
Esas No: 2016/79283
Karar No: 2016/79283
Karar Tarihi: 17/4/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NUR NEŞE KARAHAN VE YEŞİL ARTVİN DERNEĞİ
BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2016/79283) |
|
Karar Tarihi: 17/4/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Celal Mümtaz
AKINCI |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
Raportör |
: |
Gülsüm Gizem
GÜRSOY |
Başvurucular |
: |
1. Nur Neşe
KARAHAN |
|
|
2. Yeşil
Artvin Derneği |
Vekili |
: |
Av.
Bedrettin KALIN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir televizyon programında ifade edilen sözler
hakkında kovuşturma açılmamasının başvurucuların şeref ve itibar hakkını ihlal
ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/12/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
6. Başvurucu Yeşil Artvin Derneği (Dernek) Artvin"de yirmi beş
yıldır faaliyet göstermektedir. Diğer başvurucu ise -olayların geçtiği tarihte
ve hâlen- adı geçen Derneğin yönetim kurulu başkanıdır. Dernek, kendisine ait
internet sitesinde "Artvin"in Üstü
Altından Daha Değerlidir" sloganıyla hareket eden, Artvin"de
gerçekleştirilmek istenen maden faaliyetlerinin çevreye verebileceği zararlarla
ilgilenen bir kuruluş olarak tanıtılmaktadır. Bunun yanı sıra, internet
sitesinde Derneğin halkı bilgilendirmek ve çevre duyarlılığını artırmak için
sempozyumlar düzenlediği, bu kapsamda yürüyüşler ve protesto eylemleri organize
ettiği belirtilmiştir.
7. "Cerattepe olayları" olarak bilinen olaylarda
bir şirket Artvin"de Cerattepe ilçesinde maden arama
çalışmaları için 2015 yılında ruhsat başvurusunda bulunmuştur. Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının olumlu Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu
vermesi üzerine şirket aleyhine yürütmenin durdurulması talepli dava
açılmıştır. Yargılama süreci devam ederken şirkete ait iş makinelerinin Cerattepe"ye doğru hareket etmesi üzerine iş makinelerinin
girmesini önlemek için 21/6/2015 tarihinden itibaren bir grup insan nöbet
tutmaya başlamışlardır. Nöbet eylemi devam ederken iş makinelerinin bölgeye
ulaşması halk tarafından önlenmiştir. Yaklaşık 250 gün süren nöbet eylemi
sonrasında 16/2/2016 tarihinde polis ve askerin müdahalesi ile iş makineleri
maden sahasına ulaşmıştır. Bunun ardından Artvin"de ve diğer birçok ilde
protestoya destek eylemleri gerçekleştirilmiştir. 24/2/2016 tarihinde Dernek
üyelerinin olayların gerçekleştiği tarihte başbakan olan Ahmet Davutoğlu ile
yaptıkları görüşme sonrasında hukuki süreç tamamlanıncaya kadar Cerattepe bölgesinde maden şirketinin faaliyetlerinin
durdurulmasının kararlaştırıldığı bildirilmiştir.
8. Ulusal ölçekte yayın yapan Star gazetesinin 25/2/2016 tarihli
nüshasında, birinci başvurucu hakkında
"Çevreci Değil Alman Devşirmesi" başlıklı bir haber yayımlanmıştır.
Birinci başvurucunun fotoğrafının da yer aldığı söz konusu haber şöyledir:
"Bergama, Gezi, HES protestoları ve en
son Cerattepe... Türkiye"nin mega projeleri ile
yeraltı zenginliklerine ulaşma çalışmalarını engellemeyi amaçlayan her eylemde
ön safta yer alan sözde çevrecileri, Almanya"da çektikleri toplu fotoğraf ele
verdi. En dikkat çeken kişi ise Artvin"in Hopdediks"i
Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan oldu.
Cerattepe eylemlerinde başı çeken Karahan, Alman Kultur
und Art Initiatitive Vakfı
tarafından bölgedeki maden işletmelerine karşı özel eğitilmiş, AB-Türkiye çevre
uyum protokolleri kapsamında oluşturulan fonla desteklenerek yasal kılıfa
sokulan eğitime katılanlar arasında yerel basın ve STK"lardan isimler de var.
Üstelik bu eğitim her yıl tekrarlanmış."
