
Esas No: 2013/9393
Karar No: 2013/9393
Karar Tarihi: 14/4/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
AYŞE AKKAYA BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/9393) |
|
Karar Tarihi: 14/4/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
|
|
Celal Mümtaz AKINCI |
|
|
Muammer TOPAL |
Raportör Yrd. |
: |
İsmail Emrah PERDECİOĞLU |
Başvurucu |
: |
Ayşe AKKAYA |
Vekilleri |
: |
Av. Zeynep DOĞAN AKARKEN |
|
|
Av. Hakan AKARKEN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açılan
kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında uyuşmazlık konusu taşınmaz
için emsallerine göre düşük bedel belirlendiği, dava sonunda hükmedilen
tazminatın hâlen ödenmediği, söz konusu tazminata hatalı faiz oranının
uygulandığı, faiz hesaplamalarının da hatalı yapıldığı, yargılama devam ederken
gerçekleşen kanun değişikliği nedeniyle nispi yerine maktu vekalet ücretine
hükmedildiği veyargılamanın makul sürede
sonuçlandırılmadığı nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan
yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi
neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 11/3/2014tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı 25/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/7/2015 tarihinde Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa
Mahkemesine sunulan görüş 31/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibraz
etmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Ankara ili Etimesgut ilçesi Bağlıca köyünde
bulunan taşınmazına Millî Savunma Bakanlığınca fiili olarak el konulduğunu
öğrenmesi üzerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca 22/2/2012 tarihinde
idareden uzlaşma talebinde bulunmuş ve idarece taşınmaz için teklif edilen
8.760 TL"lik bedelin başvurucu tarafından kabul edilmemesi üzerine 2/4/2012
tarihinde uzlaşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.
9. Uzlaşmanın sağlanamaması nedeniyle başvurucu 2/4/2012
tarihinde Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Millî Savunma Bakanlığı
aleyhine kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.
10. Mahkemece yargılama sürecinde dava konusu taşınmazın askerî
alanda kalması nedeniyle kadastro parseli vasıtasıyla arsa niteliği kazandığı
görülmüş, inşaat mühendisleri ve mülk bilirkişilerinden oluşan beş kişilik
bilirkişi heyeti beraberinde keşif yapılmış ve ardından heyetçe taşınmaz
emsalleri ile karşılaştırılarak, eksik ve fazla yönleri ile değerlendirilerek
bilirkişi raporu hazırlanmış, raporda taşınmazın dava tarihi itibarıyla m²
değerinin 165 TL olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Mahkemenin aynı askerî alan
içerisinde kalan ve aynı parselde bulunan bir başka taşınmaz ile alakalı
yürüttüğü yargılama dosyasında verilen kararın Yargıtay denetiminden de geçerek
kesinleşmiş olduğu hususu gözetilerek bilirkişi heyetinin yapmış olduğu tespit
uygun bulunmuştur.
11. Yargılama sonunda Mahkemenin 20/11/2012 tarihli ve
E.2012/460, K.2012/573 sayılı kararı ile 33.000 TL tazminatın dava tarihinden
itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine, ilgili
taşınmazın Hazine adına tesciline, başvurucu lehine avukatlık ücret tarifesi
uyarınca 3.880 TL vekâlet ücretinin takdirine, yargılama boyunca başvurucu
tarafından yapılan 54,15 TL yeni dava masrafı, 57 TL tebligat gideri, 105 TL
müzekkere masrafı, 513,55 TL bilirkişi ve keşif ücreti, 460,35 TL ıslah harcı
olmak üzere toplam 1.190,05 TL yargılama giderinin davalı idareden tahsiline
hükmedilmiştir.
12. Başvurucu Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararını dayanak
alarak Ankara 8. İcra Müdürlüğü nezdinde 26/3/2013 tarihinde borçlu idare
aleyhine icra takibi başlatmış, bu kapsamda idareye 29/3/2013 tarihinde icra
emri tebliğ edilmiş ve takip kesinleşmiştir.
13. Ayrıca İlk Derece Mahkemesi kararı üzerine başvurucu
3/1/2013 tarihli dilekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, kararın düzeltilerek
onanmasını istemiştir. Söz konusu temyiz dilekçesinin ilgili kısımları
şöyledir:
"...
İlam, hüküm kısmı 5. Madde bilirkişi ve keşif
ücretlerinde, eksik hesaplama yapılmıştır. Bilirkişi heyetine toplam 1200 tl.; keşif harcı 148,55 tl.;
keşif aracına 65 tl. olmak
üzere toplam 1413,55 tl. Bilirkişi ve keşif masrafı
yapılmış iken ilamda -513,55 tl yazılarak- eksik
olarak hüküm kurulması ilamın düzelterek onanmasını gerektirmektedir.
..."
14. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı idare de 7/1/2013
tarihli dilekçesi ile temyiz talebinde bulunmuş, uyuşmazlık konusu taşınmaz
için daha önce usulüne uygun tebligat ve kamulaştırma işlemleri yapıldığını
belirterek temyiz incelemesi sonunda yasa ve hukuka aykırı olan kararın resen
tespit edilecek sebeplerle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
15. Temyiz talepleri üzerine dava dosyası Yargıtaya
gönderilmiş, dosya üzerinde temyiz incelemesi devam ederken 24/5/2013 tarihli
ve 6487 sayılı Kanun"un 21. maddesi ile 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerek
geçici 6. madde uyarınca açılan davalarda nispi vekâlet ücreti yerine maktu
vekâlet ücreti uygulanacağı, onuncu fıkrasıyla da değişen hükümlerin
kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu
düzenleme 11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanarak bu tarihte yürürlüğe girmiştir.
16. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesi
1/10/2013 tarihli ve E.2013/8158, K.2013/16199 sayılı ilamı ile kararı
düzelterek onamıştır. İlamın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Mahallinde yapılan keşif sonucu, taşınmazın
dava tarihindeki değerinin biçilmesinde ve alınan rapor uyarınca bedelinin
tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;
1-Davalı
idarenin harçtan muafiyetine karar verildiği halde, harcın yatırana iadesi
yerine, yargılama giderlerine katılmak suretiyle idareden tahsiline karar
verilmesi, doğru olmadığı gibi;
2-11.
06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen geçici 6. maddesinin 7.
fıkrası uyarınca; vekalet ücretinin bedel tespiti davalarında öngörüldüğü
şekilde maktu olarak belirlenmesi gerektiğinden,
a)Gerekçeli kararın
hüküm fıkrasından harç ve yargılama giderlerineilişkin
bölümlerin çıkartılmasına, yerlerine (Davalı idare harçtan muaf olduğundan harç
alınmasına yer olmadığına, peşin yatırılan harcın talep halinde yatırana
iadesine, davacı tarafça yapılan toplam; 1.600,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine) cümlesinin
yazılmasına,
b)Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin 4. bendinden
(3.880,00) rakamının çıkartılmasına, yerine (1.200,00) rakamının yazılmasına,
Hükmün böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ... oybirliği ile karar
verildi."
17. Temyiz incelemesinin ardından taraflarca karar düzeltme
yoluna başvurulmadığından anılan karar 1/10/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
18. Başvurucu 20/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş
ve Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesince lehine hükmedilen tazminat miktarına
ilişkin kendisine herhangi bir ödeme yapılmadığı yönünde şikâyette bulunmuştur.
