
Esas No: 2020/263
Karar No: 2021/125
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/263 Esas 2021/125 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 13. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Hükümlü ..."nun, şikâyetçi Fatma Gürcan’a yönelik eylemi nedeniyle 765 sayılı TCK"nın 493/1-son ve 61. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezası; şikâyetçi Zafer Bayraktar’a yönelik eylemi nedeniyle aynı Kanun’un 493/1-son ve 522. (pek fahiş) maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.10.2001 tarihli ve 513-1079 sayılı hükümlerin, yasa yollarına başvurulmaksızın 26.03.2002 tarihinde kesinleşmesinden sonra infaz aşamasında 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"na göre yeniden değerlendirme yapan Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesince 17.06.2005 tarih ve aynı sayı ile, hükümlünün, şikâyetçi ...’a yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d, 143 ve 35. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası; şikâyetçi ...’a yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d ve 143. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükümlerin hükümlü tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 14.02.2019 tarih ve 5868-2281 sayı ile;
"...Sanığın temyiz istemi süresinde kabul edilerek yapılan incelemede;
1- 5252 sayılı Yasa"nın 9/3. maddesi uyarınca hükümlü yararına olan hükmün, 765 sayılı Yasa"nın ve 5237 sayılı Yasa"nın ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı ve bu doğrultuda, 5237 sayılı Yasa"ya göre suç oluşturan eylem nedeniyle, anılan Yasa"nın 61/1. maddesi uyarınca, temel cezanın ne şekilde saptanacağının belirlenmesi, arttırım ve indirim oranlarının takdiri, cezaya etkili olan yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi ve bireyselleştirmenin yapılması için duruşma açılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de:
2- Müşteki Fatma Gürcan’a yönelik hırsızlığa teşebbüs eylemi bakımından, 09.05.2000 tarihli görgü ve tespit tutanağında; suça konu aracın sol ön kapısının sert bir cisimle zorlanmak suretiyle açılmış olduğunun belirtilmiş olması karşısında, sanığın, müştekiye ait araçtan, anahtar ya da anahtar yerine geçecek başka bir alet yardımıyla kilit açmak suretiyle hırsızlık suçunu işlediğine dair delil bulunmadığı gözetilmeden, TCK"nın 142/1-b maddesi yerine yazılı şekilde TCK’nın 142/2-d maddesi uyarınca hüküm kurulmak suretiyle fazla ceza tayini,
3- Yalova Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik hırsızlık eylemi bakımından, TCK"nın 142/2-d maddesinin ancak hırsızlık suçunun "haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit aksamına zarar vermeden olağan yollar ile kilidi açmak suretiyle" işlenmesi hâlinde uygulanabileceğinin anlaşılması karşısında, sanıkların aracın kapısını "sair alet" ten kabul edilen çakı ile açtığı kabul edilse de, çakının anahtar gibi kullanılmak sureti ile kilit mekanizmasının çalıştırılarak açıldığına dair aleyhe tespit ve kanıt bulunmadığı gözetilmeden, sanığın TCK"nın 142/1-b maddesi yerine, aynı Yasa"nın 142/2-d maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,
4- 5237 sayılı TCK’nın 53/1-2-3. maddesinde öngörülen belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbirlerinin, kasten işlenen suçlarda mahkûmiyetin yasal sonucu olduğu ve hükmedilen ceza süresine bakılmaksızın uygulanması gerektiği gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yalova 1. Asliye Ceza Mahkemesince 11.09.2019 tarih ve 154-506 sayı ile, hükümlünün şikâyetçi Fatma Gürcan"a yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 143 ve 35. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası; şikâyetçi Zafer Bayraktar"a yönelik eylemi nedeniyle aynı Kanun’un 142/1-b ve 143. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden aynı Kanun"un 53. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına ilişkin hükümlerin, hükümlü tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince 05.03.2020 tarih ve 435-3397 sayı ile, hükümlünün temyiz dilekçesini 15 günlük süre içerisinde vermesi nedeniyle temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.03.2020 tarih ve 120400 sayı ile;