9. Kanal 24 ekranlarında yayınlanan "Günün Manşeti" isimli programda [E.D] ve [H.Ç]
isimli sunucular günlük gazete manşetlerini yorumlamaktadırlar. Sunucular 25/2/2016
tarihli programın ilk yirmi dakikasında, Star gazetesinin yukarıda belirtilen
manşetini ele alarak yorum yapmışlardır. Programda birinci başvurucunun isminin
de geçtiği konuşmaların ilgili kısımları şu şekildedir:
"...[E.D]:
...Bakıyoruz ağaç kesilmesi şu bu falan meğer işin içinde başka durumlar var...
Türkiye çok ciddi bakır ihracatı yapan bir ülke. Bakır açığımız var. Bir kapalı
maden olacak, yol açılmaksızın yapılacak, kesilen ağaçlar 3 katı olarak yeniden
dikilecek dendi.
[H.Ç]:
...Bu Alman vakfı özel eğitmiş deniyor. Amaç acaba gerçekten ağacı korumak
mı?... Gezi olaylarını hatırlıyoruz. Kim ağacın korunmasına karşı olur? ...
Fakat dediğimiz gibi madenin şartları belli. Ona rağmen "Diren Cerattepe" söylemleri... Özel eğitilmişler vesaire de deniyor.
Yeşil severlerin eğitim tarzı kullanılarak algı operasyonu niyeti olanların
operasyonları bunlar. Topluma başka mesaj vermek isteyenlerin operasyonları
bunlar... Star gazetesinin kimin ne olduğu konusunda fikir vermesi, birtakım
isimleri deşifre etmesi önemliydi...
[E.D].:
... Burada sahiden bir çevre duyarlılığı, bir ekolojik kaygı olmadığını hepimiz
biliyoruz... Sanırım Başbakan da biliyor...Ne oldu da bu sulh sağlandı onu
önümüzdeki günlerde göreceğiz.
[H.Ç]:
... Artvin halkının bu eyleme destek verdiğini sanmıyorum. Burada belirtildiği
gibi Alman vakfının o bölgeye gelmiş olması özel yetiştirdiği elemanlarının
burada olması, HDP ve CHP"nin katkıda bulunması... İnsan maslahatına yararlı
olan birşeye karşı çıkmak farklı bir amaca hizmet
ettiğini gösterir. Star gazetesi bu kişileri tek tek deşifre etmiş bunu da
görsün insanlar..."
10. Star gazetesinin 2/3/2016 tarihli nüshasının "Alman Maşası Poz verdi-İhanetin
Fotoromanı" manşeti altında birinci başvurucunun resminin
yuvarlak içine alındığı ve aynı nüshanın 11. sayfasında "Türkiye karşıtı ahtapotun kolları"
başlığı ile yer alan haberde birinci başvurucunun isminin geçtiği ilgili
kısımlar şu şekildedir:
"...hükümete karşı yeni bir Gezi
ayaklanması çıkarmak için Artvin Cerattepe’yi kaşıyan
sözde aktivistlerin Alman bağlantılarıyla birlikte
PKK ve CHP bağlantıları da ortaya çıktı... Gezi türü eylemlere öncülük yapan
Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan, Sinop’taki Nükleer Santrale karşı
çıkan [Z.K] ve [P.D]"nin, Alman vakıflarının
talimatıyla, Türkiye’nin milli projelerine karşı mücadele ettikleri ortaya
çıkmıştı. Karahan ve [Z.K] ile birlikte Alman vakıfların seminerlerine katılan
‘Yeşil Gazete yazarı [P.D], Almanya’nın Türkiye’nin mega projelerine karşı
Türkiye’den nasıl aktivist devşirdiğini itiraf
etmişti...[Z.K], bir gün çevre eyleminde görünürken,
başka bir gün PKK’nın yayın organı olarak bilinen ve kısa süre önce yayınlarına
son verilen IMC TV’de açıklamalar yapmış. Başka bir gün ise CHP Genel Başkanı
[K.K] tarafından ağırlanıp el üstünde tutulmuş..."
11. Başvurucular 2/3/2016 tarihli "Günün Manşeti" programında bir önceki programda
olduğu gibi haklarında benzer söylemlerde bulunulduğunu, yine aynı kanalda
çalışan A.Z. isimli sunucu ile başka sunucuların da bu şekilde söylemlerde bulunduğunu
ileri sürmüşlerdir.
12. Başvurucular; yukarıda bahsi geçen haber ve yorumlarda
haklarında hakaret içeren ifadeler kullanıldığını, terörist benzetmesi
yapılarak hedef gösterildiklerini, bu nedenle halkın alenen kin ve düşmanlığa
tahrik edildiğini ileri sürerek Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda
bulunmuşlardır.
13. Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı 26/10/2016 tarihinde söz
konusu şikâyet hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
"...basın mensuplarının haber konusu
olarak değerlendirdikleri, olayları kendi düşünceleri doğrultusunda açıklama,
eleştirme, yayma ve yorumlama hürriyetine sahip oldukları, yorum yaparken
rahatsız edici, sert, çarpıcı, şoke edici, kaba bir üslup kullansa dahi hakaret
boyutuna ulaşmayacağı yönünde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarının
bulunduğu, aynı hususların iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında
vurgulandığı, ağır nitelikteki eleştirilerin bile kişilik haklarına yönelik
saldırı olarak değerlendirilmemesi gerektiği,
... basın özgürlüğünün, belli ölçülerde
abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerdiğinin kabul edilmesi
gerektiği, gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler " polemik
" niteliğinde olsalar da nesnel bir açıklamayla desteklendiklerinde, bu
ifadelerin asılsız kişisel saldırı olarak görülemeyeceği, kaldı ki, kamu
görevinde bulunan veya talip olanların, diğerlerine oranla daha sert
eleştirilere muhatap kalmasının da doğal karşılanması gerektiği,
Bu bilgiler ışığında soruşturma dosyası ve
suça konu yazı içerikleri birliktedeğerlendirildiğindeyapılan
haberlerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, şüphelilerin
üzerine atılı hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa alanen
tahrik etme suçlarının kanunda yazılı unsurlarının oluşmadığı veatılı suçlardanşüpheliler
hakkında kovuşturma yapılamayacağı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır."
14. Başvurucular anılan karara itiraz etmiştir. Artvin Sulh
Ceza Hâkimliği 17/11/2016 tarihinde usul ve yasaya aykırılık olmadığı
gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.
15.Başvurucular 22/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuşlardır.
IV.İLGİLİ HUKUK
16. Uluslararası hukuk kaynakları için Anayasa Mahkemesinin Fetullah Gülen ([GK], B. No: 2014/12225, 14/7/2015,
§§ 14-24) kararına bakılabilir.
17. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Gündüz/Türkiye (k.k.), (B. No: 59745/00, 13/11/2003) kararında
başvurucunun haftalık bir gazetede dinî bir tarikat hakkında yayımlanan
makalede yer alan ve ılımlı İslam
hakkındaki görüşlerini içeren ifadeleri nedeniyle suç işlemeye tahrik suçundan
mahkûmiyetine hükmedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini
değerlendirmiştir. Anılan kararda başvurucunun ifadelerinin şiddete çağrı
niteliğinde olduğu değerlendirmesi yanında söz konusu ifadelerde açıkça
toplumun geneli tarafından tanınan bir yazarın isminin verildiği ve bu durumun
makalenin yayımlanmasıyla beraber söz konusu yazarı tartışmasız biçimde ciddi
bir fiziksel şiddet tehlikesi altında bıraktığı da gözönüne
alınarak başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna hükmedilmiştir (Gündüz/Türkiye).
18. Yine haftalık bir dergide yayımlanan ve Türkiye"nin
güneydoğusunda devlet tarafından gerçekleştirilen askerî operasyonları
eleştiren iki okuyucu mektubu nedeniyle mahkûmiyetine karar verilen dergi
sahibinin ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı başvuruda da
AİHM tarafından, anılan mektuplarda yer alan ifadelerin şiddeti meşrulaştırdığı
değerlendirmesi yanında açıkça bazı şahısların isminin verilmesinin onlara
karşı nefreti teşvik edici olduğu ve bu şahısları muhtemel bir fiziksel şiddet
tehlikesi altında bıraktığı vurgulanarak başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal
edilmediğine karar verilmiştir (Sürek/Türkiye
(No.1) ([BD], B. No: 26682/95, 8/7/1999 §§ 62, 65).
