17. Hukuk Dairesi 2019/2086 E. , 2020/4056 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı ...Ş. vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 23.06.2020 Salı günü davalı ...Ş. vekilleri Av. ... ve Av. ... geldi. Davacı ile diğer davalı tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davalı ...Ş. vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili; müvekkilinin bir süre işçisi olarak çalıştığı davalı-borçlu ... Plastik A.Ş."den iş kazası sebebiyle maddi ve manevi tazminat ilam alacaklısı olduğunu, alacaklarının tahsili için Kemalpaşa İcra Müdürlüğü"nün 2011/152 ve 2015/1251 sayılı dosyaları ile takip başlatıldığını, ancak yapılan icra takiplerinin semeresiz kaldığını, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığını, borçlunun İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi, Ansızca köyü (1791) parsel sayılı içinde fabrika binası ve müştemilatı bulunan taşınmazı 11/09/2008 tarihinde 4.123.860,00 TL bedelle diğer davalıya (eski ünvanı ile Fortis Kiralama A.Ş.) sattığını,
devir tarihinde borçlunun tapusunun üzerinde 1. dereceden 3.650,00 TL ve 2. dereceden 3.000.000 USD miktarlı ipotekler bulunduğunu, temlik alanın daha sonra aynı taşınmazı 21/06/2010 tarihinde 3.657.764,00 TL bedelle üçüncü şahsa sattığını, davalılar arasındaki temlikin muvazaalı olup alacaklıları zarara uğratmak maksadıyla yapıldığını belirterek davalılar arasındaki 11/09/2009 tarihli temliki tasarruf işleminin muvazaa nedeniyle iptaline, İİK.m.283/1 gereğince alacaklıya cebri takip ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ...Ş. Vekili; dava zamanaşımı süresinin geçtiğini, muvazaa iddiasının gerçeği yansıtmadığını, taşınmazın satış değerinden daha düşük bir bedelle satılmasının muvazaa olduğunun kanıtı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı ... Plastik İhtiyaç Maddeleri Dağıtım A.Ş.; davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın tazmin davası olarak kabulü ile; davalı borçlu tarafından diğer davalıya devir yapılan 1791 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak davacı lehine, Kemalpaşa İcra Dairesinin 2011/152 ve 2015/1251 sayılı takip dosyalarındaki alacağın tahsili bakımından, takip konusu alacağın davalı ...Ş."den tazminine karar verilmiş; hüküm, davalı ...Ş. vekili tarafından istinaf edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, usul ve yasaya uygun olan mahkeme kararına yönelik davalı ...vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ...vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava BK"nun 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir.
1-HMK"nin 33. maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Somut olayda, dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla BK"nun 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir. Yüzeysel
bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK"nun 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.
3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Bu madde sadece davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin kıyasen uygulanması olup üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına da gelmemelidir. Bu nedenlerle mahkemenin davayı BK"nun 19. maddesindeki muvazaalı işlemin iptali olarak nitelemesi gerekirken, yazılı şekilde nitelemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
2-Dava konusu taşınmaz davalı borçlu şirket tarafından 11.09.2008 tarihinde davalı ...Ş."ne devredilmiş, o da 21.06.2010 tarihinde dava dışı Verimli Plastik Film Enerji San. ve Tic. A.Ş."ne devretmiştir. Bu taşınmaz ile ilgili satışın iptaline karar verilmesi için taşınmazı devir silsilesi içindeki tüm satışların muvazaalı olduğunun ispatlanması gerekir. Bu halde ise davalı ...Ş."den taşınmazı
devir alan dava dışı Verimli Plastik Film Enerji San. ve Tic. A.Ş."nin de davaya dahil edilerek, taraf delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edilmesi de isabetsiz olmuştur.
3-Kabule göre ise;
a-İİK’nun 277 ve devamı maddelerine göre davanın en geç tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde açılması gerekir.(İİK’nun 280-1) Somut olayda ilk tasarruf 11.09.2008 tarihinde gerçekleştiği halde dava 20.04.2015 tarihinde 5 yıllık süreden sonra açılmıştır.
b-Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için davacı alacaklı elinde geçici veye kesin aciz belgesi olması gerekirken, borçlu adresinde yapılmış bir haciz de bulunmamaktadır.
c-İİK’nun 283./2 maddesi gereğince davanın bedele dönüşmesi halinde, üçüncü kişinin malı elinden çıkardığı tarihteki malın değeri ile takip konusu alacak ve ferilerini geçmeyecek şekilde sorumlu olması gerekirken böyle bir tespit yapılmadan takip konusu alacağın üçüncü kişiden tahsiline karar verilmesi de isabetli değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1), (2) ve (3) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı ...Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 2.540,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı ...Ş. verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...Ş."ye geri verilmesine 29/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.