21. Hukuk Dairesi 2017/1152 E. , 2018/1053 K.
"İçtihat Metni"
Davacı ... ile davalılar, 1-... Vek.Av. ... 2-..., feri müdahil ... Vek.Av. ... aralarındaki tespit davası hakkında ... As. Huk. (İş) Mahkemesince verilen 29/04/2015 gün ve 2010/198-2015/93 sayılı kararın Onanmasına ilişkin Dairemizin 14/12/2016 gün ve 2015/15070-2016/15087 sayılı ilamına karşı davacı vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmşu olmakla dosya incelendi. Gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı 26.01.2017 tarihli dilekçe ile Dairemizin 14.12.2016 Tarih ve 2015/15070 E, 2016/15087 K sayılı Onama kararında maddi hata olduğunu, maddi hatanın giderilmesini istemiştir.
İş Mahkemeleri Kanunu"nun 8/3. maddesi gereğince iş mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Maddi yanılgı kavramından amaç; hukuki değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay, bugüne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 2002/10-895 E ve 2002/838 K, 2003/21-425 E ve 2003/441 K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda; daha önce Dairemizce yapılan incelemede ve dosyada mevcut bilirkişi raporunda davacının sevkiyat sorumlusu olarak adının bulunduğu 02.07.2007 tarihli bir sevk fişinin tarihinin hatalı olarak “ 02.02.2007 ” olarak değerlendirildiği ve bu tarihin davacının talep ettiği dönem içerisinde kaldığı anlaşıldığından, Dairemiz kararında maddi hata bulunduğu anlaşılmakla Dairemizin 14.12.2016 Tarih ve 2015/15070 E, 2016/15087 K sayılı Onama kararının kaldırılmasına karar verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
1- Dosyadaki yazılara, temyiz edenin sıfatına ve temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı Kurum vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı temyizine gelince;
Davacı, davalılara ait işyerinde 05.07.2006 – 2007/9. ay arası çalıştığını belirterek hizmet süresinin tespitini istemiştir.
Mahkemece; davacının davalı ..."a ait işyerinde 17.11.2006 – 26.12.2006 tarihleri arasında 40 gün hizmeti bulunduğunun tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının 27.12.2006 – 30.05.2007 tarihleri arasında davalı işyerindeki 155 günlük hizmeti daha önceden davalı Kurum"a bildirildiğinden bu hususta yeniden hizmet tespiti yapılmasına yer olmadığına, davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işyerinde kamyon şoförü olarak çalıştığını beyan eden davacı adına davalı ... adına kayıtlı işyeri tarafından 27.12.2006 – 30.05.2007 tarihleri arasında davalı Kurum"a hizmet bildirildiği, davacının davalı ... işyeri adına 17.11.2006 tarihinde orman işletme şefliğine taşıma yaptığına dair belge bulunduğu, davacının; ... tarafından gönderilen 2006/9 ve 10. aylara ait sevk irsaliyelerindeki imzanın kendisine ait olduğunu iddia ederek bunlarla ilgili imza incelemesi yapılmasını talep ettiği, ancak mahkemece imza incelemesi talebinin bilirkişi incelemesinden sonra değerlendirilmek üzere reddedildiği, daha sonra da imza incelemesi yapılmadığı, davacının sevkiyat sorumlusu olarak adının bulunduğu 02.07.2007 tarihli bir sevk fişi mevcut olduğu, ancak bilirkişi raporunda söz konusu tarihin 02.02.2007 olarak yazıldığı anlaşılmaktadır.
Bu tür hizmet tespitine yönelik davaların Kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı dava tarihinde yürürlükte olan 506 sayılı Yasa"nın 79/10. maddesi ile halen 5510 sayılı Yasa"nın 86. maddesi olan bu tür davalarda; öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı, eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli ve dinlenilen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde çalışan işyerinde kayıtlı bordro tanıkları ya da komşu ve yakın işyerlerinde çalışan kayıtlı tanıklar olması sağlanarak çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmelidir. Bu yön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu"nun 16.09.1999 gün 1999/21-510-527, 30.06.1999 gün 1999/21-549-555, 05.02.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 03.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578 ve 01.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda ise; delil olarak sunulan sevkiyat fişleri üzerinde imza incelemesi yaptırılmadan, davacının sevkiyat sorumlusu olarak adının bulunduğu 02.07.2007 tarihli sevk fişi dikkate alınmadan ve davacı tanığı ... tarafından; her ne kadar sevk irsaliyeleri davalı adına düzenlenmişse de veresiye fişlerine davacının imza attığı yönündeki beyanı dikkate alınarak bu veresiye fişleri incelenmeden sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; davacının dava dilekçesinde davalı işyerinde 05.07.2006 – 2007/9. ay arası çalıştığını beyan ettiği, ancak talep kısmında işçilik alacaklarına ilişkin beyanda bulunduğu, daha sonra ıslah dilekçesi sunarak hizmet tespiti talebinde bulunduğu, fakat yine süre bildirmediği anlaşıldığından öncelikle; davacından hizmet talep ettiği sürenin açıklanmasını istemek, daha sonra; zabıta vasıtası ile ... Kum Ocağı"ndan talep edilen döneme ilişkin ve ... adına düzenlenen sevk irsaliyelerinin karşılığı olan veresiye fişlerini temin etmek, ayrıca yine zabıta vasıtası ile davalı ..."a ait işyerinden davaya konu döneme ait nakliye faturaları ve sevk irsaliyelerini temin etmek ve temin edilen bu veresiye fişleri, belgeler ile dosyada mevcut tüm sevk irsaliyesi vs belgeler üzerinde imza incelemesi yaptırmak ve böylece toplanan deliller değerlendirilmek sureti ile varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece söz konusu fiili ve hukuki gerçekler dikkate alınmadan, eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.