19. Federal Alman Anayasa Mahkemesinin benzer yöndeki bir
kararında; bir gazetecinin "Kültür=Bir
Yahudi?" başlıklı yazısında bir siyasetçinin yahudi kimliğini vurgulayarak eleştirmesi nedeniyle Nazizm
söylemi kullanarak halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme suçundan
cezalandırılmasına ilişkin olarak kitleleri hedef alan bir söylemin
bulunmadığı, nefret söyleminin çok dar yorumlanması gerektiği gerekçesiyle
ifade özgürlüğünün ihlal edildiği belirtilmiştir (Federal Alman Anayasa Mahkemesi, 1 BvR
1056/95, 6/10/2000).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların
İddiaları
21. Başvurucular;
i. İlgili haber ve yazılarda yer alan "Alman devşirmesi", "PKK grupları" şeklinde düşmanlık yayan, hedef
gösteren ve ayrımcılık amacı güden ifadeler kullanıldığını, bu nedenle söz
konusu ifadelerin nefret söylemi içerdiğini iddia etmişlerdir.
ii. Şikâyete konu ifadelerin ifade özgürlüğü bağlamında
değerlendirilmesinin mümkün olamayacağını belirtmişlerdir.
iii. Adı geçen gazetenin ve haber kanalının, ulusal çapta
faaliyet gösteren bir gazete ve haber kanalı da olduğu düşünüldüğünde, terörist
benzetmesinin halkın bir bölümüne hedef gösterme saikiyle
yapıldığını, bu tür ifadelerin şiddete teşvik açısından yakın bir tehdit
oluşturduğunu ileri sürmüşlerdir.
iv. Etkili bir soruşturma yapılmaksızın kovuşturmaya yer
olmadığına dair karar verilmesi nedeniyle şeref ve itibar hakkı ile bağlantılı
olarak etkili başvuru hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri
sürmüşlerdir.
v. Söz konusu haber ve yayınlarda kullanılan ifadelerin nefret
söylemi içerdiği gözönünde bulundurulduğunda tazminat
davası açılmasına gerek olmadığını, bu nedenle ceza muhakemesi yolunun
tamamlanmış olmasının yeterli görülmesi gerektiğini belirtmişlerdir.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, gazete ve haber kanalında
haklarında kullanılan ifadeler nedeniyle Anayasa"nın 10. ve 36. maddelerinde
tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ise de belirtilen ihlal
iddialarının özü; söz konusu ifadelerin, şeref ve itibara yönelik bir müdahale
oluşturduğudur. Bu sebeple somut olayın koşullarında şikâyetin bir bütün olarak
Anayasa"nın 17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür.
23. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan
ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Anayasa’nın
38. maddesinin dördüncü fıkrası, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması
hakkında yetkililerin kamuoyuna bilgi vermesini engellemez. Ancak masumiyet
karinesine saygı gösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa’nın 38. maddesinin
dördüncü fıkrası, bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek
verilmesini gerekli kılar (Kadir Sağdıç [GK],
B. No: 2013/6617, 8/4/2015 § 28).
1. Genel İlkeler
24. Bireyin şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer
alan "manevi varlık"
kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireylerin manevi varlığının bir parçası
olan şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin
saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Ancak devletin, bireylerin maddi ve manevi
varlığına yönelik olarak üçüncü kişilerce yapılan müdahalelere karşı etkili
mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma
ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Üçüncü kişilerin haksız
müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.
Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler için ülkemizde
hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Hakaret, ceza hukuku anlamında
suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak nitelendirilmekte ve tazminat
davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla bireyin, üçüncü kişilerce şeref ve
itibarına müdahale edildiği iddiasıyla hukuk davası açarak da bir giderim
sağlaması mümkündür (Adnan Oktar (3),
B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35).
25. Bir ihlal iddiasına ilişkin olarak başvurulabilecek birden
fazla etkili başvuru yolunun bulunması durumunda, kural olarak başvurucunun
aynı amacı taşıyan başvuru yollarının tamamını tüketmesi beklenemez (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 30;
Halkevleri Derneği ve İlknur Birol,
B. No: 2013/577, 30/6/2014, § 28). Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin,
yerleşik hâle gelen içtihatları uyarınca üçüncü kişilerce şeref ve itibara
yapılan müdahalelerle ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş
olması Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için şart olan tüm
başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği anlamına gelmez (Adnan Oktar (3), § 36).
26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına
alınan şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına yönelik
uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolu daha yüksek başarı şansı
sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yoludur (S.S.A., § 31; Halkevleri Derneği ve İlknur Birol, § 29).
27. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin Sinem Hun (B. No: 2013/5356, 8/5/2014) daha sonra da Fetullah Gülen (B. No:
2014/12225, 14/7/2015) kararlarında ifade ettiği gibi hoşgörünün ve bütün
insanların onuruna aynı düzeyde saygının; demokratik, çoğulcu bir toplumun
temellerini oluşturduğu gerçeğinden hareketle formaliteleri, koşulları, kısıtlamaları veya
müeyyideleri izlenen meşru amaçla orantılı olmak kaydıyla
hoşgörüsüzlük temelinde nefreti yayan, teşvik eden, yücelten veya haklı
gösteren tüm ifade çeşitlerini önlemek ve hatta bunları cezalandırmak gerekli
görülebilir (Sinem Hun, § 32; Fetullah Gülen [GK], § 36).
28. Bu nedenle nefret
söylemi kullanılarak hakaret edildiği iddiasını içeren başvurular açısından
başvuruya konu olayın kendine özgü koşulları da dikkate alınmak kaydıyla
bireysel başvuru öncesinde hukuk yoluna gidilmeksizin sadece ceza muhakemesi
yolunun tamamlanmış olması yeterli görülebilir (Sinem Hun, § 32; Fetullah Gülen, § 37). O hâlde mevcut başvuruda yapılması gereken
ilk iş, başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğinin tespiti için
başvurucuların şikâyet ettiği haber ve yazılarda yer alan ve kendilerine
yönelik olarak dile getirilen sözlerin nefret söylemi oluşturup oluşturmadığını
tespit etmektir.
29. Nefret söylemi ifadesinin genel kabul görmüş bir tanımı
bulunmamaktadır. Nefret söylemi olarak sınıflandırılabilecek açıklamaların
tespit edilmesi, bu tür açıklamaların sadece nefret
ifadeleriyle veya duygu aracılığıyla dışa vurulmaması nedeniyle oldukça zor
görünmektedir. Nefret söylemi, ilk bakışta mantıklı veya normal görünebilecek
ifadelerde de saklı olabilmektedir. Bununla birlikte, onur kırıcı nitelikte
olsalar bile ifade özgürlüğü hakkının tümüyle koruması altında bulunan
ifadelerin, nefret söylemi sayılabilecek ve bu sebeple böylesi bir korumadan
faydalanmayan ifadelerden ayırt edilmesini sağlayacak ölçütlerin, konuyla
ilgili olarak yürürlükte bulunan uluslararası metinlerden ve AİHM’in veya diğer mahkemelerin içtihatlarından hareketle
ortaya konması mümkündür (Fetullah Gülen, §§ 13-23).
30. Nefret söylemi
kavramının çok sayıda durumu kapsadığı söylenebilir. Bununla birlikte ilk
olarak ırkçı nefretin veya başka bir deyişle kişilere veya gruplara yönelik
nefretin belirli bir ırka ait olmaları nedeniyle kışkırtılmasının nefret söylemi kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği açıktır. İkinci olarak dinsel nedenlerle nefretin
ve inananlar ile inanmayanlar arasındaki ayrıma dayalı nefretin kışkırtılması
da aynı şekilde nefret söylemi kabul edilmelidir. Bunlardan başka, Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi’nin nefret söylemi
üzerine Tavsiye Kararı’ndaki ifadelerine odaklanılırsa saldırgan milliyetçilik ve etnik merkezcilik
şeklinde ifadesini bulan hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret türlerinin
kışkırtılması da nefret söylemi kapsamında sayılmalıdır (Fetullah Gülen, § 39).
31. Bu anlamda nefret söylemi
muhakkak belirli bir kişiye veya gruba yönlendirilmiş yorumları kapsamaktadır.
Nefret söyleminin saikinin ise salt o kişiye ilişkin
bir aidiyet olgusundan ibaret bulunması gerekir. Bir gruba veya bir grubun
üyelerine yönelik ifade, nefreti teşvik ediyorsa ve bu teşvikin sözde geçerli
nedeni o gruba isnat edilen özelliklerse, bir grubun üyeleri sırf bu gruba üye
oldukları için aşağılanıyor, genel çoğunluktan farklı görülüyor, toplumsal
olumsuzlukların faili sayılıyorsa ya da bu grupların veya üyelerinin
aşağılanmaları ve haklarından mahrum edilmeleri, maruz kaldıkları dışlama,
baskı veya şiddet meşru gösteriliyor ise söz konusu düşünce açıklamasının nefret söylemi içerdiği kabul edilebilir.
Nefret söyleminde, belirli bir gruba ait bulunduğu için hedef seçilmek
suretiyle esasında kendisini o grupta tanımlayan tüm bireyler yönünden barış ve
huzur içinde yaşama hakkına müdahale edilmektedir (Fetullah Gülen, § 41).