19. Anayasa Mahkemesi 4/9/2015 tarihinde Millî Savunma
Bakanlığına gönderdiği yazı ile bireysel başvuruya konu yargılama dosyası
kapsamında başvurucu lehine hükmedilen tazminata yönelik herhangi bir ödemenin
yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi istemiş, Millî Savunma Bakanlığı cevaben
sunduğu 16/9/2015 tarihli yazı ile söz konusu tazminata ilişkin yürütülen icra
takip dosyasına 10/3/2014 tarihli ödeme emri ile 42.205,15 TL yatırıldığını
bildirmiştir.
20. Ayrıca Ankara 8. İcra Dairesine (İcra Dairesi) de Anayasa
Mahkemesince gönderilen 30/12/2015 tarihli yazı ile başvuru konusu icra takip
dosyasına ilişkin ödeme bilgileri istenmiş, cevaben sunulan 30/12/2015 tarihli
ve 21/1/2016 tarihli yazılar ile 28/12/2015 tarihi itibarıyla ilgili icra takip
dosyasında toplam 45.671,31 TL alacak bulunduğu buna karşın dosyaya 24/3/2014
tarihinde 42.205,15 TL ve 17/7/2014 tarihinde 3.823,75 TL toplamda ise
46.028,90 TL ödeme yapıldığı ve bu durumdafazla
ödenen 357,59 TL"nin borçluya iade edileceği, bununla birlikte Dairelerince
hesaplanan toplam alacak tutarının başvurucu tarafından Ankara 12. İcra Hukuk
Mahkemesi (İcra Hukuk Mahkemesi) nezdinde şikâyete konu edildiği, şikâyet
incelemesi sonunda verilen hükmün Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulduğu, bu
bağlamda icra dosyası kapsamında hesaplanan tutarın henüz netleşmediği
bildirilmiştir.
21. Başvurucu da Anayasa Mahkemesine sunduğu 22/1/2016 tarihli
dilekçesi ile İcra Dairesince yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, kendisine
ödeme yapıldığını ancak eline geçen meblağın alacak tutarını tamamen
karşılamadığını, bu bağlamda İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde şikâyette
bulunduğunu, İcra Hukuk Mahkemesince yapılan inceleme sonucu verilen şikâyetin
reddi yönündeki kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozulduğunu ve şikâyete
ilişkin yargılamanın henüz sona ermediğini belirtmiştir.
22. Anayasa Mahkemesince şikâyet incelemesinin yapıldığı İcra
Hukuk Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılama dosyasının incelenmesi sonucu
başvurucunun İcra Mahkemesine sunduğu 8/4/2014 tarihli şikâyet dilekçesi ile
borçlu hakkında
Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/11/2012 tarihli kararına dayanarak icra takibi
yaptığını, bu kararın kesinleştiğini, icra dairesinden dosya borcunun
hesaplanmasını istediğini, yapılan hesaplamaların birbirinden farklı olduğunu,
kendisine kısmi ödeme yapıldığını, ayrıca icra harçları maktu olarak alınması
gerekirken cezaevi harcı ve damga vergisinin nispi olarak alındığını belirterek
dosya hesabının Mahkemece yapılmasına karar verilmesini talep ettiği
görülmüştür.
23. İcra Hukuk Mahkemesince şikâyet talebi üzerine icra dosyası
hesap yapılması amacıyla bilirkişiye gönderilmiş, bilirkişi tarafından raporun
sunulmasının ardından 14/4/2014 tarihli ve E.2014/305, K.2014/369 sayılı karar
ile şikâyetin reddine hükmedilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"...
Tüm dosyanın değerlendirilmesi sonucu 2942 Sayılı
Yasanın geçici 6.maddesinin 7.fıkrası uyarınca bu madde kapsamında her türlü
vekalet ücretinin maktu olarak belirlenmesi gerektiği, icra müdürlüğünce
gerçekleştirilen işlemin hukuka uyarlı olduğu, cezaevi harcının yasaya uygun
olarak hesaplandığı, damga harcına ilişkin 2942 Sayılı Yasanın geçici
6.maddesinin 7.fıkrasında düzenlemenin yer almadığı, bu konudaki itirazların
yerinde görülmediği, şikayetin reddinin gerektiği sonucuna ulaşılmış, aşağıdaki
hüküm oluşturulmuştur.
..."
24. Şikâyetin reddedilmesi üzerine başvurucu tarafından temyiz
talebinde bulunulmuştur. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
22/5/2015 tarihli ve E.2014/11509, K.2015/11598 sayılı ilamı ile 6487 sayılı
Kanun ile değişen 2942 sayılıKanun"un geçici 6.
maddesinin 13. fıkrasının,Anayasa
Mahkemesinin 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, K.2014/176 sayılı kararı ile
iptal edildiğini, bu durumda somut olayda icra vekalet ücretinin nispi olarak
hesaplanması gerektiğini belirterek İcra Mahkemesinin kararını bozmuştur.
25. Bozma üzerine yargılama dosyası İcra Hukuk Mahkemesine
gönderilmiş, İcra Hukuk Mahkemesince bozma ilamı doğrultusunda yeniden yapılan
değerlendirme sonucunda 4/2/2016 tarihli ve E.2015/921, K.2016/74 sayılı karar
ile uyuşmazlık konusu bakiye dosya borcunun 5.073,87 TL olduğunun kabulüne ve icra
vekalet ücretinin nispi olarak hesaplanması gerektiğine hükmedilmiştir.
26. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına karşı icra dosyasının
borçlusu idare tarafından temyiz talebinde bulunulmuş, dava dosyası Yargıtay 8.
Hukuk Dairesine gönderilmiş, temyiz incelemesi ise hâlen sonuçlanmamıştır.
B. İlgili Hukuk
27. 2942 sayılı Kanun"un geçici 6. maddesinin 1. ve 8. fıkraları
ile Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95,
K.2014/176 sayılı kararı ile iptal edilmeden önceki 13. fıkrası şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç
yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında
fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis
edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya
tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın
fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedel
talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerine
göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulünün
uygulanması dava şartıdır.
...
Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde
kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil
idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin
(Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları
ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel
idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri
toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının
en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen
alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,
ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten
ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile
alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı
Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı
gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları
da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem
yapılabilir.
...
4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar
kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamış
olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir
ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafından
kamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehine
hükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleri
de, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacak
paydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bu
alacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalan
taşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleri
uygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkında
açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır.”
28. 2942 sayılı Kanun"un,
6487 sayılı Kanun"un 21. maddesi ile yapılan değişiklikten sonraki geçici 6.
maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları ile onuncu fıkrasının ilgili kısımları
şöyledir:
"İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,
uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik veya
idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde, fiilen
el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava
tarihindeki değeri, ikincifıkranın birinci
cümlesindeki esaslara göre mahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine göre
bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare
adına tesciline veya terkinine hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin
sekizinci fıkrasına göre idarece ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm
kesin olup tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.
Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her
türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktu
olarak belirlenir.
...
...Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm
davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızca
sekizinci fıkra hükümleri uygulanır.”
29. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 448. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl
uygulanır.”
30. 6100 sayılı Kanun"un 30. maddesi şöyledir:
"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde
yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
31. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu; Millî Savunma Bakanlığı aleyhine açtığı kamulaştırmasız
el atmaya dayalı tazminat davasında uyuşmazlık konusu taşınmaz için emsallerine
göre düşük bedel belirlendiğini, dava sonunda hükmedilen tazminatın hâlen
ödenmediğini, dolayısıyla yargı kararının yerine getirilmediğini, söz konusu
tazminata kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz yerine yasal faiz
uygulandığını, faiz hesaplaması yapılırken esas alınan başlangıç tarihinin
idareye uzlaşma için başvuruda bulunulan tarih olarak alınması gerektiğini,
yargılama sürecinde yaptığı masrafların karşı taraftan tahsiline veya iadesine
karar verildiğini; ancak yine bu masraflar için yapılan faiz hesaplamasında
başlangıç tarihinin masrafların yapıldığı tarihler olarak dikkate alınması
gerektiğini, yargılama devam ederken yapılan kanun değişikliği nedeniyle nispi
vekalet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine hükmedildiğini, yargılamanın makul
sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının,
etkili başvuru hakkının, hak arama hürriyetinin, hukuki güvenlik ve belirlilik
ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlallerin tespiti ile tazminata
hükmedilmesini, hükmedilecek tazminatlara yıllık %16,8 oranında faiz
uygulanmasını, başvuruya konu kamulaştırmasız el atma tazminatının
ödenmemesinde sorumluluğu olan sorumlular hakkında suç duyurusunda
bulunulmasını, kamulaştırmasız el atma davasında lehine hükmedilen ve sonradan
düşürülen vekâlet ücretinin ilk hükmedilen hali ile ödenmesine karar
verilmesini, yargılama boyunca yaptığı masraflara işletilecek faizin
hesaplanmasında başlangıç tarihinin, masrafların yapıldığı tarih olarak
düzeltilmesini ve yargılama sonunda lehine hükmedilen tazminata uygulanacak
faizin hesaplanmasında ise başlangıç tarihinin davalı idareye uzlaşma için
başvurulan tarih olarak belirlenmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
34. Başvurucu, başvuru dilekçesinde Sincan 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinin, 20/11/2012 tarihli kararı sonucu kamulaştırmasız el atma bedeli
olarak lehine 33.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal
faizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmesine rağmen kendisine ödeme yapılmadığından
yakınmaktadır. Bununla birlikte başvuruya ilişkin olay ve olguların incelenmesi
neticesinde başvurucuya, bireysel başvuruda bulunduğu tarihten sonra belli
miktarda ödeme yapıldığı ve başvurucu tarafından yakınılan hususun yapılan
ödemenin eksik olduğu noktasına dönüştüğü görülmüştür (bkz. § 21).
35. Bu durumda başvurucunun yargı kararının icra edilmediğine
yönelik şikâyetinin başvuruya konu yargı kararında hükmedilen meblağın faiz ve
masrafları ile birlikte tahsil edilmesine yönelik icra aşamasında yapılan
hesaplamaya ilişkin bir uyuşmazlık olduğu ve bu uyuşmazlığın hâlen
sonuçlanmadığı hususu dikkate alınarak başvurucuya yapılan ve başvurucu
tarafından tahsil edilen ödeme yönünden değerlendirilmesi uygun bulunmuş ve
uyuşmazlık devam eden konuda inceleme yapılmamıştır.
36. Öte yandan başvurucunun yukarıda sayılan ve adil yargılanma
hakkının, mülkiyet hakkının, etkili başvuru hakkının, hak arama hürriyetinin,
hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü diğer
şikâyetlerinin özü bireysel başvuruya konu edilen yargılama süreci ile
yargılama süreci sonunda hükmedilen tazminata ve yargılama masraflarına yönelik
faiz hesaplamalarına dolayısıyla adil yargılanma ve mülkiyet haklarına
ilişkindir. Bu kapsamda başvurucunun diğer şikâyetleri ayrı başlıklar altında
değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına
İlişkin İddia
37. Başvurucu, kamulaştırılmadan el koyulan taşınmazı nedeniyle
uzlaşma için 22/2/2012 tarihinde idareye başvuruda bulunduğunu, uzlaşma
sağlanamaması nedeniyle 2/4/2012 tarihinde dava açtığını belirterek ilgili
sürecin makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
38. Bakanlık görüşünde, başvurucunun makul sürede yargılanma
hakkına yönelik şikâyetine ilişkin yapılan değerlendirmede davanın açılma
tarihi ile Yargıtayın düzeltilerek onama ilamında
geçen sürenin 1 yıl 6 ay olduğu belirtilmiş ve Anayasa Mahkemesinin önceki
kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlere atfen başvurunun bu kısmı hakkında
görüş sunulmayacağı bildirmiştir.
39. Başvurucu; Bakanlığın görüşüne karşı makul süre
değerlendirmesinde başlangıç tarihinin idareye uzlaşmak için başvuruda
bulunduğu tarih olarak dikkate alınması gerektiğini, sürenin bitiş tarihinin
ise Yargıtay ilamının kesinleşme tarihi olarak alınması gerektiğini
belirtmiştir.
40. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul
sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu
yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil
yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki
yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,
yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama
sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki
menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,
2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede
yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Cavit Bağyapan, B.
No: 2013/1444, 4/11/2014; Mukadder Sağlam ve
diğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283, 19/12/2013).
41. Başvuru konusu olay, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan
kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davasına ilişkindir. 6100
sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun"da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen
ve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut yargılama faaliyetinin makul
süre değerlendirmesi için başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı karara
bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarihtir (Güher Ergun ve diğerleri, § 50). Ancak
2942 sayılı Kanun"un geçici 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca
kamulaştırmasız el atmalardan kaynaklanan tazminat davalarında, dava açılmadan
önce idareye başvuru yapılması dava şartı olarak düzenlendiğinden dolayısıyla
idareye uzlaşma için başvuru yapılmadan doğrudan dava açılması Kanun ile
yasaklanmış olduğundan somut başvuru açısından bu tarih idareye uzlaşma için
başvuru yapılan 22/2/2012"dir.
42. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da
kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52), somut
başvuru açısından söz konusu tarih ise temyiz talebi üzerine Yargıtay 5. Hukuk
Dairesinin düzeltilerek onama ilamının tarihi olan 1/10/2013"tür.
43. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde
yargılamanın konusunun kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat istemine
ilişkin olduğu, davanın idareye uzlaşma için yapılan 22/2/2012 tarihli
başvurunun ardından 2/4/2012 tarihinde düzenlenen uzlaşmazlık tutanağı üzerine
2/4/2012 tarihinde açıldığı, esasa ilişkin kararın 20/11/2012 tarihinde
verildiği ve bu kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013 tarihli ilamı
ile düzeltilerek onandığı, karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine de ilam
tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
44. Başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti davasında İlk
Derece Mahkemesi ve temyiz Mahkemesinin ihtilaf konusu olayla ilgili tutumunun
özel bir karmaşıklık göstermediği, yargılamanın idareye uzlaşma için yapılan
başvuru tarihi de hesaba katılarak toplam1 yıl 8 ay sürdüğü, bu sürede İlk
Derece Mahkemesinin başvurucunun ve idarenin iddialarına karşılık bedel
tespitine esas verileri topladığı, keşif icra ettiği, bilirkişi raporuna
başvurduğu, bilirkişi raporunun hazırlanmasının ardından esasa ilişkin hüküm
kurduğu ve kararın temyiz incelemesinin sonuçlandığı görülmüş ve yargılama
süresinin bütünü dikkate alındığında mahkemeler nezdinde başvurucunun haklarını
ihlal edecek şekilde gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığını
ileri sürdüğü yargılamasının uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal
saptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
b. Mahkemece Belirlenen Taşınmaz Bedeline ve Bu
Bedele Uygulanan Faiz Oranı ile Faiz Hesaplamalarına İlişkin İddialar
46. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atma davası sonunda
taşınmaz için emsallerine göre düşük bedel belirlendiğini ayrıca hükmedilen
bedele kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı yerine yasal faiz oranı
uygulandığını, bu bedel için faiz hesaplaması yapılırken esas alınan başlangıç
tarihinin idareye uzlaşma için başvuruda bulunulan tarih olarak alınması
gerektiğini ve yargılama sürecinde yaptığı masraflar için yapılan faiz
hesaplamasında da başlangıç tarihinin masrafların yapıldığı tarihler olarak
dikkate alınması gerektiğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının
ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağan
kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
48. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için
kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel
başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
49. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun"un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya
eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması
gerekir.
50. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının
uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya
çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine
başvurulmalıdır (Bayram Gök, B.
No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).
51. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir
kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle
genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması
esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan
denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, § 18).
52. Bireysel başvuru yolunun ikincil olma niteliği gereği
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk
sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke
uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve
süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu
konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı
zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş
olması gerekir (Bayram Gök, §
19).
53. Somut başvuruya konu olayda başvurucu, lehine tazminata
hükmedilen Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararına karşı temyiz talebinde
bulunmuştur. Ancak söz konusu talep incelendiğinde başvurucunun, kararın
yalnızca bilirkişi ve keşif ücretlerinde eksik hesaplama yapılmış olması
yönünden hatalı olduğunu belirttiği, bunun dışında kalan ve bireysel başvuruya
konu ettiği şikâyetlerine ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı ve İlk
Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasını istediği tespit edilmiştir
(bkz. § 13). Dolayısıyla başvurucunun söz konusu talebine yönelik olarak olağan
kanun yollarına başvurmadığı ve başvuru yollarını usulünce tüketmeden anılan
şikâyetler yönünden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Oysa yukarıda
yer verilen ilkeler kapsamında (bkz.§§ 44-50) başvurucunun, bu başlık altında
incelenen şikâyetlere ilişkin bireysel başvuruda bulunabilmesi için öncelikle
ilgili yargı yolunu tüketmesi gerektiği açıktır.
54. Açıklanan nedenlerle bireysel başvurunun bu kısmına ilişkin
ihlal iddialarının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvuru
konusu yapıldığı anlaşıldığından diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargı Kararının Yerine Getirilmediğine
İlişkin İddia
55. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun
olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Lehe Hükmedilen Vekalet Ücretinin Maktu
Olarak Değiştirilmesine İlişkin İddia
56. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin de açıkça dayanaktan
yoksun olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar
verilmesini gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının
kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Yargı Kararının Yerine Getirilmediğine
İlişkin İddia
57. Başvurucu, açtığı kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan
tazminat davası sonunda lehine hükmedilen tazminata yönelik hükmün icra
edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüştür.
58. Bakanlık görüşünde, başvurucu lehine tazminata hükmedilen
İlk Derece Mahkemesi kararının karar düzeltme talebinde bulunulmaması üzerine
başvurucu yönünden 1/10/2013 tarihinde kesinleştiği, bu bağlamda bireysel
başvuru incelemesi sürecinde kesinleşen kararın yerine getirilip
getirilmediğinin, başvurucunun mağdurluk statüsü anlamında önem arz ettiği,
dolayısıyla kararın gereğinin yerine getirilip getirilmediğinin borçlu idareden
sorulması gerektiği ilaveten karar gereği yerine getirilmedi ise söz konusu
yargılama sürecinin 1/10/2013 tarihinde kesinleştiği dikkate alınarak inceleme
yapılmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.
59. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, tarafına
27/3/2014 tarihinde ödeme yapıldığını, bu ödemeden eline 41.062,01 TL geçtiğini
ancak bu ödemenin icra dairesince hatalı yapılmış hesaba dayandığını
dolayısıyla kısmi bir ödeme olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir.
60. Bu bağlamda başvurucunun yargı kararının icra edilmediğine
yönelik şikâyeti, söz konusu yargı kararında hükmedilen meblağın faiz ve
masrafları ile birlikte tahsil edilmesine yönelik icra aşamasında yapılan
hesaplamaya ilişkin devam eden bir uyuşmazlığın mevcut olduğu hususu dikkate
alınarak (bkz. §§ 22-25), başvurucuya yapılan ve başvurucu tarafından tahsil
edilen ödeme yönünden değerlendirilecektir.
61. Anayasa’nın 36.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma
hakkına sahiptir.”
62. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
63. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:
“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak
zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle
değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
64. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul
bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına
sahiptir.”
65. Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan
alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma
hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca
inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM
içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer
alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen
ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, § 38).
66. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,
diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların
korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda
toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,
haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma
hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada
bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan
bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).
67. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin
yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu
olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına
alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,
kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve
özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve
yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve
mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının
geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının
kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa Demirtaş, B. No: 2013/2002,
30/12/2014, § 51).
68. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.
maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye
erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkını
adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM’e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme
önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme
haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini
tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar
uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu çerçevede AİHM,
kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın zarar
görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda, mahkemeye erişim hakkının bir
anlam ifade etmeyeceğini ve yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin, 6.
madde anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olduğunu
vurgulamaktadır (Arman Mazman,
B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 59).
69. Zira davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka
uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı
kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı
reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa, bu durumda
davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin
6. maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir.
AİHM, bu yorumuyla bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu
hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın
icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (Arman Mazman, §
60).
70. Anayasa"nın 138. maddesi metninde mahkeme kararlarına uyma,
bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme
organları ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yer
verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine
getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak
ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün olmaz. Dolayısıyla
devlet, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler
aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu
otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla yükümlüdür.
Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette, bireylerin kamu
otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma adına
vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine
getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).
71. Yargı kararlarının yerine getirilmesinde gecikmenin
başvurucuların adil yargılanma haklarına bir müdahale olduğu kabul edilmekle
beraber kararların icrasında ne kadar süreli bir gecikmenin hak ihlali
sayılacağının, davanın konusu, konu bir alacağın veya tazminatın ödenmesiyse
alacak veya tazminatın mahiyeti, başvurucunun kararın icrasındaki menfaati,
yargı kararının icrasının başvurucu için önemi, ödeme ile sorumlu idarenin
bütçe imkânları ve ödeme konusundaki tutumu, alacak veya tazminatın ödemenin
gecikmesi nedeniyle değer kaybedip kaybetmediği, davanın kararın icra
safhasıyla beraber toplam süresi ile kararın icrasında geçen süre gibi
koşullara göre incelenmesi gerekir (Arman Mazman, § 66).