"...7035 sayılı Kanun ile CMK"nın 291. maddesinde değişiklik yapılarak 05.08.2017 tarihinden sonra verilen kararlar yönünden temyiz süresi 15 güne çıkarılmış ise de, 26.09.2014 tarihli ve 5235 sayılı Kanun"un geçici 2. maddesi uyarınca "Resmî Gazete"de ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu"nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağına dair hüküm ve 1412 sayılı CMUK"nın 310. maddesindeki temyiz süresinin bir hafta olduğuna dair hüküm gözetildiğinde 8. günde hükümlü tarafından yapılan temyiz itirazının reddine karar verilmesi yasal zorunluluktur. Zira, inceleme konusu dosya daha önce temyiz denetiminden geçmiştir ve dolayısıyla tekrar temyiz edildiğinde Yargıtay denetimine tabi olup 05.08.2017 tarihinde temyiz süresinin 15 güne çıkarılmasına dair hükme tabi değildir. Ayrıca, tefhim edilen kararda hükümlünün temyiz süresinde, başvuru yeri ve şekli konusunda yanıltılması da söz konusu değildir. Bu sebeplerle, hükümlünün temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 18.06.2020 tarih ve 5842-5844 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; uyarlama yargılaması sonucunda verilen hükme yönelik temyiz süresinin 1412 sayılı CMUK"nın 310 ve 311. maddeleri uyarınca "bir hafta" mı, yoksa 05.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun"un 21. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesinin 1. fıkrası uyarınca "on beş" gün mü olduğunun; bu bağlamda hükümlünün temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; hükümlünün 17.09.2019 tarihli dilekçesinin temyiz dilekçesi niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Hükümlünün 09.05.2000 tarihinde işlediği iddia olunan hırsızlık suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, şikâyetçi Fatma Gürcan’a yönelik eylemi nedeniyle 765 sayılı TCK"nın 493/1-son ve 61. maddesi uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezası; şikâyetçi Zafer Bayraktar’a yönelik eylemi nedeniyle aynı Kanun’un 493/1-son ve 522. (pek fahiş) maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, yoklukta verilen hükmün, Resmî Gazete’nin 10.03.2002 tarihli ve 24691 sayılı nüshasında ilanen tebliği yapılarak yasa yollarına başvurulmaması nedeniyle 26.03.2002 tarihinde kesinleştirildiği,
Hükmün infazı sırasında Cumhuriyet Başsavcılığınca, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK kapsamında yeniden değerlendirme yapılmasının talep edilmesi üzerine Yerel Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ek karar ile; hükümlünün, şikâyetçi Fatma Gürcan’a yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d, 143 ve 35. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası; şikâyetçi Zafer Bayraktar’a yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d ve 143. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 21.06.2005 tarihinde hükümlüye tebliğine rağmen süresi içinde yasa yollarına başvurulmayan bu hükmün de 29.06.2005 tarihinde kesinleştirme işlemlerinin yapıldığı,
Hükmün, 11.07.2018 tarihinde hükümlü tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesince kanun yolu bildiriminin eksik olması nedeniyle temyiz talebinin süresi içinde olduğu kabul edilerek esastan temyiz incelemesi yapılıp bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda, hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 143 ve 35. maddesi uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası; aynı Kanun’un 142/1-b ve 143. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile mahkûmiyetine ilişkin kararın, 11.09.2019 tarihinde hazır bulunan hükümlünün yüzüne karşı verildiği, hükümlünün Yalova Bölge Adliyesine hitaben düzenlediği, başlık bölümündeki konu kısmına temyiz hakkında olduğunu belirttiği 17.09.2019 havale tarihli dilekçesi ile, 2000/513 esas ve 2001/1079 karar sayılı hükümde hakkında TCK’nın 143. maddesinin uygulandığını, oysa ki, suçun işlendiği zaman diliminin belli olmadığını ileri sürerek “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı gereğince aleyhine uygulanan TCK’nın 143. maddesinin kaldırılmasını talep ettiği, 14.11.2019 tarihinde de gerekçeli kararın yöntemine uygun şekilde tebliği üzerine hükümlü tarafından 22.11.2019 tarihinde ayrıntılı temyiz dilekçesi sunulduğu,
Kısa ve gerekçeli kararların son paragraflarında; “...İlgililere hükmün açıklanmasından itibaren, karar ilgililerin yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkememize verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere sanığın yüzüne karşı verilen karar 5271 sayılı CMK’nın 231/1. maddesi gereğince açıkça okunup gerekçesi ana çizgileriyle anlatıldı.” şeklinde açıklamalara yer verildiği,
Kısa kararın tebliğ edildiği 11.09.2019 tarihinin çarşamba gününe denk geldiği, tefhimden itibaren bir hafta olan 18.09.2019 tarihinin de çarşamba gününe; gerekçeli kararın tebliğ edildiği 14.11.2019 tarihinin ise perşembe gününe denk geldiği, tebliğden itibaren bir hafta olan 21.11.2019 tarihinin de perşembe gününe tekabül edip temyiz süresi içinde herhangi bir tatil günü bulunmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi "kanun yolu" adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (Feridun Yenisey - Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2017, s. 859, 860).
Bu anlayışa paralel olarak, Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.",
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde ise;
“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...”
Hükümlerine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere Anayasanın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.
