Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 2527 parsel sayılı taşınmazda, 4320 payla malik olduğunu ancak bu hissenin davalı H. A. adına tescil edildiğini, düzeltim işlemi yapılırken tarafların yazılı olurlarının alınması zorunluluğu gözardı edilerek yapılan tescilin yolsuz olduğunu, dava konusu yerin 25 yılı aşkın süredir kendisinin ve ailesinin zilyetliğinde olduğunu ileri sürerek davalı adına olan kaydın iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi uyarınca ilgililerin dava açma yetkisinin olmadığını, ilgili Tapu Sicil Müdürlüklerinin re’sen düzeltme yapabileceklerini, dava açma yetkisinin Defterdarlıklara ait olduğunu, tespit tutanağının 08/11/1983 tarihinde kesinleştiğini, tescilin yanlışlıkla “davacı Hüsnü ” adına yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi ... raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.Dava; tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 2527 parsel sayılı taşınmazın 4320/5088 payının 03.07.1983 tarihinde kadastro çalışmaları sırasında “H.A.” adına yapılan tespitinin 08.11.1983 tarihinde kesinleştiği, ancak, çap kaydının “H. A.” adına oluşturulduğu, H. A.tarafından sicilin düzeltilmesi amacıyla Tapu Sicil Müdürlüğüne 02.09.2008 tarihinde yapılan başvuru üzerine Tapu Sicil Tüzüğünün 85 maddesinin son fıkrası uyarınca “H.A.” adına tashihen tescil edildiği, bu defa H.A.tarafından 15.09.2008 tarihinde açılan “tapu kaydının düzeltimi” istekli davanın yapılan yargılaması sonucunda Bayburt Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/235 Esas, 206 sayılı ve 27.07.2010 tarihli, “pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine” ilişkin kesinleşen kararı üzerine eldeki tapu iptal ve tescil davasının açıldığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; istisnalar dışında 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3 maddesi hükmü uyarınca kadastro tespit tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde, kadastro tespitinden önceki nedenlere dayalı olarak açılacak davaların belirtilen süre geçirildikten sonra açılması halinde dinlenemeyeceğinde kuşku yoktur. Anılan hükmün kadastrodan önceki doğan haklara ilişkin bulunduğuda sabittir.Oysa somut olayda kadastro tespiti “davalı H.” adına yapılmış ve kesinleşmiş ne var ki sicil kaydı oluşturulurken hata yapılarak eldeki davanın davacısı “H. adına” tesis edilmiştir. Buna göre hataen yapılan tescil tespit tarihinden sonraki işlemle oluşmuştur. Öyle ise olayda 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinin uygulama yerinin bulunmadığı açıktır. Mahkemece diğer nedenler yanında hak düşürücü sürenin de hükmüne gerekçe yapılmasının doğru olduğu söylenemez.
Diğer taraftan, bu şekilde hataen oluşturulan sicil kaydının Türk Medeni Kanununun 1025. maddesi gereğince yolsuz tescil oluşturacağı ve böylesi bir durumda hak düşürücü süre veya zamanaşımına tabi olmaksızın her zaman dava açılabileceğide tartışmasızdır.
Öte yandan Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından kadastro tespiti adına kesinleşen Hüseyin’in talebi üzerine yanlışlığın düzeltildiği de kayden sabittir. Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmünün gözardı edilmiş olmasının hatanın düzeltilmiş olması karşısında neticeye etkili değildir.
Esasen gerek Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi gerekse TMK’nun 1027 maddesi hükmü uyarınca gerekli prosedür tamamlanmadığı durumlarda kişinin mahkemeye müracaat ederek kaydın düzeltilmesini her zaman istemesi olanaklıdır. Kayıt idarece düzeltildiğine, H.A.ın hakları bu şekilde korunduğuna ve H.A.’ın taşınmazda korunması gereken bir hakkının da bulunmadığı gözetildiğinde davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,17.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.