72. Başvuru konusu olayda idare başvurucuya ait taşınmaza
kamulaştırmasız el atmış, başvurucu da bu durumu öğrenmesinin ardından 2942
sayılı Kanun"un geçici altıncı maddesi uyarınca uzlaşma için idareye 22/2/2012
tarihinde başvurmuş, uzlaşma sağlamaması üzerine 2/4/2012 tarihinde Sincan 1.
Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan
tazminat davasında idare aleyhine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi 20/11/2012 tarihli kararı ile
toplam 33.000 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile
birlikte başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Anılan karar Yargıtay 5. Hukuk
Dairesinin 1/10/2013 tarihli ilamı ile düzeltilerek onanmış, karar düzeltme
yoluna başvurulmaması üzerine de aynı tarihte kesinleşmiştir. Başvurucuya ise
kendisinin de kabul ettiği 41.062,01 TL ödeme, kesinleşme tarihinden yaklaşık
altı ay sonra 27/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
73. Sonuç olarak yukarıda sayılan hususlar gözönünde
bulundurulduğunda somut olayda İlk Derece Mahkemesince 33.000 TL olarak
belirlenen kamulaştırmasız el atma tazminatının yargı kararının
kesinleşmesinden itibaren yaklaşık altı ay sonra ödenmiş olduğu ve söz konusu
ödemenin faiz ile yargılama giderlerini de kapsadığı gözönünde
bulundurulduğunda başvurucunun adil yargılanma haklarının ihlal edilmediği
kanaatine ulaşılmıştır.
74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde
güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edilmediğine karar
verilmesi gerekir.
75. Öte yandan başvurucunun yargı kararı ile lehine hükmedilen
tazminatın kendisine ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği
iddiasının, başvurucuya idarece belli bir miktar ödeme yapıldığı, bu miktarda
ödemenin ise alacağın tamamını karşılayıp karşılamadığının halen devam etmekte
olan bir yargılama sürecinde ortaya çıkacağı hususu dikkate alındığında bu
aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
b. Lehe Hükmedilen Vekalet Ücretinin Maktu
Olarak Değiştirilmesine İlişkin İddia
76. Başvurucu İlk Derece Mahkemesi tarafından nispi olarak
belirlenerek lehine hükmedilen 3.880 TL vekâlet ücretinin, 6487 sayılı Kanun
ile 2942 sayılı Kanun"un geçici 6. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle
temyiz aşamasında 1.200 TL olarak (maktu) düzeltildiğini belirterek adil yargılanma
hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
77. Bakanlık görüş yazısında, AİHM"in
yerleşik içtihatlarına göre yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki
hataların, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin
ihlaline sebep olduğu hâllerde bireysel başvuruya konu edilebilir olduğu,
Anayasa Mahkemesi kararlarında da kanun yolu şikâyeti niteliğindeki
başvurularda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik
bulunmadıkça bireysel başvuru yolunda inceleme yapılamayacağının belirtildiği,
vekâlet ücretinin bir usul hukuku kavramı olup yapılan yasal değişikliklerin
derhâl uygulanma niteliğini haiz olduğu, bununla birlikte devam eden davaya
uygulanacak şekilde yasa değişikliğinin adil yargılanma hakkına bir müdahale
olduğu ifade edilmiştir.
78. Başvurucu,Bakanlık
görüşüne karşı beyanlarında nispi olarak hükmedilen vekalet ücretinin yargılama
devam ederken maktuya çevrilmesi uygulamasının hukuki güvenlik ilkesine ve adil
yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğunu ifade etmiştir.
79. Somut dava sonucunda başvurucunun davanın açılış tarihindeki
düzenlemelere göre davayı kazanması hâlinde lehine hükmedilecek vekâlet ücreti,
dava devam ederken yapılan değişiklik ile nispiden
maktuya çevrilerek düşürülmüştür. Başvurucunun davası lehine sonuçlandığından
aleyhine bir yargılama giderine hükmedilmemiş, ancak yargılama devam ederken
yapılan kanun değişikliğiyle lehine hükmedilen vekâlet ücreti maktuya
çevrilerek vekâletle temsil nedeniyle vekiline ödeyeceği ücretin karşı tarafa
yükletilen miktarı azaltılmış; dolayısıyla başvurucunun vekili ile dava öncesi
yaptığı sözleşmeye göre yapacağı ödemede kendisinin katlanacağı miktar artmış
ve dolaylı olarak yargılama giderine katlanmak durumunda bırakılmıştır.
80. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri silahların
eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule
ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin
diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını
makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına
gelmektedir (Yaşasın Aslan, B.
No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı
tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan
olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildir. Taraflardan birine tanınan,
diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna dair delil
bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793,
18/9/2014, § 37).
81. Devletin kendisi taraf olsun ya da olmasın davanın
taraflarından birini diğerine nazaran önemli ölçüde avantajlı hâle getiren
kanuni düzenlemeler yapması, silahların eşitliği ilkesi ve dolayısıyla
yargılamanın hakkaniyete uygun yürütülmesi kuralına aykırılık oluşturur. Bir
başka ifadeyle yasama organının yargılamadaki taraflardan birinin lehine sonuç
doğuracak şekilde kanun çıkarttığı durumlarda davanın taraflarının eşit konumda
olduğu söylenemez. Bunun için yargısal süreci etkilediği iddia edilen düzenlemenin
taraflardan birinin davadaki başarı şansını önemli ölçüde azaltması, ortaya
çıkan bu sonuç ile kanuni düzenleme arasında bir illiyet bağı bulunması ve bu
illiyet bağını kesen veya zayıflatan başka etken ortaya çıkmamış olması gerekir
(Zekiye Şanlı, B. No: 2012/931,
26/6/2014, § 72).
82. Bununla birlikte somut başvuruya konu düzenleme ile yapılan
değişiklik, davanın esasını etkileyen veya bir tarafın başarı şansını
değiştiren nitelikte olmayıp bir yargılama gideri olan vekâlet ücretine
ilişkindir. Vekâlet ücreti ise bir usul hukuku kavramı olup yapılan yasal
değişiklikler derhâl uygulanma niteliğini haizdir. Ayrıca bahsedilen düzenleme
davanın her iki tarafı için vekâlet ücretini maktu hâle getirdiğinden ve davayı
her iki tarafın da kazanma imkânı bulunduğundan silahların eşitliğine aykırı
bir düzenleme olduğundan bahsedilemez. Zira benzer davalarda, davayı kazanan
davacıların kamu kurumlarından alacakları vekâlet ücreti düşerken kaybeden
davacıların ödemek zorunda kaldıkları vekâlet ücretleri de düşmekte ve söz
konusu düzenleme kamu kurumları için bazen lehe bazen aleyhe sonuç
doğurmaktadır (Mürsel Malkoç,
[GK], B. No: 2013/9466, 27/10/2015, § 25).
83. Vekâlet ücreti davayı vekille takip eden ve davası kabul
edilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Dava
aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret
yükümlülüğü bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir. (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,
§ 38).