Aynı şekilde, 25.03.2016 tarihi itibarıyla iç hukukumuzun bir parçası hâline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) Ek 7 numaralı Protokolünün "Cezai Konularda Temyiz Hakkı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında;
"Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımın dayanakları dâhil kanunla düzenlenir." hükmüyle ilgili kişinin hakkında kurulan hükmü daha yüksek bir mahkemeye inceletme hakkının bulunduğu belirtilmiştir.
Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de süre ve istek şartlarının birlikte bulunması gerekmektedir.
1412 sayılı CMUK’nın temyizin süresini düzenleyen 310. maddesinde, genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre hükmün tefhiminden itibaren, yoklukta verilen kararlarda ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesi uyarınca da temyiz davası açılması için yedi günlük bir süre öngörülmüş iken 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun"un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yedi" ibaresi "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmıştır.
Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 04.06.1984 tarihli ve 2-196 sayılı kararında yer verildiği üzere, ilgili kişinin yüzüne karşı verilen bir hükme yönelik yasal temyiz süresi, tefhimle birlikte başlamakta olup sonradan yapılan karar tebliği, temyiz süresini yeniden başlatmayacaktır. Ancak, tefhim ile birlikte temyiz süresinin işlemeye başlaması için kanun yolu bildiriminin Kanun"un öngördüğü şekilde ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde yapılması gerekmektedir.
Temyiz davasının açılabilmesi için gerekli olan ikinci şart ise istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “Davasız yargılama olmaz” ilkesinin doğal sonucu olarak temyiz davası kendiliğinden açılamayacağından, bu konuda bir isteğin bulunması ve bu isteğin de hak ve yetkisi olan kişilerce yerine getirilmesi zorunluluğu aranmış, süre ve istek şartlarına uygun temyiz davasının açılmamış olması hâlinde ise hükmün Yargıtayca incelenmesinin imkansız olduğu ilkesi benimsenmiştir.
Temyiz istemini açıklayan başvuru ise, 1412 sayılı CMUK’nın 310, 5271 sayılı CMK’nın 291. maddeleri uyarınca ya hükmü veren mahkemeye dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilip hâkime tasdik ettirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulması suretiyle yapılır. Bu başvuruda temyiz iradesinin ortaya konulması, temyiz denetiminin kapsamının belirlenmesi bakımından hangi hukuka aykırılıklara dayanıldığının anlaşılır bir şekilde gösterilmesi yeterli olup hak arama hürriyeti ilkesi de gözetildiğinde incelemeyi yapacak olan kanun yolu makamlarında yanılma temyiz incelemesi yapılmasına engel değildir.
Diğer taraftan, 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un 25 ve Geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete"de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun"un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun"un “Temyiz ve karar düzeltme” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun"un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete"de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu"nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.” hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK"nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK"nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Bu açıklamalar ışığında hükümlünün 17.09.2019 tarihli dilekçesinin temyiz dilekçesi niteliğinde olup olmadığı, bu bağlamda temyiz isteminin süresinde olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde,
Hükümlünün 09.05.2000 tarihinde işlediği iddia olunan hırsızlık suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece 17.10.2001 tarih ve 513-1079 sayı ile hükümlünün iki kez olmak üzere 765 sayılı TCK"nın 493/1-son maddesi cezalandırılmasına karar verildiği, yoklukta verilen hükmün, ilanen tebliği yapılarak yasa yollarına başvurulmaması nedeniyle 26.03.2002 tarihinde kesinleştirildiği,
Hükmün infazı sırasında Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK kapsamında yeniden değerlendirme yapılmasının talep edilmesi üzerine Yerel Mahkemece 17.06.2005 tarih ve 513-1079 sayı ile hükümlünün, iki kez olmak üzere 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiği, 21.06.2005 tarihinde hükümlüye tebliğine rağmen süresi içinde yasa yollarına başvurulmadığı gerekçesi ile bu hükmün de 29.06.2005 tarihinde kesinleştirme işlemlerinin yapıldığı,
Bu aşamada 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun"un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yedi" ibaresinin "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresinin on beş güne çıkarıldığı,
Hükümlünün 17.06.2005 tarihli uyarlama kararına yönelik 11.07.2018 tarihinde temyiz talebinde bulunması üzerine Özel Dairece 14.02.2019 tarih ve 5868-2281 sayı ile kanun yolu bildiriminde eksiklik olması nedeniyle hükümlünün temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu kabul edilerek hükmün bozulmasının ardından devam olunan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece, 11.09.2019 tarihli kısa kararın hazır bulunan sanığa tefhim edildiği,