32. Tüm bunların yanı sıra nefret söylemi, başkalarının insanlık onuruna yönelik bir
saldırı öngörmektedir. İnsanlık onuru, insanı devletin sadece bir nesnesi
hâline getirmeyi engelleyen veya özne niteliğini temelde sorgulayan bir
saldırıya maruz kalmasını yasaklayan, bir kişinin toplumsal değerini ifade
eder. İnsanlık onuru ile ifade özgürlüğü arasında bir denge sağlanmaya
çalışılması söz konusu değildir çünkü insanlık onuru söz konusu olduğunda ifade
özgürlüğü artık düşünülemez. İfade özgürlüğünü ortadan kaldıran bu etki
nedeniyle nefret söyleminin çok dar yorumlanması gerekmektedir.
2. İlkelerin Olaya
Uygulanması
33. Somut olayda başvurucular, kendileri hakkında, ulusal yayın
yapan bir gazetede ve haber kanalında yer alan haberlerden ve yapılan
yorumlardan şikâyetçi olmuşlardır. Başvurucular, söz konusu haber ve yorumların
ayrımcı ve nefrete dayalı hakaret içerdiğini ve kişilik haklarına saldırıda
bulunduğunu iddia etmişlerdir. Başvuruculara göre devlet etkili soruşturma
yapmayarak failleri cezasız bırakmıştır. Başvurucular, bir bütün olarak
değerlendirildiğinde ilgili haber ve yorumların nefret söylemi olduğunu ileri
sürmüşlerdir.
34. Buna karşın kamuoyunda önemli sayıda kişi ve grup;
çevrecilerin bu eylemlerinin ülke ekonomisine yarardan çok zarar getirdiğini,
ülkenin tüm zenginliklerinin kullanılması gerektiğini, maden kaynaklarının
kullanılmasına karşı çıkanların ancak ülke ekonomisinin gelişmesini
istemeyenler olabileceğini savunmuşlardır. Başvuru konusu haber ve yayınları
yapan gazeteciler, bir fotoğraf paylaşarak çevreci eylemcilerin Almanya"da bir
vakıf tarafından eğitildiğine dair bazı deliller bulunduğunu ileri
sürmüşlerdir. Gazetecilere göre Artvin"deki maden sahasına karşı çıkanlar ile
diğer büyük projelere karşı olanlar arasında ortak bir bağ bulunmaktadır. Bu da
bu kişilerin Alman vakıfları tarafından yönlendirilmeleridir.
35. Gazeteciler, başvurucuların muhalif partiler ile olan
ilişkilerini de yorumlamışlardır. Gazetecilere göre; başvurucuların PKK terör
örgütüne eğilimi olan bir televizyon kanalında görünmeleri, muhalif çok sayıda
siyasetçi ve yabancı bir vakıf ile ilişkili olmaları Cerattepe"de
yaşanan olayları yabancı ülkelerin planladığını ve başvurucuların da bu planın
bir parçası olduklarını göstermektedir.
36. Anayasa Mahkemesi söz konusu deliller eşliğinde olayları
yorumlayan gazetecilerin, başvurucuların adını açıkça zikrederek onlara karşı
ağır suçlamalar yönelttiğini gözlemlemektedir. Buna karşın gazetecilerin
sözleri salt başvuruculara ilişkin bir aidiyet olgusundan kaynaklanmamaktadır.
Başvurucular toplumsal bazı olumsuzlukların faili olarak gösterilseler dahi
sırf çevreci oldukları için kendilerine sebepsiz saldırıda bulunulmuş veya
aşağılanmış değillerdir. Başvurucular ne bir dışlamaya ne de baskı veya şiddete
maruz kalmamışlardır. Sonuç olarak şikâyet konusu söylemlerin başvuruculara
veya onların mensubu olduğu çevreci faaliyetlere karşı; hoşgörüsüzlüğe dayalı
nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran ifadeler
olmadığı, dolayısıyla nefret söylemi
olarak nitelendirilemeyeceği değerlendirilmiştir.
37. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun"un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda
bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için
kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının
tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle
derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi
koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve
Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 19-20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,
2/7/2013, § 26).
38. Üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan müdahaleler ile
ilgili olarak başvurucuların yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu
ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma
imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu nazara alındığında
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının
tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez (Halkevleri Derneği ve İlknur Birol, § 32; Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 19-20).
39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru
yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.