84. AİHM, başvuranların aleyhine hükmedilen yargılama
giderlerinin yanında devletin taraf olduğu davalarda başvuranların lehlerine
hükmedilmeyen yargılama giderlerini de mahkemeye erişim hakkı kapsamında
değerlendirebilmektedir (Stankiewicz/Polonya, B. No: 46917/99, 6/4/2006, §§
60, 61). Söz konusu davada savcılığın bir özel hukuk davasında hukuk düzenini
ya da kamu yararını korumak amacıyla davaya müdahalesi hâlinde devlet lehine ya
da aleyhine yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğine ilişkin usul yasası
hükmünün uygulanması incelenmiştir. Davanın Savcılık makamı tarafından
açılmasına karşın davayı kazanan başvuran lehine yargılama giderlerine
hükmedilmemesi nedeniyle davanın karmaşıklığı, davacının avukatla temsilinin
gerekliliği, devletin yargılama giderlerinin gereksiz şekilde yüksek tutulduğuna
ilişkin bir kanıtlamasının söz konusu olmadığı ve profesyonel hukuki yardım
masraflarının karşı tarafa yükletilmediği hususlarına vurgu yapılarak mahkemeye
erişim hakkının ihlaline karar verilmiştir (Stankiewicz/Polonya, §§ 63-76).
85. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne
taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını
isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen
veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını
önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal
edebilir (Özkan Şen, B. No:
2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak
olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların,
hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,
açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir
(Serkan Acar, § 38). Ulaşılmak
istenen kamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları arasında
gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan ve başvuruculara çok yüksek bir külfet
yükleyen düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Hüseyin Sezen, § 48).
86. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup, kural olarak bu
tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak, gereksiz
başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin
fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi
amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin
kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen
yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derecede
zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar, § 39).
87. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve AİHM kararlarında da
geçen "Kaybeden öder."
ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen
değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkin
düzenlemeleri ifade eder (Hüseyin Sezen, §
50).
88. AİHM, bu ilke gereği muhtemel davacıları mahkeme önüne
abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için mahkemeye erişim hakkını
engelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki düzenlemelerin tek başına adil
yargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla birlikte davanın koşulları
çerçevesinde hesaplanan masrafın miktarının bu hakkın engellenip
engellenmediğini tespitte önemli bir faktör olduğunu kabul etmektedir (Stankov/Bulgaristan, 68490/01, 12/7/2007, § 52).
89. Başvuru konusu davada 20/11/2012 tarihli Mahkeme kararıyla
başvurucu lehine 33.000 TL tazminat bedeli ile 3.880 TL vekâlet ücretinin diğer
yargılama giderleriyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. 24/5/2013
tarihinde kabul edilen 6487 sayılı Kanun"la 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.
maddesinde yapılan değişiklik ile kamulaştırmasız el atma davalarında vekâlet
ücretlerinin nispi olarak ödenmesi düzenleme altına alınmıştır. Başvuru konusu
davanın temyiz aşamasında yürürlüğe giren bahse konu düzenleme ve usul
hükümlerinin derhâl uygulanmasına yönelik ilke gereği başvurucu lehine
hükmedilen 3.880 TL vekâlet ücreti Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin, 1/10/2013
tarihli kararıyla 1.200 TL olarak tespit edilmiş, İlk Derece Mahkemesi kararı
düzeltilerek onanmıştır.
90. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013 tarihli kararıyla
vekâlet ücreti yönünden İlk Derece Mahkemesi kararını değiştiren hükmünün
11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun’la 2942 sayılı Kanun’un geçici
6. maddesinde değişiklik yapan düzenlemeye dayandığı, bahsedilen düzenlemenin
usule ilişkin olduğundan derhâl uygulama niteliğini haiz olduğu, ayrıca
bahsedilen geçici 6. maddenin 10. fıkrasında yapılan değişikliklerin henüz
kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hükmünün yer aldığı görülmektedir. Bu
nedenle bahsedilen Yargıtay kararının kanuni olduğu açıktır.
91. Başvurucunun şikâyet konusu yaptığı 6487 sayılı Kanun’un 21.
maddesi ile değişik 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin iptali istemiyle
yapılan başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 13/11/2014 tarihli ve E.2013/95,
K.2014/176 sayılı kararıyla başvuru konusu maddenin 12. ve 13. fıkralarını
Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir. Aynı kararda vekâlet ücretiyle ilgili
olan 7. fıkranın iptali talebiyle yapılan başvuruyla ilgili olarak kanun
koyucunun süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek, uyuşmazlıkların çözülmesini
kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla geçici 6. maddeyle çeşitli mekanizmalar
öngördüğü, dava konusu kuralla geçici 6. madde kapsamında açılacak davalarda
idarelerin vekâlet ücreti yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde,
kanun koyucunun takdir yetkisini bu yönde kullanmasında kamu yararı ve hukuk
devleti ilkesine aykırılık görülmediği gerekçesiyle iptal isteminin reddine
karar vermiştir.
92. Kanun koyucu, süregelen mülkiyet ihlallerini gidermek;
idarenin, bireylerin taşınmazlarına haksız el koymasından doğan uyuşmazlıkları
tasfiye etmek, uyuşmazlıkların çözülmesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla
2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesiyle çeşitli mekanizmalar öngörmüştür.
Dava konusu kuralla, geçici 6. madde kapsamında açılacak davalarda idarelerin
vekâlet ücreti yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı gözetildiğinde kanun
koyucunun takdir yetkisini bu yönde kullanmasında kamu yararı ve hukuk devleti
ilkesine aykırılık görülmemektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
93. Kanuni olduğu ve meşru amaç taşıdığı anlaşılan vekâlet
ücretine ilişkin uygulamanın orantılılık incelemesi yapılırken, öngörülen
miktarın ülke şartlarında ne anlam ifade ettiği, davaya konu uyuşmazlığın
konusu ve miktarı, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi
hususlar dikkate alınmalıdır (Mürsel Malkoç, § 36).
94. Somut olayda başvurucu davası kabul edilen taraf olduğundan
20/11/2012 tarihli İlk Derece Mahkemesi kararıyla lehine 33.000 TL tazminata ve
3.880 TL vekâlet ücretine hükmedilmiş, ancak karar düzeltme aşamasında
yürürlüğe giren düzenleme nedeniyle Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/10/2013
tarihli kararıyla vekâlet ücreti 1.200 TL olarak düzeltilmiştir.
95. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat
davalarının konusu parayla ölçülebildiğinden, uygulamada bu davalarda nispi
vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Buna karşılık, kamulaştırma bedelinin tespiti
ve tescil davası, bir tespit davası niteliğinde görüldüğünden taraflar lehine
maktu vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Yargıtayın
yerleşik içtihadı da vekil ile temsil edilmiş olmaları durumunda davacı idare
ve davalı taşınmaz maliki yararına maktu tarifeler üzerinden avukatlık ücretine
hükmedilmesi yönündedir.2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin 7. fıkrasında
yapılan değişiklikle, vekâlet ücreti yönünden usulüne uygun kamulaştırmalarda
idareler tarafından açılan bedel tespiti davalarına atıf yapılarak,
kamulaştırmasız el koyma nedeniyle açılacak bedel tespiti davalarında da
vekâlet ücretine maktu tutar üzerinden hükmedilmesi zorunluluğu getirilmiştir
(AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
96. Vekâlet ücreti yargılama gideri olup bununla, davacı veya
davalının o dava nedeniyle aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata
ödedikleri ücretin telafisi amaçlanmaktadır. Bu nedenle, kendisini avukatla
temsil ettiren kişinin o davada haklı çıkması durumunda, bu kişi lehine vekâlet
ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Haklı çıkan taraf lehine hükmedilecek
vekâlet ücretinin miktarı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne
(AAÜT) göre belirlenmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
97. AAÜT, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun
168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunca baro
yönetim kurullarının teklifleri de gözönüne alınmak
suretiyle her yılın ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Bakanlığa gönderilmekte
ve Bakanlıkça onaylanarak yürürlüğe girmektedir. TBB tarafından düzenlenen
tarifelerde genellikle avukatlık ücretinin hesaplanmasında, konusu para olmayan
ve para ile ölçülemeyen davalarda maktu tarifenin, konusu para olan veya para
ile ölçülebilen davalarda ise nispi tarifenin esas alınması öngörülmektedir. Bazı
durumlarda ise konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen davalarda
dahi maktu tarifenin uygulanması kararlaştırılabilmektedir. Hangi davalarda
nispi, hangilerinde ise maktu tarifenin uygulanacağına ilişkin olarak bazı
istisnalar dışında kanunlarda bir hüküm bulunmamakta olup bu husus TBB"nin
takdirine bırakılmıştır. TBB bu konudaki takdirini kullanırken, avukatın
sunduğu hukuki yardımın niteliğini dikkate almaktadır (AYM, E.2013/95,
K.2014/176, 13/11/2014).
98. Dava konusu kuralla, kamulaştırmasız el atmalardan
kaynaklanan bedel tespiti davalarında da maktu tarife uygulanması zorunluluğu
getirilmiştir. Bu suretle kanun koyucu bu davalar yönünden TBB"nin takdir
yetkisini sınırlamış ve uygulanacak ücret tarifesinin niteliğini de doğrudan
kendisi tayin etmiştir. Kamulaştırmasız el koyma nedeniyle açılacak bedel
tespiti davalarında uygulanacak avukatlık ücretinin hangi tarife üzerinden
hesaplanacağını belirlemek, adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözetmek kaydıyla
kanun koyucunun takdirindedir. Haksız yere dava açsa veya açılmasına sebebiyet
verse bile bir kimsenin, karşı tarafın o dava nedeniyle yaptığı masraflardan
daha fazla bir külfete katlanmak zorunda bırakılmasının hukuk devleti yönünden
bir zorunluluk olduğu savunulamaz. (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
99. Nitelik itibarıyla kamulaştırma bedelini tespit ve tescil
davaları ile kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davaları farklı davalar
olsa da her iki davanın konusu da kamulaştırılan veya el atıldığı anlaşılan
taşınmazın dava tarihine göre rayiç bedelinin belirlenmesinden ve taşınmaz
sahibi adına ödenmesine karar verilmesinden ibaret olup, mahkemelerce bu yönde
araştırma yapılmaktadır. Her iki davada da mahkemeler bilirkişi marifetiyle
taşınmazın değerini tespit ettirmekte ve her iki davada da vekilin müvekkiline
hukuki yardımı benzer nitelikte olup bahsedilen davaların öngörülen vekâlet
ücretleri ile karşılanamayacak karmaşıklıkta olduğu söylenemez (Mürsel Malkoç, §42).
100. Nitekim kanun koyucu bu hususları gözönünde
bulundurarak 2942 sayılı Kanun"un "Kamulaştırmasız
el koyma sebebiyle tazmin" başlıklı geçici 6. maddesinin madde
başlığını 6487 sayılı Kanun"un 21. maddesiyle "Kamulaştırılmaksızın
kamu hizmetine ayrılan taşınmazların bedel tespiti" biçiminde
değiştirmiştir. Bu değişimin taşınmaz malikinin gerçek zararı ödenmek koşuluyla
anayasal bir sorun teşkil etmediği açıktır(Mürsel Malkoç, §43).
101. Somut başvuruya konu davada İlk Derece Mahkemesi bir
kamulaştırma bedeli tespiti ve tescil davasındaki yöntemi takip etmiş, üç duruşma
ve bir keşif yaparak taşınmazın değerini tespit etmiş ve yaklaşık sekiz ayda
davanın esası hakkında karar vermiştir.
102. 6487 sayılı Kanun"la 2942 sayılı Kanun"un geçici 6.
maddesinde önemli değişiklikler yapılarak çeşitli mekanizmalar öngörülmüştür. Bahsedilen
değişiklikle kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davalarında
davayı kazanan tarafın vekâlet ücreti maktuya dönüştürülürken, diğer yandan
davacılardan tahsil edilen harçlar da bedel tespiti davalarında olduğu gibi nispiden maktuya çevrilerek davacı üzerinde olan dava
yükünü hafifletecek şekilde düzenleme yapılmıştır (Mürsel Malkoç, § 45).
103. Kamulaştırmasız el atma davalarında alınan hukuki yardım
ile kamulaştırma bedelini tespit ve tescil davalarında alınan hukuki yardımın
niteliği itibarıyla ciddi anlamda farklılık taşıdığı ve bu nedenle maktuya
dönüştürülen vekâlet ücretlerinin yetersiz olduğu söylenemez. Ayrıca bir aylık
brüt asgari ücret miktarına yakın olan 1.200 TL vekâlet ücretinin ülke
şartlarında davacıların vekille temsil edilmesine ve asgari düzeyde de olsa
hukuki yardım almasına yetmeyeceği de söylenemez(Mürsel Malkoç, § 46).
104. Bununla birlikte alınacak hukuki yardımın niteliği ve
maliyetinin vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesine bağlı bir ilişki
olduğu ve alınan hukuki yardımın maliyetinin buna göre ciddi miktarda
farklılıklar göstereceği açıktır. Kanun koyucunun vekâlet ücretini karşı tarafa
yüklemesindeki amaç, haksız yere dava açılmasına neden olanlara yargılama
giderlerinin yükletilmesi olup davanın niteliğine göre makul ve kabul
edilebilir bir ücretin belirlenmesi hakkaniyete uygun bir yargılama ve
mahkemeye erişim sağlamak için yeterli kabul edilmelidir. Mahkemelerce hüküm
verilenden daha yüksek ücret öngören vekâlet sözleşmeleri vekil ile müvekkili bağlayacağından
hükmedilen ücret bireylerin mahkemeye erişim haklarını engellemedikçe Anayasa
Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Mürsel Malkoç, § 47).
105. Sonuç olarak başvurucunun lehine hükmedilen tazminat
miktarı ve lehine hükmedilen yargılama giderleri gözönünde
bulundurulduğunda maktuya çevrilen vekâlet ücretinin, başvurucunun vekille dava
açmasını imkânsız hâle getirmediği ya da aşırı derecede zorlaştırmadığı,
başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı ve başvurucunun mahkemeye
erişim hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturmadığı kanaatine
ulaşılmıştır.