Kanun yolu bildiriminde “...İlgililere hükmün açıklanmasından itibaren, karar ilgililerin yokluğunda açıklanmışsa tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde mahkememize verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere sanığın yüzüne karşı verilen karar 5271 sayılı CMK’nın 231/1. maddesi gereğince açıkça okunup gerekçesi ana çizgileriyle anlatıldı.” şeklinde açıklamalara yer verildiği,
Hükümlünün, 2000/513 esas ve 2001/1079 karar sayılı hükümde hakkında uygulanan TCK’nın 143. maddesinin koşullarının bulunmadığı, aleyhine uygulanan TCK’nın 143. maddesinin kaldırılmasını talep ettiği yönünde 17.09.2019 havale tarihli dilekçe sunduğu,
14.11.2019 tarihinde de gerekçeli kararın yöntemine uygun şekilde tebliği üzerine hükümlü tarafından 22.11.2019 tarihinde temyiz yasa yoluna başvurulduğu olayda;
Hükümlünün, 17.09.2019 tarihli dilekçesinin başlık bölümündeki konu kısmına talebinin temyize ilişkin olduğunu belirtip dayandığı hukuka aykırılık hâlini de açıkça gösterdiği, dosya kapsamı itibarıyla temyiz süresi tefhimle birlikte başlayacak, sonradan yapılan karar tebliği süreyi yeniden başlatmayacak ise de, gerekçeli kararın tebliğinden sonra 21.11.2019 tarihinde ayrıntılı temyiz dilekçesi vermesi hususu da dikkate alındığında, hükümlünün 11.09.2019 tarihinde yüzüne karşı verilen hükme yönelik olarak temyiz iradesini ortaya koyduğu 17.09.2019 tarihli dilekçesinin temyiz dilekçesi niteliğinde olduğunun ve dilekçenin Yalova Bölge Adliyesine hitaben düzenlenmesinin temyiz incelemesine engel teşkil etmeyeceğinin anlaşılması karşısında, incelemeye konu son karar tarihi 11.09.2019 olmakla birlikte bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen 17.10.2001 tarihli ilk hükmün, temyiz yasa yoluna tabi olması nedeniyle temyiz süresinin 1412 sayılı CMUK"nın 310. maddesine göre bir hafta olduğu, hükümlünün 11.09.2019 tarihli karar oturumunda yüzüne karşı verilen ve kanun yolu bildirimi de yasaya uygun şekilde yapılan karara yönelik temyiz talebinde bulunduğu 17.09.2019 tarihli dilekçesinin “bir haftalık” yasal süresi içinde verildiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, temyiz isteminin süre yönünden reddini talep eden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile reddine, Özel Dairenin onama ilamından, hükümlünün, 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesi uyarınca 15 gün içinde temyiz yoluna başvurması nedeniyle temyiz isteminin süresinde olduğuna ilişkin gerekçe kısmının çıkarılmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile REDDİNE,
2- Yargıtay (Kapatılan) 13. Ceza Dairesinin 05.03.2020 tarihli ve 435-3397 sayılı ilamından, “Her ne kadar 6723 sayılı Kanun ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden önce ilk derece mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK"nın 305 ile 326. maddelerindeki temyiz hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanun’un 310. maddesi uyarınca bir haftalık temyiz süresinin geçerli olduğu anlaşılmakta ise de,
05.08.2017 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen ve bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı yedi (7) gün olarak öngörülen temyiz süresinin on beş (15) gün olarak değiştirildiği, 5271 sayılı CMK’ya eklenen geçici 1. madde hükmüne göre de, 05.08.2017 ve sonrasında verilen (ilk derece ve istinaf ayırımı yapılmaksızın bütün) kararlar hakkında yeni temyiz sürelerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, ceza muhakemesinde ‘Derhal Yürürlük İlkesi’nin geçerli olduğu, bu ilke uyarınca değişiklik aleyhe olsa bile yürürlüğe girdiği günden itibaren bütün vakalarda uygulanması gerektiği, kaldı ki, değişikliğin sanık lehine bir değişiklik olduğu, esasen yürürlükten kaldırılmakla birlikte 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi dolayısıyla bir kısım kararlar yönünden yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesi hükmünün bu değişiklikler karşısında ‘zımnen ilga’ edildiğinin kabul edilmesi gerektiği düşüncelerinden hareketle temyiz süresinin on beş (15) gün olduğunun belirlendiği,
Nihayet, tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla 7035 sayılı Kanunla eklenen geçici birinci maddeyle; 5271 sayılı CMK"nın 291. maddesinde yapılan değişiklikler ‘Bu Kanun’un (7035) yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır.’ denilmek suretiyle doğrudan ya da istinaf sonrası ayrımı yapmaksızın bütün kararların yeni temyiz süresine, yani on beş (15) günlük temyiz süresine tabi olduğunun açıkça vurgulanması karşısında; 14.11.2019 tarihinde tebliğ edilen hükmü 22.11.2019 tarihinde temyiz eden sanığın temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede” ibarelerinin ÇIKARILMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.