbbi
ihmal iddialarının araştırılması ve durumun açıklığa kavuşturulması için alınan
uzman bilirkişi raporunda yeterli somut bulgu ve tespitlere yer verilerek
başvurucunun iddialarının ayrıntılı bir biçimde tartışıldığı ve karşılandığı
görülmektedir.
50. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen
başvurucunun bilirkişi raporuna ve kararlara karşı kanuni yollara
başvurabildiği ve bu surette meşru çıkarlarının korunması için söz konusu
davaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımının sağlandığı, dava dosyasını
inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildiği, toplanan delillerden haberdar
edildiği anlaşılmaktadır.
51. Sonuç olarak başvurucunun ileri sürdüğü iddialar hakkında
alınan bilirkişi raporuna dayanılarak verilen derece mahkemesi kararı, konuyla
ilgili ve yeterli bir gerekçe içermektedir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü için
esaslı olan iddiaların derece mahkemelerince Anayasa"nın 17. maddesinin
gerektirdiği özen ve derinlikte incelendiği anlaşılmaktadır. Somut olay
bakımından kamu makamlarının, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinden
söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
52. Başvurucu olayda, idarenin kusursuz sorumluluğunu da ileri
sürmüştür. Anayasa"nın 17. maddesi kapsamında inceleme yapılabilmesi için
devlete ait bir yükümlülüğün yerine getirilmediğinin ileri sürülmesi gerekir.
Bir başka deyişle devlete, işlem ve eylemlerinden veyahut eylemsizliğinden
dolayı bir kusur atfedilmesi zorunludur. Bu nedenle başvurucunun yükümlülükler
bağlamında dile getirdiği iddiaları Anayasa"nın 17. maddesi kapsamında
incelenmiş, kusur şartının aranmadığı sorumluluk türü olan kusursuz sorumluluk
iddiası ise anılan madde yönünden incelenmemiştir.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence
altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.