14. Hukuk Dairesi 2016/17850 E. , 2020/6429 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19/06/2014 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın tazminat istemi yönünden kabulüne dair verilen 08/04/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Dava, taşınmazın harici satışı nedeniyle tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, dava dilekçe ile; müvekkilinin 1997 yılından beri ikamet etmekte olduğu daireyi 1997 yılında 13.000 mark peşin ödemek suretiyle davalıdan satın aldığını, ipotekli olan dairenin ... bankasına ödenecek olan kredisi de daire alındığı tarihinden itibaren davacı tarafından yatırılarak kredinin kapatıldığını, davaya konu taşınmaz göçmen konutu olup iskan kanununa göre 10 yıl süreli olarak satışının yasak olduğunu, bu sebeple 10 yıl tapuyu devralma ümidiyle müvekkilinin beklediğini, ancak bu tarihten sonra da davacı tapuyu devretmediğini, müvekkilini sürekli oyaladığını ve görüşme taleplerini dahi kabul etmediklerini davalı ... adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, bu taleplerinin kabul olmadığı takdirde taşınmazın dava değerindeki rayiç bedelin davacıya faiziyle birlikte iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, davada ... davalı olarak gösterilmiş ise de muris ...’ın veraset ilamı ile ...’ın ismi geçmediğinden bu kişinin davalı sıfatına haiz olmadığını, tapu iptal ve tescil davalarında zaman aşımının 10 yıllık olduğunu, taşınmazın göçmen konutu olduğunu, muris taşınmazı aldıktan sonra davacıya kiraya verdiğini, davacının evde oturduğu süre boyunca her hangi bir kira ve dava dilekçesinde belirtilen 13.000 Markı ödemediğini belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece davacının tapu iptali tescil talebinin reddine, verilenlerin iadesi talebinin kabulü ile, 27.222,72 TL"nin taşınmazın davalılara teslim edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan miras payları oranında alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili ve davalılar vekili temyiz etmiştir.
1) Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Taşınmaz satışının resmi şekilde yapılmaması nedeniyle taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunmamaktadır. O nedenle, geçersiz olan bu sözleşme, geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.’nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olayda,taraflar arasında yazılı bir satış sözleşmesi bulunmadığı gibi davacının satış bedeli olarak ödediğini iddia ettiği 13.000 DM"nin ödendiğine dair yazılı bir belge de bulunmamaktadır. Dosya arasında mevcut davacıda bulunan ... Bankası A.Ş"ye ait konut kredisi hesap cüzdanından 147.807.051 ETL"nın 18.06.2007 tarihinde kapatıldığı ve hesabın ... Bankası"na devir olduğu ve dava dosyasından mevcut 18.06.2007 tarihli dekontun açıklamasında "Nediye Keder 18.06.2007 tarihinde 233.21 TL ödeme ile krediniz kasadan tahsil edilerek kapatılmıştır." yazıldığı görüldüğünden kapanış bakiyesi olan 147.807.051 ETL"nin davacı tarafından ödendiği ispatlanmıştır. Mahkemece sebepsiz iktisap ve denkleştirici adalet kuralı gereğince ödendiği ispat edilen bedelin dava tarihinde ulaştığı alım gücü belirlenerek, belirlenecek miktarın tahsiline karar verilmesi gerekirken 13.000 DM"nin karşılığı olan bedelin de ödenmesine karar verilen miktara dahil edilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca davalı ..."ın, ..."ın mirasçısı olmadığı gözetilmeden aleyhine hüküm kurulması doğru görülmemiş bu sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; davanın kısmen kabulüne karar verildiğinden yargılama giderlerinin oranlanmaması ve reddedilen kısım üzerinden kendisini vekil ile temsil ettiren davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.10.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.