106. Açıklanan nedenlerle başvurucunun adil yargılanma hakkının
ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir. Osman Alifeyyaz
PAKSÜT ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Mahkemece belirlenen taşınmaz bedeline ve bu bedele uygulanan
faiz oranı ile faiz hesaplamalarına ilişkin iddiaların başvuru yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
OYBİRLİĞİYLE,
3. Yargı kararının yerine getirilmediğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
4. Lehe hükmedilen vekâlet ücretinin maktu olarak
değiştirilmesine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle Anayasa"nın
36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının İHLAL
EDİLMEDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
2. Lehe hükmedilen vekâlet ücretinin maktu olarak değiştirilmesi
nedeniyle Anayasa"nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma
hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT
ve Celal Mümtaz AKINCI"nın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
14/4/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuru, Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açılan
kamulaştırmasız el atmaya dayalı tazminat davasında, taşınmaz için emsallerine
göre düşük bedel belirlendiği, hükmedilen tazminatın
halen ödenmediği, tazminata hatalı faiz oranı uygulandığı, faiz
hesaplamalarının hatalı yapıldığı, yargılama
devam ederken gerçekleşen kanun değişikliği nedeniyle nispi yerine maktu
vekalet ücretine hükmedildiği ve yargılamanın makul sürede
sonuçlanmadığı nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucunun Sincan Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı
kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası sonucunda kabul edilen
miktara göre davacı/başvuruculehine3.880.-TL vekalet ücretine hükmolunmuştur.
Karar Yargıtay incelemesinde iken 11.6.2013 tarihinde, 6487 sayılı Kanun’un 21.
maddesi ile 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası
değiştirilerek geçici 6. madde uyarınca açılan davalarda nispi vekalet ücreti
yerine maktu vekalet ücreti uygulanacağı hükmü yürürlüğe girmiştir. Yargıtay 5.
Hukuk Dairesi bu değişikliğe göre yerel mahkemenin 3.880.-TL nispi vekalet
ücreti hükmünü, maktu 1.200.-TL olarak düzelterek onamıştır.
3. Vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında yer aldığında
ve yargılama giderlerinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında bulunduğunda
tereddüt yoktur (Serkan Acar, 2013/1613).
Öte yandan, AİHM, başvuranların aleyhine hükmedilen yargılama giderlerinin yanı
sıra, devletin taraf olduğu davalarda başvuranların lehine hükmedilmeyen
yargılama giderlerini de mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirebilmektedir(Stankiewicz/Polonya,46917/2006).
4. Konunun, usul kurallarının yargılama sırasında başvurucu
aleyhine sonuçlar verecek şekilde değiştirilmesi ile de ilgisi vardır. AİHM, National and Provincial
Building Society/Birleşik
Krallık, 117/1996 davasında, devletin taraf olduğu yargılamanın
başlamasından sonra devlet lehine usuli değişiklikler
yapılabileceğini, ancak bunun erken bir safhada yapılıp yapılmadığının ve
başvurucu için davayı "kazanılamaz" hale getirip getirmediğinin,
mahkemeye erişim hakkı bakımından değerlendirilmesi gerektiğine karar
vermiştir. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın
düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek
yerine, kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi
bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda, mahkemeye erişim hakkı
ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,
27/7/2006, § 24).
5. Yargılama sonuçlanmadan gerçekleştirilen ve vekalet ücretini
başvurucu aleyhine etkileyen usul kurallarının Anayasaya aykırılığı konusunda,
Anayasa Mahkemesinin 7.2.2008 tarihli ve Esas:2005/128, Karar:2008/54 sayılı
kararı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, itiraz yoluyla başvuran Yargıtay 13.
Hukuk Dairesinin, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu"nun 5043 sayılı Yasa ile eklenen
Geçici 21. maddesinin "Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun
değişik hükümleri uygulanır" kuralının Anayasaya aykırılığına
şu gerekçelerle hükmetmiştir:
"1136 sayılı Avukatlık
Kanunu ile bu Kanunda değişiklikler yapan 4667 ve 5043 sayılı Kanunlarda,
avukatlık ücreti ve avukatlık ücretinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin farklı hükümler
yer almakta iken itiraz konusu kuralla, 5043 sayılı Yasa öncesinde ortaya çıkan
ve kesin hükme bağlanmamış uyuşmazlıkların 5043 sayılı Yasa hükümlerine göre
çözümleneceğinin öngörülmesi, anılan Yasanın geriye yürümesi sonucunu
doğurmaktadır.
5043 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı
uyuşmazlıkların kapsamına, avukatlık ücretine ilişkin olarak taraflar arasında
akdedilen bir ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar da girmektedir. Hukuk
devletinde hukuk güvenliğinin sağlanması, öncelikle hukuki işlemlerin
sonuçlarının öngörülebilir olmasına bağlı bulunduğundan, bir sözleşmenin
yapıldığı tarihte mevcut olmayan bir yasa hükmünün daha sonra geriye yürür
şekilde bu sözleşmeden doğan bir ihtilafta uygulanmasının öngörülmesi, hukuk
güvenliği ilkesine aykırıdır.
Bu durum, aynı zamanda, Anayasanın 48.
maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğüne de aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural
Anayasa"nın 2. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
6. Yargılama sonucunda, yargılama giderlerinin haksız çıkan
tarafa yüklenmesi yasa gereğidir. Bu kuralın bir amacı da haksız olduğu halde
dava açmak isteyenleri caydırmak, haksız olduğunu bilerek dava açanları da
cezalandırmaktır. Somut olayımızda, bu genel ilkenin dışına çıkılarak,
taşınmaza kamulaştırmasız el atan ve hukuka aykırı davranan kamu gücü, daha
düşük harç ve vekalet ücreti ödemekle yükümlü kılınarak ve bu hüküm mevcut
davalara da uygulanarak ödüllendirilmekte, taşınmazına el atılan kişi ise bir
anlamda cezalandırılmaktadır. Kamu gücü tarafından hukuka aykırı olarak yapılan
işlem ve eylemlere dolaylı olarak meşruiyet ve kolaylık sağlanırken, devlet
karşısında güçsüz olan kişi korunmak yerine mağdur edilmektedir.
7. Başvurucunun lehine hükmedilen tazminat miktarı ve lehine
hükmedilen yargılama giderleri göz önünde bulundurulduğunda vekalet ücretinin
maktuya çevrilmesinin, zaten açılmış bulunan bir dava yönünden, vekille dava
açılmasını imkânsız hâle getirmediği söylenebilirse de,
başvurucu üzerinde ağır bir yüke sebep olmadığı, hukuki güvenlik hakkını ihlal
etmediği ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir
müdahale oluşturmadığı söylenemeyecektir.
8. Sonuç olarak dava açılırken bulunmayan ve öngörülemeyen bir
kuralın davanın devamı sırasında başvurucu aleyhine, kamu gücü lehine
değiştirilerek, nispi olan vekalet ücretinin maktu hale getirilmiş olmasını
başvurucunun hukuki güvenlik ve mahkemeye erişim haklarını ihlal eder mahiyette
gördüğümüzden çoğunluk görüşüne katılmadık.
Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
Üye Celal Mümtaz AKINCI |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.